Mardin'den İstanbul'a döneli bir hafta olmuştu. Her zamanki hastane rutinime devam ediyordum. Poliklinik hastalarımı bitirip kahve içmek için kantine indim. Elime sıcak kahveyi alıp hastanenin geniş bahçesine adımladım.
''Selam.'' diyerek yanıma gelen Ufuk'a baktım. Kahvemi kaldırıp selam verdim sadece.
''Bu akşam nöbetin yok, yemek teklifimi değerlendirmen gereken güzel bir zaman.''
''Reddettiğimi hatırlıyorum Ufuk.''
"Tekrar teklif ediyorum bende."
"Tekrar reddediyorum o halde."
"Neden?"
''Aç değilim.''
Onu ardımda bırakıp hastanenin bahçesindeki banka oturdum. Başımı gökyüzüne kaldırıp, gözlerimi kapayıp derin bir nefes çektim içime. Bahçedeki ağaçlar çok güzel kokuyordu. Gözlerimi açtığımda ağaçların renkli yapraklarıyla karşılaştım. Bu yeşil Aslan'ın gözlerinin yeşiline benziyordu.
Aslan'ı en son havaalanında görmüştüm. Görmek mi isterdin derseniz, sanırım isterdim. Neyse diyerek düşüncelerimi kovup banktan kalkacakken telefonum çaldı. Abim arıyordu.
''Efendim abicim.''
''Toprak şey, e buraya gelmen lazım.''
Sesi titriyordu.
''Abi iyi misin sen, bir şey mi oldu?''
''Lütfen buraya gel Toprak, sana çok ihtiyacım var.''
Ardından hiçbir şey demeden telefonu kapadı. Banktan aceleyle kalkarak odama gittim. Asistanıma acil durum olduğunu anlatırken bir yandan da üzerimi değiştiriyordum. Allah'a şükür uçak vardı, hızla bilet alıp arabama bindim. Derya'ya durumu anlatan bir mesaj çekerek henüz bir hafta önce gittiğim Mardin'e dönüyordum.
Uçaktan inip hemen bir havaalanı taksisine bindim. Abim gelmem gereken adresi mesaj atmıştı. Taksinin durduğu adres abimin nişanlısının konağıydı. Taksiciye beklemesini söyleyip indim. Konağın önünde de bir sürü araba ve bir sürü adam vardı. Abime bir şey olma ihtimali beynime yankı yaparken derin bir nefes alıp ezip geçtim hepsini. Gürültüyle açıldı konak kapısı girdim içeri kalabalık bir avlu vardı. Gözlerimi telaşla içeride gezdirdim. Koca konağın avlusunda abimin yüzünü gözünü kanlar içinde görmeyi, elbette beklemiyordum.
''A- abi!''
Yanına koştum hemen, yaralı yüzünü ellerimin arasına aldım.
''Kim yaptı bunu sana!''
''Toprak özür dilerim.'' dedi fısıltıyla. Ne demekti, bu neyin özrüydü. Kollarıma dolanan ellerle ayağa kaldırıldım. İki iri yarı adam beni abimden uzaklaştırmaya başladı, çırpınıyordum.
''Bırakın beni! Ne oluyor burada!'' dedim şiddetli sesimle. Beni duymadılar bile.
''Bırakın lan!'' diye bağıran sese döndüm. Karşımda Aslan vardı, hızla yanıma geldiğinde adamları benden uzaklaştırdı.
''Ne oluyor burada?'' diye sordum ona sinirle.
''Abin olacak şerefsize sor!''
Orta yaşlı bir grup adam karşıma geldi, içlerinde babam ve abimin evleneceği kızın babası da vardı.
''Abin namussuzluk etti, bu lekeyi sen temizleyeceksin!''
Çamaşır suyu muyum lan ben!
''Ne yaptı! Ben kimsenin hatasının bedeli olamam!''
''Kaç yıllık dostumuzdur, kızıma göz koymuş şerefsiz! Bu da yetmezmiş gibi bir de kızımı hamile bırakmış!''
''Kızın da rızası var mıymış?''
''Ne dersin sen!''
''Tecavüz mü etmiş!''
''Hayır!'' diye haykırdı abim, ''Biz sevdik birbirimizi!''
Söz konusu kızın sesini de ilk defa duyuyordum. ''Zorla değildi.'' dedi ağlamalarının arasından.
''İki yetişkin birey birlikte olabilir, kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz! Seviyorlar da birbirlerini evlensinler işte!''
''O kadar kolay değil!'' dedi başka bir adam.
''Yaptıkları şey namusumuza göz dikmek! Bunun bir cezası var!''
"Karar verilecektir!" Sözüyle herkes toplanıp içeriye gitti. Bende yerde kanlar içinde yatan abimin yüzünü temizlemeye başladım.
"Çok seviyorum Toprak, çok."
"Bu topraklarda yapılır mı bu!" Dedim sitemle.
"Zülüf'ü de bebeğimi de öldürecekler."
"Sus deme öyle, o kadar kolay değil."
"Kolay buralarda kolay."
Dakikalar sonra içeriye giren adamlar çıktı.
''Karar verildi!'' dedi sert bir ses. Bu adam diğerlerine göre daha yaşlıydı.
''İki aile birbirinden kıza alıp verecektir! Cihan ve Zülüf'ün ardından Aslan ve Toprak evlenecektir!''
Bakışlarım hızla bir adım gerimde duran adamı bulduğunda onun sert çehresinde zerre şaşkınlık yoktu.
"Ben kimseyle evlenmem!" diye bağırdım. Sert ve güçlü çıkmıştı sesim.
Zümrüt hanımın kardeşi yılan Zehra konuştu.
''Ben evlenirim Aslan'la!'' dedi bağırarak. Bir umut baktım ona.
''Sen Musa ağanın kızı değilsin!'' dedi adam. Tekrar bana döndü bakışlar. Aynı adam başıyla birilerine işaret vermişti.
İki iri yarı adam abimi yerden kaldırıp başka bir yere sürüklemeye başladılar. Hemen yanlarına gittim.
''Bırakın abimi nereye götürüyorsunuz!''
''Kabul etmiyorum demedin mi? E öldüreceğiz!''
''İnsan hayatı bu kadar basit mi! Siz manyak mısınız!''
''Sen şehirde yaşaya yaşaya buraların adetlerini unutmuşsun! Ama abin ölünce hatırlamış olursun!''
İki adamı abimden uzaklaştırmaya çalışıyordum, bana dokunacaklarken yine Aslan girdi araya.
''Bir daha bu kıza dokunursanız sizi mahvederim!'' diye bağırdığında abim de yere yıkılmıştı.
''Abi sen naptın!''
''Çok seviyorum Toprak ne olur kabul et. Ben bir şey değilim Zülüf ve bebeğime de zarar verirler.''
''Abi ağlama sus!''
''Toprak lütfen, sende şu kadarcık hatırım varsa kabul et.''
''Yapamam ben annem gibi olamam.''
''Aslan babam gibi biri değil, o sever seni.''
''Abi deme öyle! Tanımadığım bir adamla evlenemem!''
''O zaman ölümümü izle.''
Ellerimi iterek kendinden uzaklaştırdı beni, aynı anda onun kafasına silah dayadılar. Aslan'a baktım çaresizce.
''Bir şey yapsana! Ne duruyorsun!''
''Ben yapacağımı yaptım.'' dedi anlamlandıramadığım bir tonda.
Zümrüt hanım geldi yanıma ayaklarıma kapanıyordu.
''Toprak kabul et, evlen ne olur kabul et, bak abin yıllarca baktı sana öldürecekler onu! Hadi kabul et!''
Zümrüt hanımı bu halde göreceğimi söyleseler hayatta inanmazdım. O yaşlı adam tekrar konuştu.
''Ne dersin Toprak, kabul etmezsen abin ölecek.''
Hayatım kararmaya başlarken abime baktım. Hayatımı borçlu olduğum abime.
Adamlardan biri silâhı abimin kafasına dayarken kanım çekilmişti sanki. Zaten gözlerimin önünde kaybettiğim annem aklımdan hiç çıkmazken bir kez daha aynı acıyla mı sınanacaktım ben?
Herkesten bir ses çıkıyordu fazla gürültü vardı burada, bir sonuca bağlanması gerekiyordu. Son kez bir umut Aslan'a baktım. Beton gibi suratıyla bana bakıyordu. Derin bir nefes aldım, sesimin güçlü çıkmasına dikkat ederek konuştum.
''Evlenmeyi kabul ediyorum!'' diye bağırdım tüm bu gürültüyü susturmak ister gibi.
"Berdel olacaktır hazırlıklar başlasın!"
Ağanın cümlesinden sonra bir mutluluk meydana geldi konakta. İçime çöken derin bir hüzün vardı, hayatım mahvolurken bu bayram havası neydi?
Zümrüt hanım hemen sarıldı abime öpe koklaya, babam da öyle peki benim kayıp giden hayatım kimin umurundaydı? Kendim kabul etmiştim kendi hayatını mahvetmiştim.
Duvarın dibinde kalmıştım her zamanki gibi, kimsesiz gibi. Herkes bir şekilde mutluydu. Gözümden süzülen yaşa lanet edip çıktım konaktan. Taksinin kapısını açıp konağa baktım onunla göz göze geldik, evlenecektim onunla gerçekten bana çok uzak olan evlilik şuan bir imza kadar yakındı... Yeşil gözlerinden bakışımı çekip geçtim arabaya.
Yine anneme sığındım...
Abimi ve kendimi bu durumdan kurtarmak için elimden geleni yapmaya çalışsam da bu adamlar buralarda çok güçlülerdi. Abimin Zülüf ve bebeği için sürekli bana yalvarması da gitmiyordu kulağımdan. O masum bebeğin hiçbir suçu yoktu, en çok ona acıyordum.
Madem evlenmek zorundaydım hiç tanımadığım bir adamla haybeye bir evlilik yapmaktansa bir plan kurdum. Derya'yı aradım. Bana bir sözleşme hazırlamasını söyledim. Bebek 4 aylıktı o doğumdan sonra boşanacaktık. Beş ay, beş ay sonra boşanmak kaidesiyle evlenecektik.
Zaten Aslan'ın da bunu kabul edeceğini düşünüyordum. Hiçbir insan daha önce tanımadığı biriyle evlenecek kadar aklını yitirmiş olamazdı.
Abimden, Aslan'ın numarasını aldım. Arama tuşuna basarken içimde oluşan heyecanı anlamlandıramadım. Fiziksel olarak beğensem de bu durum saçmaydı.
''Efendim.''
''Ben Toprak.''
''Biliyorum.''
''Görüşmemiz lazım.''
''Olur.''
Kaldığım otelin adını verip telefonu kapadım. Bu adam fazla rahat değil miydi? Üzerim giyinip lobiye indim. Otelin restoranına geçip Aslan'ı beklemeye başladım. Kısa zamanda gelmişti, üzerinde deri bir ceket vardı. Saçları hafifçe dağılmış, bileğinde siyah bir bileklik gözüme çarptı. Onu incelemeye devam ederken gelip karşıma oturdu.
''Müstakbel karım beni mi özlemiş?''
''Benimle böyle konuşma.''
Çapkınca gülümseyip kendine kahve söyledi. Önümdeki kahveden bir yudum alıp sözleşme konusuna girdim.
''Birbirimizi hiç tanımıyoruz.''
''Tanırız.''
''İki yabancıyız, ben abim için sende kardeşin için böyle bir saçmalık yapmak zorundayız evet bunu en sorunsuz şekilde bitirecek bir yöntem buldum.''
Tek kaşını kaldırıp baktı bana, ''Sikik sokuk bir sözleşme mi?''
Masanın üzerindeki duran dosyanın kapağını açıp ona uzattım.
''Maddelere ekleme yapabilirsin.''
''5 ay sonra boşanıyoruz demek.''
''Evet.''
''Temas istemiyorsun.''
''Elbette istemiyorum!''
''Özel hayata saygı falan ne ayak, benimle evliyken başka bir adamla görüşmeyeceksin herhalde.''
''Bu evlilik boyunca birbirimizin özel hayatına saygı duyacağız, değerlerine ve kişiliğine de elbette. Herkes beni seninle evli bilirken başka bir adamla görüşmem benim için de hoş bir izlenim taşımaz. Karşılıklı olursa sevinirim.''
''Yataklar ayrı?''
''Temas yok dedik.''
''Niye aynı yatakta yatarsan dayanamaz sarılır mısın bana?''
''Saçmalama Aslan!''
''Bir şey soracağım.''
''Tabii sor.''
''Aşık olmak yasak mı?''
''Bana aşık olmazsın diye düşünüyorum.''
''Yo senin için sordum.''
''Ben sana neden aşık olayım!''
Eliyle kalbini işaret etti, ''Kalp bu belki de çoktan olmuşuzdur.''
''Sen neden bu kadar rahatsın? Yahu hiç tanımıyorsun bile beni, ya azılı bir seri katilsem?''
''Mukadderat.''
''Sen ne cins bir adamsın ya, karşı çıksana benim gibi. Allah aşkına normal mi bu evlilik?''
Kalemi alıp adının altına imza attı, ''Görüşürüz müstakbel karım.''
Arkasını dönüp gittiğinde bakakaldım öylece. Bu adamla isimlendiremediğim şeyler vardı.
İki gün sonra Zülüf'ün istemesi olmuştu bana da isteme yapılacakmış ne gerek varsa. Evet diyerek her şeyi kabul etmek zorunda kalmıştım.
Sözleşme Aslan'la aramızda bir sırdı, her şey adetlere uygun olacaktı. Mecburdum bunlara katlanmaya.
Ertesi gün abim geldi otele aldı beni. Yıllar sonra o eve girecektim. Abim destek oldu bana çok üzülüyordu o da, onu teselli ettim. Ben onun için her şeyi yapabilirdim. çünkü o benim için yapmıştı. Benim için yaptığı fedakarlıkları hiç unutmadım, benim nefesimdi abim. Her şeyimdi.
Konağın önüne gelince indik arabadan asla bırakmıyordu beni. Derin bir nefes alıp girdik içeri. Bakışlar bize dönmüştü, kimseye bir şey demeden abim beni içeriye götürmek istedi eşlik ettim ona ''Bir selam yok mu kız?'' diyen Zümrüt hanım vardı karşımda. Daha dün perişan olan kadın bugün yine o fesat haline bürünmüştü cevap vermedim ''Odana götüreyim seni." dedi abim, yıllar sonra girdik konağın içine her yer annemdi benim için, her yer. Kokusunu alıyordum sanki. Durdum salonda fotoğrafları vardı duvarda çerçeveyi aldım elime, kendimi tuttum odaya geçtim kimsenin yanında ağlayamazdım yapamazdım. Abim götürdü odaya beni. Çerçeveyi bırakmadım oturduk yatağa abimle konuştuk sarıldık ağlaştık dertleştik. O olmasa ben ne yapardım diye düşündüm, benim hayatta olma sebebimdi o.
Abim birkaç elbise almış bana evin yardımcısı Zeynep getirdi ''Merhaba abla Cihan abi gönderdi bunları senin yanında duracakmışım.'' dedi. Baş salladım siyah bir elbise aldım elime ''Çok yakışır sana abla'' dedi tatlı bir kıza benziyordu.
Abimin aldığı renkli elbiseleri bir kenara iterek siyah düz bir elbise giydim.
Zeynep geldiler mi diye kontrol etmek için çıktı odadan o sırada Zümrüt'ün kardeşi Zehra girdi odaya.
''Aslan'la ben evlenmek istiyorum! Geldin mahvettin hayatımı!'' dedi bağırarak. Ardından bana vurmak için elini kaldırdığında vuramadan havada yakaladım.
''Ben evlenmeye meraklı değilim! Bir daha bana bulaşma daha sert cevap veririm!'' diyerek kolundan tutup attım odamdan.
Hava kararmıştı, bende yatağımda oturmuş bekliyordum. Zeynep heyecanla girdi odaya ''Geldiler abla!'' diyerek bağırdı. Benden hevesliydi.
Karşılamak için çıktım odadan, abim hemen yanıma gelmişti. Yan yana avluya adımladık.
Kapı açılınca annesi ve babası olduğunu düşündüğün insanların ellerini öptüm. Abisi Berzan onun eşi Zelal abla ve kucaklarında tatlı bir bebek vardı ona da selam verdim. Elinde çiçekle duran Aslan'a kaçamak bakışlar attım. Bir şey demedim ona. Zülüf mahcubiyetle bana bakıyordu. Hoş geldin dedim sadece. İçeriye geçtik Zeynep'le.
''Kahveleri yapalım mı?''
''Ha bir de kahve vardı dimi?'' İsteksizce kıvrıldı dudaklarım. Yeni yeni aklım başıma geliyordu.
''Evet abla ben yardım ederim sana.'' dedi. Beni asla yalnız bırakmıyordu Zeynep, abim tembihlemişti kesin. Evdekilerin canımı sıkacağını biliyordu. Zeynep'le beraber geçtik mutfağa diğer yardımcılar da bize dönmüştü tabi.
Zeynep cezveleri çıkardı ''Beraber yapalım mı abla?''
''Yapalım bakalım.''
Kahveyi ve şekeri koydum cezveye.
Dakikalar sonra Zümrüt hanım ve kardeşi Zehra girdi mutfağa ''Yüzünü gören cennetlik.'' dedi Zümrüt hanım, cevap vermedim ''Pek bir havalanmış bu abla.''
"Yüzümüze bile bakmıyor haspam." diyerek hala söyleniyorlardı. Onlara en büyük cevap görmezden gelerek verilirdi.
Ben sakince kahvemi yapmaya devam ettim, istediklerini vermedim onlara.
Zeynep'in de yardımıyla bitmişti işimiz.
"Kahveleri getirin." İşareti gelmişti içeriden. Hayatım kendi içinde parçalara bölünüyordu ve ben bunu elimde kahve tepsisiyle sakince. Derin bir nefes alıp kahve tepsisini aldım elime, salona adımladım herkes bana dönmüştü usulca uzattım önce babasına "sağ ol kızım." dedi. Annesi de buna benzer bir şey söylemişti. Afiyet olsun dedim sadece.
Sıra Aslan'a gelmişti. Yüzüne baktım karşı koyar gibi, onun yeşilleri de benim ela gözlerimdeydi. Aldı kahvesini gözlerime bakarak.
Aslan kahveyi içtiğinde baba baktı. İçine tuz ya da şeker koymamıştım, ne önemi vardı?
İşim bitince çekildim mutfağa yine. Merasim olmuştu babamın umursamaz tonda "Verdim gitti.'' Cümlesi yankılanmıştı kulağımda, ne kolay söylemişti ne rahat...
İçeri geçtim anne babasının ellerini öptüm. Yüzükler takılacaktı insanlar bizi yan yana getirdi. Kollarımız birbirine değmişti, uçakta omzunda uyuyakalmam geldi aklıma. Midem kasılmıştı, şu anın bitmesi için dualar etmeye başladım.
Yüzük parmağıma girince alkışlarla kendime geldim, artık nişanlı biriydim hiç hayal etmediğim şekilde yaşıyordum bu özel duyguları, en yaşanmaması gereken şekilde hem de.
Merasim bittiğinde aile de gitmek için ayaklandı. Anne babasına veda etmiştim. Aslan duruyordu karşımda. Bana baktığı gözlerdeki anlamı bir türlü yakalayamıyor oluşum canımı sıkıyordu.
''Korkma.'' dedi fısıltıyla, ''Ben sana asla zarar vermem.''
''Ama sen kork.'' dedim karşı koyar gibi, ''Zorunda olduğum için kabul ettim, sana zarar verebilirim.''
Gülümsediğinde söylediğim şeyin komik olup olmadığını düşünmeye başladım. Yüzüğünü işaret ederek konuştu.
''İyi geceler nişanlım.''
Ardından ailesiyle gittiğinde bu saçma durumu bu kadar çabuk kabullenmesine şaşırmıştım. Hayatına birden ben girmiştim, neydi bu rahatlığı!
Herkes gittiğinde dikilmeyi bırakıp odama geçtim, otele geri dönecektim burada kalamazdım elbiseyi çıkarıp eskilerini geçirdim üzerime. Odadan çıkıp salona geçtim, etrafta duran annemin resimlerini topladım. Tek tek çıkardım çerçevelerinden "kız ne yapıyorsun burada" diyerek Zümrüt hanım girdi içeri, resimleri aldım işim bitmişti geçip gittim yanından, hala söyleniyordu ardımdan. Çıktım avluya.
"Kalsana burada burası senin de evin." diyordu Zümrüt hanım, babam vardı karşımda onun içindi bu şirinliği ,ters bir bakış attım adımladım kapıya.
"Anasının fotoğraflarını da aldı bu çerçevelerden." Zehra söylemişti bunu, babama şikâyet ediyordu resmen. Babam da önüme gelmişti "kal burada gece gece ne yapacaksın" demişti. İçimdeki sinirin haddi hesabı yoktu.
''14 yıldır ne yapıyorsam onu!''
''Kızım.''
"13 yaşındaydım annem öldüğünde! Ertesi gün metresini nikahına aldın annemin ölüsüne bile saygınız yoktu sizin. El birliğiyle öldürdünüz onu! Keşke 14 yıl önce de 'burası senin evin' deseydin bana!''
''Kızım Toprak.'' dedi tekrar. Sesi mahcuptu ama ben içimdeki siniri nefreti kusmakta kararlıydım.
Gözlerimden süzülen yaşları geriye iterek içimdeki öfkeyi kustum.
''Kocaman ailem varken ben yetimhane köşelerinde büyüdüm. Canım yana yana kimsesizce ayakta kalmaya çalıştım! Annemden sonra bir kere okşadın mı saçlarımı, bir kere baktın mı yüzüme? Ne yapıyor, nerde dedin mi? Hayır! O zaman şimdi de umurunda olmayayım!"
Sinirle çıktım konaktan, ayaz hava yüzüme vururken, karşımda en son görmek istediğim kişiler vardı. Aslan ve ailesi bana bakıyordu...