3

4338 Kelimeler
Karşımdaki insanların her şeyi duymuş olma ihtimalleri canımı yakıyordu. Kimsenin beni aciz görmesini istemiyordum. Gözyaşlarımı silmeye başladım hemen. Elimdeki fotoğraflarla kalakalmıştım karşılarında. Annesi geldi yanıma hemen. ''Kızım iyi misin sen?'' ''İyiyim.'' dedim, ağladığım için sesim yorgun çıkmıştı. Babası girdi söze. ''Hadi gel kızım, bize gidelim.'' ''Ben otelde kalıyorum, teşekkür ederim.'' dedim kibarca. O sırada abim çıktı konaktan. ''Toprak.'' diyerek yanıma geldi, sarıldı bana. ''Onlar adına özür di-'' ''Dileme abi.'' diyerek kestim sözünü. O sırada Aslan girdi söze. ''Toprak bu akşam bizde kalsın Cihan.'' dedi, sanki abimin beni ikna etmesin ister gibiydi. Abim kollarıma doladı ellerini. ''Yalnız kalma bu gece, git onlarla.'' dediğinde bende itiraz edecek gücü kendimde bulamadığım için kabul ettim. Aslan'ın kullandığı arabada arkaya geçtim, kimse soru sormuyor darlamıyordu. Sessizce akıyordu yol, başımı cama yasladım benden izinsiz akan gözyaşlarım vardı hadizce... Kafamı çevirdiğimde Aslan'la aynada göz göze geldik, tanımıyorduk bile birbirimizi. İçime dolan sıkıntıyla çektim bakışlarımı ondan. Sadece görsel olarak beğendiğim bir adamla evleniyordum resmen! Araba durduğunda indim. Evlerine gelmiştik. ''Gel Toprakcığım.'' diyerek yengesi Zelal abla koluma girdi. Sıcak davranıyorlardı bana, bıraksan düşecek kadar güçsüz hissediyordum kendimi. Salona geçtik evleri oldukça genişti. Annesi Meryem hanım "Zeliha gelinime misafir odasını hazır et." diyordu. Gelinim mi? Evet yakında öyle olacaktım, yabancı geliyordu bana her şey. Yemek yemem için ısrar ettiler, kibar dille geri çevirdim. Bir kardeşi vardı Aslan'ın 17 yaşlarında Yaren, yengesi Zelal'le evi gezdirmek için ayaklandılar eşlik etmek zorunda kaldım. "Burası Aslan abimin odası" dediğinde gözlerimi gezdirdim odada, düz bir erkek odasıydı. İlgilenmiyormuş gibi yapsam da dikkatle bakmıştım. Mutfağa gittim herkes bana bakıyordu. Bir su doldurdum ve ilacımı aldım. ''Ne hastasısın?'' diyen sese döndüm, Aslan gelmişti dibimdeydi. ''Ölümcül bir hastalık.'' dedim korkutucu olduğunu düşündüğüm bir tonda, ''Evlendiğim adama da bulaşır kesin.'' Elimdeki henüz yarısını içtiğim suyu alıp kafasına dikti. ''Beraber ölürüz o zaman, nişanlım.'' Benim bardağımdan su içmesine şaşkınlığım geçmemişken bir de cümlesiyle şaşırmıştım. Arkasında donup kalmıştım, o beni bırakıp içeriye geçti. Reddetsem de bana yemek hazırlamışlardı. Zorla da olsa oturdum, sadece çorba içmeye başladım başka bir şey yemek istemiyordum. Aslan da yanımdaydı bazen gözleri üzerinde hissedip rahatsız oluyordum. Yemekten sonra avluya geçtik rahat ettirmek için her şeyi yapıyorlardı Bir köşede oturmuş çayımı yudumluyordum. Saat henüz erkendi hava da çok güzeldi tatlı esintiyi hissetmek iyi gelmişti bana. Gözlerimi avluda dolandırdığımda Aslan'ın gözleriyle kesişti gözlerim. Bana bakarken yakalanmış olması onu bozmamıştı hala bana bakmaya devam ediyordu. Gözlerimi ondan çektim. Aslan'ın babası pek iyi görünmüyordu "iyi misiniz?" Dedim anlamaz gözlerle baktı "İyiyim kızım" dedi "İlacınızı almadınız mı" dedim belliydi almadığı "Unuttum" dedi çocuk gibi herkes söylenmeye başladı iyiliği için. İlaçları getirdiler hemen. "Fırat'ı arayayım bir baksın iğneyi de yapar" diyordu Aslan, büyük ihtimal doktordu bahsettikleri kişi. İlaç kutusundan aldım iğneyi ilacı çektim şırıngaya. Kolunu açmıştı vurdum iğneyi "Hemşire misin Toprak sen?" demişti Zelal abla. "Hayır doktorum." dedim herkes şaşırdı bilmiyorlardı tabi. "Sağ ol kızım." Bana hep kızım diye hitap ediyorlardı. Annemden sonra kimsenin kullanmadığı o kelime her seferinde kalbime işliyordu sanki. Bana odamı gösterdiler 'iyi geceler' diyerek geçtim odaya, kardeşi gecelik vermişti geçirdim üzerime. Geniş yatağa girdim, çok rahattı. Düşünmem gereken o kadar çok şey vardı ki hiç uyuyamadım. Ayaklarımı sarkıtıp çıktım yataktan. Soğuk avluya indim, derin bir nefes aldım. Sanki her şey geçecek gibi olsa da olmuyordu hiçbir şey geçmiyordu. Dünden beri kaç kez aradığını sayamadığım arkadaşım Derya yine arıyordu kendime gelip açtım telefonu ''Efendim Derya.'' ''Toprak nerdesin sen? O havaalanındaki yakışıklıya mı kaçtın? Bohçanı neden toplamadın insafsız!'' ''Hayır kimseye kaçmadım merak etme, yüz yüze gelince sana her şey anlatacağım." diyerek ikna ettim sabırsız ve meraklı arkadaşımı. Kollarıma bırakılan ceketle başımı kaldırdım şaşkınca. ''Kime kaçardın?'' Karşımdaki sandalyeye geçip oturan kişi Aslan'dı. Üşüdüğüm için sıcak ceketi reddetmedim. ''Anlamadım?'' ''Kimseye kaçmadım dedin ya, ben olmasam kime kaçardın?'' ''Kimseye kaçmaz insan gibi evlenirdim.'' Elindeki sigara paketini masaya koyup içinden bir tane aldı ve bana uzattı. ''Kullanmıyorum.'' ''Bende öyle tahmin etmiştim.'' Bir dal sigarayı kalın dudaklarına götürdü, ardından elindeki çakmakla ateşledi. ''Neden bu saatte sigara içiyorsun?'' ''Yoksa nişanlım beni mi düşünüyor?'' ''Nişanlım diyip durma!'' dedim ani bir çıkışla, ''Zorunda olduğum için buradayım!'' ''Yoksa kiminle olurdun?'' ''Şuan hastanede nöbette olabilirdim, ya da Derya ile evde ot-'' Ne gereksiz bir açıklamaydı bu ''Sana ne benim hayatımdan! Ayrıca senin de bir hayatın vardır değil mi? Sevdiğin bir kadın? Sende onunla evlenmek isterdin? Hala şansın var.'' Belki onu gaza getiririm diye konuşsam da o çok rahat görünüyordu. Dumanı havaya üfleyip konuştu. ''Başka kadın iması yapma bir daha, benim nişanlım sensin ve bu yolun dönüşü yok doktor hanım. Aklındaki eski aşklarını sil, ikimizin de hayatında bizden başkası olamaz.'' Bana doğru gelen sigara dumanını ellerimle itmeye başladım. ''Kaç yaşındasın sen?'' ''29.'' ''Bu yaşa kadar hiç aşık olmadın mı?'' ''Oldum.'' ''Hah o zaman sevmenin ne olduğunu biliyorsundur. Hiç sevmediğin bir kadınla evlenmek akıl kari mı sence?'' ''Nerden biliyorsun?'' ''Neyi?'' ''Seni hiç sevmediğimi?'' ''İki günde sevgi olmaz da ondan.'' ''İlk bakışla bile oluyor doktor.'' ''O anca filmlerde olur.'' ''Bana fark etmez.'' ''Ne demeye çalışıyorsun sen?'' ''Yorgunsun, uyu.'' ''Bana emir verme, hoşlanmam!'' Sinirle arkamı döndüm, dayanamadan ona dönerek konuştum. ''Ayrıca sigara kokan insanlardan da hoşlanmam.'' Odaya geçip kapıyı kapattım, üzerimde Aslan'ın ceketi vardı. Çıkarıp kenara fırlattım. Ardından yatağa girdim. Sabah uyandım erkenden, daha doğrusu hiç uyumamıştım ya neyse.. Mutfağa gittim herkes el emir dururken ne istediğimi soruyorlardı. Kendim bir bardak su alıp ilacımı içtim. Aslan'ın annesi gelmişti yanıma bu kadın bana çok iyi davranıyordu. Avluda büyük masaya oturduk Aslan'da karşımdaydı. Sessiz sedasız sadece çay içiyordum ''Kızım olur mu öyle'' diye sitem etmişti. ''Kahvaltı yapmayı sevmiyorum efendim.'' dedim zorla da olsa bir şeyler yedirmeyi başarmıştı. Bu tonton kadına neden bu kadar çabuk alışmaya başladım bilmiyorum ama yıllar sonra gelen ilgi hoşuma gidiyordu nedensiz... Kahvaltıdan sonra ayaklandım otele gitmek için, Kalman için üstelediler ama reddettim. Hepsiyle vedalaştık Aslan bırakacaktı beni istemesem de. Aslan'ın arabasına bindim tektik koca arabada, hoşuma gitmiyordu bu durum bindim ön koltuğa. Sessizdik ikimizde o da soğuktu bugün. Normalde de güleç yüzlü bir adam değildi ama bugün bir başkaydı. Çatıktı kaşları mesela, sinirli bir yapısı vardı. Esmer bir adamdı, biçimli kaşları ve simsiyah saçlarına inatla parlayan yemyeşil gözlere sahipti. Onu incelediğimi fark edip çektim hemen gözlerimi, anlamamış olmasını diledim. Kalbimin atışı sinirimi bozuyordu, daha hiç tanımadığın insana kalbinin hızlanması normal miydi, bu kadar kolay mıydı? Olmamalıydı. Sessizliği bozan telefonum oldu Hazal arıyordu hastane ile ilgili bir şey olduğunu düşünüp açtım telefonu "Efendim" "Neredesin sen Toprak?" "Uzun hikaye sonra anlatırım. Ne oldu Hazal?" "Toprak senin şu hasta vardı ya Beren ve ailesi." "Evet bir şey mi oldu?" dedim telaşla. Aslan da dönmüştü bana sesim nasıl çıktıysa artık "Betül hastaneden atıyor ücreti ödeyemedikleri için." O an kan beynime sıçramıştı. "Ne demek atmak ya böyle bir dünya mi var hangi hakla?" Sinirle hesap soruyordum sesim güçlü çıkıyordu. "Bilmiyorum Toprak." diyordu Hazal. Sinirden ölünse o an ölmüştüm "Sen ilgileniyorsun diye haber vereyim dedim Toprak." "Tamam Hazal sağ ol geliyorum İstanbul'a halledeceğim" diyerek kapadım telefonu. Ardından hızlıca bilet almak için telefona odaklandım. ''Kötü haber sanırım?'' diyen Aslan'a baş salladım. Bileti öğleden sonraya aldım "Tamam teşekkür ederim." diyerek kapadım telefonu. Otele geldiğimizde indik ikimizde. Aslan bana dönerek konuştu. "İstanbul'a mi gidiyorsun?'' ''Evet.'' Dediğimde gözlerinde net bir şüphe görmüştüm. ''Geri geleceğim merak etme. Bir şeye söz verdim yarı yolda bırakmam kimseyi." Otele geçip duş aldım hızlıca. Üzerime bir şeyler geçirdim. Havaalanına gitmek için indim otelin önüne, arabasına yaşlanmış Aslan bana bakıyordu. ''Selam.'' dedi. Hayretle kaşlarımı kaldırdım. ''Ne işin var burada?'' ''İstanbul'a gidiyoruz.'' dedi şoför kapısını açarken. ''Sende mi?'' ''İşlerim vardı, biletimi erkene almak zorunda kaldım.'' Baş salladım sadece. Bana güvenmiyordu bu nedense o an canımı çok yakmıştı. Yeni tanıdığı insanı güvenmemesi gayet normalken neden bu kadar takılmıştım? Geçtim arabaya başımı cama yasladım. "Bir şeyler yer misin?" dedi, ona dönmeden direkt "Hayır." dedim Ondan sonra da konuşmadık zaten, bana güvenmeyen biriyle ne konuşacaktım ki? Uçak kalktığında ona sırtımı dönüp başımı koltuğa gömmüştüm. ''Bir şey mi oldu?'' diye sordu merakla. Ona dönmeden, ''Hayır.'' dedim direkt. Aramızdaki bu durgun muhabbet çok sıkıyordu canımı ama bana güvenmemesi canımı acıtmıştı. Oysa ilk gün ikimizde muhabbet ederek gülümsemiştik. Uçaktan indik ben taksiye bakınırken Aslan önündeki arabanın kaputuna yaslanmış beni bekliyordu "Ne ara hallettin be adam?" diyecektim ama neyse gereksiz konuşmaya niyetim yoktu, bir şey demeden geçtim arabaya. "Önce bir şeyler yiyelim mi?" "Beni hastaneye bırakıp, istediğini yapabilirsin." Ters cevap vermiştim biliyordum ama öyle olmam lâzımdı. "Peki." dedi sıkkın bir sesle. Hastaneye gelince indim arabadan. Saat akşamüstü beşe geliyordu. Gün bitmeden istifamla birlikte hastaneden ayrılmayı istiyordum. "İşim bitince mesaj atarım." diyerek geçtim hastaneye. Selamlara karşılık vererek Beren'in odasına adımladım. Kıvırcık saçlarını huysuzca kaşıyordu bu hâline gülümseyip beni fark etmesi için hafifçe öksürdüm. O huysuz suratına neşe yayılırken "Toprak abla." Diyerek cırlamıştı. Hemen yanına gidip onu rahatsız etmeden sarıldım. "Beren nasılsın?" "Bombaaaa gibiyim." Bu kızın bu neşesi hiç sönsün istemiyordum. Bunun için de hastane sorunlarını halletmem lazımdı. Beren'e gideceğimi söylemem gerekiyordu. Ona çok alışmıştım ama benden duyması daha doğru olurdu. "Beren ben gidiyorum." dedim, hemen o güzel yüzüne üzgün bi ifade çökmüştü. "Nereye?" dedi, o minik ellerini tutup "Başka çocuklara bakmaya." Diye açıkladım. İkimizde üzülmüştük ama sanırım onu ikna etmeyi başarmıştım "Başka çocuklarla ilgilenirken beni unutma olur mu?" Başına ufak bir öpücük koyup "Unutur muyum hiç, sende beni unutma." Gözlerim dolmuştu ona belli etmeden vedalaştım onunla. Ailesine dönüp "Merak etmeyin sorunu şimdi halledeceğim eğer bir şey olursa yine bana haber verin." Diyerek onlarla da vedalaştım. Beren'in hastane masraflarını halledip Büşra'ya döndüm "Eğer herhangi bir sorun çıkarsa haberim olsun." Diyerek odama geçtim, İstifa mektubunu yazıp eşyalarımı topladım. Son kez bakıp tüm anılarıma veda ettim. Tüm doktorlar bir sunum için başhekimin odasındaydı. İstifamı verip kısaca onlarla da vedalaşabilirdim. Odaya girdiğimde herkes bana dönmüştü. Elimdeki kağıtla yanlarına adımladım. Neredeydin ne yapıyorsun faslını geçtim asıl konuya girecekken Odanın kapısı açıldı Aslan vardı karşımda. ''Bu yakışıklı da kim?'' diye konuşmaya başlamıştı birileri, daha tanımadıkları adamlara hiç erkek yokmuşçasına yürümeleri beni sinir ediyordu. Ama Aslan'da fark edilmeyecek birisi değildi. Aslan yanıma gelmiş gözleri beni bulmuştu hemen. "Merhaba" demişti etrafa göz gezdirip. Meraklıları hemen "Merhaabaaaa" diye atıldı "Dosyanı unuttun." diyerek dosyayı uzattı "Siz yeni doktor musunuz acaba?" Demişti Betül "Toprakcığım kim bu beyefendi?" Ne meraklılardı ya adamın ağzına düşeceklerdi resmen. "Aslan." dedim herkes bize odak olmuşken. bastıra bastıra "Nişanlım." da dedim inadına. Şaşkınlık cümleleri odayı doldurmuştu. Göz ucuyla Aslan'a baktığımda memnun görünüyordu. Kadınların hayran bakışları da gözümden kaçmamıştı. Ayaküstü vedalaştık hepsiyle hastanedeki işlerimi halletmiştim, hemşireler kat görevleri hepsi duymuştu gideceğimi vedalaştık tek tek. Koca koridordaydık herkesle vedalaştım gözlerim dolmuştu ne çok seven biriktirmişim diye geçirdim içimden. Adımı seslenen kişiye döndüm Beren koridorun diğer ucunda bana bakıyordu koştu yanıma kucakladım hemen "Seni seviyorum." Demişti o sırada tutmadım işte gözyaşlarımı "Bende seni çok seviyorum güçlü ol iyileş söz mü?" "Söz." dedi neşeyle. Kimseye belli etmeden sildim gözyaşlarımı. Aslan hariçti sanırım. Görmüştü beni. ''Hepinizi çok seviyorum kendinize iyi bakın'' Son kez döndüm onlara o sırada ellerimdeki sıcaklığa gittim bakışlarım. Aslan elimi tutmuştu. Şaşkınca gözlerine baktım, başka bir şey vardı gözlerinde. O duyguya teslim olup bende tuttum elini, her şeyi unuttum o an sanki bir o bir ben vardık sadece....Bir de bizi izleyen koca hastane. Arabaya gelene kadar el eleydik çektim elimi sertçe. ''Güvenmiyorsan neden elimi tutuyorsun?'' diye bağırmak istesem de sertçe bakıp geçtim arabaya. Hayır ikizler burcu değilim. Üç saniye önce ona karşılık veren ben değildim sanki ama insanlar var diye tuttum yanlış anlarlardı. Evime geldik. Bileti yarın sabaha bulabilmiştik sadece. Bu gece evimde kalacaktım. Aslan da bir otel bulurdu sanırım. ''Rahatına bak.'' diyerek odama geçtim. Eşyalarımı toplamaya başladım. Hava da kararmıştı. Odamın kapısı tıklatıldığında kotumu valizime yerleştirip gel dedim. ''Yemek yaptım seni bekliyorum.'' ''Sen mi yaptın?'' dedim şaşkınca. ''Evet, güzel yemek yaparım.'' dedi. Sadece meraktan kalktım yataktan ve mutfağa adımladım. Mutfak hiç dağınık değildi, düzenliydi de üstelik. Masadaki yemeğe baktığımda kahkaha atmamak için zor duruyordum. ''Makarna haşlamışsın.'' dedim alayla. ''Evinde karbonhidrat bir bu vardı, ottan başka bir şey yemez misin sen?'' ''Sağlıklı besleniyorum.'' diyerek buzdolabını açıp ketçabı çıkardım masaya koyarak oturdum karşısına. ''Ondan bu kadar zayıfsın.'' dedi gözleri belli olan köprücük kemiklerimi işaret edince elimle kemiğimi kavradım. "Sağlıksız bir zayıflık değil benimki." "Zaten benimle evlenince kilo alırsın, annem zorla yedirir sana." "Niye balık etli kadınlardan mı hoşlanıyorsun." "Hayır, sadece nişanlım olan kadınlar ilgimi çekiyor." Bakışlarımı utançla kaçırıp makarnama ketçap sıktım. Sade gitmiyordu bence. İkimizde yemeklerimizi sessizce yedik. Saat de geç olmuştu, Aslan ayaklandı. ''Ben yakın bir otel bulurum, bir şey olursa hemen ara.'' diyerek kapıya adımladı. Fena bir yağmur vardı, deli gibi yağıyordu gök gürültüsü de eklenmişti buna. Yetimhanede de hep böyle gecelerde korkardım zaten. Kapı kulpunu kavrayıp açacağı sırada hızla kapıya koşup araladığı kapıyı kapattım ve kapadığım kapıya sırtımı yaslandım. ''Gitme.'' Şaşkınca bana bakarken hemen devam ettim cümleme. ''Otel bulamazsın şimdi, burada kalabilirsin yani.'' 27 yaşında koca kadınım ama, gök gürültüsünden korkuyorum diyemezdim. ''Rahatsız olmaz mısın?'' ''Olmam, yani rahatsız edecek bir şey yapar mısın ki?'' ''Yapmam.'' dedi, ''Asla yapmam.'' ''Peki o zaman, arkadaşım ne zaman gelse burada kalır onun odasında kal sende.'' Diyerek odamın karşısındaki odanın kapısını açtım. ''Erkek arkadaşın mı?'' ''Hıhı.'' dedim onu sinir etmek için. ''Derya ne zamandan beri erkek?'' diye sordu, komodinin üzerinde adının yazılı olduğu kolyesi ve bir sürü fotoğrafı vardı. Ah Derya ah! ''İyi geceler.'' diyerek kapıyı kapatıp odama geçtim. Hayır ne güzel sinir olacaktı. Üzerimi değiştirip yorganın altına girdim ve kulaklığımı taktım, gök gürültüsünden kesinlikle hoşlanmıyordum evimde birinin varlığını hissetmek iyi gelmişti bana, ama hala korkuyordum. Saat ilerlerken kulaklarım son ses dinlediğim müzikten acımıştı. Kulaklığı çıkarıp çıplak ayaklarımı soğuk parkeye değdirdim. Korkuyordum ne yapayım. Karşı odanın kapısını açtım dikkatle. Camdan yansıyan ışık sayesinde uyuyan adamı net görebiliyordum. Neden arsızca onu izliyordum ki ben şimdi. Ona yaklaşmama engel olamadım, çok masum uyuyordu. Üstü neden çıplaktı bu adamın? üzerindeki örtü de ayaklarına kadar kaymıştı. Dudakları çok dolgundu, burnu çok düzgündü. Çok yak- iç sesim cümlesini tamamlayamadan kendimi yatakta bulmuştum. Aslan üzerime eğilmiş şaşkın gözlerle bana bakıyordu. ''Ne yapıyorsun bıraksana beni!'' dedim sert göğsünden itsem de kımıldamıyordu. Çıplak göğsü bedenime değiyordu. ''Aslan kemiklerim kırılacak!'' diye tekrar bağırdım. Kalktı üzerimden, odanın ışığını açtı. Bana bakarken birden çekti gözlerini. ''Göğsünü kapa.'' dediğinde bakışlarım göğsüme indi. Beni yatağa aldığı için birkaç düğmem açılmıştı. İçime giydiğim siyah sütyen belli oluyordu. Utançla arkamı döndüm ve saten geceliğimin düğmelerini iliklemeye başladım. ''Bana neden sessizce yaklaştın?'' ''Sessizce yaklaşmadım sadece.'' İlikleyip ona döndüm, o da burnumun dibindeydi. Gözlerim kaslı bedenine kayıyordu. ''Sadece ne?'' Yeni tanıştığım ve bana zerre güvenmeyen bir adama hassas noktamı söylemeyecektim elbette. ''Ev benim değil mi? Allah Allah gezmek istedim.'' ''Peki, sen gezmeye devam et, benim uykum var.'' diyerek rahat bir şekilde yatağa girdi. Sinirle kapıdan çıkarken seslendi ''Işığı kapat.'' Sinsice sırıtıp ışığı kapatmadan odama geçtim. Yorganı üzerime çekip gözlerimi kapadım. Onu sinir etmek hoşuma gitmişti. Yarın yoğun bir gün olacaktı uyumaya bıraktım kendimi. Gün ayarken gözüme zerre uyku girmemişti. Derya'yı aradım hemen. Ben bir Sabah erkenden kalkıp elimi yüzümü yıkadım ve üzerimi giyindim. Bugün yeni hayatıma ilk adımımı atıyordum, gergindim. Geceden hazırladığım valizlerimi alıp kapıya sürükledim. Aslan uyanmıştı elimdeki valizi alarak kapıya koydu. "Evi toplamayacak mısın?" diyordu şaşkınca "Hayır geri döneceğim, seninle sadece birkaç ay evli kalacağız. Ardından ikimizde hayatlarımıza döneceğiz. Hiç tanımadığım bir adamla yıllar boyu evli kalmamı beklemiyorsun herhalde benden?'' Gidecekken tuttu kolumdan hafifçe, yakınlaşmıştık bu yakınlık bana iyi gelmemişti, kalbim deli gibi atıyordu "Ya bırakmazsam seni." Kendimi ona da bu cümleye de teslim etmeye niyetim yoktu. Etkilesem de belli etmedim sertçe çektim kolumu. "Senden izin almam!" Sinirlenmişti, bir şey demeden valizleri alarak çıktı evden. Yaptığım şey yanlış değildi. İnkar edemezdim, evet ondan etkilendim ama o bana güvenmiyordu oyundu sadece bir oyun, ikimizde sevdiğimiz insanlar için birbirimize katlanacaktık. Ve ben yalan bir ilişkiye kalbimi teslim etmeyecektim... Kendime geldikten sonra indim aşağıya suspustuk yine havaalanına kadar tek kelime etmedik. Konuşmaya çalışan Aslan da yerini sert ve sessiz bir adama bırakmıştı böylesi iyiydi zaten, böyle olması gerekiyordu.. Havaalanına geldik kontrolden geçiyorduk o sırada bir adam sırada taşkınlık çıkarıyordu. Cebinden çıkardığı çakıyı güvenlik görevlisine savuruyordu. Aslan beni kolumdan tutup kenara çekerek beni güvenli bir alana aldı. Kendisi adamın karşısına dikildi hızla kolunu arkaya kırarak elindeki çakıyı yere düşürdü. Ben hayretle onu izliyordum ekipler geldi Aslan yerde yatan adama belinden çıkardığı kelepçeyi taktı gelen insanlar adamı aldı Aslan kimliğini göstermişti. "Gerisini hallederiz sağ olun başkomiserim" dediler Başkomiserim mi? Bu adam polis miydi? Alkışlar kopmuştu o an yanıma gelirken valizimi de aldı ilerliyorduk tabi ben şaşkındım. "Sen polis miydin?!'' diyerek hayretle sordum. Son derece cool bir ifadeyle baktı bana. ''Evet.'' Ağzımdan bi "hah" çıktı. "Ben de senin doktor olduğunu yeni öğrendim." Haklıydı birbirimizi hiç tanımıyorduk "Yakında evleneceğiz daha yeni tanıyoruz birbirimizi." Sessizce söylemiştim pek de sessiz olmamış olacak ki Aslan söze girdi. "Tanımaya izin vermeyen sensin, bir duvar var önünde kaldırmayı düşündüğünde bu konuyu tekrar konuşuruz." deyip uçağa geçti. Laf sokmuştu bana ben de kendime göre çok haklıydım sebeplerim vardı.. Böyle düşüncelere dalmışken bende geçtim uçağa, sessizce oturdum yanına. Onun telefonu çalmıştı bakmadım meraklı sanmasın diye gökyüzüne çevirdim kafamı "En sevdiğin yemek ne?" Dedi "Sen mi tanımaya çalışıyorsun fikrin mi değişti?" Dedim ona dönmeden Koluma dokundu, döndüm ona. "Annem soruyor, seni akşam yemeğe davet ediyor." Yüzünde alaycı bir ifade vardı, rezil olmuştum "Karnabahar." Çıktı ağzımdan, hemen eski halime döndüm. Resmen rezil oldum her şeyi üstüne alınan, dünyanın etrafında döndüğüne inanan insanlardan gibi göründüm resmen! Onunla asla bu kadar rahat konuşmayacaktım, hatta hiç konuşmayacaktım. O rezil diyalogdan sonra başka hiçbir şey konuşmadık ben de dönmedim zaten hiç o tarafa müzik dinleyerek geçirdim vakti. Nihayet gelmiştik oturmaktan, hep aynı pozisyonda oturmaktan tutulmuştu vücudum. İnattan hareket de etmedim yavaşça ayaklandım boyumu ovaladım ağrısı geçsin diye Aslan da alttan bana bakıyordu gülmüş müydü o? Anlamıştı tabi gün içinde rezil olma rekoru kırıyordum! Arabaya geçtik yine susmuştuk tabi bizim olayımız buydu "susmak" konuşursak ölürdük çünkü! Midem kazınmıştı bende insanım karşımda bana bakan tuzlu çubuk vardı en sevdiğim şeydi sanırım onunla fazla kesişmiş olacağım ki Aslan konuştu. "Çubuğu açar mısın canım çekti" Nasıl baktıysam onun da canı çekmiş yani en azından ben böyle düşünmek istiyorum. Heveslisi gibi ki gibisi fazla! aldım hemen açtım paketi ona uzattım içinden bi iki tane almıştı ac köpek gibi çektim paketi üç gün yemek vermemişler gibi yemeye başladım ona da uzattım tekrar. "Teşekkür ederim yeterli" Sen bilirsin bakışlarımı atıp yemeye devam ettim. Hani en sevdiğiniz şey vardır ya kimseyle paylaşmak dahi istemezsiniz benim için birincisi karnabahar ikincisi bu çubukçu. 25 kuruşluk bir tane yiyince bağımlılık yapanlardan. Gerçi artık 25 kuruşluk bir şey yoktu. Çubuk paketinin dibindeki tuzları yemeyi çok seviyordum, boğazı yakıyor ya çok hoşuma gidiyor. Çocukken öksüre öksüre su içerdim ardından paketi kafama diktim "ne yapıyorum ben ya!" Düşüncesi kafam dikken geldi aklıma, yavaşça dikkat çekmeden indirdim kafamı yandan yandan ona baktım göz göze gelmiştik Allah kahretsin bir günde kaç kez rezil olmuştum. İçinden neler diyordu acaba of Haklı çıkmam için konuşmam gerekiyordu rezilliğimi örtmek için "Çok kötü araba kullanıyorsun!" diye çıkıştım. Ufak bi kahkahasını duydum, "Midem bulandı!" Acaba boşa feryat mıydı bunlar çoktan rezil olmuş muydum? "Tuzlu çubuk da rahatlatır tabi mideyi." İkinci şok geliyor! Üste çıkma çabam da bana acımasızca soktuğu laftan sonra suya düşmüştü ama hala direniyordum. "Evet ondan yedim, alırım merak etme." Bu yaptığımı beş yaşındaki çocuklar falan yapardı ancaaaa "Tüm torpidoyu tuzlu çubukla dolduracağım araba kullanma şeklimden memnunum." Hah ikinci darbe bu adam neden bu kadar etkileyici laf sokuyordu? ha bir de çok güzel gülüyordu? Kafamı saha sola çevirdim bu aptal düşüncelerden kurtulmak için Tam bir şey diyecektim ki telefonum çaldı Nesrin arıyordu. Pek de samimi olmadığım doktor arkadaşımdı. "Efendim?" diyerek açtım "Bugün hastaneye kırk bir kere maşallahı olan biriyle gelmişsin, kim o?" Merakla bunu sormuştu "Devamını öğrenemedin mi Nesrin?'' dedim sinirle. "Hayır bu kadar anlattılar." dedi yüzsüzce, "Afet gibiymiş kimdi o tanışmam lazım" diye resmen yürüyordu adını bilmediği adama bu hâline o kadar sinir olmuştum ki "Adı Aslan, kendisi nişanlım olur." Dolu dolu bir 'Nişanlım. dedim resmen dedim. Ve o da duymuştu bunu. Dudaklarımı ısırmaya başladım. Nesrin şaşırmaya benzeye sesler çıkardı, başka bir şey demeden kapadım telefonu. Elimi alnıma koydum, bir günde kaç kez rezil olunurdu? Nasıl olunurdu? Rekoru bendeydi. Koltuğa sinmiştim resmen suçlu çocuk gibi Aslan da bıyık altından gülmüştü bu lafıma yüzüne başka bakamadım hangi yüzle bakacaktım ki? Nihayet eve gelmiştik, kurtuluşum olmuştu resmen, indim hemen arabadan. Aslan kapıyı çaldı, utanmasam ondan önce çalacaktım. Güler yüzle karşılamışlardı bizi annesi o kadar cana yakın bir kadındı ki sarıldı bana ben de sarıldım "Hoş geldin kızım.'' demişti. Babası da kızım diyordu bana kimseden görmediğim şefkati onlar bana şu kısacık günlerde sunmuştu.. İçeri geçtik lavaboya gittim elimi yüzümü soğuk suyla yıkadım kendime gelmem lazımdı bir gün içinde çok saçmalamıştım. Baktım aynaya kendime sözler verdim ve çıktım. Salona geçtim herkes ordaydı "Yemek hazırlanıyor kızım gel otur." demişti annesi yanını işaret ederek. Oturdum ben de Aslan'ın abisi vardı Berzan abi karısı Zelal bir de kardeşi vardı Yaren ve Ali hepsi çok iyi anlaşıyorlardı. Zülüf yoktu ortalarda. "İşini halledebildin mi kızım?" "Evet efendim gerekli işlemleri başlattım." "Burada çalışacağın hastane belli oldu mu Toprak?" "Yok henüz belli değil yakın tarihte raporlar gelir." "Siz gittiniz mi doktora efendim?" Babası bugün gideceğini söylemişti "Evet kızım gittik turp gibiymişim.'' gülümsedim bu cümlesine, masanın üzerinde duruyordu ilaçlar ve raporlar "Bakabilir miyim?" Diye adımladım "Tabi kızım" dedi masanın üstünden aldım incelemeye başladım sonuçları temizdi ilaçları da yeterliydi "Gayet sağlıklısınız, ilaçları sakın aksatmayın gücünüzü toplayacaktır " raporlardan kafamı kaldırıp söyledim "Sağ ol kızım senin sayende daha iyiyim" gülümsedim. "Ne demek efendim" diye karşılık verdim. Aslan salona gelmiş oturuyordu üzerini değiştirmişti ne zamandır buradaydı? Zelal ablanın Berzan abinin bir oğlu vardı, yeni yeni adımlamaya başlamıştı "aguu gugggu" sesleri çıkartıyordu Aslan "bana gel aslanım" diyerek kucağına gelmesini istiyordu. Bende kollarımı açıp bana gelmesini işaret ettim. Güneş bana bakıyordu dikkatle, ufak adımlarıyla bana gelmişti. Kucakladım memnuniyetle Güneş'i adı gibi güneş gibi bebekti annesi de sarışın çok güzel bir kadındı. Aslan bu duruma biraz bozuldu o hâline güldüm "Hahah yengesini seçti sıpa." gülerek Berzan abi söylemişti bunu "Pabucun dama atıldı Aslan, Toprak'ı seçti baksana" diyordu gülerek Zelal abla da Ben de güldüm çocuk gibiydi o an Aslan ''Güzel kızı seçer tabi.'' diye mırıldandığını duydum. Benimle birlikte herkes de duymuştu. Aslan beni güzel mi buluyordu şimdi? Güneş kolyemi çok sevmişti sanırım onunla oynuyordu. Ben de salak salak triplere girip onu eğlendiriyordum o da güneş gibi kahkaha saçıyordu etrafa. Kafamı çevirdiğimde Aslan' la göz göze geldim bizi izliyordu yani yeğenine bakıyordu. "Sütünü getirdim acıkmıştır " dedi Zelal abla Güneş kucağımdan inmeye niyetli değildi, Zelal abla almak istese de göğsüme siniyordu "Zelal abla ben içireyim." diyerek aldım biberonu yatırdım kucağıma kafasını yavaşça okşayarak içermeye başladı "Süt içerken uslu durmazdı küçük bey sende duruyor.'' Berzan abi söylemişti gülümsedim "Hakikaten Toprak asla durmaz normalde.'' Hastanede de bebeklerle çok vakit geçirirdim seviyordum bebekleri zaten onlar da sadece sevgi istiyordu. Güneş sütü bitince koynumda uyuyakaldı o kadar masumdu ki "Beşiğine yatıralım mı? " dedim fısıltıyla ayaklandı Zelal abla üst kattaki bebek odasına çıktık masmavi bi odaydı yatırdım usulca beşiğine. "Yemek hazır Toprak hadi inelim" Zelal abla söylemişti baş salladım ona eşlik ettim, avluya hazırlanmıştı sofra. "Gel kızım yanıma." diyerek Aslan'ın babası çağırdı baş sallayıp oturdum. Nedense yemeklerde çekiniyordum ama açtım da bir paket çubukla duruyordum. Çorbadan sonra önüme karnabahar geldi aylar sonra karnabahar yiyecektim. Hastanede yorulup eve gelince de yemek yapmak istemediğim için tosta talim ediyordum. "En sevdiğin yemekmiş bak kendi ellerimle yaptım Aslan söyleyince." Annesi söylemişti bunu benim için kendi elleriyle yapmıştı Parlak gözlerle baktım ona "Teşekkür ederim ne zahmet ettiniz." "Olur mu kızım öyle şey sen iste ben her zaman yaparım sana." Sevecen bi şekilde karşı vermişti utandım o an. birisi benim için bir şey yapmayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki bana kendimi değerli hissettirmişti. İki koca tabak karnabahar yemiştim o kadar güzeldi ki iki tabak daha yiyebilirdim. Kafamı tabaktan kaldırınca Aslan'la göz göze geldim, daha doğrusu o ben hunharca yemek yerken beni izlemişti bir kez daha utandım yine rezil olmuştum. Aç gibi yedim insan biraz kibar olur dimi ama yok aç köpek gibi saldırdım. "Aysel kızım bir tabak daha koy güzel kızıma." dedi annesi reddetmek için ağzımı açacaktım ki Aslan onun yüzünden yemek istemediğimi düşünüp kendini fazla önemli sanacaktı bu yüzden ağzımı kapattım. Afiyetle bir tabak daha yedim.. Sofrayı kaldırmaya itirazlara itiraz edip yardım ettim tabakları götürdüm hızlıca topladık dakikalar içinde sofrayı, daha sonra da çaylar pastalar gelsindi.. Çok yorulmuştum bugün hastanede yoğundu ama yolculuk yorgunluğu çok fakslı bir şeydi Aslan' a inattan her yanım tutulmuştu. Kibarca "Ben artık otele gideyim rahatsızlık verdim size de." dedim. "A kızım o nasıl laf öyle sen bizim kızımızsın artık" diyerek elimi tutmuştu annesi. Kalmam için ısrar etseler de kibarca reddettim. Yarın görüşmek üzere sözleşip ayrıldık. Aslan da geliyordu ardımdan. "Ben giderim bir taksiyle." "Ben bırakırım." Bir şey demedim ailesinin önünde tartışmak istemiyordum sessizce geçtim arabaya. Biz yine her zamanki gibi sessizdik söylememe gerek yoktu sanırım. O insan delirten sessizliğimizi bozan Aslan'ın telefonu olmuştu arabaya bağlıydı telefonu ilk defa telefon konuşmasını duyacaktım "Kemal Amirim" yazıyordu ben bir "Banu Ceyda Seval" beklemiyor değildim. "Efendim amirim." "Aslan ne yaptın hallettin mi?" "Evet amirim dediğiniz gibi bir gün erkene çektim bileti bugün bitirdim işi." Ne demişti o "emrettiğiniz gibi iki gün önceye çektim bilet mi? Ne yani görev için mi benimle gelmişti? Bana güvenmediği için değil! görev içindi. İçimden arabanın orta camına çıkıp "Aslan bana güvenmiyor değilmiş yanılmışım" diye bağırmak geldi. Yapmadım tabi ki ama çok mutlu olmuştum neler kurup nasıl davranmıştım ona. Kendimi dövesim vardı o an ama ben ne bileyim görev için olduğunu güvenmiyor sandım ah salak kafam! "Aferin oğlum, emniyette diğer ekip." "Peki amirim, yirmi dakikaya ordayım." Deyip kapattılar Bu kadar yorgunluğun ardından tekrar işe mi gidecekti "Dinlenmeden işe mi gideceksin?" Ağzımı koparıp atasım geldi o an resmen dinlemiş oldum adamı. "Evet." Buz gibi evet hani reklâm mı yapıyorlar ya "buz gibi bilmem ne marka limonatası" hah ondan bile soğuktu bu cevabı. E ama normal bütün gün köpek çektim adama ne yapacaktı "Evet Toprakcığım işe gidiyorum ne yapalım ekmek parası." diyecek hali yoktu! Biz o meşhur sessizliğimize büründük Ben de konuşmadım o da... Kafamı cama yasladım o kutuplar seviyesindeki cevabından sonra. Otele gelmiştik bir şey diyecek mi acaba diye yavaşça indim kapısını kapattım bir şey demedi "İyi akşamlar." Dedim cılız çıkan sesimle "Sana da" dedi. Sana da, sana da! Öyle tahrik edici söylüyordu ki bir an "Anana da iyi akçamalar!" demek istedim ama tuttum kendimi. Beni istemeyeni ben hiç istemezdim desem de kırılmıştım bu tavrına yokmuşum gibi davranmıştı resmen kendimi çöp poşeti gibi hissettim. Ben de ona öyle devranınca o da mı öyle hissetmişti acaba? Arabadan inip kendime hakim olamayarak, kapıyı sertçe kapattım, beni buldu bakışları. 'Ne oluyor?' deri gibi baksa da ben çektim otele. Ah Aslan ne olurdu bu kadar yakışıklı olmasaydın!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE