BÖLÜM SEKİZ -
Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar köyde yaşayan güzel bir kız, artık bu köyün bunaltıcılığından sıkılıp büyük bir şehre, daha çok insanın içine karışmaya karar vermiş. Bunu bir şekilde gerçekleştiren bu tatlı kız, aslında o köyün ona verdiği güzel nimetlerin değerini bilmiyormuş.
Tatlı kız bu koca şehirim güzelliklerini, köyünde izlediği o konuşan ekranından hep görmüş. Hep merak etmiş. Ancak o eski ekran ona başka hiçbir şey söylememiş. Canavarların, hayaletlerin varlığından asla bahsetmemiş. O da bu bilgisizliği ile yine de o şehre gitmiş. Bir de ne görsün... İnsanların düşüncelerini ezen koca canavarlar, fikirlerini sürükleyen kasırgalar, ruhlarını emen şeytanlar ve hatta kimlikleri ile dalga geçen hayaletler. Kız bunlar karşısında büyük bir şok yaşamış ama en çok da korkmuş. Bu yaratıklardan kurtulmak için günlerce çare aramış. Araştırmış, gözlemlemiş ancak hiçbir şey bunları yok etmeye yetmezmiş. En sonunda da pes etmiş. Bazen geri çekilmek ve akışına bırakmanın da bir çözüm olduğunu düşünmeye başlamış ve köyüne geri dönmeye karar vermiş.
Mutlu Son
Mutlu muydu gerçekten. Güzel bir son, o hikayenin ya da masalın güzel olduğunu mu gösterirdi. Bir şeyin sonucu iyiyse, o şey iyi miydi?
Asla. Sonuç vardı ancak ne bir sorun çözülebilmişti ne de ders çıkarılmıştı bu masalda. Kız belki mutluydu ancak geriye kalan bütün dünya mutsuzdu ve bunun için hiçbir şey yapmamıştı.
Belki de yapmaya çalışsa o da zara görecekti. Canavarlardan biri, belki de ruhu emilen o kişi olacaktı.
Hangisinin daha iyi olduğu güzel bir münazara konusu olurdu ancak şu an bunu düşünmeye hiç vaktim yok. Anlatmak istediğim aslında bu kafamdan uydurduğum masaldaki kızın bana çok benzemesi. Evet, ben köyden gelmemiştim. Bizim düşüncelerimizi yok eden canavarları; fikirlerimizi görmezden gelen kasırgaları; ruhlarımızı ve özgürlüğümüzü çalan şeytanları; ırklarımızla, dinlerimizle, ten renklerimizle hatta dilimizle ayrım yapan hayaletleri ben çok yakından tanıyordum zaten. Ki tanımayan da yoktur bu tarz yaratıkları. Benim benzettiğim kısım güzel evlerimizi terk ederek bu iğrenç diyarlara yerleşmemiz. Onun canavarları vardı, benimse cevabı olmayan sorularım. Onun her şeyi sürükleyen kasırgaları vardı, benimse sarı gözlerim. Onun hayaletleri vardı, benimse aptal bir oda arkadaşım. Aynı değildi dertlerimiz ama çözümümüz belki aynı olabilirdi. Onun bir çaresi elbette vardı, eğer gerçekten iyi bir gözlemci olsaydı. Ancak benim ne bir çözüm yolum, ne de cevabım vardı. Nasıl araştıracağımı bile bilmiyordum ki sonuç bulacaktım... Belki de evet, geri dönmek en güzel yol olabilirdi.
Ayrıca onun bir sebebi vardı şehre gitmesi için, ancak benim elimde iste koca bir hiçlikten başka bir şey yoktu.
***
Gözlerimi beyaz, ilaç kokan bir odada açtım. Yanıp, sönen floresan lambasından dolayı tam olarak açtığımı aslında söyleyemezdim. Uzun bir süre alışmasını, kaşlarımı kısarak bekleyecektim.
Odanın boyutuna bakılırsa hastanede değildim. Çünkü bir hastaneye göre gerçekten küçük bir odaydı. Ayrıca yatağı normal bir hastane yatağına göre çok fazla sertti. Evet, sakarlığım sağ olsun. Çocukluğum bu ilaç kokulu yerlerde geçtiği için çok yakından tanıyordum kendilerini.
Etrafa daha dikkatli bakmaya başladım. Gözlerim nihayetinde floresana altığı için bunu yapabiliyordum. Düzensiz olması, anlamsız tabloların yer alması ve odada benden başka kimsenin olmaması burasının bir revir olduğuna yeterli delil olabiliyordu.
Ne yani, beni buraya mı getirmişlerdi?
Gözlerimi devirdim. Bu kadar önemsiz olduğumu hissetmem açıkçası beni üzmemiş değildi. Aslında o kafaları ile hastaneye gitmek, daha büyük bir tehlike arz ediyordu. Yine de bunu düşünerek hareket ettiklerini hiç sanmıyordum. Bir de odada şu an hiç kimse yoktu. Yere düşüp bacağımı kestiğimde bile annem ağlayarak bekliyordu yanımda.
İlk başta vücuduma bağlı herhangi bir şey var mı diye kontrol ettim. Yoktu. Zaten olması büyük bir mucize olurdu. Kolumda serum görsem, herhalde şaşkınlıktan tekrar tekrar bayılıp kalırdım.
Bir şeye takılı olmadığımı görünce yatakta yavaşça doğruldum. Başım dönüyordu ve bu şekilde ayağa kalkmam çok zor olacaktı. Biraz oturdum ve bekledim. Geçmeyeceğini tahmin edebiliyordum ancak azalmasını az da olsa ihtimal veriyordum. Düşük de olsa verdiğim ihtimal gerçekleşti ve azaldığını yavaş yavaş hissediyordum. Hızlıca kendimi toparlayarak ayağa kalktım ve tekrardan çoğalmadan buradan defolmak için elimden geleni yaptım.