BÖLÜM DÖRT - EMMA
Emma'nın öfkesinden zevk alırken aynı anda yemekhanenin girişini görmem ile mutluluğum iki katına çıktı. Olivia bir anda kolumdan kavrayarak o ikisinden uzaklaşmamızı sağladı. Sadece üç ya da dört adım ilerisindeydik.
"O aptal çocuğu Emma'dan uzak tutmaya çalışırken sen, tehlikenin içine adımını atmışsın Flora!" Yüzündeki korku dolu ifade ile biraz gerildim ancak kendimi hemen toparlayarak yüzüme boş bir ifade takındım ve elimle "boş ver" dercesine salladım.
"Sadece Chris değil, Emma her ne kadar yanımda olsa bile o kızdan korkuyorum. Ne yaptığı hiçbir zaman belli olmuyor." Bedenimdeki bütün havayı dışarıya atmak istercesine derin bir nefes verdim.
"Sakin ol Flora. Odamız tekrardan düzenlenene kadar onunla kalacağım. Merak etme, bende hiç hoşnut değilim onunla kalmakla ama beni korkutacak birisi olamaz. Bir kere aptalın teki. Bir aptaldan ancak daha çok aptal olanlar korkar." diyerek ona bir nevi aptal demiştim ancak o bunu anlamayacak kadar APTALDI.
"Bence korkmalısın." Bu kadar gerildiğine göre bir şeyler biliyordu ancak sormama vakit kalmamıştı çünkü Emma ve Sophia çoktan yanımıza gelmişti. Birlikte yemekhaneye girdik ve kahvaltılıkların olduğu büfenin önündeki sıraya girdik. Önümüzde sadece beş kişi vardı ve onlar da devam edince nihayetinde büfeyi görebilmiştim. Bir okul yemekhanesine göre oldukça fazla çeşit vardı. Neredeyse kafamı karıştıracak kadar. Hayatım boyunca kahvaltım hep aynı şekildeydi. Buradan da aynı düzeni oluşturacak şekilde istediklerimi aldım ve diğerlerini bekledim. Onlar da alınca boş gördüğümüz dörtlü masaya yerleştik. Aslında yemekhane değilde, kafeterya tarzında bir düzeni vardı buranın. Bu olay beni daha da mutlu etti. Çünkü önceki okulumda yemekhane sıraları vardı ve bir sürü insanın arasında yemek yemek insanı boğuyordu.
"Tahminen ne zaman sevgilim odasını terk edersin." Gülümsedim. Alttan alttan laf sokmaya çalışıyordu.
"Bilmem. Bir ay, belki de iki ay..." Bana kısa bir bakış attı ve kahvaltısına odaklandı. Artık daha hızlı yiyor ve çatalı ile elinden geldiğince fazla ses çıkarmaya çalışıyordu.
"Neden sordun? Yoksa sende tipik, kıskanç sevgililerden biri misin? Öyleyse Chris adına baya üzülmüş olacağım." Aslında bunları söylemem doğru değildi. Ne şekilde olursa olsun sevgililerdi ve saygı duymam gerekirdi. Ancak Emma bana nasıl yaklaşırsa benim de ona o şekilde yaklaşmam daha mantıklı geliyordu.
"Hayır, sadece geceleri onunla yalnız olmayı tercih ederim." Yüzündeki öfke bu söyledikleri ile ortadan yok oldu. Onun yerine tatlı ama bir o kadar da sinir bozucu bir gülümseme yer aldı.
"Evet, evet. Bende sessizlik içerisinde sakin bir uyku tercih ederdim. Ne yazık ki istediklerimiz bir türlü olmuyor, öyle değil mi?" Bir süre sadece baktı ve gözlerini devirerek kahvaltısına döndü. Kafamın üzerinde "ZAFER" yazısını görmüş gibi gülümseyerek bende kahvaltıma odaklanacaktım ki bizi heyecanla dinleyen Sophia ile Olivia'nın bakışlarını üzerimde hissettim.. Yemeklerine hiç dokunmamışlardı. Ben onlara dönünce ikisi de aynı anda kafalarını önlerine eğdi.
Kahvaltıdan sonra Emma ve Sophia bizden ayrıldı. Olivia kendi odasına bende kendi odama çıkacaktım. Birlikte yukarıya doğru çıkarken sonunda sessizliği, büyük bir heyecanla bozdu.
"Yarın okul, açılışının şerefine bir parti düzenleyecek." Dikkatimi ona verdim.
"Bu kısım sıkıcı olandı. Partiden sonra sarhoş olmak için içmeye gidiyoruz. Bize katılırsın değil mi?" Bu soruyu yıllardır bekliyormuş gibi kafamı hızlı bir şekilde yukarıya ve aşağıya doğru salladım. Eğlenmeye ve özellikle kafa dağıtmaya oldukça ihtiyacım vardı. Bu bana ilaç gibi gelecekti, eminim.
Bu iki, gün içerisinde aldığım en güzel haberdi. Aslında tek güzel haber de olabilir. Bunun mutluluğu ile odama döndüm. Üzerime rahat bir şeyler giyerek yatağıma uzandım. Gözlerim valizlerime doğru kayıyordu ancak elim bir türlü varmıyordu. Bir an önce yerleşmem gerekiyordu yoksa her seferinde aradığım kıyafeti bulmak için ortalığı dağıtmak zorunda kalacaktım.
Yine de olduğum yerden kalkmadım. Belki sonra...
Telefonumu, cebim olmadığı için taytım ile göbeğimin arasına sıkıştırdığım yerden çıkardım. Steve sonunda mesajıma cevap verebilmişti.
Bu gidişle bana hiç vaktin olmayacakmış gibi gözüküyor.
Derin bir nefes aldım. Ya, erkekler neden böyle! Trip atma eylemi kadınlara ait değil miydi? Bu çocuk neden benden daha fazla trip atıyor? Alt tarafı aramalarını görmedim. Neden bu kadar abartıyor?
Telefonu yatağımın üzerine bırakarak parmaklarımı çıtlattım. Bir süre sakinleşmeyi bekleyerek, nefes egzersizi yapmaya çalıştım. İşe yaramayınca tekrardan telefonu aldım.
Anlamıyor musun? Meşguldüm diyorum. Koca şehirde, hatta koca ülkede ilk günüm. Sence de meşgul olma ihtimalim çok yüksek değil mi?
Mesaj gitti. Tek tik oldu sonra çift. Birkaç saniye sonra ikisi de maviye döndü. İsminin altındaki yazı 'çevrimiçi' ye döndü. Ekranı kapatmayarak yazmasını bekledim. Daha öfkem geçmemişti ki o benden çıkartmaya nasıl çekinmiyorsa bende artık çekinmeyecektim.
Ne kadar meşgul olsan da bana yazmak zorundasın. Ben neyinim senin? Sevgilin mi yoksa sıradan bir arkadaşın mı?
Telefonumun bildirim sesi ile ekrana çevirdim bakışlarımı. Her mesajında daha çok sinirlendirmeyi nasıl başarıyordu ki?
Kim demiş zorunda olduğumu? Sen mi buna karar vereceksin?
Her saniye öfkem daha da artarken cevap verme süresi uzayınca artık ellerim titremeye başladı. Telefonu sıkarak parçalamam an meselesiydi.
Evet ben karar vereceğim. Bir problem mi var?
Artık bütün öfkem son noktaya ulaşmış ve taşmaya başlamıştı. Buna rağmen gülümsedim.
O zaman izle ve gör.
Telefonu sessize alarak komidinin üzerine, şarj aletime takarak uzandım. Bütün sinirimi yok sayarak uyumaya çalıştım. Bu sırada mesajlar yağdırdığına hatta aradığına emindim ancak sakinleşmek için umursamamaya gayret ettim.
Kapının bir anda açılması ile yüz üstü yattığım yatağımda ters döndüm ve gelenlerin kim olduğuna baktım. Chris ve Emma sarmaş dolaş bir şekilde içeriye girdiklerinde ikisi de suratıma bakarak olduğu yerde bir süre beklediler ve yürüyerek Chris'in yatağına oturdular.
"Telefonun yanıp sönüyor." Söylemesen anlamayacaktım diye içimden geçirdim. Ardından telefonu alarak flaşın arka tarafta olacak bir şekilde telefonu çevirdim. Chris durumu kontrol etme şeklime bakarak kafasını olumsuz anlamda salladı. Ardından biricik sevgilisine nihayetinde döndü. Bir süre -yine ve yine- öpüşme seslerine maruz kaldım. Bunu benim çıkmam için yaptıklarına emindim ama bu sefer direnecektim. Chris en sonunda yenilgisini kabul ederek konuşmaya başladı.
"İki dakika başka yerlerde takılsana."
"İki dakika süreceğine eminim ancak hiç kalkasım yok." Yatakta daha çok yayılarak niyetimi belli ettim. Dediğim şeye bozulmuş olacak ki öfkeyle ağzını açtı ancak Emma'ya bakarak geri kapattı. O olmasaydı bu lafın altında kalmayacağına emindim ancak şu anlık zafer benim elimdeydi.
"Boş ver sevgilim. Kütüphane ne için duruyor. Şu an boş olduğuna eminim." Emma'nın ses tonu benimle konuşurken farklı, Chris ile konuşurken farklı oluyordu.
"Kültürlenmek için duruyor." Onlara bakmadan konuşuyordum artık. Bu da tepkilerini göremediğim için biraz eğlencemi engelliyordu.
"Biz de kültürleneceğiz zaten. Daha güzel bir kültürlenme şekli var mı?" Chris'in bunu bana değil, sevgilisine bakarak söylemiş olduğuna emindim. Yatağın tellerinden çıkan ses ile anladığım kadarıyla ayaklanmışlardı. Bir belki de iki saniye sonra kapının açılma, hemen sonra da kapanma sesi kulaklarımı doldurdu. Sonunda sessizlik, diyerek yatağa yüz üstü uzandım. Uyuyacağımı umuryordum ancak sanki bedenimin daha fazla uykuya ihtiyacı yokmuş gibi bana izin vermiyordu. Bende bu emrine karşı gelerek, uyumasam da biraz uzanmak için kendime en rahat pozisyonu ayarladım ve gözlerimi kapatarak o şekilde beklemeye başladım. Ne yazık ki sadece beş dakika sonra kapının sesli bir şekilde açılması ile bütün tembellik hayallerim suya düştü.
"Kalk, kalk, KALK!" Sophia'nın avaz avaz bağırmasını bir an ciddiye alıp ayaklandım. Ona dönene kadar bile Sophia olduğunu anlamamıştım. Olivia ile birlikte yüzüme bakıpi aynı anda kahkaha atmaya başladılar. Yüzümdeki şok ifade hoşlarına gitmiş olmalıydı. Yatağa oturup gülmelerini bitirmeye başladım. Sophia karnını tutup yere yatarak gülmeye başlayınca artık birisinin "dur" demesi gerektiğini anladım.
"Yeter! Bu kadar komik değildi." Olivia derin derin nefes alarak kendini durdurmaya çalışırken aynı anda gözlerinden akan yaşı silmeye çalışıyordu. Diğeri ise durmamakta kararlıydı. Olduğum yerde kollarımı birbirine bağlayarak beklemeye başladım. İlk başta Olivia bitirebilmişti mesaisini. Onun ardından Sophia. Neredeyse iki, üç dakika sürmüştü kahkahası.
"Yüzünü görmeliydin kızım." Ellerimi öfkeyle yüzüme sürttüm. Onlar da sinirlendiğimi anladılar ve boğazlarını temizleyerek birbirlerine baktılar.
"Kalk ve hazırlan. Alış verişe gidiyoruz!" Bunu olabileceği en büyük heyecan patlaması ile söyledi Sophia. Heyecanının bana geçmesine izin verdim ve gülmeye başladım.
>Bölüm Sonu<