Bölüm 4 / Baba!

926 Kelimeler
"Bak her türlü öğrenirim ben. Bu nedenle şuraya oturup anlatır mısın artık?" Kolumu bırakarak eliyle arkamda kalan koltuğu gösterdi. Daha sonra üzerindeki tişörtü düzeltip kendi de kalktığı yere oturdu. "Anlat hadi." "Neden bu kadar merak ediyorsun?" Kanepeye yayılarak omuzlarını hareket ettirdi. "Bilmem... meraklıyım işte. Olur olmadık şeylere burnumu sokmayı severim." Derin bir nefes alarak yutkundum. "Eğer hastahaneye gidersem birisi beni bulabilirdi... bu kadar bilgi yeter mi?" Kaşlarını olumsuz anlamda hareket ettirip ağzından bir 'cık' sesi çıkarttı. "Bilmece gibi konuşmasan? Mesela kim seni bulurdu ve kimden kaçıyordun? Bana anlatırsan seni koruyabilirim." Aldığım nefesi oflayarak verdim. "Babam beni bulurdu. Ve senin beni koruman ihtiyacım yok." "Ve babandan mı kaçıyordun?" Oflayarak derin bir nefes verdim dışarı. Kafamı olumlu anlamda aşağı yukarı salladım yavaşça. "Sebep neydi?" "Fazla derinlere inmesem? Neyse ya. Ben gideyim artık. Her şey için sağol." Ayağa kalkıp kapıya doğru yürürken arkamdan adam benim düşünmediğim ayrıntıyı dile getirdi. "Gidebileceğin bir yer var mı ki?" Olduğum yerde bir kaç saniye durduktan sonra kıvrılmayan dudaklarımı zorlayıp kenarlarını biraz yukarı kaldırdım. "Ben bulurum kalacak bir yer." Adama dönmeden konuşup tekrar hareketlendim. "Kendin bilirsin. Ama dikkat et akşam akşam kurtlar yemesin seni!" Dış kapıyı açtığım an söylediği şey ile ona baktım. "Bu ev ormanın ortalarında da. Ana yolu falan bulursan kurtulursun." "Bir taksi falan çağırabilir misin?" Taksi mi? Ne diye taksi çağırmasını istemiştim ki ben. Cebimde tek kuruşum dahi yokken hemde. "Ya da boşver. Ben bulurum yolu." Gece gece ormanda, üstelik hiç bilmediğim bir yerden tek başıma şehir merkezine kadar yürüyecektim. Üstelik merkezin ne tarafta ve ne kadar uzaklıkta olduğunu bilmeden. Ya da büyük ihtimal bu akşam dışarıda bir yerlere kıvrılıp, yarın arardım yolu. Mavi gözlü adamın dediği gibi bu akşam kurtlara yem olmam umarım. "Bekle." Adam telefonunu eline alarak bir numara çevirerek taksi çağırdı. "Otur şuraya. Gelen taksi ücretini öderim, şehir merkezine kadar gidersin." "Gerek yok. Ben kend-" "Saçmalama istersen. Gereksiz gurur başını yakmasın." Nefesimi vererek dışarıya tekrar baktıktan sonra kapıyı kapatarak biraz önce kalktığım koltuğa tekrar kuruldum. "İsmim Araf." Gülümsedim. "Ben de Nefes. Ve teşekkür ederim..." × × × "Nefes? Hoş geldin." Uygar kapıda bana şaşkınca bakarken gülümseyerek içeriye girdim. "Hoş buldum. Ee ne yaptın görüşmeyeli?" Uygar kendine gelmeye çalışır gibi kafasını sallayıp kapıyı kapattı. "Aynı. Sen neredesin ya birkaç gündür?" Salona geçip koltuğa otururken Uygar'ın tek kişilik klasik erkek evinde göz gezdirdim. Her yer dağınıktı. Burada nasıl yaşadığına gerçekten şaşırıyordum. "Hiç. Okul şehir dışında bir gezi düzenlemişti, ben de ona katıldım." Babamdan kaçarken araba çarptı. Üç gündür yatıyorum. "Telefonların geziye götürülmesi yasak mıydı?" "Ha? Ne alakası var?" Verdiğim tepkiye Uygar gülerken karşımda duran kanepeden kutuları toplayıp yere attı. Açtığı yere oturduktan sonra bana döndü. "Diyorum ki kaç gündür arıyorum seni. Neden bakmadın telefonlarıma?" "Ha sen onu diyorsun." Uygar bu sefer kahkaha attı. "Evet, onu diyorum." "Ya şey... ben gezide telefonumu kaybettim." "Ciddi misin? Nasıl becerdin ya!" Son cümlesini soru sorar gibi değil de şaşırmış gibi söyleyince kahkaha atıp ayağa kalktım ve yerdeki kutulara yöneldim. Buranın biraz da olsa yaşanılabilir bir yer haline getirilmesi gerekiyordu. Normal bir insan burada bir kaç gün içerisinde enfeksiyondan ölürdü ancak Uygar'ın bünyesi normal bir insanın bünyesinden farklı olmalıydı. "Hey hey hey dur! Ne yapıyorsun ya?" "Evini yaşanılabilir bir yer haline getiriyorum." Uygar yüzünü buruşturup etrafa baktı. "Ne varmış evimde?" Gözlerimi devirip mutfağa yöneldim ve bir çöp poşeti alıp geri döndüm. "Şimdi bunu alıyorsun ve işe yaramaz tüm çöpleri atıyorsun!" × × × "Oha benim evim bu kadar büyük müydü?" Uygar'ın tepkisine kahkaha atarken çift kişilik kanepeye oturdum. "Hayır yani mis gibi Canan Teyzenin evinde kalsana. Ne diye tek başına yaşamak istiyorsun?" Uygar omuz silkip yanıma oturdu ve bir kolunu omzuma attı. "Ya kaç yaşıma geldim hala uyku konusunda bile baskı uyguluyordu. Ne yapsaydım?" Gülümseyip önümde duran kola bardağından bir yudum aldım. "Daha ne istiyorsun ya. Annen senin iyiliğin için yapıyor ne yapıyorsa." Sonra tekrar gülümseyip devam ettim. "Ulan...bana çok fazla baskı uygulasaydı ama en azından bir annem olsaydı." Sözlerim üzerine ikimize de sessizlik çökmüştü. "Güzelim oyun konsolu var oynayalım mı?" Uygar konuşmanın gideceği yeri anlamış olacaktı ki konuyu değiştirdi. Ona minnettar bir şekilde gülümserken kafamı salladım. "Olur, oynayalım hadi. Ama oyunu ben seçeceğim." Kafasını salladı ve gülümseyerek odasına ilerledi. On beş dakikaya kadar geri geldiğinde elindeki büyük kutuyu masaya koydu. "Ya çok şey isteyeceğim ama bir ara da odama mı el atsak. Savaş alanı gibi. Şu oyunları toparlayana kadar canım çıktı!" Kahkaha atıp oyunlarla dolu kutuyu önüme aldım. "Aşk olsun, senin bana yaptıklarının yanında bir odanı temizlemişim çok mu?" "Kralsın sen ya! Ay, kızlar kraliçe oluyordu değil mi?" Bir kez daha kahkaha atıp elime aldığım oyunu ona gösterdim. Uygar benim yüzümü güldüren tek insandı. "Evet. Şey bak bu oyunu oynayabiliriz, merak ettim." Uygar elimdekini alıp televizyona ilerledi. "Zevkli bir seçim yapacağını biliyordum." × × × "Ya ama hile yaptın!" Gülümseyerek elimdeki konsolu masaya bıraktım. "Kötü oynadım demiyorsun da hile yaptın diyorsun." "Ben kötü oynamam güzelim. Senin kazanman için yaptım ben onları." "Hı hı evet, kesin öyledir." Uygar gülümserken ayağa kalktım. "Mutfaktaki çöpü döküp geleyim ben." "Güzelim gerek yok, yarın dökerim ben." Ona bakıp gözlerimi devirdim. "O kadar temizlediğim evin kokmasını istemiyorum." "Tamam bırak ben dökerim." Tam poşetleri alacakken eline vurdum. "Sen dur. Benim biraz hava almaya ihtiyacım var zaten. Çöp de bahanesi olur." Uygar omuz silkip sandalyeye oturdu. "Peki kendin bilirsin." Poşeti elime alıp daireden çıktım. Binaya henüz kapıcı alınmamıştı, bu yüzden çöpleri herkes aşağıdaki çöp konteynerine atıyordu. Dışarı çıkıp çöpü döktükten sonra biraz ilerideki banka ilerledim. Gecenin bir vakti sokakta kimse yoktu. Bir müddet yol kenarındaki lambalardan yayılan cılız ışığın yolu aydınlatmasını izledim. Sonra sıkılıp kalktım ve evin olduğu tarafa döndüğümde ışığın ulaşmadığı bir köşede sinirle yüzüme bakan gözleri gördüğüm gibi duraksadım. "Baba!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE