"Kardelen!" Kardelen'e seslendiğim an oturduğu sandalyede kafasını arkaya döndürüp heyecanla bana baktı.
"Nefes Abla!" Gülümseyerek yanına gittim ve önünde durup diz çöktüm. Ellerimi yanaklarına koyduğumda büyükçe gülümsedi.
"Nasılsın bakalım görmeyeli?"
"İyiyim ama sen neden hiç gelmiyorsun? Abim seni çok özlediğimi sana söylemedi mi yoksa?" Uygar kardeşinin lafları üzerine ellerini 'ben suçsuzum' dercesine kaldırdı. Ben ise gülümseyerek ayağa kalktım ve Kardelen'in oturduğu tekerlekli sandalyenin arkasına geçtim. Çok küçük yaşta geçirdiği bir kaza yüzünden tekerlekli sandalyeye muhtaç kalmıştı.
"Söyledi tatlım ama ben bu aralar çok yoğunum. O yüzden pek gelemedim. Beni anlayabileceğini düşünüyorum." Bir yandan konuşurken bir yandan da sandalyeyi oturma odasına doğru sürmeye başladım.
Kardelen boynunun izin verdiği ölçüde kafasını bana döndürerek gülümsedi.
"Tabii ki anlarım. Zaten şimdi geldin ya. Gerisi önemli değil!" Gülümseyerek sandalyesini kanepenin önüne çekip oturdum. Uygar da yanıma oturmuştu.
"Nefes kızım. Hoş geldin!" Kapıya baktığımda Canan Teyzenin kollarını açmış bana doğru geldiğini görünce ayağa kalkıp kolları arasına girdim.
"Hoş buldum Teyzem." Bana sıkıca sarılıp geri çekildiğinde yüzünde yapmacık bir sinir vardı.
"Ee ama sen hiç uğramaz oldun. İnsan bir gelir hal hatır sorar. Özlettin kendini." Tebessüm ederek omuzlarımı hareket ettirdim.
"Ben de sizi çok özledim ama okul, iş, sınavlar derken vakit bulamıyorum."
"Aman canım neyse ne. Dur ben senin sevdiğin yemekten yapayım da yiyelim beraber." Canan teyze tam mutfağa ilerlerken kolundan tutup durdurdum. Bana ne oldu dercesine baktığında yutkunup gülümsedim.
"Ya başka bir güne sözüm olsa. Şey... yarın sınavlarım var da. Çalışmam gerek."
"Ne yani? Hemen gidecek misin?" Bu soru Kardelen'den değil de Uygar'dan gelince 'bari sen yapma' dercesine ona bakıp gözlerimi devirdim.
"E ama en başta beni senin anlaman gerek. Sınavlar zaten zor. Bir de çalışmazsam nasıl geçeceğim?" Uygar omuzlarını silkti ve oturduğu kanepeye daha da yayıldı.
"Ya gel ben seni çalıştırayım diyorum. Kabul etmiyorsun. İkinci sınıf öğrencisi olarak birinci sınıf konularına hakimimdir."
"Ben de sana gerek olmadığını söylüyorum. Gerçekten teşekkür ederim. Hem senin geçen seneden kalma notların benim çok işime yaradı. Zaten kendi derslerim yüzünden başını şişirmek istemiyorum." Uygar bıkkınlıkla nefesini verdi ve yayıldığı kanepede biraz dikleşti.
"Ne demek başımı şişi-"
"Ben en iyisi gideyim artık." Uygar'ın konuşmasına müsade etmeden konuşup yüzünü asan Kardelen'in yanına gittim ve sandalyenin önünde çömeldim.
"Asma ama yüzünü prenses. Sana söz en kısa zamanda tekrar geleceğim. Tamam mı? Hem... bana bir güle güle öpücüğü yok mu?" Kardelen gülümseyip kollarını boynuma sarıp yanağıma sulu bir öpücük bıraktı. Hemen affeden ve her şeyden mutlu olan bir kişiliği vardı.
"Bak söz verdin." Gülümseyerek ayağa kalktım.
"Söz prenses!"
"Bu sefer arayı fazla açma kızım."
"İnşallah Canan Teyzem." Canan Teyze ile de sarıldıktan sonra vedalaşıp dış kapıya yöneldim.
× × ×
Üçüncü şarkıyı bitirip mola vermek için bir kaç dakikalığına sahneden inerken gözüm mekanın kapısında olan kalabalığa takıldı. Şevket Bey ve bir kaç adam kapıda birileri ile konuşuyordu. Bir kaç saniye sonra adamlar çekildiğinde kimin geldiğini o zaman gördüm. Dün bana garip bakışlar atan adamdı bu. Kaşlarım çatılırken mekanın kasvetli, siyah ortamından bile seçebileceğim mavi gözleri beni buldu. İlk önce biraz gözlerini kısarak baktı bana. Daha sonra aradığını bulmuş gibi telefonuna yöneldi. Ben anlamlandıramadığım bir merakla ne olacak diye beklerken adam mekanın en görünmeyen yerinden bir masayı gözüne kestirerek ilerledi.
Kaşlarım daha da çatılırken umursamamaya çalıştım. Suyumu içtim ve tekrar sahneye doğru ilerledim.
× × ×
1 HAFTA SONRA
Acaba insanlar değişebilirler miydi? Bir insan sevmediği birini sevebilir, belki de kalbinde azıcık da olsa bir sevgi oluşturabilir miydi? Ya da acımasız biri yaptığı şeyleri anlayarak yaptıklarını telafi etmeye çalışır mıydı? Bilmiyorum... bir söz vardır. İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur diye. Ama bu laf bazı zamanlarda umutsuz insanlar için geçersiz kalabiliyor. O umutsuz insanlar sezdiği ufacık bir şey ile herkes tarafından onaylanmış bu sözü itebiliyorlar ellerinin tersiyle. Bir umut doğmuştur çünkü onlara. Umutsuz insanlara doğan bir umut... Daha güzel ne olabilirdi? Belki zihni inanmasa da kalbi inanmıştır bir kere o umuda. Geri çevirmek istemezler kalplerinin söylediklerini. Mutlu olmak isterler artık. Çünkü mutsuzluğu fazlasıyla yaşamışlardır.
Şimdi ise benim için durum neydi? Babam karşıma geçmiş, artık sahneye çıkmamı istemediğini söylüyordu. Normalde döverek de olsa çıkarırdı bu sahneye beni. Zorla... Gülümsedim. Ağabeyim öldürüldükten sonra ilk kez umutla, mutlulukla gülümsedim.
"Sahneye çıkman hiç bir işe yaramıyor zaten."
"Değil mi? Ben daha iyi bir iş bulurum merak etme sen."
"Ben senin daha fazla para kazanacağın bir iş buldum zaten." Gözlerimi kapatıp açtım birkaç saniye içerisinde. Ne olursa olsun, sesimi istemeyerek insanlara duyurmayacaktım.
"Peki. Nerede çalışacağım?" Babam elindeki bardağı masaya bırakarak kanepede biraz daha geriye yaslandı.
"Bir evde."
"Yardımcı olarak mı?" Kafasını evet anlamında aşağı yukarı sallarken nefesini verdi.
"Mükemmel. Ne zaman başlayacağım? Yarın mı?"
"Hayır. Bu gece." Anlamayarak kaşlarımı çattım.
"Gece mi? Gece vakti mi temizleyeceğim evi?"
"Evi temizlemek için yardımcı olmayacaksın." Kaşlarım daha da çatılırken yüzümde oluşan ufak gülümseme kayboldu. Kafamı hafif sola yatırırken babamın yüzündeki ifadeye odaklandım. Hem acı çekiyor gibi, hem de acımasız bir ifade vardı. Ve bu zıtlık, hoşuma gitmemişti.
"Bir hafta önce buraya gelen müşteri, seni beğenmiş. Bu gece ona yardımcı olmanı istiyor."
"Anlamadım?" Babam oflayarak biraz dikleşti oturduğu yerde.
"Geceyi onunla geçirmeni istiyor."
"Ya sen ne dediğinin farkında mısın?!" Hızla ayağa kalkarken o da benimle birlikte doğruldu. Yüzündeki acımasız ifade biraz daha gösteriyordu kendini.
"Evet. Dışarıda araba var. Seni b-"
"Ya saçmalama! Ağzından çıkan kelimeleri duyuyor musun?! Benden ne istediğinin farkında mısın? Baba diyorum ben sana! Bu zamana kadar yaptığın her şeyi anlayabiliyorum ama bu kadarı fazla!" Tüm vücudumla beraber titreyen sesimi durdurmak ister gibi yutkunarak bağırdım.
"Nefes bana bağırma! O arabaya binilecek!"
"Hayır! Bu dediğini yapmayacağım! Bana bunu yapamazsın!" Babam hızla yanıma gelerek kolumdan tuttu.
"Ya bıraksana!" Hıçkırıklarımla karışık çıkan sesimle konuşarak ayaklarımı yere sabitleme çalıştım.
"Kes sesini! Doyuramıyorum ben seni. Hem beni hem kendini kurtar!" Odanın kapısını açarak dışarıya yöneldiği sırada son anda elime aldığım cam sürahiyi babamın koluna vurarak koşmaya başladım.
Babam beni düşünüp istemediğim bir işte zorla çalıştırmaz diye düşünmüştüm. Ne kadar da aptalım ya! Babam olacak o adam beni ne zaman düşündü ki şimdi düşünsün?
"Buraya gel!" Arkamdan babamın sesi gelince hızımı biraz daha arttırdım ve etraftakilerin bakmasına aldırmadan çıktım mekandan. Gözlerimden yaşlar akarken biliyordum ki bu sefer dönüşüm yoktu. Dönersem babam beni kesin öldürürdü. Sözle kalmaz gerçekten keserdi nefesimi.
"Nered-" babamın sesi kesildi birden. Etrafımdan kulaklarıma dolan tüm sesler uzaktan geliyor gibiydi. Gözlerimi bir kaç kez kırpıştırdım. Yerde yatıyordum, ve vücudumun ön kısmı uyuşmuş gibiydi. Önümde duran arabanın şoför kapısı açıldı ve içinden bir haftadır görmeye garip bir şekilde alıştığım mavi gözlü adam öfkeyle çıktı. Göz kapaklarım ağırlaşmış gibi hissediyordum. Yutkunmaya çalıştım ancak onun yerine ağzımdan bir hıçkırık sesi çıktı.
"Lütfen b-beni hastahaneye götürme." Kaybolan sesimi düzeltmeye çalışarak karşımda duran adama baktım. Beni hastahaneye götürmemesi gerekiyordu ancak adamın beni duyduğundan bile emin değildim...