bc

Geciken aşk

book_age16+
197
TAKİP ET
3.4K
OKU
dark
love-triangle
family
HE
fated
second chance
friends to lovers
badboy
kickass heroine
powerful
mafia
gangster
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
bisexual
kicking
city
mythology
cheating
disappearance
chubby
tricky
love at the first sight
affair
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

3 yıllık evlilik sadece yalandan mi ibaretti... gerçi her şeyin en baştan beri farkındaydım ama neden bunca sene üsteledim.... neden kendi bacağıma balta vurdum... neden hala bunun yaşanması için ısrar da bulundum... kendimde bilmiyorum

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
üniversite aşkı
Armina... ah ne kırılgan bir yapısı var aslında... Üniversite okumak için farklı bir ülkeden gelmişti buralara... ailesi yanında olmayan babası erken yaşta vefat eden ve ailesinin tek dayanağı olan aslında küçük ama yapısı gereği güçlü kadın di... daha doğrusu olmak zorundaydı hayatta kalabilmek için... Sadece küçük çocuk olmak istiyordu ama asla olamıyordu. Engelli bir abisi vardı ve annesi onlara destek olmak zorundaydı. Hem okuyor hem çalışıyordu. Arminanın üniversite hayatı, ailesinin gururu olma telaşının ve kendi hayallerinin yüküyle başlamıştı. Tıp fakültesi koridorlarında ince bir kararlılıkla yürür, defterlerini sıkı sıkı kavrar, gözlerini hep ileriye dikerdi. Derslerde dikkatini dağıtacak şeylere yer yoktu; çünkü onun için başarı sadece bir seçenek değil, zorunluluktu. Alp’i ilk kez fakültenin kütüphanesinde görmüştü. Uzun boyu, Beyaz teni kara kaşı kara gözü kendinden emin tavırları ve biraz umursamaz gülüşüyle dikkat çekmişti. Kitaplarının arasından başını kaldırdığında, onun Armina’ya bakarken gözlerindeki pırıltıyı fark etmemek mümkün değildi. Ama arminanın bu tür şeylere zamanı yoktu. Alp için ise herşeyden öncelikliydi arminayla konuşmak. Zaten uzun sürmedi bu uzaktan izlemeler gizli flört çabaları... Birkaç gün sonra, cesaretini toplayıp yanına yaklaştı. “Seninle aynı dersteyiz, değil mi? Bu anatomi notlarını nasıl bu kadar düzenli tutabiliyorsun?” diye sormuştu. Armina gülümseyerek, biraz da utangaç bir sesle cevap vermişti “Çünkü yazarken de öğreniyorum. Sen denesen belki daha kolay olur.” "Be ne yapsam olmuyor ya bana da yardımcı olur musun hem sende yazarken öğretirken tekrar etmiş olursun ne dersin?" "Belki ola bilir..." dedi utana sıkıla O andan sonra Alp’in ilgisi daha görünür olmuştu. Ders çıkışlarında Armina’yı bekliyor, kampüsün kafeteryasında oturup kahve ısmarlıyordu. Onun neşeli konuşmaları, hayata dair şakaları ve özgüveni Armina’yı etkiliyordu. Armina’nın ciddi ve disiplinli yapısı, Alp’in dağınık ama enerjik haliyle çarpıcı bir tezat oluşturuyordu. İlkbaharın bir günü, fakültenin bahçesindeki ağaçların altında saatlerce oturmuşlardı. Alp, Armina’nın saçlarının arasına düşen minik papatyalardan birini alıp defterine koymuş, “Bu bizim ilk günümüzün hatırası olsun,” demişti. Armina o anda kalbinin hızla çarptığını hissetmişti; hayatında ilk kez biri ona bu denli romantik davranıyordu. Ama yine de, bazen gölgelere benzeyen şeyler gözünden kaçmıyordu. Bazen Alp aniden ortadan kayboluyor, söz verdiği buluşmalara “arkadaşlarla işim çıktı” diyerek gelmiyordu. Telefonunu hep sessizde tutuyor, gelen mesajlara hızlıca göz atıp yüzünde belirsiz bir ifade ile cebine geri koyuyordu. Bir akşam, “Ders çalışmak için kütüphaneye gidiyorum,” demişti ama Armina başka arkadaşlarından Alp’in o saatlerde şehirdeki bir kafede görüldüğünü duymuştu. Armina bu küçük çelişkileri fark ettiğinde, içinde kısa süreli şüpheler uyanıyordu. Ama o şüphelerin üzerine gitmeye cesaret edemiyordu. Gittiği zamanda da alp zaten yeterince manipüle ediyor kendini suçlu hissettiriyordu Armina da sessizce kabul ediyordu. Çünkü kalbini kaptırdığı adamı kaybetmekten korkuyordu. Alp ona öyle tatlı sözler söylüyordu ki… “Sen benim şansımsın Armina, sen olmasan ben kim olurum?” dediğinde Armina bütün şüpheleri yok sayıyordu. Gözleriyle görmediği sürece kalbine ihanet etmiyordu. Ama fark etmeden, güvenle güvensizlik arasında ince bir çizgide yürümeye başlamıştı. Zaman ilerledikçe Armina ile Alp’in ilişkisi, fakülte koridorlarında bilinen bir aşk haline gelmişti. Herkes onları “güzel çift” diye anıyordu. Armina, derslerdeki başarılarıyla öne çıkarken, Alp’in adı hep sosyal etkinliklerde, partilerde dolaşıyordu. Armina, Alp’in yanında kendini özel hissetse de bazen içini kemiren bir huzursuzluk olurdu. Birlikteyken her şey yolunda görünürken, Alp’in gözleri sık sık başka yönlere kayar, kampüsün kalabalığı içinde yüzlere daha fazla dikkat ederdi. Armina bunu fark ettiğinde içinde ince bir kıskançlık belirirdi, ama hiçbir şey söylemezdi. Bir gün, laboratuvar dersinden sonra Alp, Armina’ya dönüp, “Ben bu akşam biraz geç kalacağım, arkadaşlarla maç izleyeceğiz,” dedi. Armina gülümsemeye çalışarak, “Tamam, ben de ders çalışırım,” diye karşılık verdi. Ama o akşam yurda dönerken okulun karşısındaki kafede Alp’i gördü. Yanında bir kız vardı, kahkahalar atarak bir şeyler konuşuyorlardı. Armina uzaktan baktı, kalbine ince bir sızı oturdu. Fakat daha yakına gitmedi, görmekten korktu. Kendine, belki sınıf arkadaşıdır, belki sadece ders konuşuyorlardır diye telkinde bulundu. Alp ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi Armina’ya çiçek getirdi. “Dün sana gelemeyince içim rahat etmedi, affet,” dedi. Armina çiçeği aldı, ama kalbine düşen gölgeyi silemedi. Bir başka gün Alp’in telefonunu yanlışlıkla eline aldı. Ekranda yabancı bir numaradan gelen, “Dün gece çok güzeldi, tekrar görüşelim” mesajı duruyordu. Armina’nın elleri titredi. O sırada Alp yanına gelip telefonu hızla aldı, yüzünde sahte bir gülümseme vardı. “Eski bir arkadaş, yanlışlıkla böyle şeyler yazıyor. Takılma biliyor sun arkadaşlarımı böyle saçma şakalar yaparlar” dedi. Armina sessiz kaldı. Bir şey sormadı, çünkü cevabını duymaktan korkuyordu. Bütün bu küçük ayrıntılar, onun kalbinde ince ince bir yara açıyordu. Ama yine de Alp’ten kopamıyordu. Her defasında belki yanılıyorum, belki çok düşünüyorum diyerek susuyordu. Çünkü aşkına sıkı sıkıya sarılmak, yalnız kalmaktan daha kolaydı. Fakat Armina farkında değildi; Alp’in gülüşünün arkasında çoktan başka hayatlar başlamıştı. Armina için üniversite yılları, hem hayallerine adım adım yaklaşmanın gururu hem de içten içe yavaşça büyüyen bir yalnızlığın gölgesi altında geçiyordu. Gündüzleri laboratuvarlarda, amfilerde başarılı bir öğrenci; geceleri ise Alp’in sevgilisi rolünde kırılgan bir kadın oluyordu. Onu seviyordu, evet… ama bu sevgi, çoğu zaman tek taraflı bir çabaymış gibi hissettiriyordu. Bir yerlere mi gidilecek Armina ayarlıyor bütün masrafları ödüyor du. Alpin faturaları cep harçlığını bile o veriyordu Alp’in ilgisi bazen parlayan bir yıldız gibi göz kamaştırıyor, bazen de aniden sönüp kayboluyordu. Armina ne zaman ona yaklaşmak istese, Alp’in bakışları çoktan başka ufuklara kaymış oluyordu. Bir yaz akşamı, kampüsün hemen yanındaki büyük bahçede öğrencilerin düzenlediği bir partiye gitmişlerdi. Bahar esintisiyle ağaçların arasına asılan renkli ışıklar, kahkahaların, müziklerin karıştığı genç bir coşkuyu yayıyordu. Alp, kalabalığın içinde parlayan bir figür gibiydi; herkes onu tanıyor, herkes onunla sohbet etmek istiyordu. Armina, bir kenarda elinde içeceğiyle durup onu izliyordu. Kendi içine dönük bir yapısı vardı; kalabalıklarda eriyip kaybolmaya alışkındı. Alp ise her daim dikkatlerin merkezindeydi. Önce uzaktan gülümseyerek izledi sevgilisini; onun neşesine, herkese bulaşan enerjisine hayran kaldı. Ama sonra… Alp’in bir kızın elini omzuna koyduğunu gördü. Gözlerinin önünde geçen sıradan bir dost hareketi gibi görünüyordu belki ama kızın gözlerinde fazlaca parlayan bir yakınlık, Alp’in dudak kenarındaki belli belirsiz kıvrım Armina’nın kalbine ince bir bıçak gibi saplandı. Bir süre izledi, konuşmalarını duyamadı, ama o sahne zihnine kazındı. İçinde yükselen kıskançlıkla, elindeki bardağı masaya bırakıp bahçeden uzaklaştı. Adımlarını hızlandırırken gözleri buğulandı; kalabalığın coşkusu arkasında kalıyor, önünde ise sessizliğin karanlık koridoru uzanıyordu. O gece yurda dönerken Alp aradı. Sesinde telaşlı bir neşe vardı: “Armina neredesin? Seni aradım bulamadım, herkes soruyor. Niye gittin haber vermeden?” Armina derin bir nefes aldı, “Yoruldum… biraz hava almak istedim,” dedi sadece. İçindeki kırgınlığı kelimelere dökmeye cesaret edemedi. Çünkü korkuyordu: Ya haklı çıkarsam, ya gerçekten beni aldatıyorsa? Günler geçtikçe bu küçük sahneler çoğaldı. Bir sabah Alp, Armina’ya kahvaltıya gelemeyeceğini söyledi, çünkü “önemli bir proje sunumu” vardı. Ama o günün öğleden sonrası, Armina ders çıkışında bir kafede arkadaşlarıyla buluştuğunda Alp’i yine başka bir kızla gördü. Yan yana oturuyorlar, kahkahaları havada yankılanıyordu. Alp onu fark etmedi bile. Armina’nın boğazına düğümlenen öfke ve utanç, gözlerini doldurdu. Arkadaşlarının yanında hiçbir şey belli etmedi ama içi kavruldu. O gece yurda döndüğünde pencereden uzun süre dışarıyı seyretti. Kendi kendine konuşur gibi mırıldandı: “Seviyorum… ama bu sevgi bana yük oluyor. Niye hissettiğim kadar hissetmiyor? Niye ben onun için hep ikinci sıradayım?” İçinde bir ses bağırıyordu: Görüyorsun işte! Daha yolun başında bile sana ihanet ediyor. Yarın evlensen, ne değişecek? Ama kalbinin diğer yarısı, bu sesi bastırıyordu. Alp ona güzel sözler söylediğinde, göz göze geldiklerinde, kalbi yine tüm yaraları görmezden geliyordu. Armina, içindeki şüphelerle savaşmayı seçti. Çünkü kalbini kaptırdığı adamı kaybetmekten, geride kalmaktan korkuyordu. Ama farkında olmadan, ilk büyük kırılma yaşanmıştı. Artık Alp’e olan sevgisi, saf bir güvenin üzerine değil; küçük yalanların, yarım kalan sözlerin ve gizlenmiş gerçeklerin arasında sallanan ince bir ipliğe bağlıydı. Ve o iplik, her geçen gün biraz daha inceliyordu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
545.0K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
25.4K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
86.2K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
55.5K
bc

AŞKLA BERDEL

read
91.1K
bc

HÜKÜM

read
229.8K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
35.1K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook