Acının tanımını zamanla öğreniyorduk. Ya da gerçek acının ne olduğunu. Düşüp dizlerimizin kanaması değildi acı. Ya da en keskin yaralara basılan tuzun verdiği yakıcı histe değildi. Acı insanın birlikte yaşaması gereken bir şeydi. Birlikte uyanması… Birlikte nefes alması… Ve en çokta birlikte ölmesi gereken bir şeydi. Parmaklarımızdan başımıza kadar tüm vücudumuzu güçsüz bırakıyordu. Her gece deliksiz uyuduğumuz yatağımız da bir yandan bir yana dönmeye cesaret edemiyorduk. Bize dair tüm gerçekleri süpürüyordu. Kerem’in kolunun altında sessizce acı çekmenin getirdiklerini düşünüyorum. Acaba diyorum kendi kendime. Böyle hissetmiş midir o da? İki dakika önce sehpaya koyduğum albümden bakışlarımı hızla çekip Kerem’e sokuluyorum biraz daha. Sanki ondaki en büyük yarayı ben

