3.BÖLÜM: “BALONLAR”

1253 Kelimeler
Normal insanlar gibi güneş ışıklarının yüzüme vurmasıyla uyanmak isterdim ama cama atılan top bu isteğimin imkansız olduğunu hatırlatmıştı bana. Ben okula bile gitmeye üşenirken bu çocuklar sabah sabah tıp oynayacak enerjiyi nasıl buluyorlardı kendilerinde?  Yukarı katımda oturan teyzenin çocuklara bağırmasına ilk defa hak verirken, banyoda rutin işlerimi halletmiş ve sallana sallana banyodan geri çıkmak için bir kaç adım atmıştım. Gözüm kapalı yürürken kafamı kapıya çarptığımda, kısa bir çığlık atmıştım.  "Ah!" diye bağırdım. "Bu kapıyı kim koydu buraya?"  Bir yandan söylenirken bir yandan da acıyan başımı tutuyordum. Bu küçük kazanın ardından söylene söylene banyodan çıkmıştım. Okul üniformam da dün kafe de çalışırken öyle kirlenmişlerdi ki, bugün okula sivil gidip müdürün azarını yemek zorundaydım. Dolaptan çıkardığım düz beyaz elbiseyi üzerime geçirmiş ve saçlarımı taramaktan vazgeçip gelişi güzel bir şekilde topuz yapmıştım. Evde işlerimi tamamladığımda evi kontrol edip okula gitmek için yola çıkmıştım. Keşke bu okul yansaydı ve ben de okula gitmekten kurtulsaydım. Sakarya'da ki okulum böyle değildi. Devlet okuluydu ve daha çok ergenler vardı ama bu kolej gibi zengin züppelerinin yaşadığı bir pislik yuvası gibi değildi. O ergenleri bile özlemiştim.  Yavaş adımlarla düz yolda yürürken, yüreğimin sesine eşlik ediyordu kulaklarımdaki ses.  "Bana esmeyi anlat, bana sevmeyi anlat.  Bana esmeyi anlat, esip geçmeyi anlat."  Barış akarsı benim küçüklük aşkımdı. O zamanlar onunla kesinlikle evleneceğimi düşünürdüm. Öldüğünde öyle üzülmüştüm ki, arkasından cennete gitmesi için her gün gözyaşı dökmüş ve dua etmiştim.  "Abla! Su abla!"  "Neden bağırıyorsun? Seni duyabiliyorum." diye söylendim kulağımın dibinde var gücüyle bağıran Cem'e.  "Kulaklık var kulağında ne yapayım?" diye mırıldandı Cem. "Aman neyse, sana gönderdi bunları. Al senin." derken elinde tuttuğu renkli balonların ipini bana doğru uzatarak.  "Bana mı?" diye sorarken Cem'in uzattığı ipi parmaklarımın arasında almıştım yavaşça. "Kim yolladı bunları?"  "Bir abi verdi, sana verecekmişim."  Şaşkınlıkla renkli balonlara bakarken bunları gönderenin o olup olmadığını düşünmeye başlamıştım. Bu sabah bana mesaj da göndermemişti.  "Şey..." dedim sessiz konuşmaya özen göstererek. "Bunları sana veren tanıdık biri miydi? Bu mahallede oturan biri mi? Ben onu tanıyor muyum?"  "Yok be abla." dedi Cem. "Bindiği arabayı görseydin, mahallenin diğer kızları gibi senin de zengin koca hastalığın başlardı. Adamın bu mahalleyle alakası bile yok."  "Ne biçin konuşuyorsun sen ablanla, süpürge kafalı!" diye bağıran Nönü teyzeyi mahallenin bir ucunda baston gösterirken görmüştüm. Kadın yaşlıydı ama kulakları benden daha iyi duyuyordu. Onlar atışırken ben de ufak ufak ilerlemeye başlamıştım. Elimdeki balonların her rengi ayrı ayrı güzeldi. Her biri renkli birer şekere benziyorlardı. Bu balonlarla mı okula gidecektim şimdi? Sivildim ve azar da yemek istemiyordum. Önüme gelen ilk banka otururken iki gündür okulda yok yazıldığımı düşünmüştüm. Sonra da bu düşünceme göz devirmiştim. Çok da önemli değildi. Muhtemelen sınıfta en az benim devamsızlığım vardı.  Balonlar.  Bu balonlar için kime teşekkür edecektim?  Teşekkür etmeye ihtiyaç duyuyordum. Çünkü aldığım ilk hediyeydi. Babam çalıştığı için benimle yeterince ilgilenemez ve doğum günümde bana para verirdi. Ben de gider kendime hediye alırdım. Sonra da o hediyeyi çocuksu bir sevinçle eve getirir, açar ve çok beğenirdim. Çünkü ben almıştım ve beğenmekten başka seçeneğim yoktu.  Balonlara gülümseyerek bakmıştım. Bu balonları eve gidene kadar korumam gerekiyordu. Hiç birinin patlamasını istemiyordum.  "Ne yapıyorsunuz, yapmayın!" diye bağırdım birden. Sesim öyle kırgın ve üzgün çıkmıştı ki, kendime üzülmüştüm. Mahallemizdeki çocuklar balonlara taş atıp bir iki tanesini patlatmışlardı. Henüz balonlarla bir saat bile geçirememiştim. Çocuklar yerden taşlar toplayıp gülerek balonlara bakarlarken onları engellemek için elimi uzattığımda, farkında olmadan balonları da serbest bırakmıştım. Öyle kırgın ve öfkeliydim ki, bu mahalleden nefret etmeme çocuklar büyük bir sebepti artık. Çocuklar kendi aralarında gülüşürken gökyüzünde özgürlüklerini ilan etmiş olan balonlara bakmış ve imkansız olduğunu bildiğim halde geri gelmelerini dilemiştim.  Balonlara bakmaya devam ederek banka oturmuştum. Bugün kötü bir gündeydim anlaşılan. Ne ondan bir mesaj gelmişti ne de balonları koruyabilmiştim. Git gide küçülen balonlara bakmaya devam ederken tireyen telefonum, kalbimin hızla çarpmasına neden olmuştu. Mesaj gelmişti, ondan.  Yüzünü asma. Sana yeni balonlar vereceğim.  Balonlar kısmını okuduğumda kalbim böbreğimin yanına doğru süzülmüş ve balonları onun yolladığı kesinleşmişti. Git gide yükselen balonlara sevinçle el sallarken bir an da elim havada kalmış ve yüzümdeki gülümseme silinmişti.  Beni mi izliyordu?  Hani? Neredeydi?  Çaktırmamaya çalışarak etrafa bakmıştım, tabii bunu ine kadar başarabiliyorsam. Kesinlikle komik görünüyor olmalıydım. O sırada bir çocuk bana doğru yaklaşmış, elindeki renkli balonlar ile çikolatayı uzatmıştı. Ah, söylediği şeyi yapmakta ne kadar da hızlı davranmıştı. Çocuğun uzattığı balon ve çikolatayı almış, güzel yanağına da küçük bir öpücük kondurmuştum.  "Teşekkür ederim." dedim gülümseyerek. O da gülümsedi, çok tatlı bir çocuktu.  "Ben teşekkür ederim abla, sayende bir sürü paralarım oldu."  "Lan Yusuf! Seni mi bekleyeceğiz, hadi gel!"  Çocuk, arkadaşlarının yanına koşarken ben 'bir sürü paralarım oldu' cümlesini anlamaya çalışıyordum. Bir süre sonra bunu düşünmeyi es geçerek elimdeki balonlara bakmıştım. Balonları gülümseyerek izlerken bir yandan da çikolatadan bir kaç ısırık almıştım. O sırada da telefonuma bildirim gelmişti. Mesaj göndermişti tekrar. İlk defa gün içinde bana bu kadar yazıyordu. Geçen gece ona cevap yazdığım için olabilir miydi?  Onları sıkı tutmalısın.  Bu cümlenin alaylı bir cümle olduğunu biliyordum ama o bilmiyordu ki, bana verdiği bu balonlar sayesinde şu an dünyanın en mutlu kızı bendim. Çikolatayı diğer elime aldıktan sonra ona cevap yazmak için parmağımı ekrana doğru götürmüştüm.  Sıkı tutacağım.  Bunu yazıp gönderdikten sonra havada öylece süzülüp duran balonlara bakmıştım yine. Küçükken de, şimdi de balonları çok severdim. Sanırım artık daha da çok sevecektim. Ben bunları düşünürken telefonum tekrar titremişti.  Güzel.  Mesajı okuduktan sonra gülümseyerek arkama yaslanmıştım. Şimdi eve gitmek ve sıcak bir duşa girmek istiyordum. Bunu düşünerek ayağa kalktığımda telefonum bu sefer çalmaya başlamıştı.  "Efendim tontiş?" diyerek cevaplamıştım gelen aramayı. Onun sesini ne zaman duysam farklı bir huzur buluyordum.  "Tamam, merak etme. İlaçlarını içmeyi unutma, kendine dikkat et."demiş ve telefonu kapatmıştım. Arayan çalıştığım kafenin sahibi Ahmet amcaydı. Bugün yorgun hissettiğini ve kafeyi açamayacağını söylemişti.  Telefonu çantama attıktan sonra doğru eve yürümeye başlamıştım. Bir elimde çikolata, diğer elimde balonlar ile 'açılın, pepee'nin yeni bölümünü kaçırıyorum!' imajı veriyordum etrafa. Nihayet eve geldiğimde balonları yatak başlığımın kenarına bağlamıştım ve hayal ettiğim o sıcak duşu almış, daha sonra mutfağa geçmiştim. Yemek yapmak beni en çok zorlayan konuydu. Çok vaktimi alıyordu ve ben çoğu zaman yemek yapmayı beceremiyordum. Çay yapmayı hiç denememiştim bile. Hiç sevmiyordum da zaten. Yemek yeme işini bir şekilde bitirdikten sonra bulaşıkları yıkayıp yatak odama geçmiştim. Yatağın bir köşesinde otururken balonları gülümseyerek seyretmiştim. Ondan gelen bir şeylerin benimle olması, odamda olması bana çok güzel hissettirmişti. Yastığımın üzerindeki telefona mesaj geldiğinde telefonu hızlı bir şekilde almış ve gelen mesaja bakmıştım.  İyi uykular, balon sever kızım.  Benimle dalga mı geçiyordu?  Yataktan kalkıp pencereye doğru ilerlemiştim. Oradaydı, yine gelmişti. Ama bu sefer ağacın tam altında değildi, biraz daha dışında duruyordu. Bu yüzden artık yüzü daha da seçilir bir hal almıştı. Uzun ve siyah saçları vardı. Ne toplu ne de dağınık duruyorlardı. Kendine özel bir stili vardı saçlarının. Gülümseyerek yatak başlığımın kenarında duran balonları almış ve camdan ona göstermiştim. Gözlerini benden alıp tuttuğum balonlara çevirdiğinde, dudağının kenarı hafifçe kıvrılmış ve başını onaylarca sallamıştı. O, fazla erkeksi duruyordu. Buradan baktığımda onu hiç tanımadığımı düşünürsem eğer, oldukça soğuk kişiliğe sahip biri gibi görünüyordu. Karşıma ne zaman çıkacağını düşünüyordum. Ona hep böyle camdan bakmaya devam mı edecektim? Hafifçe gülümseyerek el sallamıştım ona. O gittikten sonra bu konuda düşünmek istiyordum. Daha önce bunu hiç düşünmemiştim. Sanki hep böyle uzaktan bana baksa yeter gibi düşünüyordum ama artık bu düşüncem değişmişti. El sallamak yerine başını hafifçe eğip kaldırdığında tülü çekmiş ve kendimi yatağa bırakmıştım. Merak duygusundan nefret ediyordum ama aynı zamanda da onu merak etmeden yapamıyordum. Bir gece onu orada beklersem eğer, karşı karşıya geleceğimizi, onu görebileceğimi biliyordum ama ben onun benim karşıma çıkacağı zamanı beklemek istiyordum. Gözlerim balonlarla buluştuğunda onun gözlerine bakar gibi bakmıştım onlara.  "Seni görmek istiyorum." diye mırıldanmıştım sessizce. "Çok istiyorum hem de..." 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE