3.Bölüm "Zor Karar"

1218 Kelimeler
Mahir'in Anlatımından Devam Bilgisayarımın başına çöktüğüm kaçıncı dakikaydı bilmiyorum ama bir ömür sürmüştü sanki. Kafamın içindeki sesler asla susmuyordu ve maalesef babam olacak o adamı düşünüp duruyordum. Taner Toprak... İsmi kafamın içinde dolanıp dururken adını internet arama motoruna yazıp araştırdım ve çıkan ilk sekmeye girdim. Ünlü iş insanı Taner Toprak son geliştirdiği proje ile bir ilke imza attı! 50 bin evsizin duasını topladı. Belli ki yüzünde bir maske ile gezinip duruyordu. Ya da Yavuz yalan söylüyordu. Yıllar sonra sanırım o adamı görmek istiyordum. Haber sitesinde gezindim ve en son onun fotoğrafını gördüm. Ellilerinin başındaydı ama hiç de yaşlanmış gibi durmuyordu, hatta sinir bozucu şekilde bana da benziyordu. Baban ya Mahir, adam baban ya! Anneme yaptıkları, beni doğurarak bile hayatımı mahvedişleri... Ondan nefret ettiğimi fark ettim, gerginlikten mouse'ı haddinden fazla sıktığımı fark edip ekranı kapattım ve ayağa kalktım. Ceketimi giyip odadan çıkarken yakalarımı düzelttim. "Melisa?" "Buyrun Mahir bey?" "Ben çıkıyorum. Soran olursa müvekkilimle görüşmeye gittiğimi söyle." "Zeynep hanım sorarsa ne diyeyim Mahir bey?" "O nasıl soru?" "Şey Mahir bey... O genelde yalanlarınızı ayırt edebiliyor da... Bu yüzden." "Ha ben yalan söylüyorum yani? Bunu mu demek istiyorsun?" "Aşk olsun Mahir bey, öyle bir şey demek istemedim ama... Eşinizi iyi biliyorsunuz." "Biliyorum." diye mırıldanıp başımı salladım. "Zaten sizin bu saatte kimseyle görüşmeniz de yok." dediğinde başımı salladım. "Daha iyi bir asistan ol mesela Melisa ya, daha profesyonel yalanlar söyle. Öne çekmişler de, aniden gelişmiş de. Ben mi öğreteceğim sana?" diye mırıldandığımda güldü. "Peki Mahir bey." "Hoşçakal." deyip hızlıca adımladım ve adliyeden çıkıp arabama bindim. Kemerimi bağladıktan sonra şirketinin konumunu ayarlayıp arabayı çalıştırdım. Gergin ve heyecanlıydım. Fazlasıyla da asabi. Onu görmek ve onu öldürmek arasındaki ince bir çizgideydim. Öldürmeyeceğim ama, önce onu tanıyacağım. Babam olacak o adamı tanıyacağım. Gaddar... Utanmaz puşt. Yıllar önce hayatımızı mahvedip şimdi bir de kameralar önünde poz kesiyor. O adam pisliğin teki, aslında yaşamayı hak etmiyor. Ama önce onu tanıyıp sonra kararımı vereceğim. O kız... Yavuz'un kız kardeşi konusuna gelecek olursak... Sedef gibi, Efsun gibi bir kadının daha hayatı mahvolsun da istemiyordum. Bu yüzden gidiyorum, bir kadının daha hayatı mahvolmasın. Şirketin önünde durduğumda ismine baktım. "Toprak... Soyadım ilk defa bu kadar kötü görünüyor." diye mırıldanıp arabadan indim. Şirkete girip danışmaya yaklaştım. "İyi günler, Taner Toprak ile görüşmem lazım." "Randevunuz var mı efendim?" "Randevum yok, ara söyle. Mahir Toprak görüşmek istiyor de. Görüşmeyi kabul edecektir." Soyadımı duyunca bir an afalladı, sonra aceleyle telefonu eline aldı. "İyi günler Derya, Mahir Toprak diye bir bey Taner bey ile görüşmek istiyor." başını salladı. "Peki, senden haber bekliyorum." dedikten bir kaç saniye sonra başını salladı. "Gönderiyorum." Sabırsızca kadını beklerken telefonu kapatıp bana döndü. "On sekizinci kat, sizi karşılayacaklar." dediğinde başımı salladım. Asansörlere doğru adımladım, gelen asansöre binip on sekizinci kata çıkmaya başladım. Bir dakika kadar sonra gerginliğim daha çok gün yüzüne çıkmaya başlamışken asansörün kapısı açıldı ve beni karşılayan üç silahlı adama baktım. Ebenizin amı! Böyle karşılama mı olur? "Ani hareket etme." dedi içlerinden biri. "Çık." "Silahım yok, rahat olun." deyip asansörden indim. "Yürü, koridorun sonuna doğru." "Yürüyeceğiz zaten, angut musunuz lan siz? Ben ne yapıyorum?" deyip sinirle adımladım. Tam karşıda devasa kapıları olan bir oda vardı, odanın girişinde ise onun ismi. Taner Toprak. Adamlarına beni silahla karşılatan çok sevgili babam olacak adam. Kapının önünde durduğumuzda önümden geçti adamlardan biri. Kapıyı tıklattı. "Gel." Kapıyı açıp içeri girdi, bir kaç saniye sonra tekrar yanıma geldi. "Gir hadi." "Ben ne yapıyordum hay amına koyduklarım?" deyip söylene söylene içeri girdim. Babam olacak o adam cam duvarın önünde manzarayı seyrederken sırtı bana dönüktü. "Oğluna bir hoşgeldin demeyecek misin?" "Elbette diyeceğim." diye mırıldanıp bana dönüp gülümsedi. Bakışları üzerimde gezinirken olduğum kişiden nefret ettim. "Bu ziyareti neye borçlusun?" Ellerimi cebime yerleştirdim. "Benim kim olduğumu biliyordun değil mi?" "Biliyordum." "Bilirsin tabi, bilirsin ama umrunda olmaz. Yıllar önce oğlunu istemeyen sendin. Peşine düşecek değildin tabi." "Ama belli ki sen babanı bulmak istemişsin, karşımda olduğuna göre." Yüzümü buruşturdum. "Hadi ya, yapma." diye mırıldandım. "Seni bulmak istesem bu yaşımda mı gelirdim?" "Ya neden karşımdasın?" "Beni bıraktınız ama dertlerin peşimi bırakmıyor babalık." diye mırıldanıp alayla güldüm ve adımlayıp koltuğa oturup bacak bacak üstüne attım. "Babalık ha? Yakıştı sana. Hani baba olan ama babalık yapmayı bilmeyenlere deniyor ya." "Haberim var." deyip tekli koltuğa oturdu. "Benden nefret ediyorsun değil mi?" "Senden nefret etmem için seni tanımam gerekiyor. Ben değil ama muhtemelen önce t3cavüz edip sonra öldürdüğün annem olacak o kadın senden nefret ediyordur." dediğimde güldü. "Anneni de mi sevmiyorsun?" "Onu sevmem için de onu tanımam gerekirdi. Pek de bir şey hatırlamıyorum." deyip elimi dizime yerleştirdim. "Ama bak, onu suçlamıyorum. Sadece tanımadığım birini sevemiyorum ama onu asla suçlamıyorum." deyip nefesimi bıraktım. "Hayatını cehenneme çeviren sendin. Neden? Zaten hayatını mahvetmişken neden onu öldürdün?" Ellerini kaldırdı. "Öldürdüğümü söylemedim." dedi. "Avukat olmuşsun. Kız kardeşin de hukuk okuyor." "Kız kardeşim yok benim. " "Benim kızım var ama." "Senin kızın, benim kardeşim sayılmaz." "Aynı kanı taşıdığınızı biliyorsun değil mi?" "Genelde önemsemem, bu da çok önemseyeceğim bir şey değil." "Çok soğuksun, bu kadarını beklemiyordum." "Sana çekmemiş miyim?" "Hiç, hiç benzemiyoruz." "Neyse ki." deyip artık asıl konuya girdim. "Yanında bir kız varmış, zorla tutuyormuşsun." "Alyovalılar... Onlar mı geldi sana?" "Biliyorsun." "Selen'i zorla tutmuyorum, doğrusu o yanımda ve beni de seviyor. Genç bir kadının hayatımda olması o kadar güzel ki, karımdan çok daha iyi." "Kes lan sesini, daha kaç kadının hayatını mahvedeceksin sen?" "Kadınlar hayatlarından memnun. Annen de memnundu ona yaşattığım geceden." deyip pis pis sırıttığında ayağa kalktım ama tam o anda kapı açıldı. "Baba..." Başımı çevirdim. Sarışın ve yeşil gözlü yirmilerinin başında bir kız içeri girdi. "Gel kızım." dedi Taner. Kızı kapıyı kapatırken bakışları benim üzerimde gezindi. "Adamların haber verecekti ama izin vermedim. Çünkü sana sürpriz yapmak istemiştim." "Sıkıntı yok kızım, gel." deyip ayağa kalktı. "Seni Mahir'le tanıştırayım, Arzu. Abin." İçimden sabır çektim. "Abim mi? Ne abisi baba?" "Bunu sana bu şekilde söylememem gerekirdi ama sana yalan söyleyemem kızım, biliyorsun." dedi. Örnek baba, yersen tabi. Birimizin hayatını mahvedip birimizin hayatına ışık olmuş aydınlığını siktiğimin pezevengi. "Abim mi gerçekten?" dediğinde kıza döndüm. Maalesef, onun kardeşim olduğu gerçeğini değiştiremezdim. Bu adamın babamın olduğu gerçeğini de değiştiremediğim gibi. Pırıl pırıl görünüyordu, belli ki babasının nasıl bir pislik olduğunu bilmiyordu. Taner'e döndüm. "Geri döneceğim, geri dönüp seninle bu konuyu tekrar konuşacağım." dedikten sonra adımladım ve Arzu'nun önünde durdum. Endişeli göründüğü için gülümseyip elimi saçlarına götürdüm. "Benden korkma." diye mırıldandım. "Nasıl abin olduğumu bilmek istiyor musun?" Yeşil gözleri merakla titredi sanki. Başını salladığında ona anlatmaya karar verdim. "Çünkü babamız..." "Mahir sus." "Baban benim anneme..." kulağına eğildim. "T3cavüz etti." deyip geri çekildim. "Ve ben doğdum." deyip güldüm. "Şimdi babanın gerçekten kim olduğunu öğrendin, bir şey olursa beni bul." deyip elimi geri çektim ve Taner Toprak'a döndüm. Kızının gözleri dolarken elimi kaldırdım ve selam çakıp odasından çıktım. Adamları bu kez rahatsız etmedi beni ve asansöre binip aşağı indim. Şirketten çıkmak üzereyken telefonum çaldı, cebimden çıkarıp arayanın kim olduğuna baktığımda karımın ismini gördüm. Bela Savcı (Açma) arıyor... "Eyvah, yine mi yakalandık?" Boğazımı temizleyip telefonu açtım. "Efendim canım?" "Neredesin Mahir sen?" "Müvekkilimle görüştük canım, bir kahve içtik. Şimdi geliyorum." "İyi, çabuk ol. Bir daha çıkarken de bana haber ver." "Emrin olur savcım. Sen ne istersen o olsun." dediğimde güldü. "Tamam canım, gelince görüşürüz. Sanırım seni çok özledik de biz, gelip bizi öpmene ihtiyacımız var." "Sizi öpmeye geliyorum. Hazırda bekleyin beni." "Bekliyoruz canım, seni seviyorum. Arabayı dikkatli kullan." "Tamam güzelim. Ben de sizi çok seviyorum." "Görüşürüz." "Görüşürüz savcım." diye mırıldanıp telefonu kapattım. Ve karımı, çocuğumu öpebilmek için yola çıktım. ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE