***SABAH***
Sabah kendimi Araf'a sarılmış bir şekilde uyurken buldum.
''Oha!'' diye söylendim.
''Ne oldu?'' dedi tek gözünü açıp.
''Biz...'' devamını getiremedim.
''Kelimenin güzelliğine bakar mısın? BIZ...'' dedi gülerek. Gözlerini kapattı hemen sonra. Kızardığımı hissettim.
''Hemen de kızarırmış.'' dedi gözlerini açmadan gülerek.
''Ya sussana sen.'' Bana sırtını dönüp yorganı boynuna kadar çekti.
''Sabah saat 06:30... Biraz daha uyuyalım ya.''
Yatakta en uç noktayı seçip oraya kıvrıldım. Belimde bir el hissedene kadar... Beni yatağın ortasına çekip sıkıca sarıldı.
''Düşeceksin... Canın yanacak.'' dedi nefesini enseme vurdura vurdura... Yutkundum. Nefesim kesilmişti. Telefonu çalana kadar öylece durduk. Uyumadığını biliyordum. Sırtıma değen göğsü o kadar hızlı inip kalkıyordu ki... Onu bu kadar heyecanlandıran benim gibi mazoşist bir kız mıydı? Kalbini titreten ben miydim?
''Efendim Can?'' dedi derin bir nefes alarak, ''Evet... Sakın bırakmayın. Sikerim polisi... Geleceğim dedim ya oğlum. Tamam lan. Eyvallah...''
Telefonu kapattı. Ona döndüm.
''Bir sorun mu var?''
''Dün sana... zarar vermek isteyen ibneyle alakalı. Boş ver bu konuyu. Ben halledeceğim.''
''Ne yapacaksın ona?'' dedim kaşlarımı çatarak.
''Hiç.'' dedi ve tekrar bana sarılarak kafasını yastığa gömdü.
****
Saat sabah 9'a gelirken beni evime bıraktı ve gitti. Nereye gideceğini ve ne yapacağını çok merak ediyordum Araf'ın. Ismi gibi arada kalmıştı o da. Belliydi her halinden... Içini yakan bir acısı vardı... Gülüşü, bakışı hatta dokunuşu bile resmen onu ifşa ediyordu... Acısının sebebini merak ettim ve kendimden nefret ettim bir kez daha. Acı çekiyordu ve bana ihtiyacı vardı ama ben onu sevmiyordum bile. Göğüs kafesimdeki lanet organın onun için çarpmamasına küfrettim. Daha sonra da eğer gerçekten varsa, Tanrı'ya yalvardım onun aşkını yüreğime koysun diye. Araf... Mavi ve siyahın arasında kalmış olan... Cennete bağlı cehennem çiçeği... Unutulmuş, cezayı bile hak etmeyen ruhların bulunduğu yer... Söz verdim kendime... Onu bulunduğu çukurdan çıkaracaktım... Sevmesem bile bunu yapacaktım...
****
Aradan 2 saat geçmişti ve abim hala gelmemişti. Telefonumu alıp numarasını rehberden buldum.
''Söyle güzellik?'' diye açtı telefonu.
''Seni merak ettim abi.''
''Merak etmene gerek yok. Işim biraz uzun sürecek. Mesaiye kalıyorum. Yarın sabah anca gelirim. Korkmazsın değil mi?'' klavye sesleri geliyordu.
''Hayır abi. Korkmam. Dikkatli ol.''
''Dikkatli mi olayım? Kızım, bürodayım. Ne olabilir ki?''
''Maskeli soyguncular basabilir? Baltalı katiller? Kar maskeli kötü adamlar? Mafya babaları? Eroin kullanmış, kafası gidik biri?'' dedim felaket senaryolarımı sıralayarak.
''Hayal gücüne bak be.'' dedi ve kahkaha attı. Kıkırdadım.
''Yetiştirmem gereken bir çizim ve makale var güzelim. Kapatmam gerek.''
''Tamam abi. Kolay gelsin sana.'' Telefonu kapattım. Abim iç mimardı. Muhtemelen çizim derken yine bir evin içini dekore edecek şeylerdi... Derin bir nefes alıp çizgi film kanalı açtım. Evet. Çizgi film. Içimde siyahlık olsa bile çizgi film izlemek istiyordum o gün. Yarım saat kadar çizgi film izledikten sonra canım yine sıkıldı. Aklıma birden babam düştü. Hala hastanedeydi. Ani bir kararla kalkıp üzerimi değiştirip evden çıktım ve hastaneye doğru koşmaya başladım. Koşuyordum çünkü kararımı değiştirmeden onu görmek istiyordum. Koşmak iyi hissettiriyordu ayrıca... Dünyanın en özgür insanı gibi hissediyordum kendimi koşunca... Araf'a da koşarak gitmiştim o gece...
Hastanenin merdivenlerine geldiğinde artık koşamayacağımı anladım. Nefesim kesilmişti. Ciğerlerim patlayacak gibiydi. Danışmaya gittim.
''Merhaba.''
''Merhaba efendim. Nasıl yardımcı olabilirim?''
''Ben... Murat Kılıç'ın kaldığı odayı öğrenmek istiyorum.'' dedim tek bir nefeste, kararlılıkla.
''Kim oluyordunuz?'' Bu soru beni tam kalbimden vurmuştu. Ben onun için kimdim? Kendim için kimdim peki?
''Kı...kızıyım.'' dedim güçlükle. Bu kelimeyi söylemek bile kalbimi acıtmıştı.
''Şu an... 367 No'lu odada... Dün yoğun bakımdan çıkmış.''
''Anladım. Teşekkür ederim.''
''Rica ederim.'' dedi sıcacık bir şekilde gülümseyip... Ben asla öyle gülümseyememiştim. Hep bir soğukluk vardı gülüşümde...
Asansörün 5. katının tuşuna bastım. Sarsılarak yukarı çıkmaya başladı... Kapılar açıldığında dizlerim titriyordu. Usulca indim asansörden ve 367 No'lu odayı buldum. Kapının önünde ne kadar dikildim bilmiyorum. Bu süre içinde hemşire iki kez gelip gitmişti. Derin bir nefes alıp odaya girdim.
''Ben geldim...'' dedim usulca. Gözyaşlarım akmak için hazır bekliyor gibiydi. Duyacağını umarak konuşmaya başladım.
''Esila geldi... Asla sevmediğin kızın. Her gün dövdüğün kızın... Tecavüz etmek isteyip de izin vermediğim için 'orospu' dediğin kızın... Siyahlar içindeki kızın... Karanlığın içine işlediği kızın... Ölümü bekleyen fakat kendisi yapamayacak kadar korkak olan kızın... Annesini öldürdüğün kızın... Utanıyorum senden. Iğreniyorum. Nefret ediyorum... Aklım almıyor. Bir baba bunları nasıl yapar kendi öz kızına? Kendinden nefret etmesini nasıl sağlar? Lanet piçin tekisin. Keşke o kazada ölseydin.''
Başının altındaki yastığı çektiğimde kafası yana düştü. Yastığı alıp yüzüne bastırdım. Tek bir an bile durup düşünmeden... Çırpınıyordu. Benim o gece altında çırpındığım gibi çırpınıyordu. Çırpınışı yavaşlamaya başladığında yastığı çektim. Ben onun gibi değildim. Yastığı fırlatıp ağlayarak kendimi hastaneden dışarı attım. Yere çöküp hıçkırarak ağlamaya başladım. Gelen geçen bana bakıyordu. Telefonumu çıkarıp Araf'ı aradım. Ona çok ihtiyacım vardı.
''Efendim?''
''Araf...'' hıçkırıklarım yüzünden konuşamıyordum.
''Esila ne oldu? Neden ağlıyorsun? Nerdesin?''
Bir şeylerin kırılma sesi geldi.
''Hastanenin önündeyim.''
''Ne hastanesi? Bir şey mi oldu? Biri mi bir şey yaptı sana?''
Bir kapının çarpılma sesini duydum... Ardından ayak sesleri... Koşuyor gibiydi... Koşarak geliyordu bana siyahlı adamım...
''Sana ihtiyacım var.'' Yüreğimden yüreğine süzülmüştü bu cümlem... Hissetmiştim.
''Geliyorum. Yanına geliyorum. Korkma sakın...'' Telefonu yüzüne kapattım.
Yaklaşık 5 dakika sonra önümde bir araba fren yaptı ve kapısı aceleyle açıldı. Yere yanıma çöktü ve beni sarıp sarmaladı. O anda adeta gök çatladı ve bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı. Üstündeki hırkayı çıkarıp titreyen bedenimi sardı.
''Ne oldu? Anlat hadi güzelim.'' dedi ıslanmaya başlamış saçlarımı öpüp, beni yatıştırmaya çalışırken.
''Babam... Onu öldürüyordum.'' Hıçkırarak ağlamaya başladım yine.
''Korkma. Suçunu üstlenirim. Kimse bir şey yapamaz sana.''
''Öldüremedim. Bana tecavüz etmeye kalkan, döven adamı öldüremedim.''
''Te... Tecavüz mü?'' Daha çok hıçkırmaya başladım.
''Yemin ederim izin vermedim. Yemin ederim ben istemedim. Bir şey yapamadı. Kirlenmedim yemin ederim. Bedenim hala bakire ama ruhumun anası sikildi. Ama bir şey yaptırmadım valla. Ne olur gitme benden.'' Artık bağıra bağıra ağlıyordum.
''Gitmem... Kovsan bile gitmem.''