“MASAYA YATIRIRIZ…”

1099 Kelimeler
Defne, şivava cinsi köpeği Pufi nin yüzüne kondurduğu minik ıslak öpücüklerle uyanmaya çalışıyordu. Ama her minik dil darbesi kafasında yankılanan bir gong gibi geliyordu ona. Başının tam ortasında zonklayan bir ağrı vardı; sanki beyninin her kıvrımı ayrı ayrı çığlık atıyordu. Gözlerini bile açmadan, boğuk bir sesle mırıldandı: “Ahhh… kızıııım, annenin kafası kazan gibi oldu… biraz rahat bıraaak…” Pufi, küçük ama inatçı bir tavırla birkaç kez havladı, sonra yalamaya devam etti. O minik havlamalar Defne’nin beyninde adeta zelzele etkisi yaratıyordu. Gece içtiği sert içkiler mi, yoksa rüya mı hayal mi belli olmayan o kesik kesik görüntüler daha çok sarsmıştı, emin değildi. “Ufff çeni yaramaz… çok mu acıktın bakayım sen?” diye homurdandı, bir eliyle köpeğini okşarken diğer eliyle gözlerini ovuşturmaya başladı. Yavaş yavaş göz kapaklarını aralarken akşam amcasıyla olan tartışmalarını hatırladı. Ve bir anda patladı: “Offf… sinirim tepemde zaten!” Bir yandan başını tutuyor, bir yandan da köpeğiyle konuşur gibi yaparak gece ne olduğunu anlamadığı şeyi anlatmaya başladı. Ama bu rüya mıydı, yoksa zihninin oyunlarından biri mi, emin değildi. “Anne neler yaşadı bu gece kızım ah bir bilsen! Güya evliymişim. Ama kocam olacak adam…ay ama ne adam… off Allahım! Omzuna attı beni, öyle ateşliydi ki! İri yarı, ben deyim Zeus sen de Ares… öyle heybetli bir şeydi… iri omuzlu ahhh birde mitolojiden fırlamış gibi deniz mavisi gözleri… ben diyeyim bir doksan, sen de iki metre de!” Defne düşündükçe dün yaşadığı gecenin bi rüya olduğuna kanaat getirdi. Böylesi bi adamın gerçek olma ihtimali bile yoktu. Birde kendisiyle evli olacak! “Pehh…” dedi. Defne, bir yandan Pufi’ye rüyasını anlatıyor, bir yandan da onun yumuşacık tüylerini okşuyordu. Anne-kızın uyanma ritüelleri hep böyleydi. Üzerindeki örtüyü atınca, yalnızca iç çamaşırlarıyla yattığını fark etti. O kadar içkiden sonra eve nasıl döndüğünü bile hatırlamıyordu. Muhtemelen amcası korumalara haber vermişti, onlardan biri de peşine düşüp bulmuştu onu. “Bir duş alsam iyi olur,” diye mırıldandı kendi kendine. Ama önce, Pufi’nin kahvaltısını halletmeliydi. Yatağın üstündeki sabahlığını alıp üzerine geçirdi. Odadaki kapının yanında duran sabit hatlı telefona yönelip mutfağı aradı. “Buyurun efendim?” “Feray abla, ben Defne. Pufi’nin mamasını odama getirir misin?” “Peki efendim,” deyip kapattı Feray telefonu. Defne, bacaklarının arasında dolanan Pufi’nin başını okşayarak, “Feray teyze sana mama getiriyor tatlım. Annecik hemen bir duşa girip çıkacak,” dedi. Banyoya doğru ilerledi. Elini kapı koluna uzattığı anda, kapının aniden açılmasıyla ileriye savrulup sert, ıslak bir bedene çarptı. Kayaya toslamış gibiydi. “Ayy! Ne oluyor be!” diye hem korkup hem şaşırarak geriledi. Ama iki güçlü el omuzlarından tutup onu dengeledi. Kendine gelirken bakışları, karşısındaki çıplak bedenin üzerinden yukarı doğru kaydı. Ve gözleri, gece rüya sandığı o deniz mavisi gözlerle buluştu. “Haa… Sen!” diyebildi yalnızca. Şaşkınlıktan gözbebekleri büyümüştü; bir an neredeyse gerçeklikle bağını yitiriyordu. Defne dengesini sağladığında, Şahin omuzlarını bıraktı. Elindeki küçük havluyla saçlarını kurulaya kurulaya, kendinden emin adımlarla odanın içine doğru ilerledi. “Ben canım, evet… Kocan! Nihayet kıçınızdaki pireleri kovup uyanabildiniz demek. Ama baştan söyleyeyim, benden sonra kalkan kadınlardan hiç hoşlanmam,” dedi, alaycı bir gülümsemeyle. Defne ise hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kalbi göğsünde delicesine atıyor, sanki birazdan dışarı fırlayacaktı. Elini göğsüne bastırıp nefesini düzene sokmaya çalıştı. Bu gerçek olabilir miydi? Az önce Pufi’ye rüyasını anlatırken gözlerinin önüne gelen adam, şimdi ete kemiğe bürünmüş, karşısında dimdik duruyordu. Üstelik yalnızca “kocanım” demiyor, gerçekten öyleymiş gibi davranıyordu. Zihni bulanık, kalbi telaşlı, dili ise tutulmuştu. “N-ne saçmalıyorsun sen!” diye güç bela çıkardı kelimeleri Defne ağzından. Sözleriyle birlikte Şahin aniden durdu, hızla arkasını dönüp başını hafifçe eğdi. “Bana bak küçük hanım… Bir lafı iki kere söylemem. Neyi anlamıyorsun? Karımsın diyorum, karım!” diye tok bir ses tonuyla, kelimeleri tek tek vurgulayarak konuştu Şahin. Defne’nin zihni karmakarışıktı. Ne demek karısı? Bu adam hayatına nereden girmişti? Tamam, diyelim bir şekilde karşılaştılar, peki ya odasında ne işi vardı? Olan biten tek bir mantığa bile oturmuyordu. Bir de yetmezmiş gibi, bu ukala tavırları… Siniri iyice yükseldi. Beyaz teni öfkeyle kızarırken, zonklayan başını umursamadan karşısındaki tanrı heykelini andıran adama patladı: “Bana bak! Kimsin, nesin bilmiyorum! Gece seni hayal meyal hatırlıyorum, evet. Ama odamda ne işin var senin, ha?” Eliyle Şahin’in çıplak üst bedenini göstererek bağırdı: “Üstelik bu halde ve benim banyomu kullanırken! Yemin ederim polisi arar, seni mahvederim! Üstelik bunca korumanın olduğu bu eve nasıl girdin sen?!” Defne’nin sesi yükseldikçe, kaşları sinirle çatılmıştı. Karşısındaki adam, sanki canlı bir Yunan tanrısı gibi dimdik duruyordu ama bu noktadan sonra Defne de artık susacak değildi. Şahin alaycı bir gülümsemeyle ona doğru bir adım attı. Aynı anda Pufi, sahibinin ayakları dibine sinmiş, ortamın gerilimini sezmiş gibi yerinde büzüldü. “Birincisi,” dedi Şahin, sesi tehditkâr bir sakinlikle, “Polisi arasaydın bile sana yardım edemezlerdi. Çünkü bu ev korumaları dahil artık benim. Babanın holdingindeki tüm hisseler, bu malikâne ve… sen.” Gözlerini Defne’nin gözlerinden ayırmadan, “Hepsi bana ait. O yüzden şimdi uslu uslu git duşunu al karıcığım,” diye ekledi. Tam o anda kapı tıklatıldı ve ardından Feray Hanım, elinde mama ve su kabıyla içeri girdi. Şahin, sinirle başını kapıya çevirdi. “Biz ‘gel’ dedik mi?” diye sertçe çıkıştı. “Ben… özür dilerim efendim,” dedi Feray, mahcup bir şekilde, “Hep böyle girerim, alışkanlık…” “Evli bir çiftin odasına giriyorsun. Bundan sonra izin almadan girmeyeceksin,” diye tersledi onu Şahin, sesindeki öfke açıkça hissediliyordu. Defne buna daha fazla tahammül edemedi. Kim oluyordu da çalışanını azarlıyordu? Sinirle bir adım atarak, “Bana bak! Sen kim oluyorsun da Feray Ablayı azarlıyorsun?!” diye çıkıştı. Şahin dönüp ona dik dik baktı. “Kocan oluyorum! Aynı zamanda bu evin, bu hayatın ve… senin yeni sahibin. Yoksa… bizi iş üstünde yakalamasından çokta çekinmiyor musun hani evli bi çiftiz ya karıcım!,” dedi, sesiyle açıkça oynuyordu. Feray, duyduklarından utanarak başını eğdi. “Tekrar özür dilerim efendim,” diyerek Pufi’nin mamasını köşeye bıraktı ve hızla dışarı çıktı. Defne ise hâlâ yaşananları idrak edememişti. Kalbi göğsüne sığmıyor, elleri titriyordu. Sinirden adeta köpürüyordu. Şahin, gözlerini onun üzerinden bir an bile ayırmadan yaklaştı. Defne’yi baştan aşağı süzdü. Sabahlığının yakasına takılan bakışları sinsice parladı. “Çok kızardın… Gel istersen beş dakika ateşini ölçeyim,” deyip pis bir gülümsemeyle kıs kıs güldü. Defne’nin yüzü öfkeyle kasıldı. “Sen… ahlaksız, pis sapık!” diye üzerine yürüdü ama tam önüne geldiğinde durakladı. Aralarında fiziksel bir güç farkı vardı ve bunu reddedemeyecek kadar gerçekti. Gözleri dolu doluydu, ama öfkeden. “Bu yaşadığım şey… bir kabussa, lütfen bitsin! Ama eğer bu bir şakaysa…” dedi, sesi titreyerek, “Yemin ederim, sizi mahvederim!” Şahin kısık bir kahkahayla başını eğip tekrar doğruldu. “Git duşunu al,” dedi . “Şaka mı, gerçek mi… sonra birlikte masaya yatırırız.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE