BÖLÜM-14

2999 Kelimeler
Rabia'dan Bugün Mahir'e Esma'yı istemeye gidecektik. Daha doğrusu ben kız tarafı olarak Esma'nın yanında, Ömer de erkek tarafı olarak Mahir'lerle olacaktı. Kahvaltıyı yaptıktan sonra, biz Şeyma ile sofrayı kaldırırken, Seniha anne ve Songül hala erkeklere alışveriş için dil döküyorlardı. "Oğlum, bugün sana kız istemeye gideceğiz. Ne demek ben gelmek istemiyorum alışverişe? Sen gelmeyeceksin de Ömer mi gelecek?" Diyen Songül hala, mahir'den bir açıklama bekliyordu. Mahir ise bundan bir kaçış olmadığını anlamış olacak ki oflayarak "tamam anne tamam. Ne alacaksak alalım bitsin artık şu gün" dedi. Ömer'e baktığımdaysa Mahir'in bu haline bıyık altından güldüğünü gördüm. Onun bu gülüşü bana da sirayet edince, tam bir aptal aşık gibi göründüğümün farkındaydım şuan. "Yengeciğim birazını odana sakla, bitireceksin şimdi abimi" diyen Şeyma'nın elindeki boş tabaklarla bana sırıttığını gördüğümde, utançla kendime gelip, masayı toplamaya devam ettim. Ama ne yapabilirdim ki? Ömer'in gözleri parlarken, öyle tatlı görünürken.. Mutfağa girip tezgaha boş bardakları koyarken, makineye tabakları yerleştiren Şeyma'nın sorusuyla ona döndüm. "Rabia? Şey.. sana bir şey sorabilir miyim?" Dedi. "Tabiki canım, seni dinliyorum" dedim ben de. "Aslında bunu çok uzun zamandır düşünüyordum. Ama sen bu eve geldiğinden beri bu düşünce ve istek daha da arttı bende. Nasıl desem? Ben de senin gibi İslam'ı yaşamak istiyorum. Yaratılış amacıma uygun bir hayat sürmek istiyorum. Biliyorum, hayat sadece buradan ibaret değil, bunun bilincindeyim. Ve her ne kadar nefsimize zor gelse de, burada ne ekersek yada nasıl yaşarsak, öteki tarafta bunun karşılığını da alacağız. Öyle 'dünyaya bir kere geldik, istediğim gibi yaşarım' diye düşünenlere çok üzülüyorum. Rabb'imiz bizi ancak ona ibadet edelim diye yaratmış. Tabiki bu dünya için çalışacağız. Hatta bir söz vardır bilirsin, hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecek gibi de ahiret için çalışmak lazım diye. Ben dünya için çok çalıştım, artık ahiretim için de birşeyler yapmak istiyorum. Bana bu konu da yardımcı olur musun?" Dedi Şeyma. Bense bu duyduklarımla, o kadar mutlu olmuştum ki.. Elhamdulillah! "Şeyma, ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Zaten sen herşeyin farkındasın. Senin adına o kadar mutluyum ki. Seve seve sana yardımcı olurum tabiki ama, sanki buna hiç ihtiyacın yok gibi. Seniha annem seni çok iyi yetiştirmiş, maşallah" dedim bende heyecanla. Ardından Şeyma "teşekkür ederim kardeşim. İhtiyacım olmaz mı? Öncelikle, artık tesettüre girmek istiyorum. Allah'u Teala nasıl buyurduysa o şekilde. Bugün annemlerle bizde gideriz değil mi? Ertelemek istemiyorum artık. Bugün ne almam gerekiyorsa alacağım ve dışarı tesettürsüz son çıkışım olacak inşallah" dedi. Bu güzel konuşmanın ardından işleri bitirip hep birlikte alışverişe gittik. Esma'dan Bugün Rabia ile konuştuktan sonra, ne düşüneceğimi bilememiştim. Şimdiyse şok olmuş bir şekilde koltukta oturuyordum. Hala olanları idrak edemiyordum. Nasıl olabilirdi böyle bir şey, aklım almıyordu. Süt kardeşim ile kuzen elti olacaktık bildiğin. Tabii Mahir beyle anlaşabilirsek. Acaba nasıl biriydi? Görünüşünü az çok Rabia'dan öğrenmiştim, bin bir zorlukla. Hayır anlamıyordum bu kızı, alt tarafı tipini tarif edecekti yani, niye kırk dereden su getirtiyordu ki? Tabiki Rabia'nın böyle olmasıyla gurur duyuyordum ama bazen bana bile fazla geliyordu. Nefsim ne kadar azgınsa artık.. Neyse bırakayım şimdi Rabia'yı da, ne yapacağım onu düşüneyim. Daha kıyafetim bile yok akşam için! "Anneeee, annee" aklıma gelen şeyle hemen anneme seslendim. Elinde havluyla mutfaktan çıkan Zeliha sultan bana endişeyle bakıyordu. "Kızım ne oldu? Ne diye süt isteyen buzağı gibi bağırıyorsun?" Diyen annemle, gözlerimi devirdim. "Anneee, sana bir şey söylemem lazım, ay dur. Hatta iki şey" dedim heyecanla. Annem elindeki havluyu koltuğun kenarına bırakıp yanıma oturdu. "Kızım, meraklandırma beni. Hadi söyle ne söyleyeceksen" dedi annem. Bu sefer hem endişe hem merak vardı yüzünde. "Tamam. Söylüyorum. Bismillah" deyip gözlerimi yumdum ve "beni istemeye gelecek olanlar, Ömer eniştenin halasıymış. Yani kuzenine isteyeceklermiş beni" deyiverdim bir çırpıda. Sonra kontrol amaçlı tek gözümü açıp anneme bakmaya çalıştım. Annem eliyle ağzını kapatmış ve gözleri ayrılmış bir şekilde bana bakıyordu. En sonunda iki gözümü de açtığımda elimle annemin kolunu tutup "anne, anneee. Kendine gel. En azından çok da yabancı değillermiş. Bu da bir şey. Değil mi? " Dedim annemi sakinleştirmeye çalışıp. Şu işe bak. Onun beni teselli etmesi gerekiyordu bugün, benim değil. Afff. "Ayy Esma. Bu da ne demek? Hem sen nereden öğrendin bunu?" Deyince annemin kendine geldiğini de anlamış oldum. "Sabah Rabia aradı. Ondan öğrendim. Hatta onlardalarmış" dedim anneme. Annem hemen yerinden kalkıp mutfağa doğru koştu. Evet evet, bildiğiniz koştu koskoca kadın. Allah'ım sen nelere Kadirsin.. Ayy ben elbiseyi söylemeyi unuttum! "Anneeeeee.." Mutfağa annemin ardından girdiğimde, nasıl bu kısıtlı zamanda bu kadar çeşit çıkarabildiğine hayret etmiştim. Kadın resmen yemek konusunda mastır yapmıştı! "Yine ne oldu Esma?" Diyen annem, bir yandan da yere serdiği sofra bezinin üzerinde hamur yoğuruyordu. "Anne biz en önemli şeyi atlıyoruz, elbiseyi!" Dediğimde annem "ha, onu mu diyorsun? O halloldu kuzum merak etme" dedi. Nasıl halletmişti ki? "Anne? Bildiğim kadarıyla benim istemeye uygun bir elbisem yok, şöyle en bolundan?" Dedim ben de inanmayarak. "Sen Rabia'ya isteme işini söylediğinde, hemen Ömer'le çıkıp sana uygun bir elbise almış" diyen Zeliha Sultanla gözlerim dolmuştu. Benim kardeşim, beni benden daha çok düşünürmüş, yaa kıyamam.. Biz işlerin çoğunu annemle hallettikten sonra çalan zil sesiyle telaş yapmıştık. Saat daha erkendi aslında, inşallah görücüler değildir diye dua ederek kapıyı açtı annem. Bense geride durmuş her ihtimale karşı odaya kaçmak için hazır olda bekliyordum. Annem kapıyı açtığında, tam odaya yönelecekken kapıda Rabia'yı görmemle geri döndüm. Canım benim ya, bize yardım etmek için erken gelmiş. Annem "Rabia, hoşgeldin kızım. Gel içeri. Ömer yok mu?" Diyerek Rabia'yı kapıda lafa tutmuştu bile. Rabia ise "selamun aleykum teyzem. Yok Ömer beni bıraktı. Onlar akşam gelecekler. Ben kız tarafıyım nede olsa" deyip güldü. Annem ve ben de Rabia'nın selamını alıp içeri geçtik hep beraber. Rabia da geldikten sonra işleri hızlıca bitirmiştik. Yorgunluk kahvemizi de içtikten sonra, annem Rabia ve beni, odama göndermişti. "Heyecanlı mısın?" Diye soran kuzenime "bu da soru mu Allah aşkına Rabia? Hem de nasıl?!" Dediğimde Rabia'yla birlikte kısık kahkahalar atmıştık. Nihayet akşam olduğunda, beni iyice bir heyecan sarmıştı. Rabia ile odama gidip üstümü de değiştirdikten sonra, aynanın karşısına geçip güzel olup olmadığıma baktım. Bunu niye yaptım ki? Sanki sevdiğim adam geliyor istemeye.. Neyse dedim. Bu düşünceleri def edip kuzenime baktığımdaysa, onun bana baktığını.. Hayır hayır, aslında bana bakıp başka şeylere daldığını farkettim. Yatağın üstünde oturan Rabia'nın yanına bir kaç adımda varıp ona doğru eğilerek "kuzum, daldın gittin. Hayırdır?" Dedim. Dedim demesine ama, Rabia beni duymamıştı bile. "Rabia?" Diyerek sesimi biraz daha yükselttiğimde nihayet kendine gelmişti. Başını bana doğru kaldırıp "hıh? Efendim canım?" Dedi kardeşim. "Diyorum ki, daldın gittin hayırdır? İyi misin sen Rabia?" Dedim, artık endişelenmeye başlamıştım. Rabia kafasını sağa sola sallayıp tekrar konuştu "yok Esma'm, sadece.. Ne bileyim? Mehmet'le olanlar aklıma geldi. Bende istemeye istemeye tamam demiştim. Sonrasında olanlar malum. İnşaallah sen mutlu olursun canım benim" dedi. "İnşaallah amin. Olanda hayır vardır be gülüm. Ne yapalım nasip bu işler. Olursa da olmazsa da.." dedim bende camdan dışarıya doğru bakarak. "Dur bakayım sana" diyen Rabia birden ayağa kalkıp, elimi tuttu ve beni etrafımda bir tur döndürdü. Sonra ise " yaa canım kardeşim, çok güzel olmuşsun. Bizim Mahir'in kalbi uçacak seni görünce!" Diyen Rabia, bu haliyle gözlerinden kalp çıkan emojiyi hatırlatmıştı bana. "Ay Rabia, abartıyorsun. Bir kere ben o kadar güzel değilim. Hem daha Mahir beyi göremedik. Uçmasın kalbi falan!" Dedim ben de, Rabia'ya göz devirip. Rabia hemen "Aa güzelsin tabi, hem öyle deme kuzum. Bence Mahir ile çok yakışacaksınız. Zaten sen de önceden esmer olsun evleneceğim adam derdin. Al işte sana esmer!" Deyip bana göz kırpmıştı. Bugün Rabia beni çok şaşırtıyordu doğrusu. Ondan hiç beklemediğim hareketlerdi bunlar. İçten içe Mahir'i merak ediyordum. Ama bunu bırak Rabia'yı, kendime bile zor itiraf etmiştim. "Afff Rabia! Tamam esmer seviyoruz dedikte, huyunu suyunu bilmediğim adam esmer olsa ne olur?" Dedim, yakınarak. "Tamam tamam. Ben de şaka yapmıştım zaten. Esmerlik, kumrallık ile olmaz tabi bu işler. Ama içimden bir ses, Mahir ile iyi anlaşacağınızı söylüyor" dedi bu sefer Rabia. Biz dalmış konuşurken, kapının ziliyle yerimizden sıçradık. "Geldiler!" Diye Elimde olmadan çığlığı bastım. Beni sakinleştiren tabiki Rabia oldu. Yine. "Sakin ol kuzum. Derin derin nefes al. Olumlu düşün. İşte böyle. Hadi şimdi çıkalım da ayıp olmasın" diyen Rabia'yı, arkasından takip ettim ve odadan çıktık. Koridorda kapıyı açmış misafirleri buyur eden annem, babam ve abimi gördüğümde, heyecanım daha da arttı. Bizde Rabia ile onların hemen arkasında durup içeri girenlere hoşgeldin demeye başladık. İçeri önce babam yaşlarında kır saçlı bir adam girdi. Ardından yine annem yaşlarında, başında çiçekli eşarbıyla çok hoş görünen bir kadın, sonra da sırayla Seniha teyze ve Şeyma girdi. Tabiki yanlarında Selim' de vardı. Ama bir dakika! Şeyma tesettüre mi girmişti? Ne güzel.. Onlar geçtikten bir müddet sonra da Ömer enişte ile kumral bir genç daha girdi içeri. Ama Mahir esmer değil miydi? Tam Rabia'ya soracakken, esmer uzun boylu bir adam daha girdi içeri. Kara kaşlı, kara gözlü ve sert görünümlüydü. Büyük bir salaklık yapıp adamı incelerken, kafasını kaldırmasıyla göz göze geldik. Hayır ya olamaz! Ben hemen gözlerimi kaçırırken, O'nun bana baktığını hissediyordum. Rabia'ya baktığımdaysa, dudaklarını gülmemek için birbirine bastırdığını gördüm. Tam bir rezalet! "Rabia! Neden öyle bakıyorsun ya? Zaten rezil oldum. Aff ağlamak istiyorum" dedim sessizce, ben yakınırken misafirler çoktan salona geçmişti bile. Rabia beni arkamdan iterek salona doğru yönlendirdi ve hep beraber küçük salona sığmaya çalıştık. Salona girdiğimde Ömer eniştenin Rabia'ya göz kırptığını gördüm. Hemen Rabia'ya dönüp dirsek attığımda, Rabia'nın utançtan kıpkırmızı kesildiğini görmemle, kendimi gülmemek için zor tuttum. Sonunda sadece tebessüm edip önüme dönerken, yine O, kara gözlerle karşılaştım. Hemen bakışlarımı yere indirip, estağfirullah çektim. Daha fol yok, yumurta yok. Nasıl yabancı bir adamla bakışabilirdim ki? Rabia'nın dürtmesiyle tekrar ona baktığımda, kafasıyla kapıyı işaret ediyordu. Dışarı çıkmak istediğini anlayıp, onun ardından ben de kapıya yöneldim. Salondan çıkıp hemen sağındaki mutfağa girdiğimizde, Rabia bana dikkatle bakıp "söyle bakalım gelin hanım nasıl buldun damat adayını?" Deyip hafifçe gülümsedi. "Aman rabiş! Nasıl bulacağım? Normal bir adam işte. İnşallah huyu da normaldir de uğraştırmaz beni" deyip gözlerimi devirerek masanın kenarındaki sandalyeyi çekip, oturdum. Aradan bir saat geçmiş ve nihayet yemekler yenmişti. Biz de Rabia ile mutfakta bulaşıkları hallediyorduk ki kapı açıldı. Neyse ki gelen Ömer enişteydi. Tekrar önüme dönecekken, Ömer'in arkasından gelen kişiyle kalakaldım. Evet, Mahir'di bu. "Rabia nasılsın?" Diyen Ömer enişte, karısına sevgiyle bakıyordu. Rabia ise "iyiyim hamdolsun Ömer, sen nasılsın? Nasıl geçti günün?" Diye sormuştu, gülümseyerek. Ömer de "Elhamdulillah canım. İyi diyelim iyi olsun" dedi. Onlar muhabbet ederken bizi unuttuklarının farkında değillerdi. Mahir yalandan öksürerek dikkatlerini üzerine çekti, bizim aşıkların. Tabii benimde. Ömer Mahir'in ikazıyla "ha, şey. Gelin ve damadın görüşüp anlaşması gerekiyormuş. Bu yüzden buraya gönderdi annemler. Şöyle masaya geç istersen Mahir" dedi, masayı göstererek. Rabia da bana dönüp "hadi kuzum. Sende otur. Biz de buradayız" dedi. Bense ne yapacağımı şaşırarak kafamı salladım ve masaya, Mahir'in karşısına oturdum. Rabia ile Ömer de dedikleri gibi yanlarımıza oturdular. Önce Mahir söze girdi. "Ben Mahir. 27 yaşındayım. Babamla yönettiğimiz bir şirketimiz var. Şirkette genel müdürüm. Biraz iş koliğimdir. Iı, başka.. ha birde, Trabzonluyum" diyerek oldukça özgüvenli konuşmuştu. Bense nasıl bu kadar rahat konuştuğunu anlamaya çalışıyordum. Öyle ki daldığımın farkına, Rabia'nın dürtmesiyle vardım. "Ş-şey, ben de Esma. 22 yaşındayım ve imam-hatip mezunuyum. Çalışmıyorum" dedim. Nasıl da özgüvenli bir konuşmaydı ama, değil mi? Ardından Mahir'le birbirimize merak ettiğimiz birkaç soru daha sorduktan sonra, Ömer ve Mahir mutfaktan ayrıldı. "Eee, ne hissediyorsun. Hoşuna gitmeyen bir şey var mı?" Diye soran Rabia'ydı. Bense birkaç dakika sorusunu yanıtsız bıraktıktan sonra Rabia'ya "ya-yani.. Ne bileyim? Normal bir adam işte. Olumsuz bir şey yok gibi" dedim ve masanın üzerinde duran ellerime kaydırdım bakışlarımı. Gerçekten de olumsuz bir durum yoktu. Aksine çok yakışık.. Amaan ne diyorum ben?! *** Ömer'den Mahir ve Esma'nın birbirini onaylaması sonucu takılan söz yüzüğünden sonra, artık eve gitme vakti gelmişti. Aslında bugün karımı az gördüğümden onu dışarı kaçırmak istiyordum ama annemlerde bizimle birlikte olduğundan direkt eve geçecektik. Ben bulurdum bir yolunu nasılsa. Hep birlikte hızlı bir kalkış yapıp arabalara bindik ve iki araba eve doğru yol aldık. Eve vardığımızda saat akşam Onbir'di. Annemler arabadan inerken "anneciğim, biz biraz Rabia ile dolaşmak istiyoruz, izninle" dedim. Rabia parlak yeşil gözlerini şaşkın şaşkın ayırırken, onu içime katmamak için kendimi zor tuttum. Öyle güzel bakma kadın! Annem sevinçle "ah, tabi oğlum. Gezin dolaşın. Yarın öbür gün çocuğunuz olduğunda ararsınız bu günleri" deyip kıkırdadı ve arabadan indi. Annemin bu sözleri üzerine, Rabia'nın suratı kıpkırmızı kesildi. Karanlıkta görülecek kadar kırmızı diyorum yani, anlayın. Bense sırıtıp Rabia'ya göz kırptım. Biliyordum bu hareketimle daha da kızaracağını çünkü. Annem, Şeyma ve selim arabadan indiklerinde, halamlar da eve gelmişti. Onlar eve girerken, arkada şaşkın şaşkın oturan Rabia'ya tekrar döndüm ve "Rabia? Gelsene öne" dedim. Ardından Rabia'nın arabadan inip öne geçişini seyrettim. Hala bana bakamayan karımı, biraz daha utandırmak istesem de kıyamadım. O kadar özlemiştim ki O'nu, ne kadar sarılmak istesem de, yüzüme bakmadığı için vazgeçtim. Arabayı tekrar çalıştırdığımda, güzelimin önüne koyduğu eline uzanıp tuttum ve kaldırıp dudaklarıma götürdüm. Kokusunu içine çekerek elini öptüğümde, kapattığım gözlerimi açtım ve orman gözlerle, göz göze geldim. Sonunda karımın dikkatini çekebilmiştim. Rabia'nın sevgi dolu ve bir o kadar da utangaç bakışlarını görmemle, keyfim yerine gelmişti. Elini bırakmadan gaza bastım ve evin bahçesinden çıktık. Rabia'yla nereye gideceğimiz hakkında kısa bir konuşma yaptıktan sonra, balıklarının namını bilmeyenin olmadığı, bizim köyden yirmi sene önce göç etmiş ve sahil kıyısına küçük bir lokanta açmış olan Kamil abinin dükkanına doğru sürmeye başladım arabayı. Aniden bastıran yaz yağmuru yüzünden, yolda göz gözü görmezken yavaş ve dikkatli bir şekilde yolda ilerlemeye çalışıyorduk. Rabia'nın "Ömer, ben korkuyorum. Yağmur çok şiddetli. Eve mi dönsek" demesiyke hafifçe ona bakıp tekrar önüme döndüm ve "korkma güzelim. Zaten az kaldı, beş dakikaya oradayız inşallah" dedim. Rabia ise kafasını sallamakla yetindi. Onun böyle tedirgin olması beni de endişelendirmişti açıkçası. Aniden sağ taraftan gelen fren sesi ve gözümü alan ışıkla, o tarafa döndüm. Hayır! Olamaz! Tır geliyor! Ve ardında gelen çarpma sesi.. Gerisi karanlık. Yazar'dan "Ah, başım, başım neden bu kadar ağrıyor ki?" Diye sordu kendi kendine genç adam. Henüz gözlerini açamamıştı. Neredeyim ben? En son.. en son ne yapıyorduk ki? Düşünceler içinde boğuluyor ama bir türlü ne olduğunu algılayamıyordu Ömer. Bir kaç dakika sonra, aklına gelen görüntülerle kafasında şimşekler çakmıştı genç adamın. Sanki göz kapaklarının üzerinde tonlarca yük vardı. Bir türlü açamıyordu elalarını. Sonunda zor da olsa gözlerini açmayı başaran ve "Aman Allah'ım! Rabia!? Rabia'm?!" Diye haykıran Ömer'i, duyan yada ses veren yoktu. Kırılmış gibi acıyan boynuna aldırış etmeden sağına dönen genç adam, gördüğü manzara karşısında, ne yapacağını şaşırmıştı. Rabia'sı, arabanın ezilmiş kapısında sıkışmış bir şekilde duruyordu. "Rabia!!!" Diyerek hem ağlamaklı hem de endişe yüklü sesiyle, genç kıza seslenmişti Ömer. Elleriyle genç kızın yanaklarını kavrayıp "güzelim, aç gözlerini. Ne olur bırakma beni?! Ben sensiz ne yaparım?!" Dese de Rabia'dan cevap alamamıştı. Artık göz yaşları sel olup akıyordu genç adamın. Ne kadar seslense de duymuyordu karısı O'nu. "Ya Rabbi! Yalvarıyorum O'nu alma benden. Daha yeni kavuşmuşken, bizi ayırma ne olur?!!" Diye, acziyetle yalvarıyordu genç adam Rabb'ine. O sırada, etraftan siren sesleri duyulmaya başladı. Ambulans sesiydi bu. "Güzelim bak, ambulans geldi. Çıkaracaklar bizi buradan. Kurtulacağız, ne olur pes etme?! Lütfen birtanem!" Diyen Ömer'in, karısına pes etmemesini söylese de, kendisinin de dayanacak gücü kalmamıştı. Yavaş yavaş, tekrar ağırlaşan göz kapaklarını, açık tutmaya takati kalmamıştı artık. Arabanın etrafındaki sesler ve bağırışlar artık boğuklaşmaya başlamıştı. Kapattığı gözünün ardından gelen ışıkları görebiliyordu genç adam. Ama artık göz kapakları kalkmamak için direniyordu. En sonunda dayanamayan Ömer, kendini karanlığa bırakmıştı. Öte yandan, Ömer ve Rabia'nın kaza haberini alan Seniha hanım baygınlık geçirmişti. Evdekiler apar topar hastaneye gitmişler ve iki gençten gelecek haberi bekliyorlardı. Hastane koridorunda, üç aile vardı bekleyen. Seniha hanım ve Şeyma, Zeliha hanım ve çocukları, Mahir ve ailesi. Herkes bir olmuş, Ömer ve Rabia için dualar ediyordu. "A-anne, kardeşime bir şey olmaz, değil mi? O güçlüdür. Hem neyin üstesinden gelmedi ki bu zamana kadar? Öyle değil mi? He annem?" Demişti Esma ağlarken, Zeliha hanıma. Genç kızın ağlamaktan gözleri şişmişti. Herkesin olduğu gibi. "İnşallah yavrum. İnşallah kuzum. Kardeşimin emaneti O. Ne derim sonra annesine? İyileşecek benim Rabia'm" diyen Zeliha hanım, buna inanmak istiyordu. Aksini düşünmek bile ızdırap verirken, gerçek olma olasılığını hiç hesaba katmak istemiyordu. Başka bir anne kız daha vardı. Ağlayarak dualar eden, içleri yanan.. Başını kızının omzuna koyan Seniha hanım, yeni kendine gelmiş ve oğlu ile gelininin ameliyattan çıkmasını bekliyordu. Aradan geçen iki saatin sonunda, ameliyathane kapısı açılmış ve içerden altmışlı yaşlarda bir doktor çıkmıştı. Doktoru gören herkes kapıya doğru yönelmiş ve birbiri ardına sorular yöneltmişti. Doktor ise işinin gereği olarak soruları soğuk kanlılıkla cevaplamış "Ömer oğlumuzun ameliyatı iyi geçti. Bir hasar yok şimdilik. Birazdan normal odaya alacağız" demişti. Rabia'dan bahsetmeyen doktora Talha endişe ile "peki, Rabia? O nasıl?" Demişti. Doktor "O'nun ameliyatı hala devam ediyor. Bitince doktorundan bilgi alırsınız. Geçmiş olsun" demiş ve boş koridorda kaybolmuştu. Doktorun arkasından baka kalan Talha, sıkıntı ile saçlarını karıştırmış ve elini çenesine koyarak duvara yaşlanmıştı. Normal odaya alınan Ömer, sabaha karşı gözlerini açmış ve ilk olarak karısını sormuştu. "Neden susuyorsun anne?! Rabia'ya bir şey olmadı değil mi? Çıldıracağım! Bir şey söyleyin!" Deyip bağırmıştı odadakilere. Sonra ayağa kalkmak için hamlede bulunmuş ve Şeyma tarafından engellenmişti. "Abi. Rabia iyi olacak merak etme. Ama onu ameliyattan sonra yoğun bakıma aldılar. Kötü bir şey olduğundan değil. Sadece daha iyi tedavi etmek için. Lütfen sen de sakin ol ve dinlen" demişti genç kız. Ömer yoğun bakım lafını duyar duymaz kalbine saplanan oklardan, göğsünü tutmuş ve acısının dinmesini istercesine kalbine bastırmıştı elini. Ama olmuyordu. Bir türlü kalp ağrısı geçmiyordu genç adamın. Karısını görmeden de geçeceğe benzemiyordu. İçeri giren doktor ve hemşire ile o tarafa dönen Ömer, iyi olup olmadığını soran doktora "ben iyiyim, karım nasıl, siz onu söyleyin lütfen?" Demişti, hüzünle kıvrılan kaşları ardından gelecek cevabı bekliyordu. "Iıı, eşinizi birazdan normal odaya alacağız. İyi olacak meraklanmayın" demişti kır saçlı doktor. "İyi olacak derken, ne demek istiyorsunuz doktor bey? Ameliyatı iyi geçmedi mi? Başka bir şeyi mi var? Lütfen bana doğruyu söyleyin" diyen Ömer, endişeyle bakıyordu doktorun yüzüne. "Tamam. Sizinle açık konuşacağım. Eşiniz kaza sırasında, tırın çarptığı tarafta olduğundan, bacaklarındaki lifler kopmuş. Uzun bir süre yürüyemeyebilir. Ama bu demek değil ki, hiç yürüyemeyecek. Uygulayacağımız tedaviyle yürüyen çok hastamız var. İnşaallah Rabia kızımız da azmederse yürüyecektir" diyen doktorla Ömer, nefes alamadığını ve duvarların üstüne üstüne geldiğini hissetmişti. Ne yapacaklardı şimdi? Ya Rabia hayata küser de yürümeye çalışmazsa? Ya azmetse bile yürüyemezse? O zaman ne olacaktı. Genç adam kendi için düşünmüyordu bunları. Gerekirse sırtında taşırdı bir ömür Rabia'sını. Ama O, ömrünün baharında tekerlekli sandalyeye mahkum olan karısına üzülüyordu. Hayır Ömer! Olumsuz düşünmek yok! Senin karın güçlüdür. Bunun da üstesinden geliriz biz. Yeter ki beraber olalım. Yeter ki birbirimizi sevelim. Allah'ın izniyle, seviginin önünde hiç bir şey duramaz!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE