Rabia ile güzel manzara eşliğinde kahvaltımızı etmiş kahve içmek için 200 metre mesafede olan, benim çok sevdiğim Rabia'nın ise bayılacağı kafeye doğru yürüyorduk.
Yanımdaki kız, bir sağa bir sola bakıp, manzaranın tadını çıkarırken, ben onun bu çocuksu halleriyle hiç tanımadığım bir Rabia görüyordum.
Biz dalmış yürürken "Merhabalar, fotoğrafınızı çekmemi ister misiniz?" Diyen ve önümüze geçen 19 yaşlarında bir kızla olduğumuz yerde kaldık.
Genç kız hevesle bir bana bir de Rabia'ya bakarken, Rabia güzel yüzünü bana çevirmiş bir cevap bekliyordu.
Ben de burada güzel bir anımız olması fikri hoşuma gittiğinden kabul ettim.
Genç kız hemen "isterseniz gölün önünden çekeyim, şöyle gelin, hıh" diyerek Rabia'yı çekiştirdi ve benim de onun yanına gitmem için eliyle işaret etti.
Bende Rabia'nın yanına gittiğimde adını bilmediğimiz genç kız "biraz birbirinize yaklaşın lütfen" dedi.
Ben Rabia'ya doğru bir adım daha attım ve aramızda bir kişinin daha durabileceği bir şekilde yanında durdum.
Genç kız bundan da tatmin olmamış olacak ki bize tip tip bakıp "siz evli değil misiniz acaba? Hayır yani alyanslarınız da var" dedi.
"Tabiki evliyiz, o da ne demek?" Dedim ben de biraz sinirim bozulmuştu doğrusu.
"Eh madem evlisiniz, birbirinize sarılın öyleyse. Böyle asker arkadaşı gibi bile durmuyorsunuz yani" diyerek göz devirdi fotoğrafçı kız.
Rabia, genç kıza şaşkın şaşkın bakarken bense şu kendini bilmez kızın siniriyle, Rabia'yı kollarıma çektim ve sarıldım.
Rabia olayın şokuyla öylece kalırken, O'na doğru eğilip "gülümse lütfen, yoksa evli olarak çektirdiğimiz ilk fotoğraf çok komik olacak" dedim.
Rabia ona doğru konuşmamla bana döndü ve gözleri gözlerimi buldu.
Şuan, kalbimin atmakta zorlandığını hissediyordum.
O kadar yakındık ki.. O'nun yüzünün bütün hatlarını inceleyip beynimin en gizli, en derin ve en temiz yerine kaydediyordum.
Biz öylece dururken, genç kız fotoğrafı çekmiş ve elimize vermek için yanımıza gelmişti bile.
Parasını ödeyip fotoğrafı aldıktan sonra kahve içeceğimiz mekana doğru yürümeye devam ettik.
Kafeye geldiğimizde, Rabia'nın tepkisini merak ettiğim için ki "nasıl? Beğendin mi?" Diye sordum.
Rabia ise "beğenmek ne kelime bayıldım Ömer!" Diyordu.
Duyduklarımla iyice keyiflenirken beraber boş bir masaya oturduk.
O gün akşama kadar Rabia'nın hafızlık, benimse askerlik anılarımdan konuşup sohbet ettik.
Anladığım birşey varsa, ben Rabia'nın yanında hiç olmadığım kadar huzurlu oluyordum.
Genç kız bunu nasıl başarıyordu, bilmiyordum.
Ama yavaş yavaş kalbimin orta yerine kuruluyordu, bunun farkındaydım.
Akşam olup yemeklerimizi de yedikten sonra, odaya çıkmıştık.
Benim önerimle de film açmış salonda filtre kahve eşliğinde izliyorduk.
Birde yanından bir çığlık gelince hemen Rabia'ya döndüm.
"Rabia ne oldu?" Diye sordum panikle.
"Ömer ışığı açar mısın?" Diyen Rabia ile hemen film izleyeceğiz diye kapattığımız salonun ışığını açtım.
Ve Rabia'nın üstünün filtre kahveye boyandığını gördüm.
Genç kız hemen ayağa kalkıp odaya yöneldiğinde "Rabia canın yanıyor mu, nasıl oldu bu? Hadi üstünü giy hastaneye gidelim" dedim artan paniğimle.
Rabia ise sakin bir sesle "dur Ömer, iyiyim ben zaten kahve soğumuştu. Sakarlığım tuttu işte. Ben şu geceliklerimi değiştireyim" dedi ve yatak odasına girdi.
Rabia'dan ~
Allah'ım ne yapacağım şimdi ben?
Tek usturuplu geceliğimi de batırdım.
Dolabın kapağını açtım ve acaba gece yatarken giyebileceğim, geceliklerden başka birşeyler var mı diye aramaya başladım. Her yeri mahvetsem de bavula koyduğumu düşündüğüm uzun kollu badimi bulamamıştım.
En sonunda vazgeçip kolsuz diz üstünde biten geceliği alıp banyoya girdim.
Banyoyu hazırlayıp kısa bir duş aldıktan sonra bornozu giydim.
Üstümü değiştirdiğimde kendimi hala çıplak gibi hissediyordum.
Saten geceliğin göğüs kısmı çok açık olmasa da yarısının üzeri dantelle kaplıydı, bu beni daha da utandırsa da kendi kendime telkinler vermeye çalıştım. Kocan O senin Rabia!
Geceliğin etek uçlarında yine danteller vardı ve bir kenarında da yırtmacı..
Allah'tan kırmızı falan değildi de yerin dibine girmek zorunda kalmayacaktım.
Beyaz rengindeki gecelikle banyo da dikilirken saçımı hala kurutmadığımı hatırlayıp fön makinesini çıkardım dolaptan.
Saçımı bir yandan kurutup diğer yandan da taradığımda artık banyodan çıkmam gerektiğini anladım, nerdeyse bir saattir yatak odasındaydım.
Tırnaklarımı stersten elime götürmüş tam koparacakken aklım başıma geldi.
Kaç yaşıma geldim strese girince elim ağzıma gidiyordu ama neyse ki yemeden hatırlayıp çekiyordum ağzımdan.
Banyonun kapısının kolunu indirip önce etrafı kolaçan ettim. Ardından da Ömer'in olmadığını görünce rahatlayıp banyodan çıktım.
Evet Rabia şimdi ne olacak?
Ben bu halde nasıl çıkacağım Ömer'in karşısına ya?!
Ben hayıflanırken kapı tıklandı.
Olamaz Ömer!
Sakin olmam lazım, sakin, sakin.
Ay olamıyorum!
Kalbim çıkacak şimdi ağzımdan.
Tekrar kapı tıklatılıp Ömer "Rabia iyi misin? Gelebilir miyim?" Diye sordu.
Yandım ben! Kaçışım yok. Yapacak birşey de yok madem, hadi bismillah!
"Ge-gelebilirsin Ömer" dedim, evet dedim, nasıl dedim bunu bende bilmiyorum.
Ve içeri Ömer girdi.
Ben nereye bakacağımı şaşırırken, Ömer'den ses gelmeyince tek gözümle ona bakmaya çalıştım, beceremeyince de hepten döndüm O'na.
Ömer daha önce görmediğim bir şekilde bakıyordu bana.
Geceden mi bilmem ama ela gözleri simsiyah olmuştu.
Ben utançla tekrar gözlerimi kaçırdıktan sonra yatağa doğru hareketlendim.
Allah'tan filmden önce namazımızı kılmıştık da rahattım.
"Ş-şey, benim uykum geldi de" dedim panikle, aff ne diyorsun kızım ya?
Yatağın çarşafını açarken tekrar Ömer'e baktım ve hala bana baktığını gördüğümde yerin dibine girmek istedim.
Benim ona bakmamla Ömer kafasını çevirdi ve birşeyler mırıldandı ama ben yine anlamadım.
"Efendim?" Dedim, acaba bana mı birşey demişti, anlayamamıştım.
Ömer bana bakmadan arkasını döndü ve dolaptan pijamalarını aldı sonra bana göz ucuyla bakıp "benimde uykum geldi diyordum, pijamalarımı giyeyim de uyuyalım o zaman" dedi ve banyoya girdi.
Ben de "peki" dedim ve yatağa girdim.
Sonra yine kapı tarafına döndüm ve yattım.
Ardından Ömer banyodan çıktı ve pijamalarıyla yatağa girdi.
Ben Ömer'e dönüp bakamazken, onun da benim bu çekingenliğimden ötürü bana bakmadığını biliyordum.
Neyse ki yarın kahvaltıdan sonra buradan gidecektik. Bir yandan buranın güzelliklerini özleyeceğimi düşünürken, diğer yandan evimizde en azından Seniha teyze, Şeyma ve Selim olacağı ve Ömer'le bu kadar baş başa vakit geçirmek zorunda kalmayacağım için mutluydum.
Daha fazla O'nun, bu bakışlarına maruz kalırsam kalp krizi geçirebilirdim çünkü.
***
Sabah olduğunda Ömer banyoda duş alırken ben bavulları hazırlıyordum.
Daha akşam duş aldığımdan ben girmeyecektim banyoya.
Herşeyi hazırlayıp kahvaltıya indik.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra çıkış işlemlerini de yaptıktan sonra Ağva'dan ayrılma vakti gelmişti.
"Gittiğimiz için üzgün müsün?" Diyen Ömer'le kendime geldim.
Yola çoktan çıkmış İstanbul'a doğru gidiyorduk.
"Yok, hayır. Sadece burayı sevmiştim" dedim Ömer'e dönüp.
Ömer de "sevdiysen yine geliriz üzülme" dedi ve hafifçe gülümsedi.
Ah! Bu adam niye bu kadar güzel gülüyordu ki? Ben ona böyle bağlanmak istemiyordum. Boşanacağımızı bile bile hemde..
Bir buçuk saatlik yolculuğun ardından evimize gelmiştik.
Bizi kapıda karşılayan Selim , Ömer'in boynuna atlamış ve "dayıcığım, neden bensiz gezmeye gittiniz?" Demişti dudaklarını sarkıtarak.
Ömer'se dayanamamış ve Selim'i havaya atmıştı.
"Sen beni özledin mi bakayım, hıh?" Diyen Ömer'e, Selim "özledim ama Rabia'yı daha çok özledim" deyip bana bakmıştı.
Sonra dayısının kucağından kayıp "Rabia, sen yokken annemle, anneannem benimle oyun oynamadı ama sen olsaydın bir sürü oyunlar oynardık" dedi bozuk Türkçesiyle.
Ben de bu tatlı çocuğa dayanamayıp kucağıma aldım ve "yaa öyle mi? Özür dilerim küçük bey, bir daha sensiz gitmeyiz o zaman" dedim yanağına küçük bir öpücük kondurarak.
Seniha annem ve Şeyma'yla da görüşüp içeri geçtik.
Saat öğleyi geçtiğinden namazlarımızı kılıp salonda Şeyma'nın yaptığı keki çayla birlikte afiyetle yedik.
Muhabbet edip gezip gördüğümüz yerleri anlatırken Seniha teyze bize sevinçle bakıyordu.
Bir kez daha yaptığım şeyden pişman olmadım.
Ne kadar istemesekte iyilik yapmıştık ve bunun mükâfatını er yada geç alacaktık.
İslam böyle birşeydi işte.
Tevekkül böyle birşey..
İstemediğin şeyler olsa da, olan da hayır olduğu gerçeği üzüntümüzü buruk bir sevince dönüştürüyordu. Elhamdulillah.
Seniha annem bize birşey demek istediğini söylediğinde biraz heyecanlanmıştım doğrusu.
Çünkü ne zaman birşey diyecek olsa muhakkak o şey, hayatımızı etkiliyordu.
"Oğlum babannen aradı dün. Biliyorsun yaşlı ve hasta olduğundan memleketten buraya düğününe gelemedi amcanlarla. Şimdi de tutturmuş ben gelinimi görmek istiyorum diye. Hayır diyemedim, hoş desem beni de pek dinlemez bilirsiniz. Sen de hazır işleri ertelemişken bir gidip gelseniz üç dört günlüğüne?" Dedi.
"Haydaa. Eh be annem, daha yeni yoldan geldik bir daha mı gideceğiz?" Deyip ayağa kalktı ve salonda dolanmaya başladı Ömer. "Ah babaanne ah. Gitmezsek başımın etini yer bayramda biliyorum." Dedi daha sonra da.
"Oğlum yapacak birşey yok, mecbur gideceksiniz, sonra arayıp ömrümü yer Fadime annem" dedi Seniha annem.
Bense şaşkın şaşkın bir Ömer'e bir de Seniha anneme bakıyordum.
"Peki peki, ne yapalım O'nun da gönlünü almak gerek gideceğiz mecbur" diyen Ömer'le merakım iyice arttı.
Daha ben Ömer'in nereli olduğunu bile bilmiyordum ki! Gideceğimiz yer neresiydi acaba? Çok uzak olmasa bari.
"Ay oğlum teşekkür ederim beni darda koymadığın için" diyen Seniha anne kalkıp oğluna sarıldı.
"Sizde geleceksiniz değil mi annem?" Diyen Ömer'e, Seniha anne "yok oğlum babaanneni bilirsin beni pek sevmez. Zaten konuşurken de sadece sizin gelmenizi istediğini belli etti. Aman zaten ben evimde rahatım. Koca kadın oldum hala yeni gelin muamelesi yapar bana bilmez misin?" Dedi hem gülüp hem hayıflanırak.
Ömer'de sesli bir kahkaha atıp "bilmez miyim" dedi. Sonra da "Neyse ki artık Rabia var seninle artık çok uğraşmaz" deyip bana göz kırptı.
Ne?! Bana, bana bana, Rabia'ya göz kırptı.
Allah'ım inşallah bu genç yaşta kalpten gitmem.
Ben Ömer'in bu hareketiyle utancımdan nereye bakacağımı şaşırdığımdaysa Seniha annem bana bakıp kıkır kıkır gülüyordu.
Akşam olup yemeklerimizi yedikten sonra salonda otururken Ömer ayaklandı ve "anneciğim biz artık yatalım müsaadenle" deyip Seniha annemden sonra bana döndü "Rabia sende gel istersen yoruldun bugün, dinlenelim" dedi.
Bu adam ne yapıyordu böyle? Annesi ve kız kardeşinin yanında bana odaya gidelim diyordu resmen! İnsanlar yanlış anlayacaktı.
"Ş-şey Ömer benim daha uykum yok, sen yat ben gelirim sonra" dedim ne diyeceğimi şaşırmıştım açıkçası.
Ömer tam birşey diyecekken Seniha anne söze girdi.
"Kızım hadi git sende kocanla, bizde yatarız şimdi, değil mi Şeyma?" Dedi.
Şeyma da Seniha anneyi onaylayınca mecburen herkese iyi geceler dileyerek Ömer'le odaya çıktık.
Ömer'in odasında ilk defa kalacak olmanın verdiği heyecanla kapının önünde dikilip kalmıştım.
Bir süre odayı inceledikten sonra yine kendi kendimi sakinleştirip kapıyı kapattım.
Ömer benden önce girmiş ve pijamalarını alıp banyoya gitmişti bile.
Odun ne olacak. İlk defa odaya geliyoruz, insan bir hoşgeldin der, biraz sohbet eder filan, yok ben kimden neyi bekliyorsam zaten!
Ben yatağın üstüne oturmuş içimden Ömer'e saydırırken banyo kapısı açıldı.
Ömer üzerini giymiş çıkarken ben de O'na bakmadan dolaptan Seniha annemlerin aldığı o değişik geceliklerden birini çıkardım.
Gecelik ten rengiydi ve tabiki dantelli.
Ama bunlar neden böyle hep kısaydı ya!
En kısa zamanda dışarı çıkıp kendime normal pijamalar almayı aklıma kaydedip banyoya yöneldim.
Bugün yollarda terleyip perişan olduğumdan duş almaya karar verdim.
İyi ama Ömer de odadaydı.
Yapacak birşey yok hafız, deyip girdim duşa.
Duşu alıp çıktığımda en sevdiğim nemlendiricimi de sürdüm vücuduma.
Bu kremin kokusuna bayılıyordum.
Acaba Ömer de sever mi bu kokuyu?
Aman ne düşünüyorsam, sevse ne sevmese ne?
Adam sanki benim için ölüp bitiyorda!
Saçlarımı da tarayıp, sanki uzayacak gibi geceliğin eteğini çekiştirerek banyodan odaya geçtim.
Yine Ömer'in yüzüne bakmazken O'nun beni izlediğini hissetmek bile yüzümü kızartıyordu doğrusu.
Odanın ışığını kapatıp yatağa girdiğimde Ömer yatakta oturur pozisyonda, arkasını yatak başlığına yaslamış duruyordu ve hala bana bakıyordu.
Bense inatla yüzüne bakmıyordum.
Bu neyin inadı derseniz ben bile bilmiyordum.
Tam yine arkamı dönüp yatacakken, Ömer çıplak kolumu tuttu ve dönmemi engelledi.
Bense bir kolumu tuttuğu eline, bir de Ömer'e bakıyordum.
"Rabia, birşey mi oldu?" Dedi Ömer. Gerçekten merak ettiği sesinden belli oluyordu.
Hadi buyur Rabia, ne diyeceksin şimdi?
Beni kapılarda karşılamadın, hoşgeldin demedin mi? Neden böyle triplere giriyorsam zaten?
Bunlar yerine "yoo, hayır birşey olmadı. Neden sordun ki?" dedim.
Ömer'se kolumu tutmaya devam ederek "ne bileyim, sanki tripli gibisin odaya geldiğimizden beri" dedi.
"Hıh yok canım. Ben kimim ki sana trip atayım? Sanki gerçek bir evliliğimiz var gibi" dedim biraz da alayla.
Sonra tekrar yatmak için hamlede bulunduğumda bu sefer Ömer, öteki kolumu da tutmuş ve yine engellemişti.
Beni kendine doğru döndürdüğünde bir kolumu serbest bırakıp, eliyle çenemi yukarı doğru kaldırmış ve ona bakmamı sağlamıştı.
Bense ilk başta Ömer'in gözüne baksamda inatla tekrar başka yerlere bakmıştım.
"Rabia, gözüme bakar mısın?" Diyen Ömer, inadımdan vazgeçmeyince, öteki elini de kaldırmış ve yanaklarımı iki elinin arasına almıştı.
"Rabia, lütfen" dediğinde mecburen gözlerine dikmiştim gözlerimi.
Avucundaki yanaklarım git gide ısınırken kızardığımı da adım gibi biliyordum.
"Birincisi sen benim karımsın. İkincisi de bizim evliliğimiz gerçek. Sen benim hem Allah katında hemde halkın nazarında hatunumsun. Ayrıca bundan böyle sahte evlilikmiş, boşanmaymış bunları konuşmayı yasaklıyorum. Anladın mı?" Dedi Ömer gayret sakin ve tatmin edici bir sesle.
Bense bu dediklerine inanmakta güçlük çekiyordum.
Nasıl yani? Hani biz bir süre sonra boşanacaktık.
Hani o beni asla karısı olarak görmeyecekti.
Bütün bu söylediklerini ne değiştirmişti?
"A-ama sen demiştin ki..." Derken Ömer beni yanağımdaki baş parmağıyla susturdu "şşş bunları düşünme şimdi. Az önce söylediklerimi de aklından çıkarma. Hadi şimdi uyuyalım, yarın yorucu bir gün olacak" dedi ve ellerini yanağımdan çekti.
Bense O ellerini çekince sanki boşlukta kalmıştım.
Sonra toparlanıp başımı salladım ve bu sefer arkamı dönmeden sırt üstü yattım.
Ömer de benimle birlikte sırt üstü yatıp ellerini başının altından birleştirdi.
"İyi geceler" diyen Ömer'e bende "Allah rahatlık versin" dedim ve artık dayanamayıp uykunun kollarına bıraktım kendimi.
Medyayı burada açabilirsiniz ~
Sabah bizim için yine erken başlamıştı.
Bugün Trabzon'a gidecektik Ömer'le.
Evet Trabzon, küçüklüğümden beri Karadeniz'e gitmek istemiştim hep.
Nasip bu güneymiş.
Bu sayede Ömer'in nereli olduğunu ve ara sıra tutan agresifliğinin nerden geldiğini de öğrenmiş oldum tabi.
Ne olursa olsun Karadeniz insanını severdim ben.
Sıcak kanlı misafirperverlerdi hepsi.
Akşam Ömer'in konuşmasından olsa gerek, içim içime sığmaz bir şekilde uyanmıştım bugün.
Şimdiyse bavulları hazırlıyordum.
Bu sefer ne zaman döneceğimiz belli olmadığından herşeyden fazla fazla koymuş ve büyük iki tane bavulu doldurmuştum.
Ben bavulları hallettiğimde Ömer'de üzerini değiştirmiş ve banyodan çıkmıştı.
Ben de hemen üzerimi değiştirmek için dolaptan bordo uçuş uçuş bir elbise çıkardım. Üzerine de pudra pembesi üzerinde hafif bordo çizgileri olan bir şal çıkarım. En son da krem rengi feracemi çıkarıp, onu da yatağın üstüne koydum.
Diğerlerini alıp banyoda giyindikten sonra Ömer'in bavulları aşağı indirdiğini gördüm.
Hemen çantamı alıp feracemi de koluma attığım gibi aşağı indim.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra, Seniha annemlerle vedalaşıp, havalimanına doğru yola çıktık.
Uçağa bindiğimizde saat üçe geliyordu.
Ben cam kenarına oturmuş bu güzel yolculuğun tadını çıkarıyordum, Ömer de tabletini almış birşeyler çiziyordu.
Sonunda uçaktan inmiş ve Trabzon'a gelmiştik.
Havalimanında bizi Ömer'in halasının oğlu karşılamıştı.
Ömer yaşlarında duruyordu genç adam.
Sanırım düğünde görmüştüm O'nu.
Ömer ile çok sıcak bir şekilde kucaklaşmışlardı.
Ardından havalimanından çıkıp Osman'ın arabasına binip kasabaya doğru yola çıktık.
Heryer yemyeşil ve deniz manzaralıydı.
Rabb'im ne güzel yaratıyordu öyle.
SubhanAllah.
Yarım saatin ardından Ömer'lerin kasabasına varmıştık.
Arabadan indiğimizde, evin büyüklüğü ve manzarasıyla ağzım resmen açık kalmıştı.
İki katlı ve epey geniş olduğu belli olan evin dışı ahşaptı.
Avlusu ise kocamandı ve sarmaşıklarla çevriliydi.
Ben ağzım açık eve bakarken bizi karşılayanları yeni farketmiştim.
Hafifçe tebessüm ettim bana bakan insanlara, elim ayağıma girmişti bir anda etrafımızda oluşan kalabalıkla.
Ömer ise vakit kaybetmeden ellibeş yaşlarında duran adama gidip hemen elini öpmüştü.
"Ooo hoşgeldin yeğenim, sefalar getirdiniz" dedi adam Ömer'e sarılırken.
Amcası olduğunu anlamak zor değildi.
Ömer'in boyunun posunun genlerden geldiği belli oluyordu.
Ardından kırkbeş yaşlarında sarışın mavi gözlü bir kadına yöneldi Ömer.
"Halacığım nasılsın?" Dedi onunda elini öperken.
Onlar hal hatır sorarken ben tek başıma onları izliyordum, kendimi çok yabancı hissetmiştim doğrusu.
Ben öylece dikilirken Ömer'in halası bana seslenip "kızım hoşgeldin, neden duruyorsun orada, gelsene" dedi eliyle de işaret ederek.
Bense yavaş adımlarla halaya doğru ilerledim ve elini öptüm.
Amcası ve eniştesi de bana hoşgeldin dedikten sonra onların biraz gerisinde iki kadın duruyordu.
Biri ellili yaşlarda diğeri ise benim yaşlarımda gibiydi.
Ayıp olmasın diye onlara doğru gidip yaşlı kadının önünde durdum ve elini bana uzatışını seyrettim.
Bu kadın neden böyle sanki beni hiç beğenmemiş gibi bakıyordu ki?
Uzanıp elini öptüğümde ağız ucuyla "hoşgeldin" dedi.
Bende nezaketen teşekkür ettim.
Yanındaki genç kız ise benimle tanışma tenezzülünde dahi bulunmamış ona döndüğümde arkasını dönüp gitmişti.
Ben şaşkınlıkla arkasından bakarken belki bir derdi vardır, ön yargılı olmamak lazım diye düşündüm.
Sonra herkesle beraber eşyaları alıp içeri geçtik.
İçi de en az dışı kadar büyüktü evin.
Salona girdiğimizde tam bir Karadeniz evi karşılıyordu bizi.
Baş köşede oturan, yetmişlerin sonlarında gibi duran yaşlı bir teyze vardı.
Beni baştan aşağı süzen yaşlı kadınla elimi nereye koyacağımı şaşırmıştım.
Ben tedirgince dururken Ömer arkamdan hızlıca gelmiş ve "babaannem!" Diyerek yaşlı kadına doğru ilerlemişti.
Yaşlı kadın ise "uşağum ben senlen küsim da, yaklaşma bağa" demişti.
Ben şaşkınca bakarken Ömer hiç oralı olmamış ve "neden küsmüş benim tontonum bakayım?" Demişti sırnaşarak.
"Niye küsmişim he? O kadar dedum sağa düğününi burada yapalum diye de dinlemedun beni" diyen Fadime babaanne olduğunu anladığım kadın, başını Ömer'in zıttına çevirdi.
"Ama babaannem biliyorsun, işleri anca halledip orada zor yetiştirdik düğünü" dedi Ömer bu sefer daha ciddi.
"O anan olacak kadun yüzünden alel acele düğün yaptunuz zati" deyip Seniha anneye de laf etmeyi ihmal etmemişti yaşlı kadın.
"Olsun babaannem, bak evlen evlen diyordun evlendim, şimdi böyle mi karşılacaksın gelin torununu?" Dedi.
Ömer'in bana bakmasıyla bütün gözler bana dönmüştü. Babaannenin de.
Bense çekingen bir şekilde başım önümde babaanneye bakıyordum.
"Hele gel bakalum gelin kizum" diyen babaannenin lafını ikiletmeden ona doğru gittim.
"Hoşgeldun" dediğinde hemen "hoşbulduk efendim" dedim.
"Uy, efendum nedur da? Babaanne diyecesun bağa. Emi güzel kizum?" Demiş ve beni de rahatlatmıştı yaşlı kadın.
"Tamam babaanne" dediğimde elini öpmem için uzatmış, bende vakit kaybetmeden öpmüştüm.
Eliyle yanındaki koltuğa vurup oturmam için işaret etmişti.
Bir yanında ben diğer yanında Ömer ile oturan yaşlı kadın "hadi ne duraysinuz, hazirlayun sofrayi çocuklar acıkmiştur da" demişti ayakta bekleyen, hala, yenge ve yeğenlere. Onlarda ikiletmeden hep birlikte mutfağa gitmişti.
Ömer ile babaannesi sohbet ederken ben onları dinliyordum. Ara sıra yaşlı kadın bana sorular sorup nereli olduğumu, ne işle meşgul olduğumu, yaşımı ve daha nicelerini öğrenmişti.
Ömer, Hafız olduğumu söylediğindeyse nazar duası okuyup üflemişti tonton kadın. Bu hareketiyle çok komik durmuştu ama ayıp etmemek için kendimi tutmuştum.
Ömer'e baktığımdaysa, onunda kendini zor tuttuğunu anlamam zor olmamıştı.
Sofra hazır olduğunda, kızların bizi çağırmalarıyla hep birlikte oturup yemeklerimizi yedik.
Ardından çaylar da içilip namazları da kıldıktan sonra, Ömer'in halası, eniştesi ve çocukları evlerine gittiler.
Anladığım kadarıyla burada babaanne, Ömer'in amcasıyla birlikte yaşıyordu.
Bayağı kalabalık bir evdi doğrusu.
Amcası, yengesi, kızları ve 12 yaşında ikiz erkek çocukları vardı.
Nedenini bilmediğim bir şekilde adının Fadimegül olduğunu öğrendiğim amca kızı, bana pek iyi davranmıyor, soğuk ve kaba tavırlar sergiliyordu.
Bense çok oralı olmayıp umursamamaya çalışıyordum.
Neyse ki artık gece olmuş ve biz de Ömer'le, bize verdikleri odaya geçmiştik.
Odamız çok tatlı, küçük ama kullanışlıydı.
Bavulları dolaba yerleştirip, yine saten geceliklerimden birini giymek için çıkardım.
Ömer de o sırada banyoya gitmişti.
Ona da kısa kollu pijama takımını çıkardım ve ikisini de yatağın üstüne koyup Ömer'i beklemeye başladım.
Banyo kapısı açılınca başımı oraya çevirmemle Ömer'i yarı çıplak görmem bir oldu. Beline kadar havluyu sarmıştı ama üstü çıplaktı.
Bense hemen ellerimi yüzüme kapayıp arkamı döndüm ve demek istediklerimi yuttum.
Zira aklımdan geçenler çok iyi şeyler değildi.
Ömer ise bu hareketimle "kusura bakma, banyoya girerken kıyafet almayı unutmuşum" demişti.
Ben de "ö-önemli değil" demiştim ama kalbim tam aksini iddia ediyordu.
Ah Rabia neden kekeliyorsun ki şimdi?!
İki üç dakika sonra Ömer "tamam Rabia, arkanı dönebilirsin" dediğinde tuttuğum nefesimi bıraktım ve ellerimi yüzümden indirip Ömer'e doğru döndüm.
"Şey, bende bir duş alıp geleyim" deyip geceliğimi kaptığım gibi banyoya koştum.
Biraz daha durursam kocamın ıslak saçlarını karıştırabilirdim çünkü..
İşimi hallettikten sonra banyodan çıktım ve Ömer'le birlikte uykunun o güzelim huzurlu kollarına bıraktık kendimizi.
Sabah namazından sonra bir türlü uyuyamamıştım.
Erkenden kalkıp kimseyi rahatsız etmemek için yatmıştım zaten.
Ama uyuyamayınca, üstümü değiştirip bol elbisemi giydim ve aşağıya bahçeye indim.
Tek uyuyamayan ben değildim anlaşılan.
Fadimegül de bahçedeki tek oturma yeri olan, büyük oturma grubuna oturmuş ve kaşlarını çatmış birşeyler düşünüyordu.
Ben de hem kaynaşmak için hem de belki derdini paylaşır diye yanına gittim ve karşısına oturdum.
"Günaydın, hayırlı sabahlar Gül" dedim sıcakkanlı bir tavırla.
Dün farketmiştim. Fadime babaanne hariç herkes O'na Gül diyordu.
"Günaydınmış, sen varken bana gün aymaz güzelim" dediğinde, şaşkınlıkla yüzüne baktım.
Mavi gözlü ve baya sarışın bir kızdı Gül.
Güzel sayılırdı.
Ama neden böyle söylediğini anlayamamıştım.
Ben ona ne yapmış olabilirdim ki?
"Neden öyle söylüyorsun Gül, bana neden böyle davranıyorsun? Gelir gelmez sana ne yapmış olabileceğimi çok merak ediyorum doğrusu" dedim.
Gül ise sarı saçlarını geriye savurup bana doğru eğildi.
Ardından "ne yapmış olabilirsin, öyle mi? Daha ne yapacaksın sen be?! Sevdiğim adamı aldın elimden! Var mı ötesi?!" Dedi.
Ben genç kızın bu dediklerini sindirmeye çalışırken üstüne yenilerini de ekledi.
"Biz Ömer'le çocukluk aşkıyız, amcamlar iş için burdan taşınmasaydı, hala da öyle olurduk emin ol. Hem Ömer bana beni alacağına dair söz verdiğinde daha onyedi yaşındaydı, bense ondört. Şimdi bizi ayıran sana karşı nasıl olmamı bekliyorsun? Hı söylesene?!" Dediğinde sesi biraz daha yükselmişti.
Bende, son söylediklerinden sonra ipler kopmuştu artık.
Nasıl olabilirdi böyle bir şey?
Ömer bu kıza söz verdiyse, O'nu alsaydı o zaman!
Hem benim hayatımı, hem de kendi hayatını karartmazdı öyle yapsaydı.
Demekki benden evlenmeden boşanmak istemesi bu yüzdendi.
Demek asla duygusal bir bağımız olmayacağını bu yüzden söylüyordu.
Allah'ım ben ne yapacağım? Yardım et bana, lütfen.
Kocam başka birini severken ben onunla nasıl evli kalacağım?
Ben koltuğa çakılmış kalmışken, Gül bir hışımla yerinden kalktı ve "Ömer'i sana yar etmeyeceğim bunu bilmiş ol!" Dedi ve arkasına dönüp hızlıca içeri girdi.
Bense bu işin içinden nasıl çıkacağımı, Ömer'in annesinin iyiliği içinde olsa, başkasını severken neden benimle evlendiğini düşünüyordum.
Sanırım bu evlilik sandığımdan da kısa sürecekti..