BÖLÜM-9

3003 Kelimeler
Ömer ve Rabia yola çıkalı yaklaşık bir saat olmak üzereydi. Ağva İstanbul'a çok uzak bir yer olmadığından arabayla gidiyorlardı. Ömer daha önce Ağva'ya gitmiş olsa da Rabia ilk defa gidiyordu. Genç kız yeni bir yer göreceğinden ve Şeyma'nın ballandıra ballandıra anlatmasından ötürü gidecekleri yeri çok merak ediyordu. Ömer de Rabia ile başbaşa kalacakları için değişik duygular içindeydi. Herşeyi yanlış anlamış olmasa belki şu heyecanını Rabia da paylaşıyor olabilirdi ama ne yazık ki herşeyi kendi eliyle berbat etmişti genç adam. Kendine çok kızıyordu ama söylediği şeyleri geri alamazdı ancak belki kendini affettirebilirdi. Öyle düşünüyordu. Rabia arasıra Ömer'in yakışıklı yüzüne dalıp gidiyor, Ömer'in başını yoldan çevirip ona bakmasıyla hemen başka yere dönüyordu. Genç adam Rabia'nın bu utangaç kaçamak bakışlarını yakaladığında iyice keyifleniyor ama genç kızı daha fazla utandırmamak için birşey söylemiyordu. Fakat iyi biliyordu ki Rabia ile durumları kötü olmasaydı, bu bakışlarıyla dalga geçer onun o utandıkça kızaran yüzünü keyifle izlerdi.. Ama maalesef yaptığı hatalardan dolayı böyle şeylere, henüz cesareti yoktu genç adamın. Şuanda da Rabia'nın güzel yüzünü doyasıya izlemek istiyor ve arabayı kenara çekmemek için kendini zor tutuyordu Ömer. Neden böyle şeyler hissettiğini anlamıyordu. İlk defa böyle birşey başına geliyor, ilk defa kendine hakim olmadan doyasıya bu hissi yaşamak istiyordu genç adam. Rabia'nın ona karşı ne hissettiğini bilmemek, maraton koşan kalbinin bir anda duracak gibi olmasına neden oluyordu. Öte yandan Rabia, Ömer'in direksiyon tutuşuna, tek elini arada camdan sarkıtmasına, oturuşuna ve arada ona baktığında hafifçe gerilen dudaklarına bakıyor, baktıkça bakası geliyor ve buna hakim olamıyordu. Artık evliydi onlar, birbirlerine bakmaları, heyecanlanmaları çok normaldi. Ama Rabia kalbini kırıp paramparça eden bu adama, hala nasıl böyle yoğun hisler beslediğine şaşırıyordu. Ah, bu kalbi uslanmazdı. Ona göre. Ömer, o kadar vakittir Rabia'nın yorulmuş olabileceğini düşünüp "Rabia, istersen şu ilerde bir dinlenme tesisi olacak, orada durup birşeyler yiyelim" Dedi. Rabia Ömer'in sorusuyla ona doğru döndü ve "olabilir. Ben aç değilim ama soğuk birşeyler içebilirim, akşam vakti de girmek üzere hem namazlarımızıda kılarız" dedi gülümseyerek. Genç adam Rabia'nın bu içten gülümsemesi ve söyledikleriyle biran dalacak gibi olsa da hemen toparlanıp yola devam etti, çok geçmeden de tesise geldiler. Tesise geldiklerinde Ömer arabayı durdurdu ve Rabia'ya "hadi inelim" demişti ki genç kızın şalının kaydığını ve kenardan saçının çıktığını gördü. Rabia tam inecekken, Ömer kolundan tuttu. Genç kız şaşkınlıkla Ömer'e baktı ve "ne oldu?" Dedi. Ömer ise bir şey demek yerine elini genç kızın yüzüne götürdü. Rabia şok olmuş bir şekilde dururken, genç adam bir eliyle yüzünü tutarken, öteki eliyle de kızın saçını, şalının içine doğru ittirdi. Yüzleri o kadar yakındı ki, birbirlerine ilk defa o kadar yakından bakıyorlardı. İşini bitirdiğinde ise ne Ömer geri çekilmiş ne de Rabia hareket edebilmişti. Genç adam ne yaptığının farkında olmadan hipnotize olmuş gibi genç kızın yüzündeki elini indirmedi ve baş parmağıyla, yumuşak yüzünü okşadı. Rabia bu hareketle ne yapacağını şaşırdı. Ömer'in elini ittirse, olmazdı kocasıydı sonuçta yanlış anlayabilirdi. Hem bu yakınlıkta dili tutulmuş gibiydi genç kızın ne söyleyecekti ki? Genç adam Rabia'nın tedirgin bakışlarıyla karşılaşınca, yaptığı şeyin farkına vardı ve boğazını temizleyerek hemen geri çekildi. Rabia anın şokundan çıkamamıştı. Ne olmuştu öyle? Bu adam hem kalbini kırıp hemde nasıl böyle hızlı atmasına sebebiyet verebiliyordu? Ömer'se kendine içinden hiç etmediği küfürleri saydırıp, Rabia'nın yüzüne bakmadan arabadan indi. Ardından genç kızın da inmesiyle konuşmadan tesisin kafesine oturdular. Birşeyler atıştırdıktan sonra da ezan okununca akşam namazı için ayrı ayrı mescide girdiler. Aynı anda iki ayrı kapıdan çıkan Ömer ve Rabia ayakkabılarını giydikten sonra genç adam "tamam mıyız, gidelim mi artık?" Diye sordu. Genç kız da "olur" deyince arabaya doğru yöneldiler. Ağva'ya vardıklarında yatsıya yarım saat vardı. Ömer otelde giriş işlemlerini yaparken, Rabia hayran hayran etrafı inceliyordu. Yemyeşil doğası ve muhteşem maviliği gece bile kendini belli eden Ağva çok güzel bir yerdi. Ömer işlemleri halledince Rabia'ya döndü. "Rabia, hadi çıkalım" dedi. Genç kız etrafı incelemeyi bırakıp, Ömer'e dönüp "Tamam" deyince boş koridorda ilerlediler. Koridorun sağındaki asansöre bindiler ve Ömer 4. Kata bastı. Sonunda odalarının bulunduğu kata geldiklerinde asansörden inip 309 numaralı odanın önüne geldiler. Ömer elindeki kartla kapıyı açıp Rabia'ya geçmesi için eliyle içeriyi işaret etti. Rabia ise heyecandan ölecek gibiydi. Anlamıyordu. Şu kapıya gelene kadar hiçbir şey yoktu ama şuan kalbi fırlayıp Ömer'e doğru uçacaktı sanki. Ömer de çok farklı değildi ama genç kızın çekingenliğini görünce tekrar içeriyi işaret edip "Rabia? Girmeyecek misin?" Dedi. Rabia ise kendi kendine 'kaçışım yok, mecbur Ömer'le aynı odada kalacağım' deyip içeriye girdi. Rabia'dan sonra Ömer bavulları içeri sürükleyip ardından kapıyı kapattı. Rabia'nın hala kapının önünde dikildiğini görünce Ömer "Rabia istersen bavulları yerleştirelim, kıyafetler kırışmasın" dedi ve sonradan heyecanlandığı için ne kadar saçmaladığını da farketti. Rabia ise bu fikirle biraz da olsa rahatlayıp "tamam" dedi. Beraber yatak odasına girdiklerindeyse hiç beklemedikleri bir manzarayla karşılaştılar. Yatağın üzerinde kırmızı gül yaprakları ve kuğu şekli verilmiş havlular vardı. Bu görüntüyle ikisi de terlemiş ve ne diyeceklerini bilememişlerdi. Ömer öylece dikilip kalırken Rabia daha çabuk toparlanmış ve gardrobun kapağını açmıştı. Ardından kendi bavulunu açıp eşyalarını yerleştirmeye başlamıştı. Ömer ise Rabia'nın hareketlenmesiyle kendine gelmiş o da bavulunu önüne alıp eşyalarını dolaba yerleştirmişti. İkisininde işi bittiğinde artık genç kız iyice tedirgin olmaya başlamıştı. Bugün evliliklerinin ilk gecesiydi. Eğer Ömer ondan kocası olarak birşeyler isterse hayır diyemezdi. Nasıl ki Rabia'nın Ömer üzerinde hakları varsa, aynı şekilde kocasının da onun üzerinde bazı hakları vardı. Çiftler birbirini tanıdığını düşünse de esas gerçek huylar evlendikten sonra ortaya çıkardı. Ve Rabia Ömer'i tanıdığını hiç sanmıyordu. Rabia'dan ~ Ömer'le yatak odasında bavulları yerleştirdikten sonra yine sessiz kalmış ve öylece yatağın üstünde oturuyorduk. Bense, Ömer'in ne yapacağını bilmediğimden tedirgin ve heyecanlıydım. Aynı zamanda korkuyordum. Ya Ömer bana istemediğim birşey yaparsa, tamam o benim kocam ama ben onu tam olarak tanımadan ve bana bu kadar güvenmediğini bilirken, bana dokunmasını istemezdim. Belki ondan hoşlanıyor olabilirdim ama bana karşı birşey hissetmeyen, beni sevmeyen bir adamın dokunmasını asla istemezdim. Bence evlilik, ten uyumu kadar kalplerin uyumuydu da. Eğer iki kalp birbirine birşey hissetmiyorsa sadece şehvet için yapılan birleşmelerin sonu hüsran olabiliyordu. Artık heyecandan titremeye başlayan elimi zor durdururken yüzümü kaldırıp Ömer'e bakamıyordum. Ömer birden titreyen elimi tutunca sanki elektrik çarpmış gibi oldum. Hala kafamı kaldıramazken Ömer öteki elini çeneme götürüp baş parmağı ve işaret parmağının ortasıyla tuttu ve kaldırdı. Ardından yüzüme yaklaşıp "korkma" dedi fısıltıyla. Ben O'nun gözlerine bakarken, beni daha da ele geçiren titremeyle ne diyeceğimi bilemedim. Ömer'se daha da kısılan sesiyle "korkma Rabia. Sana, sen istemediğin sürece dokunmam. Sen bana emanetsin. Sana asla zarar vermem" dedi. Bense bu dediklerinde ciddi olup olmadığını ölçmeye çalışılıyordum. Bana bağırıp çağıran, kalbimi parçalayan adam nerdeydi? Gözlerindeki şefkatten ve ela renginin tuhaf bir şekilde açılan tonundan söylediklerinde ciddi olduğunu anladım. Sonunda gözlerimi yavaşça kapatıp rahat bir nefes verdim. Ömer de elini sonunda çenemden çekip ayağa kalktı. Odadaki banyoya ilerlerken "ben duş alacağım, hemen çıkarım sonra sende girersin istersen, yorucu bir gündü, rahatlarsın" dedi ve cevabımı beklemeden banyoya girip kapıyı kapattı. Bende vakit kaybetmeden yatak odasından çıktım. Televizyonu açıp biraz olsun dikkatimi dağıtmak için kanallarda gezindim. Ne yapsam Ömer'le evli olduğumu bas bas bağıran beynimi susturamıyordum. Bana o kadar kötü laflar söyleyen adama karşı bu kadar gardsız olmamam gerekiyordu ama yapamıyordum. Kafamda topladığım herşey Ömer'in bir bakışıyla gidiveriyordu. "Rabia?" Gelen sesle yerimden sıçradım. O kadar dalmışım ki Ömer'in geldiğini yeni farkediyordum. "Efendim Ömer?" Dedim, aynı zamanda başımı ona çevirmiştim. Keşke çevirmeseydim. Üstü giyinikti tabiki ama saçlarında ki nemlilik acayip bir hava katmıştı O'na.. Ne diyordum ben Allah aşkına ya? Ömer bana doğru biraz daha gelerek "ben çıktım, banyo müsait diyecektim ama korkuttum galiba?" Dedi yumuşak bir tınıyla. Ömer'e ne olmuştu böyle? Ömer ve yumuşak tını.. "Hı, şey yok korkmadım. Sadece dalmışım. Tamam o zaman ben.." diyerek ayağa kalktım tam Ömer'in yanından geçecekken geldiğimde yere attığım küçük çantama takıldım. Düşerken gözlerimi kapattım ve tam yeri öpüyordum ki güçlü kollar beni belimden yakaladı. Gözümü açtığımda Ömer'in dibinde, sırtım yere eğik bir biçimde, O'nun kollarında duruyordum. Ömer'in yüzüyle aramızda bir karış mesafe ya vardı ya yoktu. Allah'ım çok utanç verici, yerin dibine girmek istiyorum! Ben hala öyle dururken Ömer'de de bir hareketlilik yoktu. Sadece ela gözleri bu sefer kahve tonlarında gibiydi. Öyle güzel bakıyordu ki, biran gerçek bir aşk evliliği yaptığımı zannettim, sadece küçük bir an. Sonra ben doğrulmaya çalışınca Ömer de destek olmuş ve ayağa kalkmıştım. Kalbim resmen bana inat ediyor ve deli gibi atıyordu yine. Ömer'in yüzüne yine bakamadım sadece "ö-özür di..." Diyecekken bu sefer Ömer baş parmağını dudaklarıma götürüp "şşş, özür dilenecek birşey yok, sadece kendine zarar verme yeter" dedi. Bense bugün kaçıncı kez olduğunu unuttuğum şaşkınlıkla yüzüne bakıp, başımı salladım. Ardından hızla yatak odasına girdim ve kapıyı kapattım. Bir süre kapının arkasında kaldıktan sonra nihayet kendime gelip banyoya girebildim. Duş alırken, beynimdeki düşünceler ve soru işaretleri yerini rahatlamaya ve gevşemeye bırakmıştı. Otellerdeki banyoları çok seviyordum. Çeşit çeşit duş jelleri ve şampuanlar oluyordu. Tabi böyle bir otele en son rahmetli annemlerle gelmiştik, ah zaman.. Misler gibi olduktan sonra daha da mutlu olmuştum. Gerçekten su insanı inanılmaz rahatlatıyordu. Duştan çıkıp odayı kontrol ettikten sonra gardrobun başına geçip ne giymem gerektiğine bakındım. Bavulu hazırlarken eski pijamalarımın yerinde yeller estiğinden, en Usturuplu olanları aramış ve sadece bir tane yarım kollu altı uzun bir gecelik bulmuştum ve birkaç tane de kısa şeylerden koymuştum. Teyzem ve Seniha teyze sağolsun hiç düzgün birşey almamışlardı. İnşallah bu geceliğe birşey olmaz da iki gün idare edebilirim diye düşünüyordum. Evet ben geceliği giydim ama, şimdi böyle nasıl Ömer'in karşısına çıkacaktım. Tamam, abarttığımı düşünebilirsiniz fakat kocam da olsa, o adam benden boşanmayı düşünen bir adamdı. Zaten ben istemediğim sürece bana dokunmayacağını söylemişti. En iyisi uzun kollu badimi giyeyim, başıma da küçük bir yazma takayım. Böyle rahat yatarım evet. Ama önce şu ıslak saçlarımı kurutayım da hasta olmayayım deyip banyoya geri girdim. Saçlarımı kurutup taradıktan sonra odaya geri döndüm. Ve olamaz! Ben banyodan odaya girer girmez, kapı açıldı ve Ömer girdi. Ben şokla ne yapacağımı bilemezken Ömer, ağzı yarım açılmış ve değişik, anlam veremediğim şekilde beni süzüyordu. O gözlerinden geçen şey beğeni miydi yoksa bana mı öyle gelmişti? Sonunda Ömer gözlerini kaçırıp, saçlarını karıştırarak "şey, ıı Rabia ben.. yani kapıyı birkaç kere tıklattım ses gelmeyince hala banyodasındır diye girdim. Telefonumun şarjı bitmiş de şarj aletini alacaktım" dedi. Mahçup mu olmuştu O? Bense artık battı balık yan gider hesabı, kendi kendime dik durmaya çalışarak "önemli değil, işim bitmişti zaten" dedim. Hayır işim bitmemişti! Senin beni böyle görmemen gerekiyordu. Demek istesem de diyememiştim. Kocamdı benim sonuçta. Ne yapayım, ben de en azından evli kaldığım süre boyunca rahat rahat yatar kalkardım pijamalarımla. Ömer benim söylediğimle sanki rahatlayıp derin bir nefes vermişti. "Tamam, aç mısın birşeyler söyleyeyim mi?" Dedi bu sefer gözlerimin ta içine bakmış beni iliklerime kadar titretmişti. "Yok ben aç değilim, galiba artık uyumak istiyorum. Ama sen açsan iste" dedim bende, gözlerimi kaçırmayarak. "Bende aç değilim, namazları kılıp uyuyalım o zaman yorulduk ikimizde" dedi Ömer. Elhamdulillah dedim içimden Rabb'ime. Ne kadar hataları olsa da bana namaz kılan bir eş nasip ettiği için. Ben namaz elbisemi giyince beraber namaza durduk, huzura vardık... Namazdan sonra ise benim aklımdaki diğer soru nasıl yatacağızdı. Beni istemeyen adamla yan yana yatmak istemiyordum onun da istemeyeceğine kanaat getirip dolaptan çarşaf ve yastık aldım. Ömer ise yatağı açıyordu yatmak için. Ben elimdekilerle Ömer'e seslenip "Ömer ben salondayım. Hayırlı geceler sana" deyip arkamı dönmüştüm ki Ömer'in "salonda ne işin var Rabia? Orada mı yatacaksın? Hem de ilk günden" diyen sesiyle karşılaştım. Kırgın mı çıkmıştı O'nun sesi? Yok canım Ömer'di O. "Boşanacağız biz Ömer. Niye beraber yatalım ki?" Dedim kapının önünde beklerken. Ömer'in yüzü nasıl desem böyle değişik, sinirli gibi yok yok pişman gibi bir hal alırken başını başka yere çevirip kendi kendine birşeyler fısıldadı. Ben hala onun vereceği cevabı beklerken tekrardan bana döndü. Ben anlamazca Ömer'e bakarken artık söze girdi "dinimizde karı kocanın yatak ayırmasının yeri var mı?" Diye sordu bu sefer. Ben "yok ama.." derken Ömer " o zaman yanıma gelir misin?" Dedi. Ben Ömer'in hala bunu isteyerek mi yoksa bana işkence olsun diye mi yaptığını anlayamıyordum. İnsan boşanacağı karısını niye yanında ister ki? "Rabia?" Diyen Ömer'in sesiyle mecburen kafamı salladım ve yatağa doğru ilerledim. Zaten O'nun yanında böyle saçım başım açıktı, birde beraber yatacaktık. Aff ne yapacaktım ben? Elimdekileri bırakıp yatağın yanına gittiğimde Ömer'de çoktan yatağa yatmış çarşafın içine girmişti. Ben de çarşafın bir ucunu kaldırarak yatağın en kenarına uzandım. Ömer'e arkamı döndüm. Bu şekilde ne kadar devam edeceğimizi düşünmeye başladığımda ise işin içinden çıkamayınca sonunda düşünmeyi bırakıp kendimi uykuya teslim ettim. Ömer'den ~ Yatak odasının kapısını çaldığımda ses gelmedi, iki kere daha çalıp beklediğimde Rabia'dan yine ses gelmeyince, hala banyoda olduğunu düşünüp içeri girdiğimde.. Karşımda sanki bir huri duruyordu. Cennetten gelmiş gibi.. Zümrüt yeşili gözleri, açık kahverengi saçlarıyla Rabia'nın güzelliğinden gözlerimi alamıyordum. Kısa kol giydiği için açıkta kalan teni bembeyazdı. Ve o feracelerinin altından çok zayıfmış gibi duran bedeni, gayet fit duruyordu şimdi. Kızı çok fazla incelediğimi düşünüp hemen gözlerimi kaçırdım. Sonra yatmak için hazırlanırken Rabia'nın elinde çarşaf ve yastıkla "ben salondayım" demesiyle beynimde şimşekler çaktı. Neyse ki onu da halledip yattık. Ama Rabia'nın hala boşanma konusunu açıp durması canımı sıkıyordu. Evet haklıydı kız, bunu isteyen bendim ama o zaman herşeyi yanlış anlamıştım. Şuan O'nunla boşanmak gibi bir niyetim yoktu ki. Nasıl yapacaktım bilmiyorum ama Rabia'nın gönlünü alıp bu boşanma konusunu tamamen kapatmam gerekiyordu. İki elimi başımın altına koyduğumda, tavana bakıp düşünürken, Rabia'nın nefes alışverişleri derinleşmişti, uyumuştu galiba. İçimdeki dürtüye engel olamayıp O'na doğru döndüm. Yastığın üstüne serilmiş olan saçlarına gitti ellerim. Dokundum, okşadım yavaşça. O kadar yumuşak ve güzeldi ki kendimi dokunmaktan alamıyordum. Rabia'dan anlamadığım mırıltılar çıktı ve uykuda bana doğru döndü. Ben ellerimi çekmiş beklerken Rabia'nın yüzünün yakınlığıyla afalladım. Allah'ım bu nasıl güzel ve masum bir yüzdü böyle? Dönerken saçlarından birkaç tutam yüzüne doğru düşmüş güzelliğine güzellik katmıştı. O yüze dokunup sevmemek için kendimi o kadar zor tutuyordum ki.. En sonunda rahat etsin diye saçlarını yüzünden çekip arkasına doğru ittim. Saçları o kadar uzundu ki, hayatta başörtüsünün altında öyle saçları olacağı aklıma gelmezdi. Allah'ım bana böyle güzel ve ahlaklı bir eş nasip ettiğin için sana sonsuz şükürler olsun. Sonunda ben de Rabia'yı seyrederken uykunun kollarına bıraktım kendimi. *** Sabah uyandığımda, üzerimde birşeyler olduğunu hissettim ama henüz ayılamadığım ve gözlerimi açamadığım için beynim ne olduğunu kavrayamamıştı. En sonunda sabah namazı aklıma gelince hemen gözlerimi açtım. İşte o zaman farkettim üzerimdeki şeyin ne olduğunu, Rabia.. Ben nasıl olduysa, onun belinin altından kolumu geçirmişim, O da başını göğsümle boynumun arasına koymuş ve elini karnımın üzerine atmış yatıyordu. Rabia'nın derin derin alıp verdiği nefesle huzur buluyordum resmen. Saçlarının bir kısmı önüne düşmüş, güzel yüzünü kapatıyordu. Elimle saçlarını yüzünden çekerken O'nu uyandırmamak için çok yavaş hareket ediyordum. Bu nasıl bir huzurdu böyle? Daha önce tatmadığım muhteşem duygular vardı şuan içimde. Rabia'yı ömrümün sonuna kadar kalbimin üstünde uyutabilirdim. Bu duygu yoğunluğuna bir türlü anlam veremezken, içimde bazı ihtimaller oluşmuyor değildi. Rabia'nın yüzünden bir türlü çekmediğim elimle yavaşça okşuyordum yumuşak yanağını. Tabiki bilmediğim ve yeni öğrendiğim şey, uykusunun çok hafif olduğuydu. İki okşamada hemen güzel gözlerini açmıştı ardından ise şaşkın şaşkın kırpmıştırdı kirpiklerini. Sonra kafasını yukarı kaldırıp bana baktı. Aynı şaşkınlıkla gözlerime bakarken "Ömer?" Dedi. Rabia'nın o uykulu sesini daha çok sevmiştim, elimden gelse bu kızı alıp içine sokardım ama bu mümkün değildi tabi.. "Hım" dedim bende onun ki kadar güzel olmayan ama uykulu olan sesimle. Ardından Rabia'nın kalkmaya çalışmasıyla onu daha da çektim kendime. Evet, ne yaptığımı bende bilmiyordum ama içimden öyle geliyordu. Rabia'nın artan heyecanını hissetmemle keyfim iyice yerine geldi. Genç kız kuş gibi titriyordu. Ben de bu yakınlıktan heyecanlanmıştım doğrusu. Rabia'yı sevmek çok güzel birşeydi ama onu ürkütmekte istemiyordum. "Ömer ne yapıyorsun?" Dedi Rabia heyecanla. "Karıma sarılıyorum" dedim sakin çıkarmaya çalıştığım sesimle. "Şey, saat kaç? Namaz geçmesin." Dedi lafı değiştirmeye çalıştığını tabiki anlamıştım. Sonra tekrar kafasını kaldırıp doğrulmaya çalıştığında bu sefer engel olmadım. Doğrulup yatağa oturdu ve güzelim saçlarını karıştırdı. Uykusunu açmaya çalıştığı belliydi her halinden. Bense yattığım yerden onun hareketlerini izliyordum. "Saat beş buçuk, yarım saat var sanırsam güneşin doğmasına" dedim bir yandan da. O ise hiç birşey demeden sadece başını salladı. Saçlarını yukarı doğru kaldırarak düzeltti ve yeni farkettiğim bileğindeki tokayla dağınık bir topuz yaptı. Sonra da yatağın kenarına kayıp ayaklarını sarkıttı ve bir süre de öyle bekledi. Şu haliyle o kadar tatlı duruyordu ki ona tekrar sarılmamak için kendimi sıkıyordum resmen.. Neyse ki sonunda uykusunun açıldığına kanâat getirip banyoya yöneldi de beni bu işkenceden kurtardı. O abdestini alıp geldiğinde, bende yataktan kalkıp banyoya yöneldim. Döndüğümdeyse eski Rabia'yla karşılaştım. Uzun bir elbise giymiş elinde seccade ile kapıdan çıkıyordu tamda. Bende onu takip edip salona geçtim. Rabia çekingen gözlerle bana bakıyordu, sanki birşey demek istiyordu ama ne? Dayanamayıp "bir şey mi diyeceksin Rabia?" Dedim. Gözlerini kaçırarak "şey, cemaat olalım mı diyecektim" dedi. Bende söylediği şeyle gülümseyerek "olalım" dedim. Ardından benim imamlığımda namazımızı kıldık. İkimizde erken yattığımızdan, namazdan sonra uyumamıştık. Rabia mutfağa geçmiş masada Kur'an'ı Kerim okurken bende haberlere göz atıyordum. Otelin kahvaltı saati geldiğinde Rabia'ya seslendim "Rabia, kahvaltıya gidelim mi?" Dediğimde Rabia mutfaktan çıktı ve elinde Kur'an'la "olur. Benim işim bitti zaten" dedi. Üzerinde hala namaz kılarken giydiği namaz elbise olduğunu düşündüğüm elbisesiyle duruyordu. Bense pijamalarımla duruyordum. "Hadi üzerimizi değiştirip inelim o zaman" dedim ayaklanırken. Sonra beraber yatak odasına girdik. Rabia kendi tarafından elbiselerini seçerken ben de lacivert bir tişört ve aynı renk kot pantalon çıkardım. Eşyalarımı alıp banyoya girdim. Üstümü Giydikten sonra çıktığımda Rabia da eşyaları elinde banyoya girdi. Rabia banyodayken bu sıcakta kokmamak için deodorant sıktım. Ardından en sevdiğim parfümümü de sıktıktan sonra Rabia'yı beklemeye başladım. Rabia çıktığında üzerinde lacivert, bebe mavisi çiçekleri olan bir elbise, başında ise yine bebe mavisi, o güzelim gözlerini maviye döndüren bir şal vardı. Çok güzel olmuştu yine.. Bir dakika, bir dakika! Şuan benim gördüğüm güzelliği başkaları da mı görecekti yani? Hayır buna müsaade etmem. "Rabia, başındaki şalı değiştirir misin?" Dediğimde kızın yüzü düşmüştü hemen. Öyle mi söylenir Ömer? "Yanlış anlama, çok yakışmış. Bunu daha önce de söylemiştim sana hatırlarsan. Ama bu sefer evde değiliz ve ben kimsenin seni böyle görmesini istemiyorum. Dışarı çıkarken bu kadar güzel olma" has.... Ne dedim ben ya? Bu kadar güzel olma mı? İlan-ı aşk etseydin Ömer. Rabia'nın gözünden geçen parıltıları gördüğüme yemin edebilirdim. "Şey, Ömer ama bu elbisenin üzerine uyabilecek başka birşeyim yok" dedi Rabia utana sıkıla. Bu kız hala neden utanıyordu ki benden? "Zaten ferace giyeceksin güzelim, bu şalı da dönünce takarsın" dedim gözlerine beklentiyle bakarken. Güzelim mi demiştim ben? Rabia'yla konuşurken resmen ağzımdan ne çıktığını bilmiyordum. Rabia da daha fazla üstelemeden dolaptan siyah bir şal çıkardı ve banyoya girdi. Hayır yani, saçını görmüştüm sonuçta niye banyoya gidiyorsa?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE