NİKAH

1964 Kelimeler
Takı töreni biter bitmez kaynanam koluma yapıştı. Yüzünde aceleci bir telaş, sesinde buyurgan bir sertlik vardı. “Hadi konağa gidelim, altınları kasaya koyalım.” dedi. Beni oynatmamak için kırk takla attığını anlamayacak kadar saf değilim. Sanki altınları bir keseye koyup birine verince konakta olmuyor. Sanki ille de benim sırtımdan taşınması şart. “Yolda ölürüm ben bu ağırlıkla.” dedim. Kaşlarını kaldırdı, dudaklarını büzdü. “Daha bununla öleceksen nasıl ağa karısı olacaksın? Yürü.” Uzaktan gören ne zanneder bilmiyorum ama ben yoktum orada. Ben diye bir şey kalmamıştı. Sadece altınlar vardı. Paytak paytak yürüdüm. Konağa kadar. Yetmedi, bir de yukarı çıktım. Merdivenler zulümdü. Her basamakta bileklerim sızladı, boynum gerildi, omuzlarım yandı. İnsanı yavaş yavaş tüketen bir ağırlık bu. Sessiz, sinsice. Bir odaya girdik. Duvarları kitap doluydu. Çalışma odası olmalıydı ama kimin olduğu belli değildi. Bahoz ’un olduğunu sanmıyorum. O odada başka bir akıl var gibiydi. Daha hesapçı, daha soğuk. Kaynanam altınları çıkarmaya başladı. Ama çıkarma değil bu. Resmen sökme. Bilezikleri bir çekişi vardı ki… Canım acıdı demiyorum, canım kesildi. Bir noktada elimin içi çizildi, sıcak bir şey aktı. “Sen ne arsız çıktın.” diye söylendi bir yandan. “Sana demedik mi, gelin oynamaz.” “Zaten damadın aklı kıt diyorlar. Geline yazık diyorlar. Fena mı ettim işte, gelin mutlu derler.” Parmağını uzattı, kafamı itti. Hafif ama aşağılayıcı. “Sus. Kimin haddine ağasına laf etmek. Yalan uydurma.” Yalan uydurma. İçimden güldüm. Yalanla uydurmanın arasındaki farkı bilmiyor ya da bilmek istemiyor. Altınların hepsini almadı. Bir kısmını özellikle üzerimde bıraktı. Belli ki niyeti vardı. Ağa gelini olmanın ağırlığını hatırlatmak, sınırını çizmek, “yerini bil” demek. Geri döndük. Daha uzaktan belliydi. Davulun sesi ağırlaşmış, zurnanın sesi yükselmişti. Hava tozlu ama coşkuluydu. Köy meydanı iyice dolmuş, kalabalık sıklaşmış, halaylar uzamıştı. İnsanların yüzünde o tanıdık düğün hali vardı, merak, heyecan, dedikodu. “Şimdi kendimi atarım ortaya.” diye düşündüm. Ama… Ben meydana girer girmez davul sustu. Bir anlık sessizlik. Sonra biri bağırdı. “Nikah başlıyor!” Yok. Yemin etmiş bunlar. Beni oynatmayacaklar. Düğün meydanının tam ortasına çekileb masa artık herkesin gözü önündeydi. Beyaz örtü, plastik sandalyeler, bir de üzerinde kocaman defter olan masa… Müzik kısılmıştı ama kesilmemişti. Davul zurnanın sesi arkadan hala kalbime vuruyordu. Nikah memuru yerini aldı. Kadın. Orta yaşlı. Yüzünde “bugün de birilerini evlendirelim gitsin” ifadesi. Bahoz yanıma dikildi. Yüzünde o boş bakış vardı. Kalabalığa bakıyor, sonra bana, sonra tekrar kalabalığa… Sanki düğün değil de panayırdaydı. Nikah memuru dosyayı açtı. “Tarafların kimlikleri kontrol edildi. Şahitler hazır.” Şahitlerin kim olduğunu bilmiyorum bile. Bana soran olmadı zaten. Kadın gözlüğünü düzeltti. “Damat bey, adınız soyadınız?” Bahoz bir an sustu. Herkes bekledi. Ben fısıldadım. “Adın…” “Ha.” dedi. Sonra yüksek sesle: “Bahoz Karan.” dedi. Memur yazdı. “Baba adı?” Bahoz yine durdu. Kaşları çatıldı. Belli… düşünüyordu. Ben yine fısıldadım. “Babanı soruyor.” “Server.” dedi bu kez hızlıca. “Server Karan.” diye tekrar etti memur. Sonra bana döndü. “Gelin adayı, adınız soyadınız?” “Helin Serin.” dedim. Soyadım önemsiz aslında. Zaten birkaç dakika sonra değişecekti. Memur yazdı, başını kaldırdı. “Evlenmeye kendi hür iradenizle mi karar verdiniz?” Bahoz bana baktı. Cevap vermedi. Kadın sabırsızlandı. “Damat bey?” Bahoz omuz silkti. “Bilmiyorum.” dedi. “Evleniyoruz işte.” Meydan bir an sessizleşti. Sonra hafif bir kıkırdama yayıldı. Nikah memuru boğazını temizledi. “Şunu soruyorum: Bu evliliği istiyor musunuz?” Bahoz düşündü. Gerçekten düşündü. Sonra bana baktı. Uzun uzun baktı. “İstiyorum.” dedi. “Helin oynuyor. Güzel oynuyor.” Davulcu güldü. Birileri alkışladı. Kaynanamın yüzü bıçak gibi gerildi. Nikah memuru bana döndü. “Gelin adayı, siz bu evliliği kabul ediyor musunuz?” Bir an durdum. Altınların ağırlığı omzumda, herkesin gözü üzerimde. “Bana sorana bak.” demedim. Demek istedim ama demedim. “Evet.” dedim net bir sesle. “Kabul ediyorum.” Kadın başını salladı. “Tarafların beyanları alınmıştır.” Kalemi kaldırdı. “Şahitler, imzalarını atsın.” İmzalar atıldı. Defter kapandı. Tam bildiğim gibi olmadı nikah. Ya da bana farklı geldi. Uzun uzun sormadı. Damadın aklını daha fazla karıştırmak istemedi belki de. “Bahoz Karan ile Helin Serin ’in evliliğini ilan ediyorum.” Davul bir anda patladı. Zurna öne geçti. Meydan yeniden coştu. Bahoz bana döndü. “Şimdi oynayabilir miyiz?” diye sordu. Gülümsedim. Kaynanamın bakışlarını umursamadan. “Şimdi,” dedim, “asıl şimdi oynanır.” Ve düğün, gerçekten o an başladı. Bahoz yine reyhani oynamak istedi. Bu adam bir şeyi sevince tam seviyor. Davulcuya döndü, eliyle işaret etti. “O.” dedi. Başka bir şey söylemedi. Zaten gerek de yoktu. Davulcu anlamıştı. Reyhani başladı. Bahoz yerinde duramadı. Adımları hala biraz yamuktu, dizleri bazen erken kırılıyor, bazen geç… Ama yüzü gülüyordu. Çocuk gibi. Az önce nikah masasında duran o adam gitmişti, yerine oynarken var olabilen biri gelmişti. Ben karşısına geçtim. Gelinliğin eteğini azıcık topladım. Halay değil bu, kol kola girilecek bir oyun değil. Öyle olsa daha kolay öğrenirdi belki ama bu... Karşı karşıya… Bakışarak. “Bak,” dedim fısıldayarak, “ayağını benimle aynı anda vur.” Baktı. Gerçekten baktı. Sonra yaptı. Yanlış yaptı, güldü. Doğrusunu yaptı, daha çok güldü. Etrafımızda bir halka oluştu. İnsanlar bakıyordu. Fısıldaşıyorlardı. “Geline bak.” “Damada bak.” “Bu nasıl düğün?” Kaynanamın bakışını hissettim sırtımda. Eltimin dudakları büzülmüştü. Ama umurumda değildi. Bahoz bir ara durdu. Nefes nefese. “Bir daha.” dedi. “Sevdim bunu.” İşte o an içimden bir şey geçti. İncecik ama yakıcı. Keşke… Keşke beni de böyle sevse. Bir oyunu sevdiği gibi. İsteyerek. Israrla. Vazgeçmeden. Davulcuya döndüm. “Bir daha çal.” dedim. Davulcu tereddüt etti, kaynanama baktı. Sonra bana baktı. Sonra davula vurdu. Bahoz sevindi. Ellerini açtı. Yine o çocuk gülüşü. Dünyada böyle güzel gülen fazla kişi yoktur bence. Ben oynadım. O oynadı. Herkes sustu. Belki beni seçmedi. Belki beni almadı. Ama o an… Yanımdaydı. Ve ben, ilk defa, “Belki…” diye düşündüm. Kaynanam geldi. Gelmek ne kelime, üzerime abandı resmen. Kolumdan çekiştirdi, bileğimi sıktı. Tırnakları etime geçti. Gelinliğin kolundan değil, doğrudan benden tutuyordu. “Yeter!” dedi dişlerinin arasından. “Rezil ettin düğünü.” Bahoz duymadı bile. Duymak istemedi belki de. Davulun sesiyle gözleri başka bir yere bakıyordu. Ayakları hala ritmi arıyordu. Bir çocuk gibi… Oyunu yarım kalmış bir çocuk gibi. “Bir daha,” dedi davulcuya doğru. Elini havaya kaldırdı. “O.” Kaynanamın eli kolumdan bileğime kaydı. Canım yandı ama ses etmedim. O an susmayı öğrendiğim anlardan biriydi. Daha niceleri gelecekti belli ki. Tam o sırada o kadın çıktı ortaya. Adını bilmediğim, yüzünü sevmediğim, sesini duymak istemediğim kadın. Gençti. Saçı düzgündü. Kendinden emindi. Bahoz’ a yaklaştı. Hiç bana bakmadan, hiç beni yok saydığını gizleme ihtiyacı bile duymadan. “Bahoz,” dedi. “Sana bir şey var. Gel.” Bahoz durdu. Davul sustu. O an meydanda bir sessizlik oldu. İnsanlar anlamadı ama ben anladım. Bahoz bana baktı. Bir saniye. Belki iki. Sonra… Ona döndü. Ve kuzu kuzu yürüdü arkasından. İşte o an içimde bir şey koptu. Gürültülü değil. Sessiz. İnce bir ip gibi. Kaynanam kolumu bıraktı. Sanki işini bitirmiş gibi. “İmam gelmiş.” dedi. “Konağa gidiyoruz.” İmam. O an her şey yerine oturdu. Resmi nikah… Altın… Oyun… Takı… Sonra aniden kesilen düğün… Hepsi planlıydı. Resmi nikah çoktan yapılabilirdi. İmam nikâhı da. Ama yapmamışlardı. Çünkü Bahoz… Bahoz durmazdı. Oynardı. Sıkılırdı. Kaçar giderdi belki. O yüzden bölmüşlerdi düğünü. Kendi akıllarınca. Önce resmi nikah. Sonra “bahane” ile konağa çekip imam nikahı. Ben gelindim ama figürandım. Asıl mesele Bahoz ’u kontrol altında tutmaktı. Korumalar etrafımıza dizildi. Sanki ben kaçacakmışım gibi. Bahoz önde yürüyordu. O kadın yanındaydı. Ben arkada. Gelinliğin eteği yere sürünüyor. Ayaklarım acıyor. Ama asıl canım yanan yer başka. Konağa girdik. O ağır kapı yine kapandı arkamızdan. Ses… Tok bir ses. ... Konağın içi düğün meydanından bambaşka bir yerdi. Dışarıda davulun gür sesi, içeride kalın duvarlara çarpıp boğulan bir sessizlik. Ayakkabılarım mermer zeminde yankı yaptı. Gelinliğin eteği arkamdan sürüne sürüne geldi; sanki o da isteksizdi bu nikaha. İmam küçük bir masanın arkasına oturtulmuştu. Masanın üstünde defter, kalem, bir de su bardağı. Sanki evlendirmeye değil, borç senedi imzalamaya gelmiş gibiydik. Bahoz ayakta duramıyordu. Bir sandalyeye oturdu, kalktı. Etrafına baktı. Sonra bana döndü. “Dışarıda davul var.” dedi. “Söz vermişlerdi.” Kaynanam hemen atıldı. “Biter bitmez oğlum. Bir iki kelam.” Bir iki kelam dediği, benim hayatımdı aslında. İmam boğazını temizledi. “Başlayalım mı?” dedi. Herkes “başlayalım” der gibi baktı. Benim fikrimi soran yoktu. Zaten sormasalar da verecek cevabım hazırdı. İmam önce Bahoz ’a döndü. Bana mehir sordu. Her şey o kadar saçma ki bende at istedim. Beyaz bir at. İmam şaşırdı ama herhalde bunun da aklı kıt diye düşündü o yüzden üzerinde durmadı. “Server oğlu Bahoz Karan,” dedi yüksek sesle. “Helin ’i, belirlenen mehr-i muaccel ve mehr-i müeccel ile eş olarak kabul ediyor musun?” Bahoz bir an durdu. Kaşlarını çattı. Cümleyi anlamaya çalışıyordu belli ki. “Bu ne?” dedi. “Çok uzun.” İmam şaşırdı. Kaynanamın kaşı seğirdi. “Evleniyor musun oğlum?” dedi kaynanam, sabrı tükenmiş halde. Bahoz başını salladı. “Evleniyorum.” dedi. “Ama atımı vermem.” O an herkes durdu. Eltim gözlerini açtı. Kaynanam bir adım öne çıktı. “Kim atını istiyor?” dedi sertçe. Bahoz parmağıyla beni gösterdi. “Helin.” Herkes bana döndü. Ben de o an anladım. İçimde bir şey kıpırdadı. Madem bu kadar sahipsizdim, madem bu kadar satılıktım… O zaman ben de kendi şartımı koyacaktım. İmam bana baktı. “Kızım,” dedi. “Mehr olarak ne istersin? Başka bir şey iste. ” İşte o an. Sesim titremedi. Gözüm kaynanamdaydı. “Bir at istiyorum.” dedim. “Bahoz’ un bindiği at.” Odada uğultu koptu. İnat değil mi? Versin bana atını. Zaten boşandırmayacaklar ki. Sözle olsa da versin istiyorum. Bilmiyorum belki de o kadının sözünü dinlemesinin intikamını almak istiyorum. “Ne diyor bu?” “At mı?” “Gelin de aklını mı kaçırdı?” Bahoz başını iki yana salladı. “At benim.” dedi net bir şekilde. “Vermem.” Kaynanam öne çıktı. Beni ilk kez bu kadar dikkatle süzdü. “Sus.” dedi Bahoz’ a. “Her şeyin bir bedeli var.” Sonra bana döndü. “At olmaz.” dedi. “Onun yerine elli altın.” Elli. O rakam odanın içinde asılı kaldı. Amcam olsa bayram ederdi. Yengem hesap yapardı. Hatice koca alırım bu paraya derdi. Ben sadece gülümsedim. “Altın ağır.” dedim. “Ben taşıyamıyorum.” Kaynanamın dudakları inceldi. “Her şeyi taşırsın.” dedi. “Ağa karısı olacaksın.” Bahoz araya girdi. “Altını o taşımasın.” dedi. “Ben taşırım.” O an… İlk kez istemeden de olsa güldüm. İmam tekrar söze girdi. “Anlaştık mı?” dedi. “Elli altın?” Bir an sustum. Sonra başımı salladım. “Anlaştık.” dedim. “Ama altınlar benim odamda kalacak.” Kaynanam bir şey diyecekti, vazgeçti. Zaten niyeti belliydi: Kasaya girecek, anahtar onda kalacaktı. Önden verilecek kısmı onda kalacak. Gerisi zaten hiç ortada olmayacaktı. İmam derin bir nefes aldı. Deftere yazdı. Kalemi kaldırdı. “Server oğlu Bahoz Karan,” dedi tekrar. “Helin’ i eş olarak kabul ediyor musun?” Bahoz bu kez hızlı cevap verdi. “Ediyorum.” dedi. “Sonra oynayacağız.” İki kez daha sordu. Sonra imam bana döndü. “Helin.” dedi. “Server oğlu Bahoz Karan ’ı eş olarak kabul ediyor musun?” Bir saniye düşündüm. Sonra… “Ediyorum.” dedim. Bir “hayırlı olsun” mırıldanıldı. Nikah bitmişti. Bahoz ayağa fırladı. “Tamam.” dedi. “Şimdi reyhani.” Bu evlilikte aklı kıt dedikleri adam Aslında en net olanıydı. Atını vermemişti. Onun aklı kıt ama bende deliyim. Aslında imam iki aklı kıt kişiyi evlendirdiğini düşünüyor yine de ses etmiyor. Çünkü burası Ağa konağı. Belki de biraz bunu merak ettim. Gözümden bir damla yaş süzüldü ama kimse görmedi. Bu evde öldürseler kimse kızı öldürdüler demeyecekti. Ağa ne derse oydu. Adımlarımı ona göre atmak zorundaydım. Kendimi kaybetmeden.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE