REYHANİ

1601 Kelimeler
Bahoz bir an sustu. Atın üstünde hafifçe doğruldu. Kalabalık yine uğulduyordu ama o an ikimiz bir balonun içindeydik sanki; sesler boğuk, bakışlar uzakta. “Bilmem. Tanımıyorum ki seni.” dedim. Aslında doğruydu. Adını bile bilmiyorum. Yüzünü ilk kez görüyordum. Hayatımı paylaşacağım adamı, pazardan patates seçer gibi seçmişlerdi benim yerime. “Şimdi evleniyorsun ama.” dedi. Sesi sakindi. Üzerime gelmedi. Israr yoktu. O cümlede bir kabulleniş vardı sanki, “böyle olmuş” der gibi. İşte o an durup baktım ona. Bu adama aklı kıt diyorlardı. Ama bakışı netti. Cümleleri basitti ama boş değildi. Gülümsedim, biraz da sinirle. “Bana sorana bak.” dedim. Sonra ağzımdan döküldü, tutamadım kendimi. “O sidikli Hatice seninle evlenmeyi kabul etseydi, sen benimle evlenir miydin sanki?” Meydanın yarısı o cümlede boğuldu. Bir yerlerden “tövbe estağfurullah” sesleri geldi. Kaynana tarafında bir kıpırdanma oldu. Hatice’ nin olduğu tarafta ise sessizlik… Öyle bir sessizlik ki, insanın içi üşür. Neyse herkes duymadı. Duyanlar duymayanlara anlatır. Bahoz’ un kaşları çatıldı. Ama kızgınlıktan değil. Düşünür gibi. Sonra başını hafif yana eğdi. “Bilmem.” dedi yine. “Ama seni seçmedim ben. Beni seçtiler. Sidikli Hatice bilmiyorum ben. ” İşte o cümle… Orada bir şey oldu. İlk defa biri benimle aynı yerden konuştu. İlk defa biri “ben de buradayım ama karar veren değilim” dedi. Biz başka noktadaydık. Ama duyanlar başka yerdeydi. Onlar gülüyordu. Hatice hariç tabii. “Bak.” dedim. “Ben de seni seçmedim.” Atın yelesi rüzgarda hafifçe sallandı. Bahoz elini yeleye koydu, okşar gibi. “Bu at benim.” dedi birden. “Kimseye vermem.” “Anladım.” dedim. “Beni de kimseye vermeseydin keşke.” Bu sefer güldü. Gerçekten güldü. Çocuksu bir gülüş değildi. Kısa, şaşkın, samimi bir gülüş. Sonra eğildi, sesi biraz daha kısıldı. “Yürü.” dedi. “Meydanda çok bakıyorlar. Sıkıldım. ” Ve ilk kez… Beni korumak ister gibi söyledi bunu. Ben yuları biraz daha sıkı tuttum. Başımı dikleştirdim. Birlikte yürüdük. Damat hala attaydı. Gelin hala yerdeydi. Ama ilk kez, o adımda, ikimiz de biraz aynı yerdeydik. Meydanın ortasına uzun bir masa kurmuşlardı. Öyle alelade bir masa değil; üstü bembeyaz örtülerle kaplı, önüne sandalyeler dizilmiş, arkasında koca koca adamların oturacağı, herkesin gözünün oraya kilitlendiği o masa. Ağa masası dedikleri şey işte. Güç, söz, karar… hepsi orada toplanacakmış gibi. Biz oraya doğru yürüdük. Bizimki ona yakın tek bir masa. Ben yerdeyim. Bahoz hala atın üstünde. Korumalar iki yandan, kalabalık yarılarak açılıyor. Fısıltılar artıyor. Herkes bir şey bekliyor. Damat insin, gelin yanına geçsin, usul böyle. Masanın tam önüne geldik. “İn ağam.” dedi biri yine. “İn artık.” “Olmaz böyle.” Bahoz başını bile çevirmedi. “İnmem.” dedi. Kısa. Net. Sanki konu kapanmış gibi. Bir uğultu koptu meydanda. Kaynana tarafı gerildi. Kayınpederin yüzü mosmor kesildi. Korumalar birbirine baktı, “ne yapacağız şimdi” bakışıyla. Ben durdum. Elimde hala atın yuları. Gelinlik ağır, ayaklarım toprağa gömülüyor sanki ama duruşum dimdik. “İnmen lazım.” demedim. Demek istemedim. Ben kimim ki ona ne yapması gerektiğini söyleyeceğim? O beni satın alan Ağa sonuçta. Yani beni ona satın aldılar. O da pek memnun değil gibi. Beni dinlemez. Tam o anda… Kalabalığın arasından bir kadın çıktı. Gençti. Benden fazla büyük değildi belki. Başı açık, şık giyimli. Yani ne akraba kadar şık ne de sıradan. Ne eltiye benziyordu ne kaynanaya. Yüzünde tuhaf bir gerginlik vardı ama sesi sakindi. Beyaz atlı prensime doğru yürüdü. Kimse yolunu kesmedi. Belli… tanıyorlar. Atın yanına geldi, başını kaldırıp ona baktı. “Hadi Bahoz.” dedi. İlk kez o an duydum adını. İçimde bir şey kıpırdadı. Demek adı Bahoz ’du. “İn artık.” dedi kadın. “Bu düğün bitsin.” Bahoz homurdandı. Çocuk gibi. “İstemiyorum.” dedi. Kadın gülümsedi. Öyle tatlı tatlı değil. Alışmış bir gülümseme. Her gün aynı direnci kırmaya çalışıyormuş gibi. “Akşam sevdiğin oyundan oynayacaksın.” dedi. “Söz.” Bahoz’ un yüzü bir anda değişti. Gözleri parladı. Gerçekten parladı. “O oyundan mı?” dedi. “Evet.” “Uzun uzun. ” Bir sessizlik oldu. Sonra… Bahoz ağır ağır eğildi. Korumalardan biri atın üzengisini tuttu. Bahoz indi. Meydan derin bir nefes aldı sanki. Alkışlayanlar oldu. “Şükür” diyenler oldu. Ben ise… Kadına bakıyordum. İçimde bir sıcaklık değil, bir sinir yükseldi. Sebebini bilmiyorum. Ama biliyorum da. Beni saatlerdir sürüklüyorlar, Kimse ne istediğimi sormuyor, Ama bu kadın geliyor, Bir cümle söylüyor, Bahoz iniyor. Demek ki onun sözü geçiyor. Kadına baktım. O bana bakmadı bile. Sanki orada yokmuşum gibi. İçimden geçirdim. “Ben niye buradayım o zaman?” Adını o an öğrendim. Bahoz. Beyaz atlı prens falan değilmiş. Ama atlı olduğu kesin. Bahoz yere indi, bana baktı. Bir an göz göze geldik. “Bak.” dedi. “İndim.” Sanki benim için inmiş gibi söyledi. Ama ben biliyorum, Sevdiği oyun için indi. Başımı çevirdim. Kadına bir kez daha baktım. İşte o an karar verdim. Bu kadını tanımıyorum. Ama sevmeyeceğim. Daha düğün bitmeden, İlk düşmanımı seçmiştim bile. ... Geçtik oturduk bir süre. Düğün başladı. Biz konuşmadık. Meydan doluydu. Davul sustu sustu, yeniden bir hareket bekler gibi arada tıkandı. İnsanlar düğün seyrediyordu ama aslında beni seyrediyorlardı. “Bu gelin ne yapacak?” bakışıydı bu. Bahoz ayağa kalktı, masanın önünde dikiliyordu. Ne oturuyor ne oynuyordu. Sanki biri “dur” demiş de orada kalmış gibi. Yanına yaklaştım. Sesimi alçaltmadım. Kimsenin kulağından kaçsın istemedim zaten. “Hadi reyhani oynayalım.” dedim. Bahoz bana baktı. Kaşları hafif çatıldı. “Ben bilmiyorum o oyunu.” dedi. Bir an durdum. Sonra gülümsedim. “Oynayarak öğrenirsin.” dedim. Bu kadar basit. O sırada kaynanamın bakışını hissettim. Sırtımdan girip alnımdan çıkan cinsten. Eltim de yanında, dudaklarını sıkmış, dişlerini gıcırdatıyor. Belli ki ikisinin de aklından aynı cümle geçiyor. “Bu gelin çok oldu.” Zaten kaynanam daha kınada söylemişti. “Gelin oynamaz.” Ama işte tam da o yüzden… İçimde bir inat kabardı. Öyle sessiz, öyle ağır bir inat ki… Kimse fark etmez sandım ama meydan fark etti. Davulcuya döndüm. “Reyhani!” dedim. Sesim netti. Titremedi. Davulcu bir an duraksadı. Sonra “he” dedi. Tokmağı kaldırdı. Davul vurdu. Zurna girdi. Meydanın havası değişti. Bahoz bana baktı. “Ne yapacağım?” der gibi. Elini tuttum. İlk kez dokundum ona gerçekten. “Bak.” dedim. “Sağ, sol… ağır ağır. Acele yok.” Ayaklarımı yere vura vura gösterdim. Eteğim savruldu. Gelinliğin ağırlığına rağmen oynadım. Bahoz denedi. Yanlış bastı. Bir adımı erken attı. Gülmedim. Kimseye güldürmedim. Ters ters baktım. “Olmadı.” demedim. “Bir daha.” dedim. Tekrar etti. Bu sefer daha iyiydi. Meydan susmuştu. Fısıltılar bile kesilmişti. Kaynana çatladı. Eltinin gözleri alev aldı. Ama ben oynadım. Bahoz oynadı. Karşı karşıya… Yavaş yavaş… Hatalı ama gerçek. Bir yerde Bahoz durdu. Bana baktı. “Güzel.” dedi. Sonra çocuk gibi ekledi. “Bir daha.” Kalbim kıpırdadı. Bunu inkar edemem. Davulcuya döndüm. “Bir daha çalın!” dedim. Bu kez meydandan bir uğultu yükseldi. Şaşkınlıkla karışık bir hayranlık. Daha düğünde sesi çıkan gelin görmemişlerdi. Ben gördüm kendimi o an. İlk kez. Kaynananın bakışı beni öldürmedi. Eltinin siniri beni durdurmadı. Bahoz bir yerde yine hata yaptı. Ayağı karıştı. Elini tuttum. “Böyle.” dedim. “Bak, böyle.” Öğrettim. O da öğrendi. Davul sustuğunda Bahoz nefes nefeseydi. Gülümsüyordu. “Yine oynayacağız.” dedi. Bu sefer sormadı. Bildirdi. Başımı salladım. “Oynarız.” dedim. “Çok.” Meydan hala bakıyordu. Ama artık o bakış değişmişti. Bu gelin… Sessiz değildi. Kırılacak gibi durmuyordu. Ve belli ki… Kimsenin çizdiği yere sığmayacaktı. .... Kaynanam hemen takıya geçirdi. Ne halay, ne oturup soluklanma… Doğrudan altın. Sözde uzak yoldan gelenler varmış. Sözde gidecek olanlar varmış. Hepsi hikaye. Belli ki niyeti beni daha fazla oynatmamak. Hevesini kursağında bırakayım hesabı. Koluma girdi, güya bana yer gösterecek. O kalabalığın, o gürültünün içinde kimsenin fark etmeyeceğini sanarak parmaklarını koluma geçirdi, minicik ama can yakan bir çimdik attı. Canımdan çok gururum acıdı. O an içimden bağıra bağıra “Neden çimdik atıyorsun ana?” demek geçti. Meydan duysun, davul sussun istedim. Ama yuttum kelimeleri. İlk günden olay çıkarmaya gerek yoktu. En azından daha fazla. Kendime bunu söyledim. Kendimi sakinleştirdim. En azından denedim. Takı başladı. Bir altın takıldı… akıllara zarar. Sanki herkes anlaşmış gibi ağır mı ağır altınlar. Zincirler, bilezikler, kemerler… Boynuma bir tane, koluma iki tane, belime bir tane daha. Nefesim daralıyor ama kimse fark etmiyor. Fark edenler de umursamıyor. Bahoz sabit durmaktan sıkılıyor. Omuzları geriliyor, yüzü asılıyor. O yüzden çoğunlukla bana takıyorlar altınları. “Gelin dursun.” diyorlar. “Geline yakışıyor.” diyorlar. Yakışmak dediğin buysa, ben bu güzelliği istemiyorum. Ben zaten ufak tefek bir kızım. Bir ara gerçekten düşündüm. Bunlar beni altınla boğarak öldürmeyi mi planlıyor? Bahoz gözlerime bakıyor, “Dayan” der gibi. Ben de ona bakıyorum, “Unutmam” der gibi. Artık Helin yok. Sanırım karşıdan bir mini altın tepesi gibi görünüyorum. Bilezikler üzerime iğneleniyor artık kollar doldu. Delik deşik edildim resmen. Kaynanam inadına toplamıyor. Bahoz güldü. O gülüşünde hem eğlence vardı hem de bana gizlice sahip çıkan bir hal. “Kayboldun.” dedi. Aklı kıt ama bücür demeyi biliyor. “O zaman dur da sana da takılsın.” dedim. Bir an duraksadı. Sonra gerçekten durdu. İşte o an içimden bir iyi geçti. En azından arada söz dinliyor. En azından tamamen vicdansız değil. Altın takanların yüzü bir anlık şaşkınlığa büründü. Damat sabit durunca ritimleri bozuldu sanki. Bana takmaya alışmış eller, yönünü ona çevirmek zorunda kaldı. Bir iki tane de ona takıldı. Sonra ona da bilezikler iğnelendi. Çünkü gelinlikte yer kalmadı. Oh olsun. Omuzları biraz çöktü, yüzündeki gülüş yarım kaldı. Ben hafifledim. Göz göze geldik. Kısacık bir an. “Eşitleniyoruz.” dedim bakışlarımla. O da gözlerini devirdi, gülmemek için dudaklarını ısırdı. Düğün meydanında herkes rolünü oynuyordu ama ben ilk defa kendimi yalnız hissetmedim. Belki büyük bir şey değildi. Ama durması… Ben söyledim diye durması… İnsan bazen bundan fazlasını istemiyor.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE