4.Bölüm: Platonik

3037 Kelimeler
"Elif parti veriyor ya kesin gidiceğiz değil mi?" Kaan iki gündür Elif'in partisini dilinden düşürmeden tekrarlıyordu. Bu sinirimi bozsada susmayı tercih ediyordum.  Bu hafta okullar tatile gireceği için boştu dersler ve öğrenciler olduğundan dahada sorumsuz bir hale bürünmüşlerdi son günlerde. Boş dersleri takmayıp okulu ekenleri saymıyordum bile.  Gerçi bende pek parlak bir öğrenci değildim. Bende okul asmayı severdim ama Akın yüzünden bu ara hiç okulu asasım yoktu. Derslere girip acı çektirmek istiyordum kendime.  Yemekhanede tezahürat sesleri, gülme sesleri, konuşma sesleri çatal sesleri o kadar birbirlerine karışmıştı ki bu gürültü kirliliği kulağımı sızlatıyordu. Üstelik Kaan'ın Elif'i dilinden düşürmemesi de ayrı bir yürek sızısıydı.  Ben, Nazlı, Kaan ve Enes yemekhanenin en kuytu köşesinde oturuyorduk. Kalkıp gitmemek için kendimi zorluyordum resmen.  "Yaa abi düşünsenize Elif'in saray yavrusunda olacağı partiyi. Kulağa çok eğlenceli geliyor. Gideriz ya gideriz. " Kaan'ın sesine daha fazla katlanmayı göze alamadım ve yemek tepsimin kenarında ki çatalı aldım elime.  "Başka ne eğlenceli biliyor musun? Bu çatalı senin münasip bir tarafına. " dedim sinirle ve sustun terbiyemi bozmamak için. "Görgüsüz müsün mal!"  Yanımda oturan Kaan yutkundu ve kalkıp karşı sandalyeye oturdu.  Enes ve Nazlı onun bu haline güldüğü sırada gözlerimi devirdim. Yanımda oturan Nazlı'nın telefonuna mesaj gelince ufak süreli bir melodi duyuldu masada. Nazlı boğazını temizledi ve masada ki telefonu eline alıp mesajı okudu. Ben biraz daha ona yaklaştım ve yan gözle baktım ekrana.  Gönderen: Demir Adamımm ♥  • Nazlım oraya geliyorum çık hadi. Demir adamım ne yahu? Yalnız ben buna bütün moral bozukluğumu es geçip haykırırım. Bizim boz ayı oyuncak ayıcık olmuş ya. Allahım elimde olsada rezil edebilsem şu Demir kulunu.  Nazlı benim mesajı okuduğumu farketmiş olacak ki panikle ekranı kapayıp telefonu ters koydu masaya.  "Hayırdır kanka beni aldatıyor musun?" Nazlı'nın ağzı şaşkınlıkla açıldı. Masadakiler saf saf gülerken ben onların bu haline gülmemek için yanaklarımın iç kısmını ısırdım. "Çünkü telefonunu ben görmeyeyim diye masaya ters koymanın başka açıklaması olamaz."  Masadakiler kahkaha attığı sırada ben Nazlı'ya ciddiyetimi bozmadan bakıyordum.  "Yani şey öyle değil tabi de." Nazlı geveleyip durunca gülümsedim.  "Ne gerildin kızım ya.." benim güldüğümü gören Nazlı kaşlarını çattı. Anlamamıştı saf. Nazlı'ya biraz daha yaklaştım ve sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla konuştum.  "Git hadi git, idare ederim seni yengecim." Nazlı fal taşı gibi açılmış gözleriyle bana baktı. Ben günler sonra ilk defa bu kadar içten güldüm o an.  "Ne duruyorsun kızım gitsene. Ağabeyim beklemeyi sevmez ha. " Nazlı yerinde rahatsızca kıpırdandı ve daha sonra oda gülmeye başladı. Elinde ki çatalı yemek tabletine koydu ve elinde tablet ile masadan kalktı.  "Nereye Kanka?" Kaan önünde ki köfteleri birer birer ağzına tıkarken bir taraftanda Nazlı'yı sorguya çekiyordu. "Sana ne Kaan." Nazlı, Kaan'ı bozunca Kaan homurdandı ve Enes'in tabağında ki köftelere gömüldü.  Onların bu haline gülümsediğim sırada Nazlı eğildi ve yanağıma sesli bir öpücük kondurdu. "İyi ki varsın Görümcecim." ben kıkırdadım ve salyalı yanağımı sildim.  ❦ "Anlamıyorum. Ağabey yaa anlamıyorum!" artık yorgunluktan kafamı tutamazken önümde ki matematik kitabına salıverdim kafamı.  Bugün son derste Billur hocanın matematik ile ilgili ettiği tehditlerden sonra göt korkusuna geldiğim gibi kitaba sarılmıştım. Ağabeyim bana konuları anlatmaya çalışırken saat dokuz buçuk olmuştu ama gram bir şey anlamamıştım. Ağabeyim ağzını, ben beynimi yormamla kalakalmıştık.  "Niye kızım, gerizekalı mısın sen? Dört saattir örnek ağabey olacağım diye beynimi siktin!" ben dudaklarımı büktüm ve omuz silktim.  Ben mi dedim ağabey ol diye, olmasaymış! "Yeter kızım ya gidiyorum ben. Hem okullar kapanıyor amına koyayım niye matematik aşkın tuttu birden?"  "Billur hoca okula döndüğümüzde matematikte bocalayını görürsem yakarım son senesini dedi. Göt korkusuna ne yaparsın."  Ağabeyim sinirlerimi bozacak derece şerefsiz bir gülüş sunarken bana elini saçlarıma getirdi ve hep yaptığı gibi yine karıştırdı saçlarımı.  "Haklısın tabi senin beynin okullar açılana kadar ancak algılar. Gerizekalı."  Ben ağabeyimi sinirle ittim ve doğrulup dikleştim. Yüzüme dağılan saçlarımın arasından dil çıkardım ağabeyime.  "Gerizekalı olabilirim belki ağabeyicim ama genlerden gelen bir şey bak sana."  Ben ağabeyime laf soktuğumu sanıp keyifli keyifli gülerken ağabeyimin biçimli kaşları havalandı.  Yok artık resmen kendimi gömdüm az önce!  Benim gözlerim irice açılırken ağabeyim kahkaha attı.  "Gerizekalı olduğunu kabullenmen güzel bir şey ağabeyicim kendinle barışık olmalısın. Gen konusuna gelirsek," ağabeyim ciddi bir şey anlatır gibi ellerini masada birleştirdi ve bana baktı.  "Baba, İpek sana gerizekalı dedi!"  Oha kim ben mi? Allah belamı versindir o zaman! Ağabeyimi gömeyim derken babam tarafından gömüleceğim!  Dört saat matematikten sonra devrelerimin yanması, kablolarımın gevşemesi normal ama bu kadar gerizekalılık yapmış olamam. "Ne? Hayır! Baba ağabeyim yalan atıyor asıl o bana gerizekalı dedi!" ben göt korkusuna Sandalyemden fırlayınca ağabeyim de kalktı sandalyesinden ve ikimiz birde salona koşarak inmeye başladık.  Babamın yanına kim önce varırsa derdini anlatır yırtardı bu meseleden. ❦ "Anladın mı?"  "Hı hı anladım." Akın bana 'bende yedim' bakışlarını atarken ben sevimlice gülümsedim.  "Vallahi anladım."  Ağabeyim ve benim birbirimizi babama ispiyonlamamızdan sonra babam 'ne hata yaptım da bu çocuklar oldu' der gibi baktı ve daha sonra maçını izlemeye devam etti.  Annem ağabeyimi azarlayıp 'benim kızım gerizekalı değil sadece geç anlıyor' diyerek savunmasını yaptıktan sonra Akın'ı aradı ve bana yardımcı olmasını istedi. Benimde canıma minnetti.  "Bu gecelik bu kadar yeterli. Gidene kadar çalıştıracağım seni ufaklık bilgin olsun."  "Harbi mi?"  "Hayırdır ya sen ders çalışmamak için ayağını kıran kızsın, ders çalışacağın için ne bu mutluluk?"  Ohaaa aylar önce yaptığım şeyi unutmamış. Bence benden hoşlanmaya başladı tribine girmemek için zor tutuyordum kendimi.  "Anlatan sen olduktan sonra..." oha İpek açık açık çocuğa mı yürüyorsun birde? Yürek mi yedim acaba akşam yemeğinde? Ay bir dakika ben ders çalışmaktan akşam yemeği yemedim ki. Bana gülerek kitapları toplayan Akın belli ki imamı anlamamıştı. Bu çocuktada bir geç anlama sorunu yok değil hani. O kadar açık veriyorum çocuk hala bacım diyor.  "Ayy ben ders çalışmaktan yemek yiyemedim daha." Akın, Miso'ya davet ederde birlikte yemek yeriz ayağına aç olduğumu söyledim ve sevimlice güldüm. "Ben gidiyorum zaten. Sende ye yemeğini bir an önce. Gelişme çağındasın ufaklık yediğine içtiğine dikkat et."  Gülümsemem anında silinirken, içimden ağıza alınmayacak küfürler ediyordum. Bu ne ya kızına öğüt veren anne gibi, gelişme çağındasın ne?  "Vaktin varsa sana yemek ısmarlayayım diyorum Miso'da." Akın bir an durup düşünse de sonradan bana baktı ve kafa salladı. "Olur birlikte yiyelim madem ama ben ısmarlarım. Sana sözüm var, ben gitmeden vakit geçireceğiz dedik." ben hemen sandalyeden kalktım ve işaret parmağımı yukarı kaldırdım öğrenci misali.  "Bir dakika ver bana hemen giyinip geliyorum." Akın bana olumlu anlamda kafa salladı ve cebinden telefonunu çıkardı. "Sen giyin ben dışarıdayım."  Akın odadan çıkınca hemen dolabımda gittim ve bir kaç parça kıyafet baktım hızlıca.  Siyah dizleri yırtık kotumu, üstüne beyaz tişörtümi çıkardım ve giydim. Tişörtü kotun içine soktum.  Kendime babet çoraplarımdanda çıkardım ve onları da giydim. Beyaz sporlarımı da giydim mi tamamdır.  Telefonumu şarjdan çıkardım ve koştura koştura odadan çıktım.  ❦ Miso pizzaları getirince ikimizde konuşmadan yemeye başladık. Ben ara sıra ona bakıyor gitmeden iyice yüzünü ezberlemeye çalışıyordum. Keşke gitmese.  Ne var ki gitmese? O bana ders anlatsa, ben anlamasam sonra tekrar tekrar anlatsa falan çok güzel olmaz mıydı. İngiltere'ye gitmeye ne gerek var? "Hayırdır ufaklık daldın?" ben Akın'ın sesiyle düşüncelerimden uzaklaştım ve boğazımı temizledim. "Hiç klasik düşünceler." Akın pizzasından bir ısırık daha aldı ve göz kırptı.  E öldür beni o zaman sen ne bu işkence?  Bu çocukta da tik var bence göz kırpıp duruyor sürekli.  "Neymiş o klasik düşünceler?"  "Ne olacak?" Akın elinde ki pizzayı bıraktı ve kafasını iki yana salladı. "Ne, ne olacak?"  "Sen gideceksin falan ya, mezun olunca ne olacak? Geri geleceksin değil mi?" Akın'ın yüzünde ki gülümse silindi ve ciddi bir ifade aldı yerini.  Ben istemeden gerildim ve yerimde dikleştim. Hoşuma gitmeyen bir şey diyecek hissediyordum.  "Bak ufaklık İngiltere'ye gitmemin sebebini açıkladım sana. İyi bir gelecek için. Orada ne yönde ilerlerim bilmiyorum ve eğer orada iş fırsatım olursa tabiki orada kalırım."  İstemsizce yutkundum ve titreyen parmaklarımla peçeteyi alıp elimi sildim. Gözlerimi masadan kaldıramıyordum.  Yüzümde bir gülümseme oluştu ama gözlerimin dolduğunu hissediyordum.  "Anlıyorsun değil mi beni? Biliyorum bana çok bağlısın, Demir'den ayırmıyorsun hatta. Ama ufaklık böylesi benim için daha güzel olacak."  Anlamıyorum ve seni ağabeyimle de aynı yere koymuyorum. Sen kimse ile aynı değilsin ki benim için. Sen kalbimin derinlerindesin.  Derin bir nefes al İpek ve yine mutluymuş gibi yap! Gülümsedim ve burnumu çekerek konuştum.  "Gidiyorsun, umarım aldığın karar seni pişman etmez." dedim titreyen sesimle. "Ben hep buralardayım."  Ama buralar eskisi olur mu bilemem Akın.  "Biliyorum ufaklık, ailem hep burada. Ve sende hep buradasın." Akın elini uzattı ve masanın üzerinde ki elimi tuttu. "İyi ki varsın küçüğüm.."  "Sende iyi ki varsın. "  Bu sancımın üstüne tuz biber olsun diye sanki arka fonda Can Yarası çalmaya başlamıştı.  Miso yine mi hissediyordu birilerinin aşk acısı çektiğini. Bu mahallenin mecnunuydu o tabi hissetmiştir.  "Hadi kalk dans edelim..." Akın beni elimden tuttuğu gibi kaldırdı sandalyemden ve sandalyelerin boş bıraktığı alana geldik.  Akın ellerini belime koyunca, kalp çırpıntım çığırından çıkmıştı.  Titreyen ellerimi kaldırdım ve Akın'ın omzuna koydum. Elime geçen son fırsat olabilirdi bu. Birdaha ona böyle yaklaşmaya fırsatım olmayabilirdi. Akın'a biraz daha yaklaştım ve kafamı koluna koydum. Gözyaşlarıma daha ne kadar hakim olabilirim bilmiyordum. Yan tarafta tezgahın arkasında bana bakan Miso'yu gördüm.  Elinde ki havluyla bardakları kuruluyordu. Bana baktı, ben ona baktım öyle saniyelerce bakıştık Atıfet'in en yaraları aşığıyla.  Mustafa'yı yıllar öncesi Miso yapan İnci Sofia, bugünde beni Can Yarası yapan Akın değil miydi?  Miso elinde ki havluyu bıraktı ve gözünün altında ki eskimiş ama izi kalmış yarayı gösterip daha sonra, elini kalbine indirdi ve kalbini gösterdi.  Anladım diyordu, kalp yaranı anladım. Gülümsedim dolu gözlerimle Miso'ya. Miso'da gülümsedi ve elini duvara uzatıp ışıkları kapadı, etrafta loş bir ışık kaldı geriye.  Buda Miso'nun bu gece bana iyiliğidi. Ağlamamı benimle birlikte saklıyordu.  Gözleri kapadım ve Akın'ın kokusunu derin derin içime çektim.  Akın'ın dudaklarını saçlarımda hissedince gözlerimi açtım. Yorgunum, susmaktan ve içime atmaktan çok yorgunum.  O dizilerde gördüğüm aşk acısı çeken kızlara ne gülerdim. Bir erkek için ne çok dram yapıyorlar diye dalga geçerdim kendimce.  Şimdi iliklerime kadar hissediyordum o acıyı.  İnsan yaşamadan anlayamıyor. Yaşadım, yaşıyorum ve anlıyorum. Ne demiş Cemal Süreyya; Çocuk olsam yeniden. Bir tek düştüğüm için acısa içim, Ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece. ❦ "Ben düz geçmeyi hakketmedim amına koyayım. Miss gibi proje vermiştim ben fizikçi Muammer'e!" Kaan olacak IQ fakiri Enes, ben ve Nazlı'ya yakınırken elinde ki karneye zararlı madde bakışı atıyordu.  "Kaan sus lan. Bizde düz geçtik bırak biz yakınalım birazda. " Elimde ki karneye küçük Emrah bakışları atarken kafamı sıraya gömdüm.  Nazlı, ben, Enes ve Kaan dümdüz geçmiştik maalesef. Millet taktirleri teşekkürleri götürsün biz düz geçelim.  Bizim meslek hayalleri bu gidişle yalan olurdu. İyi çalışmamız lazımdı artık ne olursa olsun isteğimiz bölümlere gitmeliyiz.  "Proje notları da daha belli olmadı ki. Okul bitti biz hala proje notlarını bekliyoruz. Neymiş E-okula geçecekmiş notlar. " Enes haklıydı. Proje notumu gerçekten merak ediyordum.  "Bu akşam geçerler herhalde." Nazlı'yı kafamla onayladım ve derin bir nefes aldım.  "Hadi gidelim artık yapıştık kaldık buraya."  Biz sıralardan kalktık ve sınıf kapısına doğru ilerledik. "Aslı kesin onur belgesi almıştır." Kaan kendi haline yanarken istemeden kıkırdadım.  "Öyle zeki bir kızın hala nasıl senin gibi gerizekalı birinin ikizi olduğunu sorguluyorum Kaan."  "Bende sorguluyorum yalnız değilsin ulan.." Kaan içler acısı bir halde homurdanınca kendimiz tutamayıp ağlanacak halimize gülmeye başladık. ❦ Yemekten sonra odama çıktım ve bir kaç kitap hazırladım çalışmak için. Akın ile sözleştiğimiz gibi çalışacaktık bu akşam. Zayıf derslerime iyice çalışmalıydım.  Tamam tamam kabul ediyorum sırf Akın'la vakit geçirmek için fırsatçılıkta yapıyor olabilirim.  Ama çok tatlıyım ben bence. Fırsatçıları sevin onlar iyidir.  Kitaplarımı elime aldım ve etrafıma baktım. Umarım bir şey unutmamışımdır.  Ben düşüncelerimden mesaj sesiyle ayrıldım ve arka cebimde ki telefonumu çıkarıp ekrana baktım. Bizim sınıf grubuna Kaan mesaj atmıştı. Grubun ismini tabi ki Kaan koymuştu.  Bazen bu çocukla nasıl arkadaş olduğumu sorguluyordum doğrusu. Sınıf: Arizonalar diye grup ismi koyabilecek tek gerizekalı Kaan'dı şu hayatta. Bende onu IQ fakiri diye kaydetmiştim rehberime gülün hadi.   Sınıfça zeka seviyemizi belli ettiğimiz sıralarda önüme bakmadan merdivenlerden iniyordum. Tüm sınıf kaosa girmiş birbirini yerken bende laf yetiştirmeye çalışıyordum. Allahım inşallah merdivenlerden yuvarlanmam çok amin.  Bak bak yazdığına bak. Vallahi bizim sınıfta çeşit çeşit cins var. Seçmece gibi tüm gerizekalıları aynı sınıfa toplamışlar. Ben içimdeki espri seviyesi ilkokulda olan İpek'e kıkırdadım. Ben ne olduğunu anlamadan ayağım boşluğa geldi ve dudaklarımdan bir çığlık koptu. Korkuyla gözlerimi kapadım. Elimde ki kitaplar ve telefon elimden düşmüştü peki ama elimin altında ki şeyler neydi?  Düşmedim de... Ben yavaşça gözlerimi araladım ve karşımda gördüğüm Akın ile küçük bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan.  Akın gülerek bana bakarken şuanda benim tek odak noktam belimde olan Akın'ın elleriydi. Bi dakika, benim elimin altındakiler de Akın'ın kollarıydı. Tövbest!  Bu çocuk insanı günaha sokar. "Tutmasam düşüyordun ufaklık." beni tekrar bir hıçkırık alırken kendime lanet ettim. Heyecandan bunlar hep. Bıraksana oğlum belimi kalp krizi mi geçireyim?  "Aynen düşmesem tutuyordun."  "Ne?" Akın kahkaha atınca ben tamamen gülüşüne odaklanmıştım. Ben düştüm siz devam edin.  Akın ile ne ara bu kadar yakınlaştık bilmiyordum ama aramızda çok az bir mesafe vardı. Bunlar hep kalp krizi nedeni.  Akın kahkaha atmayı bıraktı ve dudaklarında küçük bir tebessüm ile bana bakıp ellerini çekti belimden. Şükür yarabbim.  Ellerini çeken Akın gülmeye devam ederken bende hayran hayran ona baktım.  "Neler yaratıyorsun yarabbim." Akın fısıltımı duymadı ve yere eğilip kitaplarımla telefonumu aldı.  "Kızım Kaan'la geze geze ona benzedin. Elinde telefonla merdivenlerden inmek o gerizekalının işi sen gerizekalı olma."  "Ha?"  "Hiç..." benim salak gibi yüzüne bakmama Akın ilk kaşlarını çatsada sonradan güldü ve telefonumu uzatıp kitapları kolunun altına koydu.  "Bugün bu saflığını karnendeki zayıflara bağlıyorum ufaklık. Hadi gidelim."  ❦ Ders çalışmaya kısa bir ara vermiştik ve fırsat ayağıma gelmiş sohbet ediyorduk Akın ile. Akın kahvesini yudumlarken bende portakal suyumu içiyordum.  Kafede yedi yirmi dört çalan şarkılar sıcak bir hava yaratırken çalan şarkı değişmiş Buray'ın kabahat bende şarkısı çalmaya başlamıştı. Bu ara sık dinlediğim şarkılar arasında olan şarkı beni gülümsetti.  "Ee sende durumlar nasıl?"  "Bildiğin gibi işte gerekli belgeleri topluyorum."  "Anladım. Peki Elif ile aran nasıl?" Akın'ın yüzünde bir gülücük belirirken benim yüzümde gülücüğüm soldu. Akın gözlerini masaya indirdi.  "Çok iyi... Elif inanılmaz biri. Aşk güzel şey."  Sesim içine kaçıyor sanki. Cevap veremiyorum bir kaç saniye gözlerimin yanmasından dolduğunu hissediyorum. Sormamalıydım bunu.  Yutkunuyorum ve gülmeye çalıştım. Sadece çalışıyorum.  "Aşk güzel şey... Eşi benzeri olmaz ve tabi ki bazen İnsanlar yanılabilirde. " Akın'ın gülüşü benim solduğum gibi soldu ve yerinde dikleşti. "Ne demek istiyorsun, aşk değil mi bu?" Ne desem? Değil desem benim çıkarım, aşk desem benim sonum. Ama aşk bencillik değildir. Şuan öncelik ben değildim Akın'dı. "Bunu ben değil sen bileceksin. Herkes kendince sever. Kimsenin aşkı kimseden az veya fazla değildir. Herkesin bir sevme biçimi vardır." Akın cevap vermedi sadece baktı. Öylece durduk göz göze. Gözlerimin dolmuş olduğunu hissediyordum ama Akın'a bakmaktan vazgeçemiyordum.  "Aşkın tanımı mıydı bu?" "Aşkın tanımı mı olurmuş?" Akın öyle bir ciddileşmişti ki yüz hatlarında ifade yok gibiydi. Gözlerini gezdirdi yüzümde. "Ne diyorsun sen İpek? Çok mu bilgilisin Aşkta da bu kadar emin konuşabiliyorsun? Daha çocuksun sen kızım. " "Yaşımın on yedi olması aşık olamayacağım anlamına gelmez. Eğer aşkı yaşa göre yaşasaydık bir kaç ay önce elli yedi yaşında ki Emel abla kanser hastası bir adama aşık olup evlenmezdi ve sırf o iyi olsun diye büyüdüğü mahalleyi bırakıp Ege'ye gitmezdi. Yada kuzenin Atıl dokuz yaşında olmasına rağmen düşen Hare için ağlamazdı." Çok mu belli etmiştim aşık olduğumu bilmiyordum ama Akın öyle bir bakıyordu ki, kalbim göğüs kafesine sığmıyordu. Anlamamalı şuan değil. Yutkundum ve herşey normalmiş gibi güldüm. "Yani öyledir bence. Tabi sen daha iyi bilirsin." Akın sandalyesinde geri yaslandı ve kollarını göğsünde bağladı. "Yok, bilmiyor muşum ben... Ama anlat sen aşık hanım, belli ki dolmuşsun. Asıl sen daha iyi bilirsin. " Benim dudaklarım şaşkınlıkla aralandı ve gözlerimi kıstım. Allahım kalpten gideceğim şimdi anladı mı ona aşık olduğumu? Allah benim tepemden baksın! "Ne? Yani şey ben nereden bileyim ya?" Akın'ın yüz kaslarının gerilediğini gerginleşen çenesinden anladım. Akın bana doğru eğilince korkuyla kendimi geri çektim. "İpek yeme beni! Aşıksın işte kızım, kimden saklıyorsun sen? Dökül!" Allah'ım ölüme doğru adım adım geldiğim şu dakikalarda tek duam cennete gitmektir. İnşallah bilmeden günah işlememişimdir çok amin. "Ne döküleyim ya?" "Kim kızım o aşık olduğum ibne anlat!" Rahat bir nefes dudaklarımdan firar edince güldüm rahatça. Allah'ım başkasına aşık sanıyor beni teşekkürler yarabbim. "Ha o mu?" "Birde gülüyor ya çarpacağım şimdi!" Ben sandalyemde dikleştim ve boğazımı temizleyip ciddileştim. "Şey..." "Ney?" "Şey işte." "Ne ne?" Akın'ın boynunda sinirden atan damara yürüsem mi yoksa kaçsam mı bilemedim. Çok güzel atıyor atışına kurban olduğumun damarı. "Şey işte." "İngiltere'ye gitmeden sinir hastası oldum yemin ediyorum." homurdananan Akın'a gülmemek için kendimi sıktım ve boğazımı temizledim. "Tanımazsın, hem ben hazır değilim." "Neye hazır değilsin İpek?" Sahi neye hazır değilim? "Ne bileyim canım bir şeye hazır değilim işte. Aaaa ama sıkıştırma canım sende..." Akın gözlerini kaldırdı ve havaya baktı. Sabır homurtularını duyunca gülmemek için zor tuttum kendimi. "Sabır yarabbim sabır. Öğrenirim nasılsa." Ben sevimlice gülümsedim ve omuz silktim. "Birde şey, ağabeyime falan söylemezsen sevinirim. Biliyorsun o delidir biraz." Akın ağabeyime söylerse var ya, çıktığım yere geri sokar beni aşık olduğum çocuğu görmeyeyim diye. O kapasite var o ayıcıkta. "Oldu güzelim başka? İstersen siz evlenirken davetiye göndeririz öğrenir sevgilin olduğunu! Ya sabır ya sabır!" Ayy kalbim depar atıyor şuanda. Biz evlenirken mi? Ayy Akın acaba aşık olduğumun kendisi olduğunu öğrense ne yapar? Ayy haykırdım! "Sevgilim mi? Çocuk sevgilim değil ki.." "Değil mi? Kızım sen az önce havadan mı salladın o lafları?" Akın sinirden kıpkırmızı olmuş ciddi tırsmaya başlamıştım. "Ya benim ki biraz platonik canım çokta şey yapmaya gerek yok." "Ne? Birde platonik mi? Kızım sen bu ibneyi bana öldürtücen mi? Sen birde aşk acısı mı çekiyorsum bu şerefsiz yüzünden?" Tövbest ya şerefsiz ve ibne diyemezsin kendine Akın vallahi bozulurum. İçimde ki İpek beynimin kıvrımlarında yuvarlana yuvarlana kahkahalara boğulurken çatlamak üzereydi. "Ya şerefsiz ve benzeri şeyler demezsek sevinirim yalnız. Bozuluyorum haberin olsun." "İpek.." "Ha?" "Kalk git şuradan sinir hastası yaptım beni!" "Tamam canım kızma kalkıyorum." ben artık gülmemi daha fazla bastıracağımdan emin olamadığım için ayaklandım ve Kitaplarımı topladım. Kıpkırmızı bir şekilde ayağını sinirle titreten Akın'ı son kez baktım. Bardağı taşırmayı göze aldım ve boğazımı temizleyerek konuştum. "Yalnız güzel hayalmiş. İnşallah bir gün düğünümüz olurda sende imza atarsın o nikah defterine.." Akın kafasını hızla bana çevirince kıvırdım hemen. "Yani şahit olarak. Şahidimiz olursun inşallah bir gün. " Akın fiber hızıyla sandalyeden kalkınca sandalye yere düştü. "Mahsus mu yapıyorsun lan sen? Kızım git şurdan bacak kadar boyuyla dediği şeye bak!" Akın'ı kudurtmanın verdiği hazla koşa koşa çıktım Miso'dan ve biraz uzaklaşınca durdum. Nefes nefese kalmış bir şekilde kahkaha attım ve duvara yaslandım. Hep ben mi kudurup duracağım canım birazda o kudursun. Şuan eminim ki sinirden önüne gelene sataşıp sinirini çıkartmaya çalışıyordur. Yazık vallahi şuan etrafında ki insanlara. Allah herkesi Akın'ın dehşetinden korusun çok amin.  İçimde ki İpek 'Öfkeli civciv dehşet saçtı' yazılı pankartı sallıyordu dans ederek.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE