Ağır ağır araladım gözlerimi ve uykumu açmak için esnedim. Yatağımda doğruldum ve karşımda ki camdan sızan güneşe baktım. Dudaklarımda kuşlu gülücükler belirdi o an.
Akın ile odalarımızın camı karşılıklıydı. Belki oda yeni uyanmıştır. Günaydın sevgilim, bugünde senin için aydın.
Dün olanlar aklıma doluşunca istemsizce kıkırdadım. Akın'ın tepkileri acayip komikti. Kıskandı fakat bu bir sevgiliye duyulan kıskançlıktan değildi bunu anlayabilecek kadar tanıyordum onu. O ağabeyimin verebileceği tepkileri vermişti. Dudaklarımda ki gülümse kısa bir an soldu. Ama hayır bugün çok güzel uyandım, mahvolmasına izin vermeyecektim.
Belki bugün türlü türlü şebekliklerle Akın'ı dışarı çıkarır Ada turu atarız. Ayyy düştüm bu fikre. Hızla yataktan kalkmaya çalıştım ve ayağımın pikeye takılmasıyla kendimi yeri öperken buldum. Yüz üstü düştüğüm yerde ters döndüm ve sırt üstü uzanıp beyaz tavana baktım.
Düşmek için ne kadar da güzel bir gün.
Benim dudaklarımdan art arda kahkahalar firar ederken elimi karnımın üzerinde koydum ve daha çok gülmeye başladım. Odamın kapısı açılınca uykulu gözlerle, dağınık saçları ve üstsüz bir ağabeyim belirdi. O bile yakışıklı geliyor bugün gözüme.
Benim ağabeyim hep yakışıklı. Bunu tabi ki kabul etmiyordum yüzüne karşı. Şımarmasın ayıcık.
"Manyak mısın kızım ne gülüyorsun deli deli?"
Ben ağabeyim gülmekten cevap veremezken ağabeyim yazık sakat herhalde ifadesiyle bakıyordu.
"Anne kızın delirdi. Yerde uzanmış antilop gibi gülüyor, tımarhaneyi ara bence." ağabeyimin dediğine kaşlarımı çattım ve gülmeyi kesip kollarımdan güç alarak azcık doğruldum.
"İpek, kalk kızım yerden çocuğun olmaz. Sende git elini yüzünü yıka Demir, bilmiyor musun İpek her zaman deli."
"Ya siz ne biçim bir ailesiniz? İki dakika mutlu olalım dedik içine ettiniz be. " kendi kendime homurdandığım sırada Ağabeyim kolları çıplak göğsünde birleştirmişti.
"Yeri öperken ne tür bir mutluluk duyabilirsin ki?"
"Yerin çiftleşme dönemiymişte bende ona yardımcı olup sevap kazanarak mutlu oluyordum." ağabeyim kapının yanında ki dolabımın üstünden peluş ayımı aldı ve bana attı.
"Terbiyesiz! Yerimde başka ağabey olsa kırmıştı bacaklarını!" ayy yazık yavrusunu attı ayıcık.
"Ya ağabey doğru söyle vallahi dalga geçmeyeceğim. Seni ayılar mı yetiştirdi?"
Ağabeyim bozulmuş yüz ifadesiyle bana bakarken içimde ki İpek 'kolbastı oynayarak zafer kutlaması yapıyordu. Aslanım İpek.
Ben havalı havalı gülmeye çalıştım ve öptüğüm yerden kalktım. Ağabeyim bana zafer verdiğini yedirememiş olacak ki pis pis güldü.
"Baba, İpek size Ayı dedi!"
"Ne hayır!"
Ağabeyim odadan hızla çıkınca bende koşturmaya başladım. Adi üvey ağabey!
Ağabeyim eski ahşap merdivenlerimizden hızlı hızlı inerken bende sallanan trabzanlara tutundum.
"Oha yavaş merdivenlerin ciğerini söktün!"
Ağabeyim sonunda babamın yanına varmış olacak ki odada ki konuşmalarımızın özeti geliyordu kulağıma.
"Yedim seni Tellioğlu!" ben Wonder Woman edasıyla merdivenlerden inmeden atladım ve tekrar kendimi yerde buldum. Aha kırıldı valla bu sefer kırdık değerlimizi.
Acıyan değerlimi es geçtim ve ayağa kalkıp babamlara doğru ilerledim. Babam ve annem ağabeyimi dinlerken ikisinin gözleri bana kaymıştı.
"Oğlum sen yirmi iki yaşında adamsın niye çocukla çocuk oluyorsun?"
"Evet annecim ama- Ne? Anne ne çocuğu ya vur dedik öldürdün!" annem sus kız bakışlarını bana atınca sustum ve kollarımı göğsümde bağladım.
"İpek, niye ağabeyin hakaret ediyorsun yavrum?" diye soran sabrı sınırlarda gezen babama baktım masumca.
"Ama baba biz ağabey kardeşiz, olur öyle şeyler ağabey kardeş arasında. Niye sürekli ispiyonluyor o ispiyoncu?"
Babam sabır dilerken, ağabeyim pis pis güldü. Ayıcık!
"Kızım sende sürekli ağabeyine hakaret ediyorsun. Kıyamıyor da sana gelip bize söylüyor ispiyonculuk mu bu? Kendini ağabeyinin yerine koy biraz."
Bu mu kıyamıyor bana? Haykırmamam haksız olduğumdan değil, saygımdandır.
"Koydum baba.."
"Eee?"
"Yine ben haklıyım gibi geldi baba."
"Bu çocuklar delirtecek beni!"
Babam eliyle alnını sıvazlarken annem babama baktı bilmiş bir ifadeyle.
"Ben sana dedim ben hamileyken odunluk yapma çocuklar odun olacak diye dinlemedin. Benim ahımı çekiyorsun Emir."
Babamla annem ufak çaplı bir tartışmaya girince ben ağabeyime dil çıkardım ve odama tüydüm.
Hemen giyinip Akın'ın kapısına dayanmalı ve onu çekiştire çekiştire dışarı çıkarmalıydım.
❦
Bu güne acayip güze başlamanın verdiği mutlulukla rengarenk cıvıl cıvıl bir elbise giydim ve saçlarımı rahat bir at kuyruğu yapıp kurdele bağladım. Ayağıma sandaletlerimi giydim ve içine herşeyimi koyabileyim diye yazlık büyük çantamı aldım. İçine bir kaç kitap koydum. Hafif görünmeyecek kadar da bir makyaj yaptım. Sonuçta ders çalışma bahanesiyle dışarı çıkaracaktım onu.
Koştura koştura merdivenlerden indim ve mutfağa ilerledim.
"Anne, dün yaptığın poğaça ve keklerden alıyorum!" diye bağırdım ve annemin müthiş teneke kutularından kekler ve poğaçaları çıkardım. Küçük plastik kaplara onlardan koydum ve daha sonra onları büyük çantama koydum düzgünce.
Dolaba ilerledim ve sandviçlik malzemeleri çıkarttım. İkişer tane sandviç yaptım ve şeffaf jaletine sarıp onları da çantama attım.
Dolapta göz gezdirdim ve ağabeyimin meyve sularını gördüm. Ağabeyim spor yaptığı için sık sık kendine meyve suyu sıkar ağzı kapalı şişelere koyup dolaba koyardı. Canım ağabeyim nasılda kardeşi sever onu. Anlatılmaz yaşanır.
Sinsi gülümsememle iki şişe aldım meyve sularından ve onları da çantama attım.
Tamam çantam azcık ağır oldu. Ayy olsun nasılsa onları yiyince hafifler.
"Ben çıkıyorum!"
"Bana bak geç kalma ders mers anlamam, akşama kızlarla Bade'nin kuaföründe toplanacağız!" anneme göz devirdim ve o görmesede omuz silktim.
Sizin dedikodunuzdan daha önemli Akın anne kusura bakma.
Dışarıya çıktım ve mahallede göz gezdirdim. Rengarenk evlerimiz vardı ve o evlerin önünde, meydanda, kahve önünde, Miso'nun önünde oyun oynayan çocuklar vardı. Evlerimizin önünde hayvanlar için bir kap su ve yemek bulunduruyorduk mutlaka. Her evin önünde görmek mutlaktı. En zenginimizden en fakirimize herkes hayvanları düşünürdü. Çünkü biz maddiyatçı insanlar değil, gönlü zengin insanlardık. Canım Atıfet halkı.
Bizim kapı önünde top oynayan çocuklara baktım ve onlara dil çıkardım. Onlarda bana çıkarınca kıkırdadım ve yanlarından geçerken Cem'in kıvır kıvır sarı saçlarını karıştırdım.
"Ya İpek abla!" Cem'in isyanı kulağıma geldi ama bu beni dahada güldürdü.
Akınların kapı önüne geldim ve zile bastım. Kapıyı açan Zeynep teyzeydi. Beni görünce gülümsedi. Bende iyi bir gelin adayı olarak sevimlice ve hanımefendi bir şekilde gülümsedim.
"Günaydın Zeynep Teyze. Bugün yine güzelliğin üstünde." içimde ki İpek 'Yağcılarda inecek var kaptan kapıları aç!' temalı bakışı atıyordu.
Zeynep teyze kıkırdadı ve elini saçlarımda gezdirdi. "Sağol kuzum. Asıl senin güzelliğin üstünde, gözlerim kamaştı."
Utangaç bir halle Zeynep Teyzeye gülümsedim ve boğazımı temizledim
"Teşekkürler. Şey ben Akın yani Akın ağabey için geldim. Ders çalışacaktık bugün. Hava güzeldi bende erken geleyim dışarıda kahvaltı yapar çalışırız dedim."
"İyi yapmışsın boncuk. Gel içeri gel." Zeynep Teyze bana yol verdi ve bende içeriye girdim.
"Sen burada bekle ben Akın'ı uyandırayım. Tembel teneke hala uyuyor. Rahatına bak sen."
Zeynep Teyze bana göz kırptı ve ben kıkırdadım. Zeynep Teyze merdivenleri çıkarken bende ezbere bildiğim salona ilerledim.
Çantamı krem rengi koltuğun kenarına bıraktım ve aşina olduğum fotoğraflar da göz gezdirdim. Evin her tarafında aile fotoğrafı vardı ama bizim olduğumuz fotoğraflarda vardı. Bizim evde de vardı bunlardan.
Duvarda asılı olan bir fotoğrafta bayağı kalabalıktık. Neredeyse tüm mahalle vardık ve kahvenin önünde yine bir ramazan yemeğindeydik. Bizi Kaan çekmek için fotoğraf makinesini ayarlamış ve yanımıza koşa koşa gelmişti. Son an yetiştiği için hazırlıksız yakalanmış ve garip bir şekilde komik çıkmıştı Kenan abinin yanında. Abim, Akın ve Fırat abide Kenan abinin diğer yanındaydı. Üç silahşörler.
Üç silahşörler dört kişiydi bilmeyenlerin dikkatine.
Benim yanımda Aslı ve Nazlı vardı. Ve ben önümde duran Yeşim'e iki kulak yapmıştım. İşin komik yanı ben farketmeden diğer yanımda ki Nazlı'da bana iki kulak yapıp dil çıkarmıştı. Nazlı ile aramıza ise Aslı sıkışmıştı dik çıkararak. Enes gerizekalısı ise en önde yere uzanmış bacak bacak üzerine atmış ve yan dönüp kafasını elini altına koymuştu. Bade abla ise Miso'nun yeğeni Aybüke abla ile yan yanaydı. Annemler Zeynep Teyzelerle yan yana ve yanlarında da Kenan abi, Kaan ve Aslı'nın annesi Sevda teyze vardı. Bizim sınıfın yarısıda vardı aralarda. Bu fotoğraftan bizim salonda da vardı. Tahmin ettiğim kadarıyla tüm mahallelinin evinde vardı bu fotoğraftan.
Konsolun üzerinde ki çerçevelere doğu ilerledim. Birinde Akın ve abimin selfie yaptığı resim varken, diğerinde Akın, Abim, Fırat abi ve Kenan Abi bir masada oturduğu bir fotoğraf vardı.
Bir diğerine baktım ve bu sefer tüm mahallenin gençleri vardık.
Akın'ın baktığı yerlerde benim fotoğrafımı görmesi istemsizce beni mutlu ediyordu.
"Çok beklettim mi?" arkamdan gelen sesle arkamı döndüm ve saçları ıslak Akın'ı gördüm. Üzerinde beyaz bir tişört ve bir kot vardı. Tişörtün yakasına gözlüğünü iliştirmişti.
"Hayır yeni geldim bende. Günaydın."
"Günaydın ufaklık. Hayırdır bu saatte kızım karga bokunu yemeden?"
Esneyerek mutfağa giden Akın'ın arkasından göz devirdim ve bende arkasından gittim.
"Çok kibarsın sabah sabah.."
"Öyleyimdir."
"Hava güzeldi bende erken geleyim seni kaçırayım dedim. Bu sefer Miso'ya değil ama. Vapurla adaya geçeriz, vapurda hazırladığım sandviçleri yeriz diye düşündüm. Ada'da biraz ders çalışırız, vakit bulmuşkende gezeriz dedim. Hem kafamız da dinlenmiş olur."
Su içen Akın bardağı tezgahın üstüne bıraktı ve kaşlarını kaldırarak bana baktı
"Ee gidiyor muyuz?"
"Gidiyoruz. Ama akşam üstüne kadar dönmemiz lazım ufaklık, akşam Elif'e sözüm var." benim istemeden yüzüm düşünce yutkundum. Akın bir bardak daha su içti bu sırada.
Hayır hayır güne güzel başladım. - hemen hemen- böyle moralimi bozamam. Bugün Elif umrumda olmamalı. Kafamı iki yana salladım ve gülümsemeye çalıştım.
"Çıkalım o zaman. "
"Çıkalım ufaklık. Sandviç mi dedin az önce?"
"Evet hemde en sevdiğin peynirden yaptım. İçinde marul yaprağı da koydum."
"İşte benim küçüğüm.." Akın saçlarımı karıştırdı ve kapıya gidip beyaz ayakkabılarını giydi.
"Hadi bir an önce gidelim binelim şu vapura çok acıktım. Bu arada.." Akın kafasını kaldırdı ve bana baktı. Ben çantamı koluma taktım ve heyecanlı bir gülüşle ona baktım. "Bugün çok güzel görünüyorsun ufaklık."
Kalbim yine mi depara kalktın, bu ne hız?
O nasıl gülümsemek oğlum? Sen insanı imana getirip her gece seni yaradana dua ettirirsin.
"Teşekkür ederim.."
❦
Vapurun siren sesi etrafı sarmış, martılar üstümüzde uçuyor ve her yer masmavi Akın'ın gözleri gibi. Akın ile karşılıklı oturmuş mis gibi havanın tadını çıkarıyorduk. Daha ne isterim ki?
Çantamdan çıkardığım iki sandviçi Akın'a uzattım.
"Doyamazsın dedim. İki yetmezse bir tane daha var çantada." Akın kafa salladı ve elimden sandviçleri aldı. Birinin jelatinini açarken o bende çantamda ki kendi sandviçimi ve iki meyve suyunu çıkardım.
"Taze sıkılmış meyve suyu. Ağabeyimin meyve sularından arakladım." Akın güldü ve elimdeki meyve suyunu aldı.
"Anlaşıldı, bugün yine sizin Demir ile kavganızı dinleyeceğiz tüm mahalle."
Akın sandviçinden ısırdı. Kalbimden ısırdı sanki niye böyle uyuşuyor bu kalp?
"Nasıl olmuş?"
"Sen yaparsın da güzel olmaz mı. " Akın'a gülümsedim ve bende ısırdım sandviçimden.
❦
"Ya yeter ama bu kadar. Hani gezecektik?" ben mızmızlanırken önümde ki kitabı ittim masada.
Ada'ya geldiğimizde bir kafeye gitmiş ders çalışmaya başlamıştık. Böyle hayal etmemiştim!
"Hani ders çalışacaktık?"
"Gezeceğimizi de söylemiştim ama. Hem tatildeyiz ve eğlenmek benim de hakkım."
Akın gözlerini bende gezdirdi ve kafasını iki yana sallayarak önünde ki kitabı bıraktı. "Pekala birer kahve daha içelim daha sonra gezeriz."
Ben hevesle güldüm ve olumlu anlamda kafa salladım. Akın garsondan kahve isterken benim nasıl sevdiğimi bilmesi içimi kıpır kıpır etmişti. Sütlü, köpüklü ve şekerli içerdim. Genelde badem sütüyle severdim ama burada olmadığı için normal süt istemiştik. Akın ise sütsüz ama bir küp şekerli içerdi.
Ben kitapları çantama koydum ve o sırada gözüme çantada ki kek kabı takıldı. Kafede bunu çıkarsam ayıp olur muydu?
Kabı çıkardım ve masaya bıraktım. Gözlerini etrafta gezdiren Akın kaba baktı ve anında yüzünde bir gülümseme belirdi.
"Sen mi yaptın?" her ne kadar evet demek istesem de keki benim yapmadığımı anlardı tadından.
"Maalesef, annem sağolsun." Akın güldü ve kapı açıp içinden bir dilim kek aldı.
Garson kahveleri önümüze bırakırken ayıp olmaması için kaptan bir tane kek aldım ve garsona uzattım.
"Buradakiler kadar olmasın efsane kektir. Yer misin?"çocuk önce elimde ki kek daha sonra bana baktı. Ben sevimlice güldüm ve elimde ki keki salladım. Çocuk kısa bir tebessüm etti ama tebessüm bana samimi gelmemişti niyeyse. Ben boğazımı temizledim ve o da Elimden keki alıp ısırdı.
"Teşekkürler.."
"Afiyet olsun.."
Çocuk yanımızdan ayrılınca bir dilim kek daha alacaktım ki Akın'a değdi gözlerim. Elini çenesine koymuş gülerek bana bakıyordu.
"Ne?" yanaklarım kızarırken gözlerimi kaçırdım.
"Nasıl bu kadar iyi olabiliyorsun?" ben utançtan ateş basarken terleyen ellerimi elbiseme sildim.
"Bilmem.. Yani herkes kadar iyiyim."
Akın elini uzattı ve yanağımdan makas aldı.
"Sen herkesten farklısın İpek. Hep böyle kal, hiç büyüme. Kanatlı bir melek kal."
Sende hep burada, benim yanımda kal Akın.
Ben Akın'a dalıp gittiğim sıralarda Akın bu ciddi ortama dayanamamış olacak ki gülmeye başladı. Kısılan gözlerinin etrafında ki ezbere bildiğim beş tane çizgi belirince bende güldüm.
Biz hiç konuşmadan dakikalarca gülerken bu anın hiç bitmemesini istedim. Bana hep böyle gülsün konuşmasada olur sadece gülsün istedim.
"Pardon.." yan taraftan gelen ses ile kafamızı oraya çevirdik aynı anda. Kek verdiğim garson elinde telefon ile bize bakıyordu.
Çocuğun gözlerinde takılı kaldım. Gözlerinden biri masmaviyken diğerinin yarısı mavi yarısı kırmızıydı. İnanılmazdı ama gerçekti.
"Benden küçük bir hatıra.." dedi ve telefonu uzattı. Ben anlamayarak baktım daha sonra telefonu elime aldım. Akın ile güldüğümüz sırada çekilen fotoğrafa nefes almadan baktım. Allahım bu çocuğu sen mi gönderdin doğru söyle?
Teşekkürler yarabbim...
"Ben.. Yani biz çok teşekkür ederiz sana nasıl teşekkür etsek az. Çekmeni istesek bu kadar doğal çıkmazdı." ben Çocuğa bakarak mırıldandım ve çocuk ile gülümsedik birbirimize. Çocuğun dudakları gülerken gözleri boş bakıyor gibiydi. Garip gelsede bozmadan gülmeye devam ettim.
Merakla elime bakan Akın'ı farkedince telefonu ona uzattım. Akın'da benim gibi güldü ve telefonu Çocuğa uzattı.
"Sağol kardeşim, gerçekten çok güzel bir hatıra oldu."
"Beğendiğinize sevindim. Ben size atayım o zaman fotoğrafı." Akın kafa salladı ve cebinden telefonunu çıkardı.
"Bana at whatsapptan."
Akın çocuğa numarasını verince çocuk ona attı fotoğrafı. Ardından Akın banada atınca mutlulukla sandalyemde kıpırdandım.
"Bu arada ben Akın."
"Bende Aras."
Akın ile Aras el sıkışınca bende kendimi tanıştırma gereği duyarak çocuğa elimi uzattım.
"Bende İpek.."
"Memnun oldum."
Çocuğun gözlerine bir kaç saniye dalgınlıkla baksamda çocuğun bakışlarına dalıp gitmemek içten değildi. Bakışları ve gözleri garipti... Biraz da korkutucu.
Sanki beni ve bizi tanıyor gibiydi.
❦
"Beni geçemiyorsun ki beni geçemiyorsun ki..."
Ben Akın'ın önünde hızla bisikletimi sürerken Akın arkamda homurdanıyordu.
"Bisiklet sürmeyi unutmuşuz amına koyayım!"
"Terbiyesiz!" ben Akın'ın küfüre kıkırdarken Akın sonunda bana yetişmişti.
"Dedi terbiyeli kızımız." alayla konuşan ve yanımda ilerleyen Akın'a dil çıkardım.
"Terbiyeliyim tabi.." Akın'da bana dil çıkarınca kahkaha attım gözlerimi yola çevirdim. Yemyeşil bir alan vardı ve biz bisiklet yolunda yarış yapıyorduk.
Çocuklaşmıştık..
At kuyruğumdan çıkan saçlar rüzgarda savrulurken, rüzgarı ve temiz havayı içime çektim. Bugünü asla unutmayacaktım. Bugün hayatımın en güzel günü olabilirdi.
❦
Yorulmuştuk, deli gibi eğlenmiştik, acıkmıştık ve biz bizlikten çıkmıştık.
Bir parkta çimenlerin üstünde otururken Akın bize sucuk ekmek ve kola almak için gitmişti. Bende poğaçalardan atıştırtırıyordum o gelene kadar.
Yanımda hareketlilik hissedince yan tarafa baktım. Akın elinde ki poşeti bana uzattı. Ben elimde ısırdığım poğaçayı kaba koydum ve aşkla sucuk ekmekleri aldım.
Akın güldü ve kafasını iki yana sallayarak kabın içine bıraktığım yarım poğaçayı alıp tek lokmada ağzına attı.
Ekmeklerden ve kolalardan birini Akın'a uzattım ve diğerlerini ben elime aldım. İkimizde ekmeklerimizi sessizce yerken ona baktım ve elbiseme dikkat ederek bağdaş kurdum. Akın, çimenlere dirseğini yaslamış hafifçe uzanmıştı.
"Eğlendik ama değil mi?"
Akın sorduğum soruyla gözlerini top oynayan çocuklardan ayırdı ve bana baktı.
"Vallahi ben iyi eğlendim ufaklık. İyi ki bu ada fikri aklına gelmiş." Benim içim içime sığmazken güldüm ve ekmeğimden ısırdım.
"Bir saate çıkmalıyız ufaklık yapmak istediğin son bir şey varsa yapalım."
Benim istemsizce yüzüm düşerken derin bir nefes aldım.
"Bilmem, bir saatte ne yapılır ki?" ben mırıldanınca Akın bana çevirdi çocuklarda ki gözlerini.
"Üzüldün mü sen?"
"Sadece, yakında gideceksin ve biz birdaha böyle olamayacağız.." ben gözlerimi kaçırdım ve elimde ki ekmeği bıraktım.
"Bunu konuşmuştuk İpek. Herkesin mutlu olduğu zayıf noktaları vardır. Benimde mutluluk noktam İngiltere ve gelecek hayallerim."
Birde Elif değil mi?