6.Bölüm: Miso

5000 Kelimeler
Aklımdan çıkmıyor. Aklım çıkıyor o çıkmıyor, demiş Oğuz Atay.  Aklımdan çıkmıyor Akın. Aklım çıkıyor yerinden o çıkmıyor. Günler o kadar hızlı geçiyordu ki uzanıp tutamıyordum. Gideceği gün yaklaştıkça ben kendimden uzaklaşıyordum sanki.  Adadan sonra Akın ile bir iki saat ders çalışmanın dışında buluşmamıştık. O dersler de ise sadece sessizce onu izleyerek yetinmiştim. Bende ki değişimin oda farkındaydı bir iki kere sormuştu ama gülümsemekle yetinmiştim.  Akın her geçen gün beni öldürüyordu ama bunun farkında değildi.  Sonunda Miso'nun önünde durdum ve tabelanın üzerinde sade bir yazı ile yazılan Miso'ya baktım. Gecenin bilmem kaçıydı ama kendimi burada bulmuştum. Çünkü şuan Miso'ya ihtiyacım vardı. Ben tek anlayan oymuş gibi hissediyordum. Belki hiç bir zaman bu konu hakkında konuşmamıştık ama gözlerimizle anlaşmıştık.  Miso ne kadar tanıdıksa, Mustafa'da o kadar uzaktı bize. Tüm mahalle adının Mustafa olduğunu bile bile Miso diyorlardı ona. Dilden dile dolaşan çeşitli şeyler anlatılan bir sevda hikâyesi vardı. O Hikâyeler dilden dile dolaşırken Miso hep susmayı tercih etmişti. Sanki bu Hikâyelerin yanlış olduğunu biliyor da kendine yeter gibiydi bildikleri.  Derin bir nefes aldım ve içeriye adımladım. Muhtemelen boştu. Çünkü bugün hafta sonuydu ve Atıfet'te insanlar hafta sonlarını ailelerine ayırırdı.  Mavi kapının kulbunu tuttum ve kapıyı araladım. Kulağıma gelen müzik sesiyle istemsizce gülümsedim. Miso'nun yüreğe dokunan müzikleri bitmezdi. Sürekli bu kafede müzik çalardı. Müziğin sözlerine kulak verdim bir kaç saniye, ardından içeriye girdim ve ardımdan kapıyı kapadım.  Nasıl bir müzikti bu? Türkçe değildi, Yunanca gibiydi. Nedensizce aklıma İnci Sofia gelmişti. İnci Sofia yarı Yunan bir kadınmış.  Sonunda kafenin en uç köşesinde Miso'yu gördüm. Önünde rakı ve mezeler vardı, öylece büyük camdan dışarıya bakıyordu. Ortam da loş bir ışık vardı. Sanırım yanlış zamanda gelmiştim. Belli ki Miso'da benim gibi dertliydi. En iyisi gitmek.  Tam arkamı dönmüş gidecekken, Miso'nun sesiyle durakladım.  "Uzun zamandır seni bekliyordum oysa. Derdin varsa söyleyeceksin, öyle arkanı dönüp gitmeyeceksin."  Miso'ya doğru döndüm ve derin bir nefes aldım. Hala dışarıya bakıyordu. Sanırım camdan görmüştü beni.  "Gel otur."  Yavaşça ona doğru ilerledim ve masanın diğer ucuna Miso'nun karşısına oturdum. Bir kaç saniye bakıştık. O bana baktı yorgun gözleriyle, ben ona baktım yorgunluğu yeni tanımaya başlayan gözlerimle.  "Derin bir gece herhalde?" ben mırıldandım zorlukla gülerek. Miso'da güldü ama onun ki samimi bir gülüştü. "Herkesin gecesi, kendi yarası kadar derindir..."  Ben gözlerimi kaçırdım ve gözüm çalmakta olan şarkıya takıldı. Plak sesi hafif cızırtılı çıkarken şarkının sözlerini anlamasamda rahatlatıcı bir tarafı vardı.  "Şarkı çok güzelmiş."  "Öyledir... Sözleri de güzeldir. " Miso önünde ki rakıdan bir yudum aldı ve benim arkamda ki cama çevirdi gözlerini.  "Ben kendimi aman gülün dibinde buldum.  Kuru kuru sevdaymış sarardım sordum.  Sevda bir düş imiş aman kendime yordum.  Ay karanlık gece vurdular beni.  Yarin çevresine sardılar beni.  Değirmen deresi bölük, kadınım bölüktür.  İçerde ciğerim delik, kadınım deliktir.  Dünya dedikleri bir gölgeliktir." Şarkının sözlerini şarkı ile birlikte Türkçe okuyan Miso kapattığı gözlerini açtı ve bana baktı.  "İnci Sofia mı?"  "İnci... "ilk kez Miso'nun sesinin titrediğine şahit olmuştum. Öyle bir İnci demişti ki gözlerimin dolmasını engelleyemedim. "Hangi hikâye doğru Miso?"  "Hiç biri Can Yarası.." Miso'nun bana Can Yarası derken ki gülüşü istemeden benide gülümsetti. Anladığını biliyordum. Beni o kadar iyi anlıyordu ki, bana benim gibi Can Yarası diyordu.  Ve bende biliyordum o Hikâyelerin doğru olmadığını. Ne düşman ailelerin çocuklarıydılar, ne İnci Sofia Miso'yu terketti, nede Miso peşinden koşupta sonradan vazgeçti.  "Yirmi altı yaşlarında aslan gibi bir delikanlıydım yirmi altı sene önce. Tabi o zamanlar karizmamız da var kendimize göre." Miso'nun gülmesiyle bende kıkırdadım. "Sen hep yakışıklısın Miso. Hala karizmatiksin."  "Hala kızlar tarafından beğenilmek güzel tabi." Miso'ya kıkırdadım ve sandalyemde geri yaslandım.  "Ayakkabı tamircisi bir babanın, ev hanımı bir annenin oğluydum. Kendime göre bir hayatım vardı. Babama yük olmamak adına harçlığımı çıkarmak için bir teknede tekne kazıntılığı yapıyordum."  "Tekne kazıntılığı mı?"  "Yani getir götür işi. Tekne turları olurdu orada getir götür işlerine bakardım. Tabi o zamanlar zenginler tekne ne bilirdi. Bizim gibi mahalle halkına sorsan adını bilir kendisini bilmezdi."  "Bir gün yine tekne turundayız. Kaptan sabah erkenden hepimizi toplamış. Toplasan zaten üç kişiydik. Çok önemli müşteriler gelecek, bir ay tatil yapacaklardı teknede. Erkenden temizlik yapıp yemekler yapmaya başladık. Herşey hazır, başladık Yunanistan Kos'a açılmaya. " Yıllardır dilden dile dolaşan yalan yanlış bildiğimiz ama deli gibi merak ettiğim Miso'nun hikâyesini kendisinden dinlediğimi anlayınca heyecanla yerimde dikleştim.  • Yıl 1993 • "Mustafa, sal oğlum çapayı!"  Mustafa kafasıyla kaptanı onayladı ve güvertenin öteki ucuna giderek gümüş rengi çapayı eline aldı. Çapayı suya attı ve müşterileri karşılamak için güvertenin diğer ucuna gitti tekrar.  Mustafa, Tekin ve Somer sıraya dizilmiş gelecek misafirleri bekliyorlardı. Her zaman turlarda müşterileri saygıyla karşılarlardı. Kaptan Ramiz bey dümeni bıraktı ve yanlarına geldi.  "Geliyorlar." kaptanın kafasıyla karşıyı göstermesiyle üçüde limana baktı. Kızlı erkekli genç bir grup geliyordu tekneye doğru. Yaklaşık on beş kişiydiler. "Yardım edin hanımlara." Mustafa ve diğerleri kafa salladı. Tekin ve Somer ellerini uzattılar ve sıra sıra kızlara yardımcı oldular. Kaptan tekneye çıkanlarla tokalaşıyordu. Son kalan iki kız kendi aralarında gülüşürken sarışın olan tekneye binmek için hareketlendi.  "Abicim bu sarışın benimdir!" Tekin'nin Hevesli hevesli dediği şeye Somer gülerken Mustafa 'it' demekle yetindi.  Arkadaşlarının çapkınlıklarından illallah etmişti artık. Üstelik müşteriler ile kurdukları ilişkiler onun onayladığı bir şey değildi.  Tekin, sarışının kızı elinden tutup tekneye binmede yardım edince son kalan koyu kahve saçlı kız teknenin merdivenlerini süzüyordu. Nasıl bineceğini hesaplıyor gibiydi. Mustafa, Somer ve Tekin'nin yardım etmeyeceğini anlayınca elini uzattı kıza.  Kız gözlerini Mustafa'ya çevirdi. O anda istemeden yutkundu ve gözlerini kırpıştırdı. Mustafa farkında değildi kızın güneş gözlükleri nedeniyle ama yakmıştı kızın yüreğini. Kız daha iyi görebilmek adına gözünde ki gözlükleri çıkardı ve Mustafa'nın gözlerine baktı. Kızın ela gözleri ona delicesine bir ışıltı ile bakarken Mustafa boğazını temizleme gereği duydu. Ela gözleri fazla ışıltılıydı. Burnu fındık, dudakları dolgun, teni beyaz ve dudağının altında dikkatli bakmazsan görünmeyecek bir ben vardı. Kız Mustafa'nın kendini süzdüğünü farkedecince gamzelerini de görebilsin diye kocaman gülümsedi. Mustafa gördüğü kocaman gamzelerle yutkundu ve daha sonra kaşlarını çattı.  "Tutmayacak mısın?"  Kız Mustafa'nın sert sesine bozuldu ve istemeden gülüşü soldu.  "Tutacağım.." mırıldanan kız Mustafa'nın çalışmaktan nasır tutmaya başlamış sert elleri arasına koydu yumuşak ellerini.  Kız tekneye bindi ve ayağında ki yumurta topuk ayakkabılar kayınca son anda düşmekten Mustafa kurtardı onu. Son anda belini yakaladı ve kendine çekti Ela gözlü kızı.  Bedenleri birbirine çarpan ikili birbirini süzdü. Kahverengi gözleri ve kahverengi saç rengi olan bu adam fazla normaldi genel insan tiplerine göre ama adam ona o kadar eşsiz gelmişti ki gördüğü andan itibaren.  Adamın kendisinden bir kaç yaş büyük olduğunu tahmin ediyordu yüz hatları nedeniyle.  Birden Mustafa kollarında ki kızı bıraktı ve sarışın ile ilgilenen Tekin'e baktı dik dik. Kızın anlık yüzü düşsede tekrar güldü ve elini uzattı Mustafa'ya. "Ben İnci Sofia.."  Mustafa yan gözle baktı kıza ve homurdanmadan edemedi.  "İnci mi, Sofia'ya mı? İki isim kullanan insan mı olurmuş?"  Mustafa, kızı kırdığını umursamadan kendi kendine söylenirken İnci Sofia ağlamamak için zor tutuyordu kendini. İnci Sofia yarı Türk Yarı Yunan bir kızdı. Baba tarafından Yunan tarafı ağır bassada az bildiği halde Türkçe konuşmuştu onunla. Biraz kibar olamaz mıydı bu kaba herif?  "Hem sorduk mu?" Mustafa arkasına bile bakmadan kızın yanından uzaklaşırken kız dolan gözleriyle hayal kırıklığı ile baktı Mustafa'nın arkasından.  "Sofia hadi gel tatlım." Adonis'in yunanca seslenmesi ile İnci Sofia bozuk Türkçesi ile konuştu;  "Allahim neden ya?"  ❦ "Yaa kıyamam ama.." ben kendime hakim olamadım ve konuştum. Miso derinlere dalmış beni duymamıştı bile. Neden İnci ve Sofia ve Miso yani Mustafa bize benziyordu ki?  "Eee sonra ne oldu?"  • Yıl 1993 • İnci Sofia arkadaşlarıyla güvertede otursada, kulağı onlardaymış gibi dursada gözleri sürekli o adamı arıyordu. Neredeydi ki bu adam? Bir kere daha görseydi ya.  İsmini söylemişti İnci Sofia ona ama o ismini bile söylememişti. Kaba herif! İnci prenses gibi yalılarda büyümüş, olgun tavır ne bilmeyen biriydi. Ve şimdiye kadar istediği herşey olmuş özgüveni yerinde bir hanımefendiydi.  Mustafa'nın bir kere kendisine gülmesini istiyordu. Ve istediğini alacak o adamı güldürecekti. "Sofia, bizi duyuyor musun şekerim?" arkadaşı Agate'nin Yunanca kendisine seslenmesi ile İnci Sofia düşüncelerinden ayrıldı ve gözlerini Agate'ye çevirdi.  "Evet, evet tabiki sizi duyuyorum Agate.."  "Güzel.."  İnci Sofia, gözleriyle etrafı tararken, sonunda aradığının bulmanın sevinci ile yerinde mutlulukla kıpırdandı. O adam diğer çalışanlar ile yemek yiyecekleri masayı hazırlamaya başlamıştı. Tam sırasıydı.  İnci Sofia yerinden kalktı ve ona doğru gitti. Masayı hazırlayan Mustafa duyduğu ayak sesleri ile gözlerini arkasına çevirdi. Mayosu ile gamzelerini çıkarta çıkarta gülen kız arkasında dikiliyordu.  Mustafa, pas vermeden tekrar önüne döndü ve çatalları dizmeye devam etti. İnci Sofia'nın tekrar yüzü düştü ama pes etmeyerek masanın diğer tarafına yani Mustafa'nın önüne geçti.  İnci Sofia'yı önünde gören Mustafa sıkıntılı bir iç çekti ve kendisine çapkınca gülen kıza baktı çatık kaşlarla. İstemeden kızı süzdü. Bembeyaz teni ile güneşin altında elmas gibi parlıyordu.  "Tövbe Estağfurullah.." Mustafa'nın mırıldandığı tövbe ile İnci Sofia kaşlarını çattı.  "Adin ne senin ya?" İnci Sofia sabrının son kırıntıları ile sabırsızca sormuştu.  "Sana ne.. Ayrıca Türkçe nereden biliyorsun?" Mustafa'nın kendisini Terslemesi ile İnci ayağını yere vurdu.  "Sana ne!" İnci Sofia'nın onu kendi kelimeleri ile vurması Mustafa'yı hayrete düşürürken kaşları havalandı. Kaşları havalanan Mustafa'yı gören İnci Sofia boğazını temizledi.  "Yani dedim ya adim İnci Sofia. Annem Türk babam Yunan."  Mustafa Bi kere daha İnci'yi süzerken İnci saçlarını geriye doğru attırdı.  "Senin adin ne?"  Israrla adını soran İnci Sofia'ya ya daha fazla dayanamadı ve sıkıntılı bir nefes çekti Mustafa.  "Mustafa."  "Ne?"  "Adım Mustafa."  Adının Mustafa olduğunu öğrenen İnci heyecan ile yutkundu.  "Telefon numaran peki?"  Utanması olmayan kıza hayretle bakan Mustafa bir kez daha çattı kaşlarını.  "Kızım git işine."  "Numaranı versen ölür müsün? Bir kadını peşinden koşturmaya utanmıyor musun?"  Mustafa, ilk defa bir kızı böyle utanmaz gördüğünün verdiği şaşkınlıkla kalakaldı. "Kadın mı? Ben şuan şımarık bir kız çocuğundan başka bir şey göremiyorum küçük hanım. Şimdi izin verirseniz işimin başına dönmek istiyorum." İnci hayal kırıklığı ile Mustafa'ya bakarken Mustafa onu umursamadan, yanından geçti ve mutfağa geri döndü.  Ama İnci Sofia çocuk değildi ki. O yirmi yaşında bir kadındı.  Üstelik gülmedi bile ona. ❦ "Yazık ama İnci Sofia'ya Miso..." mırıldandım ve gözlerini kaçırdım. İnci ile benziyorduk ama aramızda öyle bir fark vardı ki. İnci cesur bir kızdı, sevdiğini ve hoşlandığını belli ediyordu. Ama ben, ben ölüyorum korkudan anlayacak diye.  "Yazık mı? Asıl bana yazık. Neler çektim ben o portakal güzelinden.." Miso'nun gülerek dediği şeye bende güldüm.  "Portakal güzeli mi?"  "Portakala bayılırdı. Tabak tabak yerdi."  ❦ • Yıl 1993 • Arkadaşları yemek yerken İnci Sofia eline portakal almış hırsla yiyordu masada. Karşısında diğer çalışanlar ile dikilen Mustafa kızın bu haline gülmemek için zor tutuyordu kendini. Kızın ikinci portakalı kabuğunu da elinden bırakıp üçüncüyü almasıyla tabaktan Mustafa gülmemek için kafasını yan tarafa çevirdi. Arkadaşı Tekin'in o sarışın kadınla bakıştığını gördü ve gözlerini devirerek tekrar İnci Sofia'ya ya döndü.  İnci, kendisine bakan Mustafa'ya sinir oldu ve dayanamayarak dil çıkardı ona. Mustafa şaşkınlıkla İnci Sofia'ya baka kalırken İnci'nin dil çıkarmasını onlardan başka gören olmamıştı.  "Portakalım bitti!" İnci, sinirini belli edecek bir sesle Yunanca konuştu ve Mustafa'ya baktı. Mustafa inanmayarak kaşlarını kaldırdı hayretle. "Kardesim kime diyorum Portakalim bitti!" bu sefer İnci bozuk Türkçesi ile konuşurken Mustafa sinir olmuş bir halde gülüyordu.  "Tabi küçük hanım hemen portakal ağacı söküp geliyorum bir koşu. Sizi bir tabak paklamaz da!"  Mustafa'nın dediği şey ile İnci kaşlarını çattı.  "Sen bana obur mu diyorsun?"  "Sen bana kardeşim mi diyorsun?"  İkisi de inatlarını tokuştururken ilk vazgeçen İnci Sofia oldu ve omuz silkip önünde ki tabağı uzattı.  "Portakal!"  "Mustafa!"  "Ne?"  "Adım kardeşim değil Mustafa!"  "Bende Mahmut demedim ya!"  Mustafa sabrının son kırıntıları ile sabır diledi ve sinirle İnci Sofia'nın uzattığı tabağı aldı elinden.  Bir tabağa portakal dolduran Mustafa geri döndü güverteye. Gördüğü şey ile durakladı. İnci Sofia ve şımarık zengin bebelerinden biri dip dibe idi.  Çocuk İnci'nin kulağıma bir şeyler söylüyor İnci Sofia'da gülüyordu. Mustafa neden sıktığını dahi bilmeden dişlerini sıktı ve sakin olmaya çalışarak onlara yaklaştı.  Hala Mustafa'nın farkına varamamış ikili git gide Mustafa'yı kızdırırken Mustafa tabağı küt diye masaya bıraktı.  İnci Sofia irkilerek Mustafa'ya baktı. İnci'nin gözlerinde bir anlık korkuyu gören Mustafa'yı pişmanlık esir alırken belli etmeyerek yerine geri geçti.  İnci ve Mustafa bir kaç saniye bakışırken, İnci Adonis'in konuşması ile tekrar ona baktı.  Adonis'den ne kadar kurtulmaya çalışırsa çalışsın kurtulamayacaktı. Babası inat etmişti bir kere, onları evlendirecek servetine servet katacaktı. Ailelerini destekleyen Adonis dünden razıyken İnci Sofia her geçen gün nefessiz kaldığını hissediyordu.  Bugün ilk defa bir adam onu onluktan çıkarmış, gurursuzluk yaptırmıştı. Eğer adam ona numarasını verseydi ve görüşselerdi herşey farklı olabilirdi. İnci Sofia ona aşık olabilir, herşeyi silip atabilirdi.  Belkide çoktan aşık olmuştu... ❦ • Teknede 9.Gün • Tekne'de İnci ve Mustafa için git gide işler çığırından çıkarken, birbirlerinden kaçmak için köşe arıyorlardı.  İnci o üzerinde çocuk şımarıklığını atmış mantıklı düşünmeye başlamıştı. İki gün önce babasının arayıpta nikah için gün aldığını söylemesi ile İnci'nin dünyası başına yıkılmış, Mustafa'dan uzak durmaya başlamıştı. Çünkü görmek bile yetiyordu kalbinin hızlanması için. Korkuyordu Mustafa sonu olacak diye.  Mustafa ise üzerinde ki o ağır abi tavırlarını düşünmüş İnci'yi kırdığını farketmişti ve elinden geldiğince kibar olmaya çalışıyordu. Ama anlamadığı bir şekilde İnci yüzüne bakmaz olmuştu. İlk gün açık açık ondan hoşlandığını gösteren kız gitmiş yerine yabancı bir kız gelmiş gibiydi. Üstelik Adonis denen herifle de yakın olması Mustafa'yı sinir ederken umursamamaya çalışıyordu.  Mustafa elinde ki meyve tabağını güverteye götürdü. Yerde oturan İnci ve arkadaşlarının önünde bulunan tabakların arasına bıraktı tabağı. O sırada İnci ile göz göze gelince İnci yutkundu ve gözlerini kaçırdı. Mustafa onun bu haline kaşlarını çattı.  Sinirini bozmaya başlamıştı İnci'nin tavırları.  ❦ • Teknede 12.gün • Herkes bir köşeye çekilmiş tatilin keyfini çıkarırken Mustafa, Somer ve Tekin ise dümende kaptanın yanındaydı. Mustafa'nın gözleri sürekli etrafta dolaşıyor İnci'yi arıyordu.  Bugün hiç güverteye inmemişti. Mustafa deli gibi merak ediyordu ama gururuna yediripte arayamıyordu etrafta. Adonis denen herifin odaların katından çıkmasıyla kaşlarını çattı. Oda mı yoktu etrafta bunca saattir? İnci'de yoktu.  Mustafa içini kemiren düşünceler ile konuşan kaptan ve arkadaşlarını umursamadan dümenden çıktı ve kimseye görünmeden odaların katına gitti. İnci'nin odasına geldi ve derin bir nefes alarak kapıya vurdu iki kere.  "Adonis git artık! Tamam sorun çıkarmayacağım dedim!" İnci'nin ağlamaklı sesle çıkan Yunancası ile Mustafa kaşlarını çattı.  Ne sorunundan bahsediyordu bu kız?  Mustafa dayanamadı ve kapıyı açıp içeriye girdi. Odanın ortasında bulunan yatakta, bacaklarını kendine çekmiş yatan İnci, Mustafa'yı görmesi ile hızla toparlanıp yataktan kalktı. Artık karşı karşıya kalmışlardı.  "Sen... Senin ne isin var burada?"  Mustafa bitik bir halde olan İnci'yi süzdü ve boğazını temizledi.  "Neden çıkmadın dışarıya diye bakmaya geldim."  İnci, Mustafa'nın kendisini merak etmesine şaşırsada ondan uzak duracağı hakkında verdiği sözü hatırlayıp çocuk gibi sevinme tepkisini tepikledi aklından.  "Neden, seni ne ilgilendiriyor?"  Mustafa ne diyeceğini bilemezken gözlerini kaçırdı.  "Ben gitsem iyi olur?" Mustafa o hakkı kendinde bulamayarak arkasını dönüp gidecekti ki İnci'nin hıçkırığı ile durakladı. İnci, on iki gündür tanıdığı ama yıllardır tanıyormuş gibi hissettiği bu adama bir kez sarılmayı istedi o an. Eğer Adonis ile evlenecekse, Mustafa'ya sarılmamanın pişmanlığı olmadan evlenecekti.  "Bir kere, bir kere bana saril Mustafa."  Mustafa, İnci'nin ağlayan sesini işitmesi ile kalbinde ki karıncalanmaya dur diyemedi. Mustafa hızla arkasını döndü ve ağlamakta olan İnci'ye baktı.  "Neden ağlıyorsun? İnci, ağlama." Mustafa İlk defa İnci'ye adı ile seslenirken İnci nefes alamadığını hissetti.  "İnci Sofia benim adim." mırıldandı İnci gözyaşları arasından.  "Benim için İncisin.." İnci ayak bağlarının çözüldüğünü hissederken tutunmak adına Mustafa'nın beline sarıldı. Mustafa şaşkınlıklıkla kalakalırken burnuna gelen sümbül kokusu ile gözlerini kapadı. İstemeden elleri beline yerleşti ve burnunu saç tellerinin arasına sokup buram buram İnci soludu.  "Nerde o ilk gün ki arsız kız? Bu ağlayan sümüklü kız halleri hiç yakışmıyor sana."  Mustafa'nın bıyık altı gülümsemesi ile söylediği şeyler istemeden İnci'yi güldürdü ve Mustafa'dan ayrılıp karnına vurdu yumrukla.  "Sensin sümüklü!"  "Ben Mustafa'yım!"  İkisi birden gülmeye başlayınca, birbirlerinin gülüşlerini izlediler dakikalarca.  ❦ • Teknede 17.gün • İnci akışına bırakmış kalan on dört günü içinden geldiği gibi yaşamak istiyordu. Adonis'ten elinden geldiğince uzak duruyor ve hatta Adonis odasına gelince o odadan kaçıyordu. Mustafa ile adını koymadıları bu ilişkiyi yaşarken gram pişmanlık ve suçluluk duygusu duymuyordu. Çünkü Mustafa varken hepsi o kadar hafif kalıyordu ki.  Gece olunca ne yapacağını en ince ayrıntısına kadar düşünüyordu. Mustafa'ya iyiden iyiye bağlanmıştı. Mustafa'ya herşeyi anlatmayı ve ona kaçmak istediğini söyleyecekti.  İnci ile Mustafa gece yarısı herkes uyuduktan sonra güvertede buluşuyor saatlerce konuşup gülüşüyorlardı.  Şimdi de İnci karanlık koridorda ilerleyerek güverteye çıktı. Mustafa arkası dönük bir şekilde denize bakıyordu. Gülümsedi İnci. Çok fena aşık olmuştu, o kadar emindi ki. Kaba saba bir herife aşık olmuştu. Babası duysa kalbine inerdi herhalde.  İnci, Mustafa'nın yanına yere oturunca, Mustafa İnci'ye çevirdi gözlerini ve gülümsedi.  "Hoşgeldin Portakal güzeli.."  İnci dişlerini göstererek güldü ona. Böyle diyordu Mustafa ona son bir kaç gündür. Hoşuna gidiyordu Mustafa'nın onun için taktığı aitlik isimleri ve tavırları.  "Hosbuldum.."  Mustafa bozuk Türkçesine bile bayıldığı bu kadının konuşmalarına biterken kolunu omzuna attı ve onu kendine çekti. İnci yerini bulmuş gibi Mustafa'nın boynu ile omzu arasında ki boşluğa yaklaştı ve sigara ile harmanlanmış deniz kokusunu soludu derin derin.  "Denis kokulu bir adama asık oldum." İnci'nin aşk sarhoşu bir halde Mustafa'ya ilk kez yaptığı itiraf ikisinin de soluğunu kesti.  Mustafa yutkundu ve gözlerini kapayıp açtı. Rüya değildi.  Dudaklarını İnci'nin alnına bastırdı ve oda fısıldadı.  "Sümbül kokulu bir portakal güzeline aşık oldum.."  İnci, sevinçle yerinden fırladı ve ayağa kalktı hızla. Mustafa'nın kolu boşluğa düşerken İnci yerinde zıplıyordu. "Ayy bana asik mi oldun sen? Ayyy gersekten mi?" İnci hala sindirememiş kendine inandırmaya çalışırken Mustafa eski utanmaz İnci'nin geri gelmesi ile iyiden iyiye keyiflenmişti.  İnci Mustafa'nın kolundan tuttu ve kaldırmaya çalıştı yerinden.  "Hadi gidip evlenelim!"  Mustafa şaşkınlıklıkla gözlerini kısarken İnci'nin arsızlığı tutmuş susmuyordu.  "Hadi ya çok isimiz var daha. Evleneceğiz falan daha sonra da gerdek falan çoook is valla.." Mustafa artık dayanamamış kahkahayı basmıştı. İnci, bozuk Türkçesi yüzünden güldüğünü düşünürken birden somurtmaya başladı.  "Ne gülüyorsun komik mi?"  "Çok kızdan edepsiz teklifler aldım ama ilk defa hem evlilik hemde gerdek gecesi için teklif aldım mazur gör.."  İnci'nin kaşları hayret ile havalandı ve sinirle yerine geri oturdu.  "Kaba herif! Çok kizdan edepsiz teklifler almismis! Edepsiz herif!"  Mustafa gülmemeye çalışırken dahada çok gülüyordu. İnci'nin somurtması inanılmaz tatlı gelirken kolunu omzuna koydu ve tekrar onu kendine çekti.  "Benimle evlenmek gerçekten istiyor musun?"  Mustafa'nın sorduğu soruyla İnci yan gözle baktı ona.  "Evet.."  "Ben zengin değilim İnci. Sana tekne tatilleri, pahalı kıyafetler, hizmetliler ve en önemlisi bir yalı veremem. Benim babam ayakkabı tamircisi, annem ev hanımı. Ben ise babama yük olmamak için buradayım. Bunları göze alarak mı bana evet diyorsun?"  İnci'nin içi Mustafa'nın yüzünden okunan hüzne parçalanırken yutkundu. İnci omzunda ki ele uzandı ve tutup o eli kucağına indirdi. Mustafa'nın nasır tutmuş avuçlarının içinde gezdirdi yumuşak parmaklarını.  "Ben sen olduktan sonra herşeyi göze alırım Miso.." Mustafa kaşlarını çattı. Miso'da neydi?  "Çatma hemen kaslarini. Miso seninle ben demek. Mustafa'nin M'si, İnci'nin İ'si ve Sofia'nin So'su. Tabi Mustafa'nin için de geçen S'de olabilir Miso'da ki S."  Mustafa İnci'nin ciddiyetle anlatan haline gülmeden edemedi.  "Artık adım Miso desene."  "Hayir ya. Ben Mustafa'yi seviyorum."  "Bende Miso'yu seviyorum. Çünkü ben senim"  İnci, Mustafa'nın avuçlarının içinde ki elini kaldırdı ve nasırlı sert ellerine dudaklarını bastırdı.  "Hersey için geç olmadan gidelim buralardan Miso."  "Ne için geç olmadan?" Mustafa her geçen gün İnci'nin bir derdi olduğunu anlasada onun anlatmasını bekliyordu ama bekleyecek hali kalmamıştı artık.  "Bosver. Şuan sadece sen ol istiyorum Miso."  Mustafa, yani Miso artık gerçekleri öğrenmek istediği için itiraz edecekken İnci bunu anladı ve hiç bir tereddüt duymadan Miso'nun dudaklarına uzandı.  Miso dudaklarında hissettiği sıcaklık ile şaşırdı ve kalakaldı. Bu kız kesinlikle yürek yemişti.  Miso ellerini İnci'nin yanaklarına çıkardı ve İnci'ye karşılık verdi.  ❦ • Teknede 25.gün • Herkes kahvaltı masasında yerini almış otururken İnci'nin gözleri sürekli Miso'da idi. Miso bunun farkında ve gülmemek için zor tutuyordu kendini. İnci'nin her an üstüne atlayabilecek kabiliyeti vardı ona göre.  Adonis gözlerini İnci'de gezdirdi ve elinde ki çatalı sıktı. Bu ara İnci ve şu Türk çocuğu iyice gözüne batmaya başlamıştı.  "Sofia, babam aradı düğünümüzü Atin'da yapmaya karar vermişler."  Adonis'in sırf gıcıklık yapmak için Yunanca söylediği şey ortaya bomba gibi düşerken Miso yerinde kaskatı kesilmişti.  İnci pişmanlıkla yerinde donup kalırken gözlerini Miso'dan alamıyordu.  Adonis dahada ileri giderek İnci'nin elini tuttu ve uyarmak amaçlı sıktı. Bunu gören Miso dişlerini sıktı ve daha fazla bu manzarayı bakamayacağını düşünerek arkasını dönüp ilerlemeye başladı.  Miso damarlarında kor bir ateşle akan öfkenin farkındaydı. Oraya geri dönüp o adamın kafasını patlatmamak için kendini zor tutuyordu.  Miso daha fazla bu teknede kalmanın iyi bir fikir olmayacağına karar vererek hızla küçük odasına girdi ve kapıyı kırarcasına kapadı.  Küçük dolabına ilerledi ve tuttuğu gibi valizi yatağa fırlattı. Nasıl salak olabilmişti o melek yüzlü şeytanın karşısında.  Eşyalarını fırlatırcasına valize doldururken odanın kapısı açıldı ve içeriye kıpkırmızı gözlerle İnci girdi.  Miso'nun sinir kat sayısı artarken İnci titreyen elleri ile kapadı kapıyı ve korku ile konuştu; "Mi-Miso.."  "Kes sesini sofia! Çık şu odadan!" Miso ilk defa duygusuzlukla İnci'ye Sofia derken İnci korku ile irkildi. "Miso dinle. Bak sandiğin gibi değil.."  "Ne Sanıyorum? Ne sanıyorum ben Sofia? Benimle evlenmek isteyen kızın sadece sekiz gün sonra başkasıyla evlilik hazırlığı yaptığını öğreniyorum! Ne sanıyorum ben!"  İnci duymalarından korktuğu için yalvaran gözlerle baktı Miso'ya.  "Bak sana yemin ederim ki seni sevdim sadece Miso. Babamin zoruyla o Adonis ile evlenmeliydim. Ama senden önce idi Miso. O yüzden dedim sana evlenelim, kaçalim diye. Sana bunu en basindan söylemeliydim, ama korktum bu tekneden giderdin eminim. Gitmene dayanamazdim Miso. " Miso ağlayan İnci'de ateş yanan gözlerini gezdirdi ve karıncalanan ellerini pantolonuna sürttü.  "Git İnci... Sinirim geçene kadar da karşıma çıkma."  Miso'nun tekrar İnci ismini söylemesi ile İnci'nin gözleri sevinçle parladı. Demek ki onu affedebilirdi.  "Tamam tamam gidiyorum. İyi düsün tamam mi?"  Miso cevap vermemeyi seçerken İnci arkasını dönmüş çıkmaya karar vermişti. Miso kendine hakim olamadı.  "Adonis denen kanı bozuktan da uzak dur benim sinirim geçene kadar İnci."  İnci mutlulukla gülümsedi ve ona doğru dönüp hızla kafasını olumlu anlamda salladı.  ❦ • Teknede 27.gün • İki gün geçmesine rağmen Miso'dan ses seda yoktu. Güverteye bile gelmiyordu. Arkadaşları Somer ve Tekin'den öğrendiğine göre hastayım diyerek kaptandan izin almıştı. İnci deli gibi merak etsede cesaret edip gidemiyordu odasına.  İnci'nin taktığı plak arka fonda çalarken İnci gözlerini kapadı ve kendine çektiği dizlerine koydu kafasını.  Plakta çalan şarkının hafif cızırtılı sesi iki gündür olduğu gibi yine ruhuna iyi geliyordu. Şarkıyı her dinledikçe aklına Miso geliyordu. Marika Papagika'nın söylediği Manaki Mou şarkısını Miso'da dinlemeliydi. İleride çocukları ile oturup yaşadıklarını çocuklarına anlatırken dinlemek isterdi bu şarkıyı İnci.  ❦ "İnci'nin bir suçu yokmuş ki Miso." İpek dolu gözleri ile Miso'ya bakarken Miso'nun gözleri gramafonda idi.  "Yokmuş..."  İpek deli gibi İnci'ye ne olduğunu merak ederken cesaret edip soramıyordu.  "Eee Sonra ne oldu?" demekle yetindi.  Miso, İpek'i ne olduğunu öğrenmek için kıvrandığını gördü ve güldü onun bu haline. Miso fazla özele girmeden anlatmaya devam etti İpek'e üstün körü.  ❦ • Yıl 1993 • Çalan kapı ile İnci düşüncelerinde ayrıldı ve 'gel' dedi Agate'nin geldiğini düşünerek.  Kapı açıldı an içeriye Agate değil Miso girdi.  İnci oturduğu yataktan doğruldu ve çekingenlikle baktı elleri pantolonunun cebinde olan Miso'ya.  "Adonis'den uzak durdum dediğin gibi."  İnci'nin suçlu bir çocuk gibi yere bakması ve dudak bükmesi istemeden güldürdü Miso'yu.  "Biliyorum."  Miso'nun gözleri loş odada gezdi ve şarkının çaldığı gramafonu gördü.  "Şarkı güzelmiş.."  "Güseldir... Sözleri de güseldir."  İnci'nin çocuk masumluğunda ki haline gülümsedi Miso ve iki gündür geceleri İnci'nin kapısına oturup ezberlediği şarkının sözlerini mırıldandı  "Ben kendimi aman gülün dibinde buldum.  Kuru kuru sevdaymış sarardım sordum.  Sevda bir düş imiş aman kendime yordum.  Ay karanlık gece vurdular beni.  Yarin çevresine sardılar beni.  Değirmen deresi bölük, kadınım bölüktür.  İçerde ciğerim delik, kadınım deliktir.  Dünya dedikleri bir gölgeliktir." "Bir gün bu sarkiyi dinlerken, çocuklarimiza yasadiklarimizi anlatip güleriz diye hayal kurdum Miso..."  "Ne anlatacağım? Ananız beni ilk gördüğü dakikadan çapkınlık turları mı attı diyeceğim?"  Miso'nun gülerek söyledi şey ile İnci utançla kafasını eğdi.  "Miso ya!"  Miso gülmeyi kesti ve bir kaç adım yaklaştı İnci'ye.  "Yarın İnci... Yarın gece bu saatlerde gidiyoruz.."  İnci şaşkınlıkla baktı Miso'ya.  "Nereye?"  "Önce evleneceğiz, daha sonra da Atıfet'e gideceğiz. Doğup büyüdüğüm Mahalleye... "  İnci sevinçle elleri çırptı ve Miso'nun boynuna atladı.  "Tesekkür ederim tesekkür ederim. Beni affedeceğini biliyordum Miso."  Miso Gülümsedi ve İnci'nin saçlarıma öpücük kondurdu.  İnci, Miso'dan ayrıldı ve hala parmak uçlarında yükseliyordu Miso'nun göz bebeklerine direk bakabilmek için. "Diyorum ki; bir kafe acariz orada. Tabi acmadan önce calisiriz, para kazandiktan sonra da kafemizi acariz. Adini da Miso koyariz, rengarenk olur böyle. Kücük kücük masalar. Biz yaslaninca oraya gelen genclerin asklarini izlediğimizi düsünsene Miso. "  Miso, İnci'nin bozuk Türkçesi ile zar zor hayallerini anlatmasına güldü ve İnci'nin alnına öpücük kondurdu. İnci daldığı hayallerden çıktı ve gülen Miso'ya baktı. İçi gitti...  "Böyle güsel gülünmez!"  İnci'nin dediği ile Miso dayanamayıp dahada gülmeye başladı ve ellerini İnci'nin yanaklarının iki yanına koyarak fısıldadı dudaklarının üstüne.  "Böyle güzel sevilmez."  İnci'nin sol gözünden bir damla yaş mutluluktan akıp yere düşerken Miso dudaklarını bastırdı yaşın süzüldüğü yanağına ve ardından İnci'nin gözyaşı ile ıslanmış dudaklarını bastırdı İnci'nin dudaklarına.  O gece onlardan geriye Mustafa ve İnci Sofia değil, Miso kalmıştı sadece.  ❦ Miso gözlerini araladı ve eliyle yan tarafını yokladı. Hissettiği boşlukla hızla yataktan doğruldu ama umduğu gibi İnci'yi bulamadı. İnci yoktu. Miso hızlı yataktan kalktı ve etrafa baktı.  Nereye gitmişti bu kız?  "İnci?"  Miso odanın banyosuna doğru ilerledi ve kapıyı vurdu iki kere.  "İnci orada mısın?"  Odada ses soluk çıkmazken Miso hızla banyoya girdi. Orada da İnci'yi göremeyince delirmenin raddesine gelmişti.  Neredeydi bu kız?  Miso hızla odadan çıktı ve güverteye ilerledi.  Beyaz gömleği buruşmuş saçları dağınık, göz altları şiş ve hali dumandı. Ama umursamadı. İnci'yi bulmalıydı.  Kulağına gelen ağlama sesiyle durakladı Miso. Bu İnci'nin sesiydi. Miso içinde parlayan ateş ile dümene fırladı.  Dümenin önünde ki takım elbiseli adamlar Miso'ya dik dik baktı. Ama Miso umursamadı ve içlerine daldı. Adamlar da tutmadı zaten onu. Sanki bir şeyi görmesini istiyor gibilerdi.  Miso dümenin ortasında yere çökmüş kırışmış beyaz elbisesi ve ıslak bir şekilde omuzlarına yapışmış saçlarıyla ağlayan İnci'yi gördü. Dünyası başına yıkıldı Miso'nun.  Babasının ve Adonis'in önünde diz çöküp ciğeri sökülene dek ağlayan İnci, Miso'nun geldiğini görünce utançla dahada eğildi yere.  "İnci..."  "Miso git... Yalvaririm git."  Yüzünü saklamaya çalışan İnci'ye mi baksın yoksa Adonis ve tanımadığı ama önemli biri olduğu belli olan adama mı baksın şaşırmıştı Miso.  "İnci buraya gel! İnci diz çökme şunların önünde!"  Miso İnci'ye doğru gidecekken kolunu tutan elle durdu. Diğer kolu da tutulunca kapana kısıldıklarını anlamıştı Miso ama yılmadı.  "Bırakın lan beni bırak! İnci kalk yerden İnci!" Miso'nun gürlemesi tüm tekneyi inletmişti.  Prenses gibi yetiştirdiği kızının bir hitmetçiye aşık olmasını yedirmeyen Andreas Caitlin nefretle baktı Miso'ya.  Adonis'in gece yarısı arayıpta olanı biteni anlatması Andreas'ın kanı kaynamaya başlamıştı nefret ile. Kızını boşuna mı prenses gibi yetiştirmişti. Bir çabulcu ile evlensin diye mi?  Andreas, İnci'yi kolundan tuttu ve kaldırdı. Miso'ya doğru çevirince Miso gördüğü ile şoka girdi.  İnci'nin gözünün altı dikey bir şekilde kanıyordu. Kan boşalıyordu demek daha doğru bir tabirdi.  "İn-inci..."  "Miso..." Birbirlerine çaresizlik ile bakan İnci ve Miso deli gibi korkuyorlardı. Ama kendileri için değil, birbirleri için.  "Bak kızımı ne hale getirdin gör! Senin yüzünden bizden kaçarken ne hale geldi gör!"  "Baba!" İnci can havliyle babasını susturmaya çalışırken babası hiç bir şeyi takmadan devam ediyordu.  "Kızım bir çabulcunun bıçağı ile kendine zarar vermeye kalktı. Senin bıçağın ile senden ayrılmamak için kendine zarar verdi!"  Miso yutkundu... Çok sevdiği babasının yadigârı bıçağa bakmak için zar zor adamlardan kurtuldu ve elini cebine attı. Bıçak yoktu.  İnci'si baba yadigârı bıçağı ile gül yüzünü mahvettmişti.  "Kızımı alıp gidiyorum. Eğer, eğer ki Sofia'nın peşine düşersen sana değil Sofia'ya ya olan olur. Sakın yapmam zannetme, yaparım!"  Andreas, İnci'yi kolundan tutup kaldırdı ve dümenin dışına doğru sürüklemeye başladı.  "İnci! İnci! Bırakın lan beni bırakın İnci'ye gideceğim bırak!" Miso'yu zar zor zapt eden adamlar yıkılmamak için zor duruyordu. Babasının peşinen sürüklenen İnci çığlık çığlığa ağlıyordu ve dönüp dönüp arkasına bakıyordu.  Miso'yu o halde gördükçe ciğerini söküp alıyorlarmış gibi hissediyordu.  Babasının teknesine zorla bindirilen İnci çırpınıyordu gitmemek için. İnci'nin arkadaşları sıraya dizilmiş yıkılışını izliyorlardı Andreas'ın teknesinde.  Teknenin uzaklaşmaya başlaması ile adamlar ellerinden kurtulmaya çalışan Miso'yu bıraktılar ve yan tarafta hazırda duran sandala atlayıp ters yöne gittiler.  Tekne git gide uzaklaşırken Miso ağlayarak dizlerinin üstüne çöktü İnci gibi.  Gidiyordu kadını. Ellerinden kayıp gidiyordu. Miso'nun gözü yerde ki kanlı çakısına kaydı. Çakıyı hızla aldı ve iyice Kaybolmaya yüz tutmuş İnci'ye bakarak Çakıyı gözünün altına getirdi ve İnci'nin ki gibi boydan boya bir yara açtı gözünün altına.  Miso şimdi Miso olmuştu...  İnci o uzaklıkta emin olamasa da görmüştü Miso'nun yaptığını. Onun canının yandığını düşünürken nefes alıp vermesi hızlanıyor, ağladıkça ağlıyordu.  İnci omzuna dokunan ele hırçınlıkla kendini geri çekti ve elin sahibine baktı.  "Yarın Yıldırım nikahı ile evleniyoruz Sofia. Daha fazla ağlama gözlerin şişer yoksa." Adonis'in hiç bir şey olmamış gibi davranması İnci'yi korkutmuştu. Miso ile beraber olduğunu biliyordu dün gece ama niye böyle davranıyordu? Bu ruh hastası İnci Sofia'nın sonu olacaktı. ❦ Ben gözyaşlarıma hakim olamayıp yüzümü masaya koyduğum kollarıma gömdüm ve ağlamaya başladım.  Miso'nun gözünden akıp iz tutmuş yaraya süzülen gözyaşına bakmaya cesaretim bile yoktu. Miso neler yaşamıştı böyle.  Nasıl hayatta kalmıştı yirmi altı yıldır İncisiz?  Düşündüm her acı çektikçe karşımda Miso'yu bulmamı. İnci'nin hayallerini yalnız gerçekleştiriyordu Miso. Miso benim acı çeken gözlerime her baktıkça İnci'yi görüyordu.  Masadan kaldırdım başımı ve Miso'ya baktım. Dolu gözlerine rağmen gülümsüyordu. Miso ben sana kıyamam ki. Yerimden kalktım ve Miso'nun tarafına gidip kollarımı onun boynuna sardım.  "Miso sen nasıl bir adamsın? Nasıl dayanabildin buna?"  Ben Miso'yu sıkı sıkı sarılırken Miso'da ağabey edasıyla kolumu tuttu.  "Sen nasıl dayandın sevdiğinin başkasına gitmesine?" diye fısıldayan Miso ile dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtı. Miso bu sefer saçlarımı okşamaya başladı.  "Miso, ya bende Akın'ı yıllarca göremezsem? Ben onsuz yaşayamam." "Yaşarsın, öyle bir yaşarsın ki hemde."  Ben Miso'dan ayrıldım ve Miso'nun oturduğu sandalyenin dibine çöktüm.  "İnci'den birdaha haber alamadın mı?"  Miso'nun bakışları tekrar cama kaydı gözlerinin dolduğunu görebiliyordum.  "Yirmi üç yıl önce haber aldım. İnci Adonis ile evlenmiş ve çocukları olmuş. Ben hayalini kurduğum aileye sahip olamazken onlar hayatlarına devam ediyormuş. Çok denedim başkasıyla denemeyi evlenmeyi ama İnci'nin her saniye gözümün önüne gelmesi bana da o kadına da haksızlıktı yapamadım. "  Nefesim boğazıma dizilirken nefes dahi alamadım. Miso yirmi üç yıldır bunu bilerek mi yaşıyor? Ya da yaşayamıyor.  Ben başımı Miso'nun dizine yasladım ve mırıldandım.  "Sen çok güzel seviyorsun Miso ve ben inanıyorum ki bir gün sende mutlu olacaksın." dedim ve iç çektim. "Gitmeliyim artık evdekiler merak eder. Sende eve git yat artık." Miso'ya öğüt vermem onu güldürmüş ve tamam anlamında kafasını sallamıştı.  Gözüm kısa bir an izi kalan yaraya kayarken tekrar gözlerine baktım ve boğazımı temizledim.  "Görüşürüz Miso..." Gidip tekrar ona sarıldım ve yanağını öptüm.  "Artık ben ağlamayacağım sende ağlama.."  "İtiraf et."  "Ne?"  "Akın gitmeden itiraf et İpek. Çok pişman olursun dönüşü olmaz."  Miso'dan ayrıldım ve dolu gözlerine baktım.  "Tamam edeceğim."  Biz Miso ile birbirimize güldük ve ben kafeden çıktım. Eve dönüş yolunu yürürken derin bir nefes aldım ve kaldırıp yüzümü gökyüzüne baktım.  İtiraf edeceğim Akın'a ne olursa olsun. Zaten gitmesine iki gün kalmıştı. İnceldiği yerden kopacaktı. Sonrada İnci'ye bulacaktım neye maal olursa olsun. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE