7.Bölüm: İtiraf

2662 Kelimeler
"Çık! Çık! Çık! Abi çık oradan!" Kaan'ın feryatları kulağıma çalındıkça kahkahalarla gülüyordum bir taraftan da market arabasına tutunuyordum sıkıca. Enes, Kaan, Nazlı, Aslı ve ben sabahın köründe buluşmuştuk kahvaltı için fakat planladığımız gibi olmamıştı işler. Akın'dan konu açılınca efkarlanmıştım ve bizim gerizekalı Enes ve Kaan'ın gazına gelince de kahvaltı yerine içki içmiştik parkta.  Tabi ilk içişimiz olduğu için fena çarpmıştı. Uzaya bile çıktık iki dakika önce.  Şuan Kaan ve Enes marketten arakladıkları iki market arabasına bizi bindirmişler mahallenin ortasında deli gibi koşturuyorlardı. Aslı ve Nazlı bir market arabasına binmiş Enes onları itiyordu. Ben ise bir arabaya oturmuştum ve Kaan deli dana gibi koşturuyordu bende ota boka gülüyordum. Babam beni böyle görse net öldürür. Ama kimin umurunda? Akın'ın gitmesine sadece bir gün kalmıştı, ben içmeyim de kimler içsin? "Necmiye teyze çık çık! Çık vallahi çarparım bak!" Enes nefes nefese kalmış sarhoş bir halde anırırken hepimiz deli gibi gülüyorduk. "Terbiyesiz! Anana söyleyeyim de gör sen. " Necmiye teyzenin bağırtısından sonra Aslı Enes'e bakmak için arkasına döndü ve kahkaha attı. "Yedin ayvayı Kanka. Tülay teyze seni topuklularıyla ezer" "Bade abladan randevu alırım iki saç baş yaptırır unutur kanka. " Enes saçma bir çirkinlikte gülerken ayaklarımı arabadan sallandırdım ve Kafamı arkama doğru eğip Kaan'a baktım. "Yasin abiye uçur beni Pikachu. Susadım ben normal mi bu? Haykıracağım galiba." ciddi bir ifade ile söylediğim şeyden sonra dudaklarımdan bir kahkaha firar etti. Camlara çıkan kadınlar, dükkanlardan çıkan esnaflar ve sokakta oyun oynayan çocuklar bize film izler gibi bakıyordu. Şuan eminim annemlere haber gitmiştir. Salla...  "Aşkıııımm!" Nazlı Aşkım diye uzatarak konuştu ve elini bana doğru uzattı. "Ağabeyin diyor ki; o rakıyı nerenle içtiysen orayı dikmeye geliyorum bekle dedi! Canım Demir adamım yeriiiğğmm." Nazlı olayı anlamamış aşık gibi salakça güldü. Salak! Ağabeyimin tehditini iltifat mı sandı acep bu safoz? Kahkaha attım ve elini tuttum uzanıp. "Ne oluyor lan? Ne Demir adamı amına koyayım? Lan bizden gizli manita mı yaptın sen?" Kaan'ın çirkef çirkef hareketleri ile yüzümü buruşturdum ve dudaklarımı yaladım. Kusacağım ulan biri durdursun şu arabayı. "Kanka duymuyor musun kulağına sokayım. Demir bizim odun Demir. "  "Sensin odun gevşek!" Nazlı Enes'e cırlarken Aslı mal gibi etrafa gülüyordu.  Ben kıkırdadım ve dudak büzdüm.  "Ağabeyin seni çiğ çiğ yiyecek bebeğim." "Yesiiinnn!" "Tövbe, kudurmuş bu." Aslı elini ağzına kapadı ve kıkır kıkır güldü. Bizde ona eşlik ederken Kaan şarkı mırıldanmaya başladı.  Sınıf: Arizonalar grubuna bu şarkıyı Ramo atmıştı ve ilk bu ne biçim şarkı diyip Ramo ile dalga geçmiştik. Daha sonra şarkı dilimize dolanmıştı ve şimdi ise Kaan bağıra bağıra söylüyordu. Yoldan geçen komşular bize şaşkınlıkla bakarken neyimiz olduğunu soruyorlardı ama şuan onlara cevap veremeyecek kadar kafamız dönüyordu. Aç karnına çarptı galiba bu rakı. İlk defa içtiğimiz içinde olabilir tabi.  Ben salak saçma düşüncelerde boğuşurken diğerleri de Kaan'la söylemeye başladılar ve bende onlara katıldım. "Yürüdüm gittim durmadım yerimde şarkılar çalarken her yerinde. Kafam boş, belki de bomboş ama önemi yok zaten herkes sarhoş."  Kahvenin önüne kahkahalar ve şarkılarla vardığımızda kahvedeki adamlar şaşkınlıkla bize bakıyordu.  Hepsi bir ağızdan neyimiz olduğunu soruyordu ve ayaklanmışlar bize bakıyorlardı. Kahvenin içinden Kenan ağabey, Fırat ağabey ve Akın çıktı. Akın. Kaan ve Enes meydanda koştura koştura bizi itiyordu.  "Aaa Demir adammm!" Nazlı'nın parmakla gösterdiği yere baktık ve ağabeyimi gördüm. Ayıcığım... Ağabeyin Nazlı'ya sinirle bakıyordu Akınların yanında. Bana da bakıyor sanırım görüntü bulanık. Salla...  "İpek! Kaan bir dur lan kırarım kafanı!" Ayy Akın'ı mı o?  "Nazlı ağabeyicim. Aloooo?" Fırat ağabey böğürdü. Haykırdım! "İçmiş lan bunlar? Kesin bu itlerin başının altından çıktı." Kenan ağabey çoksel homurdanıyor. "İçmişler kardeşim İçmişler! Ben dikeceğim ama onların içen yerlerini!" ağabeyimin ve Akınların bize doğru geldiklerini görünce çığlık attım.  "Köle daha hızlı!"  "Emriniz olur kraliçem!"  Kaan'ın dediği hoşuma kaçtı. Saçımı kraliçe misali savurdum ve kendi etrafımızda dönmeye başladık. Birden araba takıldı ve kendimi boşlukta buldum. Ne olduğunu anlamama vakit kalmadan beynimin sallandığını hissettim.  Siktir düştüm galiba!  Aslı, Nazlı ve Kaan'ın kahkahaları yankı yaparken Asfaltı öpüyordum yüz üstü.  "Sikeceğim ulan Kaan seni!" Ayy ne güzel gürlüyor sevdiğim. "Eniştem sayılırsın Akıncım kusura bakma yasak ilişkiye karşıyım. Hem tipim değilsin." Ne diyor lan bu değişik? Benim yerime mi itiraf edecek Akın'a yoksa?  Ettirmem! Akın'a ancak ben aşk itirafı yaparım! Ayy biri beni kaldırsa bari beynim sallanıyor.  Belimden tutulduğumu hissettim, sonra yerden kaldırıldım ve yere oturtturuldum. Herkes etrafıma toplanmış endişeyle bakarken kafamı arkaya doğru eğdim ve Akın'ı gördüm. Oda yere doğu eğilmişti ama oturmamıştı. Karın hizasına geliyordum.  Ayy çok yakışıklı bu çocuk ya...  Mal gibi gülmeye başladım.  "Kızım iyi misin?" Yasin abinin sorusuna kafa salladım. Bomba gibiyim.  "Alnın kanıyor Kanka.." Enes mırıldandı ve kafasını dik tutamayıp önünde ki Aslı'nın sırtına gömdü.  Elim alnıma giderken gördüğüm kanla gözlerim büyüdü. Niye hissetmiyorum acıyı?  "Ayy acımıyor. Ben galiba Damon aşkım gibi vampirim..." ben kafa gidik bir halde mırıldanırken herkes bana garip bir halde bakıyordu. Bu arada Akın hala belimi tutuyordu. Seni gidi seni. Az fırsatçı değilsin sende.  "Yanlışın var Kanka, Damon değildi o. Klaus'tu." ben Nazlı'ya öyle mi bakışları attım ve kısa bir an düşündüm. Kim hissetmiyordu acıyı lan?  "Salak salak konuşmayın ya Barry Allen'dı acıyı hissetmeyen!" Aslı bilmiş bir eda ile cırlarken derin bir nefes aldım. Kimdi ulan bu acıyı hissetmeyen duygusuz?  "Sokarım sizin vampirinize ulan! Susun iki dakika!" abimin bağırması ile sustum ve istemeden hıçkırdım.  "Çocuklar ne yaptınız ya?" (Yasin)  "Bu itler kızları da kendilerine benzettiler sonunda." (Akif)  "Kalbimizi kırıyon ama Mahmut abi." (Kaan)  "Akif ben Akif ne Mahmut'u?" (Akif)  "Bakayım. Aaa gerçekten Akif abiymiş. Kusura bakma abi ses var görüntü yok." (Kaan)  Kafamı arkaya eğdim ve Akın ile göz göze geldim. Belim ile evlenmek istersen anlarım Akın.  "İyi misin?"  Zehir gibiyim aşkım.  "İyiyim Dylan O'brien'den daha karizmatik olan Akın. " ben ne dediğimi bilmez bir halde mırıldandım ve kafamı karnına yasladım.  "Hay sizin osunuza busunuza!"  "Midem bulanıyor..." ağlamaklı sesle konuştum ve kollarımı Akın'ın beline doladım. Akın'ın ellerini saçlarım da hissedince nefesim kesildi.  "Ayyaş oldun iyice başımıza ufaklık. İçki içeceğin kadar ders çalışsaydın ya." Akın'ın kıkırtısı kulağıma ilişince güldüm bende ve burnumu karnına bastırıp kokusunu içime çektim.  Gülme sesleri yükselince kaşlarımı çattım. Ayı mı oynatıyoruz?  "Akın."  "Ne oldu püsküllü bela? Bakıyorum kafalar uçunca ağabey de uçtu. "  "Akın, benim bence şöyle senin boylarında, senin göz renginde ve senin gibi gülen bir oğlum olacak İleride." "Ne?" kahkaha seslerinden Akın ile birbirimizi zor duyuyorduk. Sanırım Kaan ve Enes yine mallık yaptı. Ben hiç yapmam öyle şeyler. Kafamı yan tarafa çevirdim ve yan gözle baktım etrafa. Yasin abi ve mahallenin erkekleri kahveye geri dönmüştü belli ki.  Şuan Akın'lar ve bizden başka kimse yoktu.  "Yaa Enes kalk sırtımdan! Eski sevgililerine bu kadar dayanmadın!" "Lan kardeşime mi dayıyor bu orangutan?" (Kaan)  "Düzgün konuş it! Kim dayıyormuş kardeşime!" yürü be Kenan ağabey.  Canım Kenan ağabeyim.  "Ağabey dayamıyor dayanıyor!"  "Sus kızım çarpacağım ağzının ortasına! Leş gibi rakı kokuyorsunuz!" Hiçte bile!  "Telefonum nerde benim?" (Enes)  "Ne yapacağın? Dur dur yok telefonun falan ne yapacağın?" (Fırat)  "Eski sevgililerimin hepsine kandil mesajı atacağım, şansıma belki birinin saflığına denk gelir de tekrar deneriz." (Enes)  "Bugün Kandil değil ki? Ayy yoksa kandil mi? Allah'ım günaha mı girdik?" (Nazlı)  "Seninle evde görüşeceğiz Nazlı!" (Fırat)  "Tamam ağabeyicim kızma." (Nazlı)  "Ağabey!" ağabey bir bak buraya. Ayy sıcacıkmışta Akın'ın karnı.  "Ne var lan?"  "Ne farkettim biliyor musun? Sen güneşte ela manitinin yanında fena oluyorsun." dudaklarımdan tekrar hıçkırık firar etti ve güldüm kendi kendime. Sarhoş oldum ben galiba.  "İpeeekk!"  "Demiiirr!"  "Demir'im sevgilisi mi var?" (Fırat) Evet Fırat ağabeyicim hemde kız kardeşin.  "Susun ya beynim acıdı!" (Enes)  "Beyni mi varmış la bunun?" (Aslı)  "Senide gördük karşiiim.." (Enes)  "Laf mı soktu bu bana? Ağabey bana laf mı soktu? Bana bana kardeşine!" (Aslı)  "IQ zirve yapmış kız kardeşim var diye gururlanıyordum ya ben. Şuan da o gurur yerleri süpürüyor ağabeyicim." (Kenan)  "Kusacağım!" (Nazlı)  "Şu ortama ancak kusulur tabi." (Demir)  Gelen öğürme sesiyle irkildim ve Akın'ın belini bırakıp arkamı döndüm.  Nazlı yere eğilmiş kusuyordu. Herkes şokla ona bakarken midemin yukarıya kalktığını hissettim.  "Bende!" birden bende öğürmeye başladım ve yere doğru eğildim. Arkamdan saçlarımın tutulduğunu hissederken, öğürme sesleri üçe katlandı. Siktir!  Sevdiğim çocuğun önünde kusmak nedir? Allah belamı versindir!  ❦ "Delirdin mi kızım sen? Sabahın köründe aç karnına içki içmek için kafayı sıyırmak gerek. " Akın beni azarlarken ağabeyim ve diğerleri de Nazlıları fırçalıyorlardı.  Akın'lar Yasin ağabeyinin kahvesine zar zor bizi sokmuştu. Şimdi hepimiz masada dağınık bir şekilde oturmuş Akın'ın bize kahve yapmasını bekliyorduk. Mahallenin erkekleri ise diğer masada bize bakıp akıl veriyorlardı. Ama dinleyen kim?  "Özür dilerim.." Akın bana yan gözle baktı ve önüne kahveyi koydu. Tepemde dikilen Akın kahveyi içmemi beklerken ters bakışlar atıyordu.  "Niye içtin?" senin için.  "Hiç... Merak ettik sadece."  "Merak ettiniz?" Akın'ın kaşları hayretle havalandı ve sinirli bir ifade ile güldü. Akın etrafa baktı ve daha sonra bana doğru eğildi.  "İnanmadım ufaklık, seninle sonra konuşacağız bu konuyu. Yeter günlerdir dağıldığın, neyin varsa söyleyeceksin artık. "  Bende onun için uğraşıyorum Akın, ama olmuyor. Kıyamıyorum seni seviyorum demeye. Çünkü seni seviyorum gibi özel bir sevgi sözcüğünün karşılığı öfke ile söylenecek sözler olmamalı.  Akın doğruldu ve Aslılara doğru gidip nasıl olduklarına baktı. Bende Akın'ı izledim. Son bir gün...  Yıllar sonra pişman olmamak için söyleyeceğim. Ne olursa olsun söyleyeceğim ki, korkaktım yapamadım demeyeceğim gelecekte. Emek verdiğim sevdayı tüm cesaretimle söyledim ama olmadı diyeceğim gururla.  ❦ Ayaklarım ılık suda süzülürken kafamı yan yatırdım ve hafif hafif dalgalanan denize baktım.  Akşam üstü kızıllığı denize çökmüş etraf bir kaç çocuk sesi dışında sessizdi. Evde zar zor ayılmışken birde anneme kendimi anlatmaya çalıştığım sırada Akın'dan mesaj gelmişti ve beni buraya çağırmıştı.  Mahallenin kuytusunda ve sokağın sonunda bulunan bu küçük deniz bize yetiyordu. Bazen hava güzel olduğunda buraya mahallecek gelir mangal falan yapardık. Neyse ki şansıma bugün bir kaç çocuk dışında kimse yoktu. Akın'a herşeyi söylerken kimsenin duymasını istemezdim. Henüz nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordum ve deli gibi korkuyordum.  "Ufaklık..." Akın'ın mırıltısı kulağıma ilişirken istemesizce gözlerim kapandı. Ve derin bir nefes alıp gülümsemeye çalıştım. Yanıma oturan Akın'a çevirdim kafamı ve göz göze geldik.  Dizinin bir tanesini kırmış diğerini de bağdaş kurur gibi yukarıya doru kırdığı dizinin altına sokmuştu. Ellerinden biri kırdığı dizinde diğeri de oturduğumuz taşın üzerindeydi ve şort giydiğim için çıplak bacağıma değiyordu.  Nereden başlayacaktım? Hemen sana aşığım dersem ciddiye bile almaz. Bırakıp gitme ihtimali de yüksek. Beni başkasına aşık sanıyor ama kim olduğunu bilmiyor. Adım gibi eminim ki bu hallerimi kendine, yani adını dahi bilmediği platoniğime bağlıyordu. Ve soracaktı da buda benim şansımdı. O soracak ben anlatacağım. Sonunda o adamın kendisi olduğunu öğrenince vereceği tepkiden deli gibi korkuyordum ama artık geri dönüşü yok.  "Ne oluyor Küçüğüm, ne bu halin? Günlerdir İpek olmaktan çıktın." ama seni sevmekten vazgeçmedim.  "Çünkü canım acıyor. Yalnız sevmek çok can yakıcı. " sesim içime kaça kaça söylediğim şeyi Akın tahmin ediyormuş gibi derin bir nefes aldı. İlk defa cesaretime hayran kalmıştım.  "İpek, anlayamıyorum. Bir erkek için kendini bu kadar dağıtmanı anlamıyorum. Sen böyle dedikçe dahada sinirleniyorum. Küçüksün sen daha ne sevdası bu? Gidip o çocuğun ağzını burnunu kırsam içim soğumaz. Nefret ediyorum sen böyle olunca."  Bir bilsen Akın. Bir bilsen o çocuğun sen olduğunu.  Kalbimin gümbürtüsünü duyuyor mudur? Umarım duymuyordur.  Akın bir şey söyleyecek gibi oldu ve daha sonra dudaklarını birbirine bastırdı. Gözlerinde kıvılcımı görebiliyordum. Ama bunun kıskançlık kıvılcımı olmadığını bilecek kadar onu iyi tanıyordum. O şuanda bana acı çektiren çocuğu dövmemek için meşaleler yakıyordu gözlerinde.  "Ona aşık olduğumu anladığım zaman çok ağladım. Öyle ağladım ki utandım kendimden. Yaşım kaçtı ve o kimdi? Sonra alışmaya başladı kalbim o yabancı hisse. Kendimden utandığım için utandım bu seferde. Ona aşık olduktan sonra bulmuştum asıl beni çünkü. Sanki aşık olmak için doğmuş gibiydim. 14 yaşında aşık olmuş bir kız, bu dört yılda onu unutamadıysa ve her gece onu düşlediyse, her kahkahasını onun için attıysa, her gözyaşını onun için döktüyse ve her nefes alış verişinde onun için alıp verdiyse, başka ne için gelmiş olabilir ki bu dünyaya. " Gözlerim, Akın'ın ateş yanan gözlerimden boynunda atan damarına kaydı. Sinirlenmişti. Damarının atışından anlarım sinirlendiğini.  "Dört yıldır yorulmadan sevmek takıntı hali İpek. Bu çocuk sana zarar veriyor, bunu boş veriyor olamazsın." "Benim aşkım takıntı değil, şunu demekten vazgeç." sinirleniyordum. Benim aşkıma saygısızlık yapamazdı.  Derin bir nefes aldım ve devam ettim.  "Ben onun ellerinde büyüdüm..."  Akın'ın git gide kaşları çatılırken korku dolu bir nefes çektim içime. Anlıyordu bence artık ama olasılık vermiyordu.  "Unutmak bu kadar zor olmamalı. Unutmak istemiyorsun sadece İpek. Değmez gözyaşların ona." sana nasıl değmez Akın? Tek bir gülüşün çektiğim acılara bedel.  "Değer. En çok ona değer. Birini unutmak sandığın kadar kolay değil. Unutabilseydim yıllardır durmaksızın denediğim de zaten unuturdum."  Akın gezdirdi gözlerini yüzümde. Anlamaya başlıyordu.  "Ben onun tek bir gülümsemesine boyun eğdim." Akın kaçırdı dolmuş gözlerini benden Denize baktı düz bir ifade ile. İçinde tarttıkları bitmemiş gibiydi.  Akın tekrar çevirdi gözlerini bana bir kaç saniye bakıştık çöken karanlığın altında.  "Onun mavi gözleri benim gözlerime her çarptığında kalbim binlerce kez çarpıyordu aynı saniye de."  "Kim?" Akın'ın da sesi içine kaçmıştı. Anlamıştı sanki ve teyit etmek istiyordu. Anlamasını istiyordum, peki ya neden bedenim titriyordu? Beş saniye bakıştık sadece. İçimden saydım sabırla.  "Ben bana küçüğüm diyen ve gökleri gözlerinde taşıyan bir adama aşık oldum Akın. " O andı işte. Dondu ve sadece kısık gözlerle baktı.  Ona ima ettiğim, açık verdiğim anları gözünden geçiriyor parçaları yerine oturtuyordu. Ona yaptığım portakallı kekleri, evde olan yemeklerden götürdüğüm anları, nezarette uzattığım peçeteyi, bakışlarımı, ona nadiren ağabey dediğim, derken kekelediğim anları, Elif varken gerilmemi, Miso'da ona aşkı anlatmamı, Ada'da ki sahneleri hepsini gözden geçiriyordu.  Aramızda taşın üstünde duran, hatta bacağıma temas eden elini ateşe dokunmuş gibi çekti birden. Bakışları karşıya sabitlendi, art arda yutkundu. Vebalı gibiymişim gibi elini çekmesi canımı yakmıştı.  "Bu çok saçma.." Akın'ın fısıltılı ve titreyen sesi kalbimi bir kez daha paramparça ederek Akın yanımdan kalktı birden. Gözlerimi kapadım sakin olmaya çalışarak ve bende kalktım. Yan tarafa bıraktığım babetlerimi ıslak ayaklarıma geçirdim ve sakin bir tavırla şortumun arkasını silkeledim. Bu sakin tavırlarım onu deli ediyordu eminim ki.  Gözlerimi ona çevirince deli gibi parlayan gözleriyle karşılaştım. Çocuk sesleri bile yok olmuştu. Karanlıkta sadece birbirimize bakarken istemeden ürktüm vereceği tepkiden.  "Bu çok saçma!" Tüm sokakta yankı yaptı sesi, kalbimin duvarlarını yıktı.  "Ben sana ufaklık dedim. Küçüğüm dedim. Kardeşim dedim. Sen... Sana inanamıyorum İpek."  Ses tonu git gide yükselirken kulaklarım utançla yanıyordu ama bu haklı olduğunu göstermezdi. O değil, ben haklıydım!  "Demeseydin ya! Ben mi dedim bana kardeşim de diye! Sen bana kardeşim dedikçe ben nasıl yanıyorum biliyor musun? Bilmiyorsun, çünkü o kızlardan vakit bulup hiç bir zaman bana gerçek anlamda bakmadın!" doğduğumuzdan beri birlikte olduğumuz bu on yedi yıl boyunca ilk defa ona sesimi yükseltmiştim. İstemeden yükselen sesime benim kader Akın'da şaşırmıştı. "Hangi duyguya nasıl tepki verdiğini bile ezberlediğim bir adama yabancı olmak, paramparça ediyor Akın. Yüzündeki en küçük çizgiye kadar her şeyini aklıma öyle bir kazıdım ki, şuan vereceğin tepkiyi tahmin edebiliyorum. Yüzün buruşacak şokla ve nasıl farkettmedim diye kendini yiyip bitireceksin." Öyle oldu... Yüzü buruştu ve bunları bilmemim şaşkınlığı ile dudakları aralandı.  "Yapma..." yalvarış gibi çıkmıştı ses tonu. Sanki devam edersem ağlayacak gibiydi. Ama şimdi susarsam birdaha konuşamazdım. Susamazdım. "Seviyorum seni Akın. Ölüyorum ama çok seviyorum. " heyecandan nefes nefese kalmış bir şekilde onun çaresiz gözlerine bakıyordum. Yutkundum ve son kez umutsuz bir sesle mırıldandım.  "Elif'ten hoşlanmakta o kadar haklısın ki. Hoşlantı dedim aşk sanma Akın. Senin içinde beslediğin duygunun yansımasını görüyorum ben yılların verdiği tecrübeyle. Elif'i sevmiyorsun ama gereğinden fazla değer veriyorsun. O kadar haklısın ki. O kusursuz, güzel, akıllı, başarılı ve ideal yönetici bir eş adayı."  "Buna rağmen mi?" Dedi Akın mırıldanarak. Buna rağmen mi beni seviyorsun demek istedi.  "Gidin İngiltere'ye nasıl isterseniz öyle yaşayın. Ama benden seni unutmamı isteme. Gözlerinde görüyorum; başkasını sever ben gittikten sonra diyorsun. Deme. Yaram oluk oluk kanıyor. Yaram senin için kanarken, seni unutmak için bir başkasının elinden tutamam." "Yeni anladım.." Sakinleşmek Akın ellerini cebine koydu ve kızarmış gözleriyle beni süzdü. "Neyi?" fısıltı gibi çıkan sesimin ardından bir esinti vurdu askılının açık bıraktığı kollarıma. İstemeden kollarımı birbirine doladım göğsümde.  "Büyüdüğünü." Diyen Akın derin bir nefes aldı. "Bu aşkı seni senin gibi sevebilecek birine ver ufaklık. "  "Senin sevdanı başkasına mı vereyim yani?" o an küçük bir an Akın'ın gözlerinde ki gölgeye şahit olduğuma yemin edebilirim. Bu düşünce gözlerine kapkara bir gölge olarak dışa vurmuştu.  "Nasıl istersen öyle yap. Ben, yani biz yarın gidiyoruz zaten. Daha fazla kendine bunu yapma." Arkasını dönüp elleri ceplerinde karanlık sokakta ilerlemeye başladı Akın. Gözümde yaşları tutamadım ve ağlamaya başladım.  Bir an durdu. Kafasını yan tarafa çevirdi, bir an bakacak sandım ama durmadı tekrar başladı yürümeye.  Bitti mi yani hiç başlamayan hikâyemiz? 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE