8.Bölüm: Hoşçakal

1489 Kelimeler
Gözüm kaydı doğan güneşe. Sabahı yaptık yine uyumadan iyi mi.  Akın'ın bir kaç saat sonra gidecek olduğu gerçeği her zerreme yerleştiği sırada ağzıma gelen ekşi tatla yataktan fırladım. Odamdan çıktım ve iki kapı ileride ki banyoya girip kapıyı kitledim. Klozetin önüne çöktüm ve içimde ne varsa çıkardım. Ama saçlarımı tutan bir Akın yoktu bu sefer.  Dünden beri yaşadıklarım ağır gelmiş olacak ki bir taraftan ağlayıp diğer taraftan istifra ediyordum. Sinirim bozulmuştu artık.  Gözlerimde yaşları umursamadan kahkaha attım ve yan tarafta ki tuvalet kağıdına uzandım ve ağzımı silip Klozetin içine attım. Tuvalet kapısının abim, annem ve babam tarafından çalındığını işittim ama bu bile durdurmadı beni. Acınası haline kahkahalarla gülerek duvara yaslandım ve dizlerimi kendime çektim.  "İpek! İpek kızım aç şu kapıyı ne oluyor?" annemin telaşlı sesi ile kaşlarımı çattım. Annemi sorumsuzca böyle telaşlandırmak yakıştı mı bana? Neden değişiyordum böyle ben?  "Aşkım, babacığım niye kitledin kapıyı aç!" babam.. Bu hayatta beni üzmeyecek tek erkek senken, ben niye seni üzüyordum böyle? "İpek, abicim bak korkuyoruz hadi aç kapıyı. İpek, bu kapıyı kırdırtma bana." kahkahalarımı durdumazken kafamı duvara yasladım ve kahkaham kesildi. Gözlerimde ki yaşlar çeneme doğru süzülürken dudaklarımı ısırdım sesim çıkmasın diye.  Birden tok bir ses yankı yaptı banyoda. Bende irkildim ve şaşkınlıkla baktım kırılmış kapıya ve omzunu tutan abime. Kapının kilit tarafı kırılmıştı.  Ailem bana endişe ile bakarken istemeden utandım o an gözlerimi kaçırdım.  "Anne, hadi siz gidin ben İpek'i alıp geleceğim."  "Ama oğlum bir baksaydık."  "Hadi annem gidin işte geleceğiz biz." Abim, annem ve babamı gönderirken utançla yutkundum.  Abimin yanıma çöktüğünü hissediyordum ama kafamı kaldırıp ona bakmaya cesaretim yoktu. Titreyen ellerimi, kendime çektiğim bacaklarımın etrafına sardım.  "Bu kapıyı kırdırdın ya hastane masraflarımı sen karşılarsın artık."  İstemesizce güldüm abimin dediğine. Abimin eli omzunda dolaşıyordu yan gözle gördüğüm kadarıyla. Acımıştı sanırım canı.  "Ne oluyoruz İpek?" gülümsemem soldu ve yaşlarla ıslanmış gözlerimi kaçırdım.  "Özür dilerim.." ben utançla mırıldandım.  "Niye, aşık olduğun için mi?" dondum ve gözlerim sonuna kadar açıldı. Abim ne demişti öyle?  Art arda yutkundum ve gözlerimi abime çevirdim. İfadesizlikle bakıyordu bana.  "Sen... Abi yani nereden?" ben şaşkınlıkla kem küm ederken abim gülümsedi. Ama bu alaylı bir gülüştü. "O kadar açık ediyorsun ki artık İpek, anlamamak için salak olmak gerekirdi." kulaklarım alev alırken rahatsızca yerimde kıpırdandım. Abimin karşısında böyle gerileceğim aklımın ucundan geçmezdi.  "Abi ben..."  "Sen yanlış bir şey yapmadın İpek. Belki Nazlı'ya aşık olmasaydım, senin ne hissettiğini anlamamış olsaydım, kızardım. Hemde çok kızardım. Benim küçük kardeşim, kardeşim dediğime aşık olmuş. Muhtemelen suçu olup olmadığını umursamadan Akın'ın ağzını yüzünü dağıtırdım. " Abimin dediği hoşuma gitmiş ki gibi kıkırdadım ve abime biraz daha yaklaşıp başımı omzuna koydum. Abimin elini saçlarımda hissettim.  "Söyledin mi?" abimin tereddüt dolu sesini duyunca istemsizce yutkundum.  "Kızdı.."  "Bunu tahmin edebiliyordum İpek. Akın'ın seni kardeşi olarak gördüğü o kadar açık ki. Biz Nazlı ile çocukluktan beri birbirimizi seviyorduk ama hiç bir zaman belli etmedik son zamanlara kadar. Siz ise öyle değilsiniz. Sen Akın'ı ne kadar çok seversen sev, o seni kardeşi olarak görecek abicim. Üzülmeni istemiyorum İpek. " Sesim çıkmadı, nefes dahi alamadım o an. Kollarımı abimin beline sardım ve kafamı göğsüne yaslayıp gözlerimi kapadım.  "Ne zaman anladın?" aklımı kurcalayan soruyu aniden sordum.  "Sen gözyaşları içinde şarkı söylerken gözlerin onlara bakıp ben acı çekiyorum diye bağırıyordu abicim." istemeden gülümsedim. Abimin beni anlaması ve beni teselli etmesi bir nebze de olsun rahatlatmıştı içimi.  Öyle saniyelerce oturduk abimle. Bir kez daha anlamıştım bugün. Düşsem beni tutup kaldıracak ikinci erkek abimdi. İyi ki benim abimdi.  "Bir şey demeyecek misin?" abimin sorusuna iç çektim." "Nefes alıyorum, umutsuzluğa gerek yok."  Abimin saçlarını öptüğünü hissedereken kıkırdadım. Onunda gerilen dudaklarından güldüğünü anladım.  "Hâlâ mı?"  "Hâlâ ve belkide ömrümün sonuna kadar."  "Akıllanmazsın sen.."  "Kimin kardeşiyim?"  "Benim."  "Senin." kollarımı dahada sıktım ve huzurlu bir nefes aldım. Günler sonra huzurlu bir nefes alabileceğim tek yer abimin kanatlarının altıymış meğer.  "Kapıyıda kırdın."  "Yaparım ben."  "Abi Allah aşkına sen elleme daha çok bozulmasın."  "Sen çok biliyorsun kusmuklu safinaz."  ❦ Abimle konuşmamızın ardından abim hava almam için dışarıya çıkmamı söyledi. Bende itiraz edemedim zaten.  Adımlarım Atıfet'in en eski yerlerinden biri olan çocuk parkına doğru ilerlettim. Aklımda türlü düşünceler beni boğarken Akın'ın gitme saati yaklaştıkça git gide nefesim kesiliyordu.  Gitmesine saatler kaldı ama hala onu görememiştim. Görmek istiyor muydum dünden sonra muamma tabi. "İpek.."  Kalbim dört nala koşarken yutkundum ve yanan gözlerimi kırpıştırdım. Arkamda ki adım sesleri git gide yaklaşırken terleyen ellerimi pantolonuma sürttüm.  "Parka." devam etmemi istiyormuş gibi mırıldandı arkamda. Muhtemelen bir kaç adım ardımdaydı. Hâlâ yüzünü görememiştim. Deli gibi görmek istesemde son kez şuan bunu yapamıyordum. O ise hala gözlerimi görmeye hazır değilmiş gibi ardımda kalmıştı.  Derin bir iç çektim ve parka doğru adımladım. Parkın bahçesine girince bu sefer bank yerine salıncaklara doğru ilerledim.  Belki çocukluğumuzda olduğu gibi sallardı beni.  Akın'ın burada olması eminim ki tesadüf değildi. Abimin, benim Akın'ı son kez görmem için çabalaması beni epey şaşırtmıştı kabul. Ayıcık diyip durduğum abim duygusal bir aşık çıktı nasıl şaşırmam.  Ben salıncaklardan birine oturunca gözlerimi yere diktim. Bir kaç saniye sonra Akın önümden geçti ve diğer salıncağa oturduğunu gördüm yan gözle. Bir kaç saniye sessizce bekledik ve yavaş yavaş sallandım.  'Topla cesaretini İpek, bu onu son görüşün' dedi içimde ki küçük İpek. Haklıydı da. Gözlerimi Akın'a çevirdim ve o an göz göze geldik.  Bana bakıyordu zaten. Göz altı morluklarına ve kızarıklıklarına yutkunarak baktım. Benim gibi sabahladığı ortadaydı ama ağlamamış olmasını dilerdim.  Dudaklarını aralamıştı ki ondan önce davrandım.  "Seni ne zaman unutacağımı sorma." Akın araladığı dudaklarını kapadı ve yutkunduğunu hissettim. Elini dağılmış, hatta dünden beri düzeltmediği saçlarına getirmüş düşünceli bir halde tekrar dağıtmıştı.  "İpek, bak dünden beri aklımdan çıkmıyorsun. Ben başka biri için acı çektiğini düşünerek kendimi yerken sen... Yani davranışların, bakışların, konuşmaların birden anlamlı gelmeye başladı. O kadar kördüm ki göremedim. Eğer görseydim, sen bu kadar kapılmadan aramıza set çekerdim." Aramızda set çekseydin unutur muydum sanıyorsun Akın? Alaylı bir gülüş döküldü dudaklarımdan.  "İpek, aklından geçenleri tahmin edebiliyorum. Tahmin etmemeyi dilerdim. Senin üzülmeni istemiyorum İpek. Sen üzüldükçe benim canım acıyor. Beni unutursun, bu zor olmamalı. Başka birini seversin, inan başka birini seversen hayatın daha güzel olacak."  Gözlerinden anlıyorum, bu dediğine sen bile inanmıyorsun ya.  "Ne kadar kolay değil mi? Eğer aşk denen bu duyguyu hissetseydin Elif'e karşı böyle konuşamazdın."  Sustuk sadece. Benim yüzümde buruk bir tebessüm, onun gözleri yüzümde geziniyordu. "Özür dilerim. Özür dilerim küçüğüm." Akın'ın fısıltılı sesi rahatlatıcı bir melodi gibi kulağıma çalındı. Akın ayağa kalkınca, bende kalktım.  "Gitme vaktim geldi ufaklık, kendine iyi bak."  Gülümsedim ve ayağımı yere sürttüm. Karşı karşıyaydık ve ikimizinde sarılmayı cesareti yoktu. "İstediğin kadar uzağa git. Ben hep seveceğim seni."  Hiç bir şey demedi. Öylece baktık birbirimize.  "Son kez sarılabilir miyim?" içime kaçan sesimle zar zor sormuştum. Akın bunu bekliyormuş gibi kollarımı açtı iki yana.  "Buraya gel Küçüğüm." dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtı ve bir kaç adım ona doğru ilerleyip kolları arasına girdim. Beline sıkı sıkı sarılırken, gözyaşlarımı durduramıyordum. Akın'ın elleri sırtımda teselli verir gibi gezinirken burnumu göğsüne gömdüm. Kokusunu son kez olduğunu bildiğimle derin derin içime çektim. Gözyaşlarım mavi tişörtünü ıslatırken dudaklarımdan hıçkırıklar kaçıyordu art arda. "Özür dilerim. Özür dilerim İpek." Akın'ın sancılı sesi kulağıma çalınırken, onu umursamayacak kadar kendimden geçmiş gibiydim.  "Niye, Niye sevmiyorsun?"  ❦ Akın ile yan yana meydana doğru yürürken ikimizdende çıt çıkmıyordu. O sarılmamız ikimizi de sarsmış ne diyeceğimizi bilmiyorduk.  Meydana geldiğimizde derin bir nefes aldım istemeden. Vakit gelmişti.  Mahalleli meydanda toplanmış hepsi Akın'ı yolcu etmek için buradaydı. Fırat abilerle konuşan abim ile göz göze geldik. Abime gülümsedim minnet dolu bakışlarla. Akın mahalleli ile vedalaşmaya başlayınca ona bakmadan Kaanların yanına gittim.  Halimi anlayan Kaan, Yeşim, Nazlı, Aslı ve Enes hüzünle baktılar bana. Kaan kolunu omzuma attı ve beni kendine çekip saçlarıma öpücük kondurdu.  Yan tarafıma Nazlı geçti ve koluma teselli öpücüğü kondurdu.  Akın herkes ile vedalaşmış sıra bize gelmişti. Kaan, Kenan abi, Yeşim, Enes, Aslı ve Nazlı ile vedalaşan Akın bana baktı. Gülümsedi ve işaret parmağı ile burnuma dokundu.  "Hoşçakal ufaklık, kendine iyi bak.."  Arkasını dönüp elinde bavulla taksiye doğru ilerleyen Akın'a acıyan gözlerimle baktım. Taksinin içinde gördüğüm Elif ile dudaklarım aralandı.  Dayanamadım yine son bir kere açtım hislerimi birdaha açmamak üzere.  "Dur!" Akın durakladı ve benim dudaklarımdan bir hıçkırık koptu süzüldü havada. Kaan beni tutmaya çalışsada onun elleri arasından kurtulup Akın'a doğru koşmaya başladım. Akın bana doğru döndü ben ona koşarken. Şaşırmamış gibiydi.  Kollarımı ona doladım ve kanatları arasına girdim.  Mahalleliden yükselen sesleri duyuyordum ama kulak asmıyordum.  Akın'ın fısıltısını duydum kulağımın dibinde. Nefesi kulağıma çarpıyordu.  "Yapma böyle İpek."  "Gitme böyle Akın."  Sesim çaresizlikle çıktı o an. Çaresizlik bile çaresizdi o an.  "İpek lütfen.." Akın çaresiz sesi ile derin bir nefes aldım o anda taksinin kapısının açıldığı duydum. Kollarımı Akın'dan çözdüm ve geri çekildim.  Elif ile göz göze geldik o anda. Gözlerinde gördüğüm ateşi biliyordum. Kıskanmıştı.  Akın elini kaldırdı ve son kez saçlarımda gezdirdi.  "Hoşçakal Küçüğüm."  "Hoşçakal Akın."  Akın arkasını dönüp Elif'e doğru ilerleken Elif ile aramızda soğuk bir savaş başlamış gibiydi. Ama sana bir haberim var Elif; bu savaş başlamadan bitti ve kazananda sen oldun.  Akın ve Elif taksiye binince taksi hareketlendi ve mahallenin çıkışına doğru gitmeye başladı. Ben başımın dönmesi ile sedelerken belimden tutuldum.  "Abicim."  Ben abimin kollarına kendimi bırakırken bilincimin açık olduğu son saniyelerde fısıldadım. Sadece abim duymuştu.  "Allah'ım yardım et.." 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE