Sabah olduğunda sanki gece yaşanan hiçbir şey olmamış gibiydi. İçimde fırtınalar kopsa da Erdem öyle bir tavır takındı ki, şaşırdım. Yüzünde ne fazla bir pişmanlık vardı, ne de beni zorlayacak bir duygu gösterisi. Her zamanki disiplinli haline dönmüştü. Bazen insanın içi kavrulurken dışarıdan dimdik durabilmesi ne kadar tuhaf bir ikiyüzlülükse, Erdem tam da öyleydi. Bende yapıyordum ama ben mecburen yapıyordum. Kahvaltıda herkes vardı. Babam, Aylin abla, Didem, Erdem. Herkes normalmiş gibi sohbet ediyordu. Benim içim paramparça ama elimde çatal, gülümseyerek peynir tabağını uzatıyordum. Bazen en büyük savaş insanın kendi içinde olurmuş, ben bunu o masada bir kez daha anladım. Sonra sahile indik. Didem oynuyor, babam gölgede gazeteyle vakit geçiriyordu. Erdem yanıma geldi, elinde havlusu

