5.Bölüm:İz

1839 Kelimeler
Yer ve gök bağırmıştı benim için. Bağırmıştı ama onu da kimse anlamamıştı. Basit, sıradanlaştırılmış bir doğa olayı gibi gelmişti gözlerine. Gözlerimden akmayan her yaş tanesi, yağmur. Çıkmayan sesim, gök gürültüsü. Basitti işte. Bu kadardı. Beş dakikadır bağlandığım sandalyede rahatsızca oturulmaya mahkum bırakılmıştım ve kimse yoktu. Ne sesimi çıkardım ne de kaçmak için ufak bir girişimde bulundum. İstesem bu ipleri çözerim ama nerede olduğumu bilmeden kaçmak istemiyorum. Bilinmemezlik daha kötüydü yolum için. Beni kaçıranlar her kimse bunun Uman Akay ile alakalı olduğunu biliyorum. Yine de ilk günden kaçırılmayı beklemiyordum. Bulunduğum oda da hiçbir şey de yoktu. Sadece ben vardım ve giydiğim elbise yüzünden soğuk tenimi ısırıyordu. Kapının açılmasıyla düşüncelerimden sıyrıldığımda gelen kişiye baktım. Bu adam beni bayıltan adamdı. Uyandığımı gördüğü an gülümseyerek yanıma geldi. "Günaydın, bir gündür uyuman beni şaşırttı." bir gün mü? Tepki vermeden alaylı yüz ifadesini inceledim. Düşüncelerime doldu ne yapacaklarım. Bu adamın her bir anını dikkatli incelemeliyim. "Abiyi çağırayım," diyerek odadan çıktığında tepkisizliğime şaşırdığını biliyorum. Adam, odadan çıktığında birkaç kez öksürdüm. O yağmurda hasta olmadıysam, bu soğukta bana bir şey yapmazdı ama bir an önce kalın kıyafetler giymeliyim. Tam on dakika sonra kapı tekrar açıldığında içeri yine o adam girdi. Arkasından da tanıdık ve gözlerinin içinde tek bir belirti olmayan adam girdi. Bora, sakin adımlarla tam karşımda durduğunda yüzümü inceledi. "Sana her şeyi bildiğimi söylemiştim." kaşlarım yukarı kalktı. "Hayır, bana sadece ne yaptığımı biliyor olduğunu söyledin." çatallaşmış sesimle boğazımı temizledim. Bora, bilmiş bir edayla yüzüme bakmaya devam ederken sırtımı dikleştirip gözlerine bakmaya devam ettim. "Kaç paraya satın aldı seni?" ağzımın içinde olumsuz mırıltılar çıkardım ve alayla güldüm. "Bunu bilmemen imkansız!" Bana para teklif etmemesinin yanı sıra onun parasını çalmıştım. Onun için az ama bizim için yüklü bir miktardı. Bunu bilmemesine şaşırdım doğrusu. "Yüklü bir meblağ olmalı," diyerek gözlerini bedenimde gezdirdiğinde kaşlarımı çattım. "Eğer gözlerini bedenimden çekmezsen yapabileceklerimi biliyor musun?" gözleri gözlerime çıktığında gülerek başını iki yana salladı. "İlgimi çekmiyorsun ama onun ilgisini çekmiş olmalısın..." etrafımda dönmeye başladığında rahatsız edici ayakkabı sesleri kulaklarımı tırmaladı."Ama bir tek bedeninle değil çünkü o güzelliğe bakmaz." "Onu tanıyor olmalısın," diyerek konuştuğumda tam önümde durdu. "Doğru," diyerek başını salladı sonra da dişlerini göstererek gülümsedi. "O da beni tanıyor." O kadınların sesi zihnime dolduğunda derin nefes alıp verdim. İkisinin de katil olduklarını söylemişlerdi. Benim kaçmamın sebebi onlardan korkmam değildi. Bizim tehlikeli olabileceğimiz düşüncesiydi. Evet, sadece bu. Korku yok. "Güzel, beni kaçırdığın da eline ne geçeceğini düşündün?" beni kaçarken görmesine rağmen peşimden gelmemişti Uman Akay. Bu yüzden bu adamın elinde hiçbir kozu yoktu. "Bir şey değil." dudak büzerek omuz silkmesine güldüm. "Hadi hadi bana gerçeği söyle..." işte bu kadar. Bana gerçeği söyle... Onun için basit bir cümle ama benim için değil. Gerçekler, geçmişten bir kesit. Bora, kaşlarını yukarı kaldırdı. Benim bu kadar kayıtsız kalacağımı beklemiyor olmalı. "Sadece bir şeyi anlamak istiyorum..." "Ama ben yanlış tercihim." "Ona ben karar vereceğim," diyerek kapıya yöneldi. "Dur bir dakika!" arkasından bağırdığımda durup omzu üzerinden bana baktı. Yanında ki adamı da bir şeylere şaşırmıştı ama ona aldırmadım. "Bana rahat kıyafetler getirmen gerek, bu elbiseyle rahat değilim bu durumda." Bora, kaşlarını çattı. Tepkisine gülümsediğimde saniyeler içinde gözlerini kapatıp geri açtı. Sanırım sabır dilenmişti. Bir şey demeden odadan çıktıklarında arkalarından bağırdım. "Kıyafetleri unutmayın!" * Üzerimde, kimin olduğunu bilmediğim eşofman takımı vardı. Biraz dar olmuşlardı ama böyle bir durumda en iyisini bulamazdım sanırım. Onun dışında tam iki saattir kalçam uyuşmaktan beter olmuştu. Kıyafetleri giydikten sonra yeniden sandalyeye oturtmuşlardı ve su dışında hiçbir şey vermemişlerdi. Aslında acıktığımı da hissetmiyorum. Oda da beni kaçıran adam vardı bu sefer. Sesini çıkarmadan baba bakıyor ve bakışlarıyla korkutmaya çalışıyordu. Ben ise bakışlarına gülerek karşılık veriyorum. Bu, onun sinirini bozsa bile hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranıyordu. "Sıkıldım," diyerek mırıldandıktan sonra başımı yere eğdim. "Sizin için ne yapabilirim hanımefendi?" korumanın gür sesi kulaklarıma iliştiğinde başımı kaldırıp yeniden ona baktım. "Bir iki kıvırt, keyfim şaha kalkar." deyip güldüğümde kaşlarını çattı. "Kes sesini!" tek kaşım anında havaya kalktı. "Soran sensin salak! Sormasaydın!" "Seni varya," diyerek ayağa fırladığında yerimde diklendim ama o bana yaklaşmasın kapı hızla açıldı. İçeri giren Bora, oldukça sinirli duruyordu. Arkasından giren kadını gördüğümde merakım arttı. "Soy onu!" sinirli sesinden çıkan sözlerle anlamayacak onlara bakmaya devam ettiğimde, arkasında duran kadın bana yaklaştı. O an gözlerimde beliren şimşeklerle onları çarpmak ve kül etmek istedim. "Öyle bir şey olmayacak!" diyerek konuştuğumda, sesimi sakin tutmaya çalıştım. Kadın arkama geçti ve ellerimde ki ipleri çözmeye başladı. Bora ise sinirden beni bile duymuyor. İplerden tamamen kurtulduğumda kadın kollarımdan tutup ayağa kaldırdı beni. O istediği için değil, ben istediğim için kalkmıştım. Bir sorun olursa hazır olmalıyım. "Sadece iç çamaşırları kalsın," diyerek konuşan Bora, sonunda bana baktı. "Nefesini iyi tutabileceğini düşünüyorum." bir baş hareketiyle kadının beni çekiştirmeye çalışması bir olurken öne doğru iki adım atarak durdurdum İkimizi de. "Beni soyamazsın," diyerek konuştum başımı dikleştirerek. "Eğer ki..." kolumu kadından kurtardım. "Buna yeltenirse, yemin ederim kadını öldürürüm!" duraksadı. Sözlerim de belki anlam aradı, aramadı bilmiyorum ama beni ciddiye almadı. Tekrar baş hareketi yaptığında bu sefer erkek koruması yanıma gelip beni tuttu. "Diğer odaya getirin... Ve soyun!" gözlerimin içine bakmayacak kurduğu cümleyle bedenim kaskatı kesildi. "Beni ciddiye almadığın için seni de pişman edeceğim!" koruma beni çekiştirerek bulunduğum odadan çıkardığında, gözlerim silahını aradı ve buldu. Beni götürmelerine izin verdiğimde kadına baktım. Siyah, küt saçları ve çekik gözleri vardı. Üzerine giydiği takım elbise, bunun bana o adamın koruması olduğunu düşündürmüştü. Ona dikkatle bakmam sonucunda başını bana çevirdi. "Ölmek mi istiyorsun?" dediğimde sesimde en ufak bir korku yoktu. Kadın, başını çevirmeden gözlerini çevirdiğinde bir cevap vermesini bekledim. "Sana bir şey olmayacak." gözlerini tekrar önüne çevirdiğinde bir kapıdan içeri girdik ama öfkeme hakim olamayıp diğer koluma kadını tuttum. "Sorun bana bir şey olması değil!" sesim, boş oda da yankı yaptığında diğer koruma kolumdan tutup ondan uzaklaştırmaya çalıştı ama başaramadı. "Eğer bana dokunacak olursan senin ellerini keserim!" evet, tam anlamıyla deli gibi gözüküyorum ama umrumda değil. Beni soymalarına izin vermem! "Buraya gel," diyerek korumanın beni tüm gücüyle çekip bırakması yüzünden yere yapıştım. Acıyan ellerim ve dizlerimin umursamadan ayağa kalktığımda kapıdan içeri giren başka korumaları gördüm. Bana yaklaşmaya başladıklarında bir hışımla diğer korumanın belinde ki silahı alıp onlara doğrulttum. "Bir adım daha atmayın!" içeri de ben dışında dört kişi daha vardı. Kadın, sessiz bir şekilde kenarda dururken diğer korumalar beni tutmak için bir yol arıyordu. "Silahlarınızı yere atın," diyerek konuştum. Silahı her birinin üzerinde gezdirirken hepsi de birbirlerine baktı. "Atın dedim!" "Bırakın," diyerek konuşan koruma, onların başı olmalı ki emrini yerine getirdiler. "Ayağınla buraya yolla silahı," diyerek silahımı korumaya yönelttiğimde, bakışlarını diğerine çevirdi ve onay almış olmalı ki silahı ayağıyla bana itti. Gözlerimi üzerlerinden çekmeden yerde duran silahı aldığım gibi onlara doğrulttum. "Şimdiden söylüyorum, sizi öldürmek istemiyorum ama bu demek değil ki öldüremem..." bakışlarımı her birinde gezdirdim. "Beni soyma işini aklınızdan çıkarın. Onun dışında eğer beni yakalarsanız, soymak dışında istediğinizi yapın!" hepsi tuhaf bir şekilde yüzüme baktığında ufak bir kahkaha attım ama gözlerinde delirmiş gibi olduğum için şaşırdılar. "Bu tarafa doğru benimle aynı zamanda hareket edin... Bir yanlış adım bir kurşun demek. Ona göre..." Dediğimi yaptıklarında kapının önüne geçtim. Silahları bir kenara attıktan sonra kapının eşiğinde durdum. "Peşimden gelmek gibi bir aptallık yapmayın," diyerek konuştuğumda geriye doğru iki adım attım ama attığım adımla sert bir bedene çarpmam bir oldu. "Aptallık sana mahsustur küçük fare," diyerek konuşan adam, anlayamadığım bir hızla kollarımdan tutmuş ve silahların yere düşmesine neden olmuştu. Kollarımı sırtımda birleştirdikten sonra göğsünü bana yasladı. "Şimdi," diyerek fısıldadı kulağıma Bora. "Önce seni soyacağım sonra da bizzat ölümü tattıracağım." "Beni öldürün," diyerek konuştuğumda bellerine silahları yerleştiren korumalar dahil herkes bana baktı. "Ama soymayın... Eğer soyarsanız ve bir şekilde elinizden kurtulursam sizi öldürürüm." "Soymayacaktım ama bu cümlenden sonra soymaya karar verdim..." diğer elini boynuma yerleştirdi. "Merak ediyorum soyduktan sonra bize yaşatacaklarını..." Siktir! Nefesleri hızlanırken kendimi kontrol etmeye çalıştım. Beni ileri ittiğinde korumaların hepsi beni tuttu. "Bir kez daha elinizden kurtulursa sizi yaşatmam," diyerek konuşan Bora ile korumalar tutuşunu sıklaştırdı. Beni bir kenara çektiklerinde diğer korumanın elinde duran şişeyi görmeme yerimde debelendim. "Sakın!" bayıltılırsam bir kez daha yaşayamazdım. Bana yaklaştı. "Sakin ol seni soyduktan sonra uyandıracağız." "İçimi rahatlattın teşekkür ederim," diyerek bedenimin ağırlığını korumalara vererek iki ayağımla gövdesine sert bir tekme attım. Bedeni sarsılsada yere düşmedi. "Beni her saniye şaşırtıyorsun küçük fare ama bu kadarı fazla," diyerek bir baş hareketiyle enseme sert darbe almam bir oldu. Bilincim kapanmadan önce en son hatırladığım kollarında yığılmam oldu. * Yazar Anlatımıyla. Kapalı bir odaydı bulunduğu yer. Hiçbir şekilde açık bir yeri olmadığı için havasız ve pis kokuluydu. Bir o kadar da soğuk ve her ana sahiplik yaptığı için acımasızdı. Siyah, küt saçlı koruma sakince kadını soymaya başladığında o da merak ediyordu aslında neden öyle yaptığını. Asral'ın tişörtünü çıkardı ve siyah sütyenle bıraktıktan sonra alt kısma geçti. Bunu yaparken bedenini inceliyor ve ufak dahi olsa bir şey bekliyordu. Kırmızı, kadife eşofmanını da bedeninden sıyırdığında kenara attı ve bakışlarını anında gözüne çarpan ize dikti. Külotunun birkaç santim üzerinde olan ve sağdan sola doğru uzanmış derin bir izdi bu. İstemsizce elini oraya uzattığında merakla ize dokundu ve pürüzünü hissettiği an irkilerek geri çekildi. Ne olduğunu merak etmişti çünkü o Asral'ın öyle bir tepki vermesi normal değildi. Kendisi hayatında birçok yara iziyle tanışmış olsada Asral'ın izinin farklı olduğunu hissediyordu. Öyleydi de. Asral'ın bedenini cam fanüsün içinde ki sandalyeye yerleştirdiğinde ipleri bedenine doladı. Şuan iç çamaşırlarıyla duruyordu. Asral'a bir şey olmayacağını bilse de uyandıktan sonra tepkisinin çok farklı olacağını biliyordu. Bir koruma olarak katil olsa bile duygusuz değildi. Sadece emirleri yerine getirmek zorundaydı. Cam fanüsün kapısını kilitledikten sonra dışarı çıktı ve korumalara kameraları yerleştirmesini söyledi. Bu sayede olacakları Uman Akay da görerecekti. Sonunda işleri bittiğinde Bora yanlarına geldi ve gözleri Asral'ın buldu. Yakınına yaklaşıp kadını incelediğinde dikkatini çeken iz ile duraksadı. Kaşları çatıldı. Belki de o izi kimsenin görmesini istemediği için öyle davranmıştı ama uyandıktan sonra nasıl davranacağını merak etmişti. Yüz ifadesi kaskatı bir hale bürünürken ilk defa yapacağı bir işten vazgeçsem mi diye düşünmüştü. Kafasını iki yana salladı. Uman Akay'ın vereceği tepkileri görmek daha önemliydi. Bu yaptığıyla Asral'a büyük bir travma yaşayacaktı ama sonuçlarına değebilir diye düşündü. Kameralar açıldı, Uman Akay ekrana bağlandı. "Selam kuzen," diyerek kameranın önüne geçen Bora ile beraber Uman Akay'ın yüz ifadesi değişti. "Ne yaptığını sanıyorsun?" diyerek sakince konuşan Uman, Bora'nın gülmesine neden oldu. "Gizlice aradığın kadın yanımda..." pat diye konuya girmişti. Uman'ın yüz ifadesi değiştiğinde Bora ne düşündüğünü bilmek istedi. "Ne saçmalıyorsun?" "Görmek istemez misin?" dedi sorusuna aldırmayıp. Uman Akay öylece ekrana bakmaya devam ettiğinde Bora bir baş hareketiyle kameranın Asral'a dönmesine neden oldu. Uman Akay, kaskatı kesildi. "Senden her zaman bir adım önde olduğumu unutmuşsun kuzen." diyen Bora da kameranın önüne geçti. "Fiziği süpermiş yalnız," diyerek başını Asral'a çevirdi. "Bu güzelliğin heba olacağına üzüldüm doğrusu." Uman, gözlerini kızın bedeninde gezdirdi. Gördüğü kadarıyla ufak bir hasar tespiti yaptı ama yara izini görmedi. "Tam üç saatin var..." tekrar baş hareketi yaptığında fanüsün içine su akmaya başladı. "Eğer onu bulamazsan maalesef ki ölecek." Asral'ı öldürmeyecekti ama bunu bilmesine gerek yoktu. "Bir saat," diyerek konuştu Uman ifadesiz ve keskin sesiyle. "Onu bulduktan sonra seni de aynı şekilde orada göreceğim." "Biliyor musun o da yaşarsa beni öldüreceğini söyledi. Gözlerinden ve bedeninin verdiği güçten yapabileceğini gördüm. O halde senin onu bulmana izin verir miyim sanıyorsun?" Uman Akay gözlerini Asral'dan çekti. Kamera kapandı. Önemli olan bir saat içinde Asral'ı bulması değil de Asral'ın uyandıktan sonra neler yapacağıydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE