Bazı anlarda kanatlarımı açarak gökyüzüne uçmak istiyorum. Sema da süzülmek ve tüm dertlerimi yukarıdan aşağı bırakmayı istiyorum. Kısacası özgür olmak istiyorum...
Kaçalım mı Cantekin?
***
"Ne oldu, yavru ceylan?" Bu sözden nefret ediyordum. Yıllar öncesi bu sözü söyleyen Cantekin'di. Düşmanını mağlup ettiği sırada sarf ettiği sözdü. Engin bana o günü hatırlatarak büsbütün o güne dönmemizi istiyordu. Okulda olduğu zamanlar ceylan yavrusu diye seslenirdi. Cantekin ise uyarmış ve Engin ısrarcı olmaya devam etmişti. En sonunda Cantekin ise ona Ceylan yavrusunu göstermişti. "Bir daha söyle yavru ceylan." demişti. Demiş ve Engin onun karşısına bir daha çıkamamıştı.
İşte su uyur düşman uyumazdı.
Sena keşke matematik kadar tarihe de çalışsaydı.
"Köşeye mi sıkıştın? Nerde senin kurtarıcın?" etrafa baktı. Bakışları bile bu çocuğun midesini bulandırıyordu. Bu çocukta hayrı bırakın karakter bile yoktu.
"Cantekin..." Engin'in Cantekin demesiyle yutkundum. Korkumu gizlemek istiyordum ama bu pek mümkün olmuyordu.
"Yok." Engin aramızdaki mesafeyi bitirmek ister gibi bir iki adım attı. Şükür ki aramızda beş altı mesafe adım daha vardı.
"Biraz eğlenmeye ne dersin Sena?" bunu yapmayı istemesem de onun yüzüne baktım. Yüzünün yan tarafında kocaman bir bıçak izi vardı. Bunu ona yapan Cantekin'di.
Ona bu izi bırakan evet Cantekin'di. Cantekin onun yüzünden bir haftadan fazla uzaklaştırma almıştı. Sena'da Cantekin okulda olmadığı için gelmemişti. İlk saldıran onlara Engin'di. Cantekin ise sadece bıçaktan kurtulmamış bıçağın sahibine haddini bildirmişti. Gelin görün Engin akıllanmamıştı. Şimdi onun yerine Cantekin olsa yine dersini verirdi de Sena burada tek başınaydı. Barın'a kızamıyordu. Haklıydı. Sena durumu saklamıştı. Bir şey olmaz sanıp olayı kendince geçiştirmişti. Ama işte yapmaması gerekiyordu. Pişmanlık damarlarında geziniyor elinden bir şey gelmiyordu. Barın ona dün sanırım tam da bu yüzden kızmış olmalıydı. Çünkü pişmanlık insana hiçbir şey kazandırmıyordu.
"Hatırlıyorsun değil mi?" istemsiz titreyen bedenimi susturamadım. "Hatırlıyorsun." suçlu oyken gözleri düşmancıl bakıyordu. Engin gözlerimin ta içine baktı. Gözlerimi ondan çekmeme bile izin vermezcesine bakışları üzerimde durmaya devam etti. En sonunda ise halimden keyif alan bir sırıtmayla bana baktı.
Onun cebinden bıçak çıkardığını görünce vücudum istemsiz irkildi ve gözlerim onun ne yapacağını bilmediğinden doldu. Engin buraya kesinlikle ama kesinlikle öç almaya gelmişti. öyle ya da böyle Cantekin'den öç almak istiyor olmalı ki burdaydı. Onun karşında. Cantekin'e pek tabi gücü yetmeyeceğini anlamıştı ve geriye onun için bir tek o kalıyordu.
"Seninle ufak bir oyun oynayacağız." aramızdaki üç adımlık mesafeyi de bitirince olduğu yerde durdu. "Bu bıçak." bıçağın keskin yüzüne baktım. Sonra Engin'e. "Sen Cantekin'le aramızda sadece köprüsün Sena. O güzel yüzün ve bıçak arasında bir seçim yapmanı istiyorum."
İstemsiz kaşlarımı çattım. "Evet doğru duydun. Senden seçim yapmanı istiyorum."
Cehennem ne deseniz, işte bu an cehennemle yarışırdı.
"Seni istiyorum Sena." kaçmayı istesem de kaçacak hiçbir yerim yoktu. Engin bunu biliyor ve ona göre davranıyordu.
Bıçağın keskin yüzü yüzüme değince başımı istemsiz geriye çektim. Bıçak oldukça keskindi. Engin bıçağın yüzümden uzaklaştırıp boynuma yaklaştırdı. "Bir kaza olsun istemeyiz, değil mi?"
Ilık nefesi beni iğrendirirken bir anda öğürme isteğim geldi. Boynumda olmasa bunu da yapacaktım. Dudakları boynumla buluştuğunda ise bu isteğime mani de olamadım.
"Bırak beni hayvan!" onu olan gücümle ittim. İşte benim gücüm bu kadardı. Onu bir iki adım itecek kadar.
Benden bir iki adım ilerlemesiyle güldü. "İğreniyorsun benden." geri zekalı daha başka ne bekliyordu.
"Burda ikimiziz Sena." lanet olsun ki öyleydi. Bağırmak istiyordum ama yaptığım anda başıma çok daha kötüsü gelir diye susmayı tercih ediyordum. Engin sağı solu belli olmayan mahluktu. Bazen nasihatle insan uslanmalıydı. Şer ile yüzleşmeye gerek yoktu.
Engin hırsla kolumu tutup kendine çekince inledim. Bir an bıçak karnıma geldi sandım ama şükür ki o da bunu tahmin etmiş ve uzaklaştırmıştı. Benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu.
Bir anda boynuma yüzünü gömüp dişlerini oraya geçirmesiyle gözlerim sonuna kadar açıldı. Piç. piç. piçti...
"Seni," dediği an hiç düşünmeden onun bacakları arasına dizimi geçirdim. Beklediğim benim tam olarak buydu. O kedi olabilirdi ama benim Jerry olabileceğim gerçeğini de aklına getirmeliydi.
Bunu yapmamı cidden beklemiyor olmalıydı. En az o da benim kadar hazırlıksızdı. Benim buraya sıkışmam gibi o da iki büklümdü. Fırsat bu fırsattı.
Onun doğrulmasını beklemeden kapıya koştum. İnsan can havliyle olunca hiçbir şeyi düşünmüyordu. Pekala Engin'de düşünmemiş olmalı ki onun elinden kurtulmuştum. Okulun kapıları kilitle açılan ve açık durması gereken kapılardı. Kapıya uzanıp açtığımda karşı karşıya geldiğim kişiyle durakaldım.
Akındı.
Onu zerre umursamadan okul çıkış yoluna yol aldım. Az öncesi gücü olan bacaklarımın sanki artık güçleri kesiliyor gibiydi. Hızlı adımlarım yavaşlamaya başladığında güç almak için bir yerlere tutunmak istedim ama yoktu.
Belimden birinin tutmasıyla o an olanca gücümle çığlık atmak istedim. Akın'ı gördüğümde ise onun bana destek olduğunu anladığımda bu isteğimden vazgeçip sustum.
"Sen iyi misin?"
Hızla kalkıp inen göğüs kafesime baktı. Ben ise onu kendimden uzaklaştırdım. Az önceki olayın bende şok yarattığını şimdi anlıyordum.
"Uzak dur, benden!" aslında bunu ona değil Engin'in kendine söylemek istiyordum. Gelin görün şuan yapmayı istediğim tek şey ise hiç biriydi. Uzaklaşmak istiyordum. Ardıma bile bakmadan kaçmak istiyordum.
Akın hızla üzerimden elini çekmesiyle ona arkamı döndüm. Okul kapısına yürüdüm. Sanırım temiz havaya ihtiyacım vardı. Hem de çok ihtiyacım vardı.
Okul kapısından çıkmak için yürürken Cantekin'le birbirimizi fark etmeyip çarpıştığımızda onun kolunu tutup çekiştirdim.
İlk ne olduğunu anlamadan yerinde öylece dururken sonrası o da bana uydu.
"Uçmak istiyorum Cantekin."
Yüksekte olmayı ve yükseklerde gezinmeyi çocukluktan bu yana severdim. Kuşları insanlara göre çok daha özgür bulurdum. Yeryüzündeki kargaşa gökyüzünde yoktu. Bize göre onlar gökyüzünde canları istediği gibi süzülen varlıklardı. Gökyüzünde hatta gökyüzüne doğru uçmak istiyordum.
"Sen rehberlik sınıfında değil miydin?" onun neden bahsettiği konusunda tek bir fikrim bile yoktu. Başımı olumsuz yönde salladım. Sorun ne bilmiyordum ama Cantekin arkasını dönmek isteyince onu durdurdum.
Güvenliğin olduğu kısma baktım. Nihat abi olması gereken yerde yoktu.
Okulun güvenliğinin tek sıkıntısı okula yabancı kimse alınmıyor ama tanıdıkları kimseler alınıyordu. Emin değilim ama rüşvet aldığını düşünüyordum. Engin'in bu kadar kolay okula girmesi bundan olmalıydı.
"Okuldan kaçıyoruz Cantekin." adımlarının tamam demesinin sebebi kesinlikle ona ne dediğimi anlamamış olmasıydı. Cantekin'e bakışlarımı çıkardım. Beni duymuyor ve o da en az benim kadar düşünceli görünüyordu. Cantekin'i okuldan uzaklaştırmak istiyordum. Engin bir taşla iki kuşun peşindeydi. Ona bunu vermeyecektim. Bu yüzden okuldan kimse duymadan kaçmamız gerekiyordu.
Elimi gözlerinin önünde salladım. "Kaçırıyorum seni adamım." hiç gülecek halim yoktu ama güldüm. Sinirlerim sanki yıpranmıştı. Gerçek bir gülümseme olmasa da yaptığım buydu.
Bakışları değişen Cantekin'in şuan ki hali görmeye değerdi. Şaşkınlık sadece yüzüne değil tüm vücuduna yayılmıştı. "Ne?" doğru duyduğunda emin olmak ister gibi konuştu. "Beni mi kaçırıyorsun?"
Hani gülecek halim olsa katıla katıla gülerdim. Bunun yerine onu zorla okulun arka tarafına çekiştirdim.
"Bana zorluk çıkarma. Seni kaçırmam için bana yardım etmelisin." onu zorla okuldan kaçırmayı bırakın şurdan şuraya götüremezdim. Kendi isterse ancak giderdik. Aksi halde Engin'in yaptıklarını duyarsa bu sefer Cantekin de onu sağ bırakmazdı.
Tek kaşı havaya kalkan Cantekin'le onu ikna etmemi istediğini anladım. Ben iki kaşımı esefle kaldırdığımda ise onun şaşkın ifadesi bir an dehşete döndü. İki elini göğsüne çapraz bir şekilde koyup duran çocuk aklından ne geçiriyordu bilmiyorum da; ben ona anlamazcasına baktım. "Olmaz Sena." deyince de ben daha çok ne diyeceğimi ve onu nasıl ikna edeceğimi düşünmekle meşguldüm. Gelin görün ben boşa düşünüyordum.
"Niye olmazmış?" gözlerim iki yana sarılı kollarına benimle gelsin diye uzanınca, "Veremem Sena." diye beni çıldırttı. Ama var ya ben bu çocuğu çok pis benzetecektim. Beni iki dakikada ırs düşmanı yapmıştı. Ah bilse asıl ırz düşmanı tuvalette kalmıştı.
"Seni ben ama var ya..."
"Olmaz diyorum Sena." benden kaçmak istediği için Cantekin'i yakalamakla uğraşıyordum. "Bana her şeyi yapabilirsin ama namusum olmaz! Namusumu kimseciklere vermem, veremem" öhöm öhöm diye bir de öksürdü. Onun da namusuna da başlayacaktım ama.
"Namusun senin olsun Cantekin. Namusunla benim hiçbir işim yok. Bana sen lazımsın." hayır Cantekin'in namusu yüzünden kendi derdimi unutmuş ve az önce olanları bir köşede bırakıp onu yakalamakla uğraşıyordum. Bu Cantekin çok ama çok yaşasındı.
Bir anda yavaşlayıp durdum. Hala az önceki Engin'in bana yaşattığı korkuyu atlatmış değildim. Vücuduma görünmez iğneler batıyor ve içimde acısını yer yer hissediyordum. Vücudum belli belirsiz titriyor ve ne söyleyeceğimi Cantekin'e bilmiyordum. Tek bildiğim okulun havası beni çok fazla boğuyordu. Cantekin ise az önceki olanları öğrenecek diye için için ödüm kopuyordu. Bir an söylesem mi diye düşündüm. Ama sadece düşündüm. Barın'a anlatacaktım. Bu sefer susmayacak ve olup biteni ona söyleyecektim. Abim duyunca kızacaktı ama kızsındı. Engin bu sefer canına öyle böyle susamıştı. İstediği Cantekin'di. Ben ise ona Barın'ı gönderecektim. Barın biliyordum ki asla affetmezdi. Cantekin'in başını derde sokmayacaktım. Allah bilir Engin ne plan kurmuştu. Bana bunları yapan Cantekin için ne plan hazırlamazdı.
"Nihat abi gelmeden hadi kaçalım." Cantekin gelmek istemiyorsa onu daha fazla burada durup da benimle gelmesi için zorlamayacaktım. Tek başıma da kaçabilirdim. Cantekin'de ona teklif etmediğimi söylemezdi. Ters ikna etmeyi deneyecektim.
Ben okulun arkasına yol alırken Cantekin önüme geçti. "Normal insanlar gibi Sena okuldan çıkıp nereye gideceksek gitsek ya." ona baktım.
Cantekin bakışlarım karşısında küfretti. Bu bakışlarımı en iyi o tanıyordu. Onunla çocukluğumuz bir arada geçmişti. Tabi bu bakışımı tanırdı. "Bu göz. Bu bakış. Aklında ne var Sena? Ne geçiyor senin aklından." ah neler geçmiyordu ki.
Aklıma bir an Engin'in yaptıkları geldi. Şuan değildi. Düşünmeyi bir kenara bırakıp unutmaya çalışarak sorunları rafa kaldırdım. Olup bitenin üstesinden böyle gelmeye çalıştım. Evet bu çare değildi ama en azından nefes alıyordum. Nefes almaya ihtiyacım vardı. En azından kendimi toparlayana kadar ihtiyacım var hissediyordum. Cantekin bende bir tuhaflık seziyor ve sormak istiyor ama sormaya çekiniyor gibiydi. O an başımı eğip ellerime baktım. Titriyordum.
Elimi arkama sakladım. Hemen ona arkamı döndüm. Yakalandıysam bile emin değildim.
Okulun kör noktası vardı. Okuldan kaçmak isteyenler o noktayı kullanırdı. Giremezler ama çıkış yolu olarak kullanabilirlerdi. Bende bunu ilk kez bugün deneyecektim. Engin'in güvenliği atlatıp buradan girmediğini aslında kendi gözlerimle görmek istiyordum. Okul duvarı sur gibiydi. Cantekin'e ise durumu izah etmek yerine onun benimle olmasını istiyordum.
"Hayrola'" sorusuna hiçbir cevap vermedim. Yüksek duvarı nasıl aşacağımı düşünüyordum. Önümdeki koca duvarla bakışırken yanıma yaklaşan Cantekin'e baktım.
Bir duvara bir de Cantekin'e baktım. Ansızın ona munzurca göz kırptım. Cantekin duvara baktı. O duvara bakınca da konuştum. "Seni bu cüsseyle rızan olmadan kaçıramam" cidden kaçıramaz hatta onunla hiçbir şey yapamazdık. "Bana bu konuda zorluk çıkarmamanı öneriyorum."
Cantekin teklifi karşısında ayağımı yere vurdum. "Hadi ikna et o halde!" ne?
Onu ikna etmeyi boş verdim. Okulun duvarına yaklaştım ve birkaç kez olduğum yerde tırmanmak için çekirge gibi zıpladım. Duvar resmen benimle alay ediyordu. Hayır birçok öğrenciyi buradan kaçarlarken onları görmesem de duymuştum. İşte onların bunu nasıl yaptığını bilmiyordum. Ben duvara tırmanmayı bırakın ulaşamıyordum bile. Kafayı yiyecektim. Boyum benim kısa değildi. Kesinlikle çoğu kızdan daha uzundum. Bence bu duvar standart üstünde inşa edilmişti. Hıhh...
Sinirlerim tavan yapmıştı. Bu böyle olmayacaktı. Cantekin de yemin etmiş gibi işimi zorlaştırarak olduğu yerinde öylece duruyordu. Bir de inat etmiş başımda ne yapacağımı merak ederek öylece bekliyordu. Daha kötüsü ise Cantekin onunla okuldan firar edip kaçacak gibi de pek durmuyordu.
Cantekin kuralcı bir insandı. Sena ise bugün onun için bir kuralı burada yıkıyordu. Tamam. Kendi bilirdi.
Tekte giderdim. Köşede duran çöp kutusunu bir umut elime aldım. Evirip çevirdim. Bence beni taşırdı. Yukarı uzanmama yardımcı olsa bile yeterdi. Cantekin'e baktım. "Kendin bilirsin. Ben okul hayatım bitmeden önce okuldan firar etmek istiyorum. Bunu yapmadan mezun olursam içimde kalır ve ileride sırf deneyimlemek için müstakbel kocam olacak şahsiyetten kaçarım. Yani eninde sonunda kaçmanın bir yolunu bulurum ben. En iyisi mi bugün bunu tatmak ve yaşamak. Sen de ya takıl peşime hayatı yaşa ya da git paşa paşa sınıfa gidip dersini dinle." kendi bilirdi. Böyle diyordum ama kesinlikle onun benimle gelmesini istiyordum. Eğer Cantekin benimle gelmezse bende onu tek bırakmamak için sınıfa gidecektim.
"Seni alacak olana var ya Allah sabır versin" söyledikleri sözde bırakmaz bende yapacağımı yapardım ve Cantekin bunu biliyordu. Çıtı pıtı bir kız olabilirdim fakat öyle bir deli damarım vardı ki sözlerimi icraate dökerdim. Eee kimin kızıydım. Serbülent beyin kanını taşıyordum ve hakkını veriyordum. İçim acıdı. Engin onu sıkıştırdığında hiçbir şey yapamamıştım. Köşeye sıkışmış ve korkmuştum. Gözlerim doldu ama hiçbir şey demedim. Başımı eğdim.
Cantekin beni öyle görünce ona alındığımı filan düşündü sanırım. Muzip sesi özür dilercesineydi. "Oysa çok daha makul olan benim seni kaçırmam." sesi onun bunu akıl edemediği için yakınır gibiydi. "Bir kız tarafından kaçırılmak çok gurur kırıcı." içim dolup taşsa da bu defa kendimi tutmayıp güldüm. Hiç gülecek durumda olmasam da söyledikleri gülmememi sağlamıştı. Keşke bu kaçma fikrini Sena'dan önce Cantekin ona akıl edipte önermiş olsaydı. Utanç vericiydi ama bir kız tarafından kaçırılıyor olmak zoruna gidiyor ve çokça kendisine eseflenme yaşıyor gibiydi.
Daha fazla inat etmeyip en sonunda pes eden Cantekin'e baktım. Cantekin beni biliyor ve bende ondan yana emindim. Biraz adrenalin bence ikimiz içinde hiç fena olmazdı. "Hadi bakalım aslanım! Sen hiç merak etme ben seni burada durup tutuyorum." ona çöp kovasını gösterdim. İlk Cantekin'in yukarı çıkması gerekiyordu. O çıkınca beni yukarı çekmesi daha kolay olurdu. Kovanın üzerine çıkınca Cantekin'in kıçına elimi koydum. Onu olanca gücümle yukarı doğru ittirmeye çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü Cantekin elim kıçıyla buluşunca yukarı tırmanmak yerine kalakalmış nutku tutulmuş gibi öylece çöp kovasının üstünde bekliyordu. Ne oldu ki?
Cantekin başını eğip bana baktı. Ellerim kıçında öylece duruyordum. Hayır çekmekte bir türlü aklıma gelmiyordu. Masum bir şekilde elim mabedinde onun bana ne söyleyeceğini bekliyordum. Okuldan kaçmayı unutsa mıydık acaba?
"Kıçımı bu kadar ellemeyi istediğini hiç bilmiyordum Sena." gözlerim cidden eller gibi durduğu o yeri buldu. Cantekin bu. Susmaya niyeti de yoktu. "Eğer biraz daha dokunmaya devam edersen ....... gireceksin." demişti ki o daha lafını tamamlamadan ellerimi hızlıca onun üstünden çektim. Benim çekmemle çöp kovasının devrilmesi de bir olmuştu. En önemlisi de çöp kovasının üstünde duran kişiydi. Cantekin bunu tahmin etmemiş ve üstüme düşünce soluğumu kesmişti.
Cantekin dengesini kuramayıp devrilince direk üzerime düşmüştü. Bugün öleceğim vardı da sanırım ben bir türlü ölemiyordum.
Cantekin'in altında tabiri caizse can çekişirken nefes alamıyor ve sanırım bu defa cidden ölüyordum. Bugünü alt edip hayırlısıyla bir sabahı çıkarsaydım yarına benim için Allah Kerimdi. Hani yaşamak için bence ben bugünü halletmeliydim. Ne varsa bugünde vardı.
Cantekin yaşamama pek ihtimal vermiyor olmalı ki akıl edip kalkmıyordu da üstümden. 50 kilo falan bir şeydim. Cantekin ise, 80 kilo filan vardı. Belki yüzdü. Cüssesi üstümde olduğu için 200 kilo bile ona derdim. Kasları sağ olsun onlarda bir o kadar hani vardı. 300 bile olabilirdi. Bekledikçe kütlesi çokça artıyordu. Ölmedim yaşıyorum.
"Sena, öldün mü?" birde bunu soruyor muydu? Cantekin'in arkadaş katili olmasın az kalmıştı. Keşke kıymetlisi ellenseydi de Sena'nın ölümüne sebep girişimi olmasaydı. Onun yaşıyor olduğuna hiç ihtimal vermiyor ve üstünden kalkmıyordu. Sesinde ise her şey için çok geç der gibiydi. Bugün ölüm onu zaten kovalıyordu. Cantekin eksikti.
Üzerimden kalkmayı aklı etmeyen camışı daha fazla taşıyamayacağım için yan tarafa ittim. Hayır üstüme düştüğünde öldürmese karnımda oturmaya devam ettiği için son nefesimi verdirtecekti. Bu Cantekin ne ile beslenmişti de öküz gibi olmuştu Allah aşkına. Onu görmekle, üstüne çıkıp tartmanın aynı hesap olmadığını, Cantekin üstüme düşünce anlamıştım. Kesinlikle tartmakla görmek bir şeyler değildi.
Cantekin'e baktım. "Senin de kıymetlinin de var ya," diye ona söylendim. "Az kalsın tüm iç organlarımı dışarı dökecektin. Gel çabuk buraya ne varmış o kıymetlinde de bu kadar değerli bu sefer elleyip bakacağım." en ufak bu konuda şakam yoktu. Bakacaktım. Canımı okumuştu.
Cantekin olayı idrak edip daha toparlanamadan onun üzerine atladım. Onun pek bir kıymetli kıçının ellenmedik bir yanını bırakmadım. Bir kız tarafından kıçının ellenmesi hoşuna gitmemiş olmalı ki Cantekin beni sonuna kadar protesto ediyordu. Bunu da somurtarak yapıyordu.
Cantekin'in vücut endeksinin hiçbir yerinde değil de kıçının üstünde olduğunu düşünüyordum. Bu fikre Cantekin onun karnının üzerine oturduğunda kanaat getirmiştim. Yani kendimi takdir ediyordum. O endeksin altında ölmemiş ve yaşıyordum.
İki deli okul binasının arkasında tabiri caizse birbirimize girmiştik. Az önce yaşadıklarımı bir rafa kaldırmış ve hiçbir şey olmamış gibi gülmüştüm. Cantekin'in kıymetlisi sağ olsun ona her bir şeyi unutturmuştu.
Cantekin az öncesi için özür dilercesine beni kucağına aldığında ona ses etmedim. Bu sefer ilk kendi çıkmak yerine benim duvara çıkmamı sağladı. Bu kadar ellenmek bence ona kafi gelmişti. Kolayca onun beni duvara çıkarmasına şaşırsam da yukarısı hoşuma gittiği için bir şey demedim.
Duvarın üzerine çıkar çıkmaz ayaklarım üzerinde doğruldum. Bu müthiş bir his ve karşı konulamayacak hoş bir duyguydu. Bunca vakit bunu denemediğine inanamıyordum. Demek bu yüzden bir kez deneyen sürekli okul duvarından kaçmaya devam ediyordu. Bu muhteşem bir duygu fırtınasıydı. Duvarın üzerinde yürümek özgürlüğün can bulmuş haliydi. Yüksekliği hep sevmiştim. Ama bu kadar vakit hiç bu kadar yüksekliği deneyimlememiştim. Aşağı düşmek korkutsa da bunu tadıyor olmak enfesti. İnce çizginin üzerinde geziyor olmak tehlike arz etse de, bu his geri durulacak gibi değildi. Yaşam ve ölüm çizgisi üzerinde gezinmeye benziyordu. Düşersem yaralanabilir ama bu riski almaya değerdi.
Muhteşemdi. İnsan kendinin farkına vardıkça sınırları zorluyordu. Şuan yaptığım tam olarak buydu.
Serin hava yüzüme çarparken kendime gelmiş ve rüzgarın serinliğiyle adeta duvarın üstünde dans ediyordum. Ayaklarımı duvarın ince çizgisinde hareket ettirirken kendimi bir o kadar hafiflemiş hissediyordum. Kollarımı iki yana kanat gibi açtım. Bu his mükemmel ötesiydi. Fizik kurallarını alt ederek yer çekimine kafa tutmak bu tam bir delilikti. Sınırsızlık bazı yerlerde tadılması gereken bir özgürlük kavramıydı. Bundan sonra sık sık bu duvara tırmanacaktım. Hatta bundan daha fazlasını yapmayı bile düşünüyordum. Hız, yükseklik ve kuş bakışı. Hepsi beni anlatıyordu. Bunları tatmamıştım ve tatmak çok istiyordum.
Cantekin duvara tırmandıktan sonra beni beklemeden aşağısına atladı. Diğer yerler yüksekti. Ama bir yer vardı ki güç istiyordu. Cantekin O yeri kullanmıştı. Oradan aşağısına inmek kolay olmadığı gibi çıkmakta çok zordu. Düşüp bir yerimi incitmemden korkuyor olmalı ki Cantekin ayak bileklerimden tuttuğu gibi beni kucağına çekti. Kendimden nasıl geçtiysem korkudan çığlık atmıştım. Gözümün önüne sık sık Engin geliyordu. Onun kim olduğunu bir an unutup Engin zannetmiştim. Tırnaklarım ondan uzaklaşmayı istediği için boynunu çizmişti. Ne diyeceğimi bilmez bir halde ona baktım.
"Özür dilerim." yer yer gözümde canlanan tablo yerli yerinde duruyordu. Engin bana hiç unutamayacağım bir korku yaşatmıştı. Bu bile ondan ölesiye nefret etmemi sağlıyordu.
İkimizde sustuk. Cantekin bana bakarken ben dudaklarımı daha fazla konuşmamak için kapatmıştım. Şimdi değildi. Ben bu kadar tedirgin ve korkuyu hala üzerimde hissederken değildi. Cantekin'de üzerimdeki yersiz tedirginliği fark etmiş ve o da benim gibi susmuştu. O andan sonra ikimizde pek bir şey demedik. Yol sessizdi. Mekan sessizdi. Ama Cantekin'in beni getirdiği yer öyle değildi.
Cantekin onları muhteşem bir yere getirmişti. Getirdiği yer özgürlük uçuşu denilen adrenalin isteyenlerin yeriydi. İzmir'de ipin ucunda aşağı uçuş yapmak yüksek sevenlerin sıkça yaptığı bir etkinlikti. Ben ise ilk kez deneyecektim. Cesaretim yoktu ama bugün kabuğum kendiliğinden çatlamış hatta yer yer kırılmıştı. Ya da ben o kabuğu kırmak için çabalıyordum. Bilmiyorum.
Cantekin beni mekanda bırakıp yetkiliyi bulmuş ve özel konuşmuştu. İkimiz birlikte atlayacaktık. Ben o konuşmasını yaparken uçuş için hazırlanmıştım. O da benden sonra hazır olmuştu. Onunla birlikte oldukça yüksek bir yere çıkartılıp ayaklarımızdan da iki halatla bağlanmıştık. Güvenlik önlemleri tam bir şekilde alınınca atlamaya birlikte hazırdık.
Bağlandığımız ipten özgürce kendimi bıraktım ve Cantekin'le birlikte aşağıya çekildik. Bu mükemmel bir duyguydu ve zirveden atlamak çılgınlıktı. Bu tür çılgınlıklar ise kesinlikle denenmeliydi. Pişman olacağınız bir şey değildi. En azından güneşin batışını bir kez izlemek gibi bu da bir kereliğine mahsus denenmesi gerekiyordu. İnsan dünya iplerinden kurtularak bazen tüm duygu ve düşüncelerini bir tarafa bırakıp kendisini yukarıdan aşağıya özgürce bırakmalıydı. İşte o zaman hayatınızda sonuca varmayan problemler belki çözüm yoluna daha kolay ulaşırdı. Sen aşağı yuvarlarsan kafandaki meseleler seninle birlikte olmazdı. Tek bir yaşam şansın vardı ve ömrünün ne kadar süreceğini bile bilemezken hayatını tek bir günden ibaretmiş gibi yaşamak gerekiyordu. Bu hayat benimdi ve ömrümü boş şeylere üzülerek heba etmek istemiyordum. Aldığım nefesin hakkını vere vere, tadını çıkara çıkara, yaşamalıydım. Birileri gibi Hak yiyerek değil, hayatımın hakkını vererek yaşamam gerekiyordu. Bu öncelikle kendim için ödemem gereken bir borç bilirdim. Kendinizin kıymetli olduğuna dair sizin kendinize bahşedeceğiniz en büyük hediye buydu.
İkimiz birlikte üç kez atlayış yapmıştık ve bu süreçte saat de epey geç olmuştu. Atlayış sırasında saat kavramını unutmuştum ve unutmuştuk. Zaman nasıl bu kadar hızlı geçmişti hiç anlamamıştım.
Ta ki çalan telefonun müziğin sesini duyana kadar.
Üzerimizdeki tüm kişisel eşyalarımızı kilitli bir dolaba koydurmuşlardı. Zaten onlarla birlikte uçuş yapamazdık. Bu yüzden defalarca kez onları arayan kişiyi de duymamıştık. Cantekin çalan telefonu dolaptan alıp bakınca bende arayan kişiyi merak ettim. Arayan onu her kimse Cantekin ağız dolusu küfretmişti. "Siktir, siktir, siktir... "
Merakla eğilip arayan kimmiş diye baktım. 37 arama ve bir çok gönderilmiş ama okunmayan mesaj vardı. Hepsi de yalnız Barın'a aitti. Ne olmuştu ki? Yoksa okulda olanları mı öğrenmişti? Kalbim acıyla sıkıştı ve o an kendime bile ne diyeceğimi bilemedim. Oysa ilk gitmemiz gereken yer bura değil polis karakolu olmalıydı. Barın eğer öğrendiyse bu sefer benim hatta hiçbir şeyden haberi olmayan Cantekin'in canını okurdu.
Düşündüm. Eğer öğrenmiş olsa yalnız arayan Barın olmazdı. Durumu ailesine de anlatırlardı. Barın başka bir şey için aramış olmalıydı.
Kendi telefonum nerde hiçbir fikrim yoktu. Açıkçası hiç aklıma da gelmemişti.
Cantekin telefon çalmaya başlayınca karşı tarafı daha fazla bekletmemek için yanıtladı. Barın daha telefon yanıtlanır yanıtlanmaz açacağından bu sefer emin gibi konuşmuştu. Hiddeti azımsanacak gibi değildi. Öfkeli sesini ben bile duymuştum.
"Bana öldüğünü söyle Cantekin." ses tonu ölmediklerini bilecek ses tonuydu. Barın'dı bu. Onlardan yanıt bulamayınca bir yerlerden yerlerini öğrenmiş olmalıydı. İzmir Barın'ın sadece doğup büyüdüğü yer değildi. Ondan habersiz kuş uçmazdı. Tek bir telefonla onların nerde olduğunu öğrenmiş olmalıydı.
Ölmemişlerdi ama bu ölmeyecekleri anlamı taşımazdı.
"Bungee Jumping de eğlencedeydik." Cantekin eğlence kısmını söylerken canına susamış olmalıydı. Gözlerim sonuna kadar açıldı. Omuzlarını belli belirsiz silkti ve bana etrafımızı gösterdi. Doğruyu söylemek insanı en kolay çıkış yoluna ulaştırırdı. Barın'ın bu kadar arama sonrası bizim nerde olduğumuzu öğrenmemesi işten bile değildi. O benden daha çok bunu biliyordu.
Barın sanki az sinirli gibi Cantekin'in söyledikleriyle sinir küpü olmuş ve telefonun diğer ucunda kükremeye benzer bağırmıştı. Kendimi geriye çektim. "Kendini ben gelene kadar oradan atsan iyi olur. İki dakikan var. Bilgin olsun." Barın burada mıydı? İşte bunu hiç beklemiyordum.
Telefonu Cantekin'in suratına öylece kapatmıştı. Biraz daha konuşsalar Cantekin'i Barın her an boğabilirdi. Sesi öylesine sinirli geliyordu.
Ne olduğunu bilmiyordum. Cantekin'e sorma ihtiyacı hissettim. Barın'ın sesi kızgın ve öfkeli geliyordu. Telaşlı olduğu da sesinin hiddetinden az çok anlaşılıyordu. "Ne oldu?" sebebini biliyor gibi görünüyordu. Direk bulundukları yeri söylemesi de boştan yere olmazdı. Açamadım duymadım filan dememiş Cantekin yer bilgisi vermişti.
"Barın benim ebob ve ekokumu alacak ve dekarımdan çıkaracak Sena." gözlerimin içine baktı. "Çıkan sonucumda da Dekametremle işimi görecek. Kentalım'(100 kg'lık ağırlık ölçü birimi) da artık bana yardımcı olursun." söylediklerine gülmek istedim ama onun çaresizliği karşısında bunu yapmadım. İlk kez Cantekin olayı bu denli bir matematiğe bağlıyordu. Olay epey umutsuz olmalıydı.
"Durum o kadar mı vahim?" onun durumuyla eğlenmek istemesem de bu hali güldürmüştü. Normalde matematik benim korkulu düşmanımdı. Onun değildi. İşlemde hiç hata da yapmazdı. Bu sefer o da çözümsüz görünüyordu.
"A ile B'nin kartezyen çarpımı kadar hem de..." işte bu işlem sadece onun değil beni de kapsıyor ve ilgilendirirdi.
"Barın sana dikkat etmemi söyledi. Başına bir şey gelmesinden korkuyor. Bugün bizi okuldan o alacaktı. Benim aklımdan çıktı, gitti." kalbim tekledi ve duyduğum cümleyi hazmetmeye çalıştım.
Gözlerim alana giriş yapan Barın ile ondan tarafa döndüm. Dudaklarım belli belirsiz onun adını kıpırdandı.
"Korkuyorum Barın..." kalbimde korku ev edinmişti. Engin istediğini alamasa da beni köşeye sıkıştırmıştı.
O an bir şey oldu ve Cantekin beni kendine çekti. Dudakları Engin'in dokunduğu o yeri buldu.
Zaman durdu.
Ve Barın öylece baktı.
------------------------
Hikayeyi tamamlarken bende koordinat sisteminde apsis oldum. Yakında aksiyomda işlem görürüm:)))
Bölümü çok zor düzenledim. Artık ilerlemek istiyorum. Yanlış ve düzeltilecek yerler varsa kusura bakmayın. Hikaye ilerleyip bitirdiğimde tekrar dönmeyi düşünüyorum. Yoksa hikaye bu şekilde hiç bitmeyecek.