"O şehirde ayak bastığım her adımı, o şehir için aldığım her nefesi affet."
Toprağına tekrar sarıldım.
"Seni hep seveceğim." öptüm toprağını.
Evet, gidiyordum bu şehirden. Tek bir şey götürüyordum yanımda, hiç dinmeyecek olan aşkımdı.
Aşkıyla yanan kalbim şimdi hasretiyle yanıyordu. Gidiyordum bu yüzden.
Az gözüken bu bir ay, benim hayatımı değiştirecek kadar uzundu.
Deniz ile beraber gidecektik Şırnak'a. Hayatımızı orada kuracaktık.
Bize acı veren şeylerden kurtulacaktık bugün.
Ben, geçmişimden; Deniz ise Sedef'ten..
Sedef de Deniz'e zarar verenler arasındaydı. Deniz'i sevdiğini söyleyerek yıllardır Deniz'i değil, kendini kandırmıştı. Üzülmüştü içten içe Deniz. Bunu belli etmese de içi parçalanıyordu.
Ama buna izin veremezdim!
Deniz benim canımdı, değerlimdi. Bu hayatta benim her daim yanımda olan biriydi. Saçından bir tel kopsa canım parçalanırdı. Onun üzülmesine göz yumamazdım. Onu üzeni ben de üzerdim.
Şırnak ona da ilaç olacaktı, olmalıydı.
Psikoloğa bir ay içerisinde düzenli olarak gitmiş, toparlanmaya başlamıştım.
Zor oldu, olacaktı. Zor sınavlar güçlü insanlar yetiştirirdi değil mi?
Derin bir iç geçirip mezarının başından kalktım.
"Kendine iyi bak sevgili'm."
Karan ile kaldığımız eve gitmiştim öncesinde. Yanıma götüreceğim anılarım da vardı. Her ne kadar zor olsa da bunu başarmıştım...
(...)
"Karan?"
İskelede oturmuş baş başaydık Karan ile. Başımı dizlerine koymuştum. Yanımızda deniz kalbimizde aşkımız ile beraberdik.
Güneşin batışı şahit olmuştu bu sefer aşkımıza.
"Hakkari işini-"
Aniden sözümü keserek devam etti.
"Hayır Eflin. Biliyorum sen de gelmek isteyeceksin ve ben buna engel olacağım."
Başımı dizlerinden kaldırdım hızlıca, "Hayır sen buna engel olmayacaksın. Ben de geleceğim."
"Ya başına bir şey gelirse?"
"Tehlikesi yok diyen sen değil miydin Karan?"
"Öyle."
"Öyleyse neden gelmeme izin vermiyorsun Karan?! Neden senden 2 ay ayrı kalıyorum? Ben de istiyorum Hakkari'yi. Neden ?"
"Çünkü, çünkü..."
"Çünküsü ne Karan?"
"Çünküsü yok Eflin. Sadece gelmeyeceksin o kadar."
"Bana bir neden borçlusun Karan! Bunu unutma." diyerek ayaklandım ve iskeleden kumsala doğru yürümeye başladım.
Karan bir şey diyememişti. Ne diyebilirdi ki zaten?
Gözümden düşecek olan tek yaşı da sildim.
Sürekli tartışan bir çift değildik biz. Tartıştığımız zaman da ayrılmazdık sadece bir zaman yalnız kalırdık. Konuşur hallederdik sorunlarımızı.
Ama bu Hakkari meselesi birkaç gündür tadımı kaçırmıştı. Bunu da dile getirmiştim defalarca.
Karan benden bir şey gizlediği apacık ortadaydı. Bunu söylememe rağmen inkar ediyordu. İnkar ettiği süre boyunca da tartışıyorduk haliyle.
Ben tartışmak istemiyordum, bana benden gizlediğini anlatsa anlardım onu. Ama benim gelmemi istemiyor. Haklı olarak başımın belaya gireceğini düşünüyor fakat kendisi bir tehlikenin olmadığını söylüyordu.
Onun o kara gözlerinde o endişeyi görürken nasıl içim rahat kalacaktı?
"Eflin!"
Seslenmesine rağmen dönmedim arkama, biraz yalnızlık iyi gelecekti.
"Gitme yanımdan Eflin, ihtiyacım var sana lütfen. Bırakma beni."
Gözlerimden usul usul yaşlar dökülmeye başladı. Olduğum yerdeydim hala, ne başımı arkaya çevirmiş ne de arkama bile dönmeden gidiyordum.
Karan'ın ayağa kalkıp yanıma geldiğini anlamam zor olmamıştı.
Ellerini yavaşça belime sardı, "Gidecek misin Eflin'im?"
Ona doğru döndürdüm başımı, "Sakladığın bir şeyler var Karan. Öğrenmek hakkım değil mi?"
"Senden hiçbir şey saklamıyorum Eflin. Söz veriyorum."
"O zaman neden gelmeme engelsin Karan? Neden?"
"Korkuyorum. Her ne kadar tehlikesiz olsa da korkuyorum seni kaybetmekten. Anla beni."
Sarıldım ona. "Sana bir şey olmayacak değil mi?"
"Söz veriyorum olmayacak."
(...)
Eskiler aklıma geldikçe içim daralıyor, nefes alamaz hale geliyordum. Yine öyle olmuştu.
Bir yere oturdum sakince. Başıma örttüğüm siyah ince şalı başımdan indirdim.
Elim titreye titreye yanımdaki su şişesinden su içmeye başladım.
Su gerçekten içimdeki sıkıntıya iyi geliyordu.
?
Deniz de benimle Şırnak'a taşınacağı için buradaki bürosunu kapatmış, Şırnak'ta yeni bir büro açıyordu.
Lojmanda kalacaktık. İki kişiydik zaten. Yeter de artardı.
Kardelen'i de ziyaret etmiş, Şırnak'a gideceğimi söylemiştim. Aslında onu da Şırnak'a götürmek istesem de İstanbul'da kalması daha iyi olacaktı.
Pek belli etmese de sevinmişti ölmediğime. Günden güne iyileşiyordu üstelik.
Onca zamandır zorla yaptığı bazen reddettiği fizik tedavileri için şimdi can atıyordu.
Gideceğime üzülse de ona söz vermiştim geri geleceğime.
Burada bulunduğum timdeki arkadaşlarımla da vedalaşmıştım.
Hepsi delikanlı çocuklardı.
Kısa konuşmak gerekirse bu bir ayda yeniden yaratılmış gibiydim.
Kendime gelmiştim. Bencil olmayacaktım artık.
Yavaş yavaş şehitlikten ayrılırken bir taksi çevirdim.
Önüme gelen ilk taksiye binmiş, evin adresini vermiştim.
Arkama yaslandım, dışarıyı izlemeye koyuldum.
İstanbul çok güzeldi. Onu bırakmak istemezdim ama beni buna zorlayan insanlarıydı.
Bembeyaz şehrin günahtan kararmış insanları da vardı.
Gözlerimi kapattığımda gözlerimin önüne bir anım daha gelmişti.
(...)
"Karan nereye gidiyoruz?" Karan gözlerimi siyah bir kuşakla bağlamış, bir yere götürüyordu beni.
"Sürpriz dedim ya Eflin' im."
Ofladım, "Az sabret sevgilim. Oflama."
Ellerimden tutarak beni merdivenlerden indiriyordu büyük bir dikkatle.
Dışarı çıktığımızı, mahallede oynayan çocukların sesinden anlamıştım.
"Eflin'im şimdi arabaya binip sürprize gideceğiz."
"Hadiii."
"Sabret." demesiyle büyük bir özenle beni arabaya bindirdi.
Kapıları örttükten sonra söze girdi, "Hazır mısın sevgilim?"
"Valla biraz daha uzun sürerse eve giderim."
"Tamam tamam." diyerek gözlerimdeki kuşağı cözmesiyle benim çığlık atmam bir olmuştu.
"DUMAN KONSERİ BU!"
Karan güldü, "Evet Eflin. Duman konseri."
"Yiaa sen şapşirik misan?" diye yanaklarını sıktım iki yana.
Şu an ne yaptığımı ben de bilmiyordum. Fakat çok mutlu olduğum kesindi.
Gidemeyeceğimizi sandığım Duman konserinin biletleri tam önümde duruyordu!
"Eflin, dur boğacaksın beni."
"Bıraktım bıraktım." dedim kollarımı çekerek.
"Bu kadar sevineceğini bu kadar tahmin etmemiştim."
"Abicim kafan güzel mi senin? Heyecandan ölmediğime şükret sen. Bu Duman için kaç gün dua ettim haberin var mı?"
Gülümsedi ve arabayı çalıştırdı.
"Sen beni mi kandırdın bilet yok diyerek?"
"Hmm, evet galiba."
"Çok gıcıksın Karan!"
Karan ise sadece güldü.
"Eğer daha konuşmaya devam edersek geç kalacağız."
Başımı salladım.
15 dakikadır trafikteydik. Konser 21.00'de başlıyordu. Saat ise 20.00'ye yeni geliyordu.
Henüz vaktimiz vardı fakat en önde olmak istiyorsak erken gitmeliydik.
Trafiğin yavaş yavaş açıldığını görünce derin bir oh çektim.
Yetişecektim! Yetişmeliydim!
?
"AHH KİMİN İÇİN ATIYORR BU YÜREEEK! SÖYLE KİMİN İÇİNN ATIYOOR BU YÜREEK!"
Karan'ın gözlerinin içine bakarak Duman'ın Yürek şarkısını söylüyordum.
"NAPIP EDIYOR SEVDIĞINI ÜZÜYOOR! AKLIMIZ ERMEZ AMAN ALLAH!"
Konsere en ön sırada izleme şansı bulmuştuk.
Bugün 17 Eylül, tanıştığımız gün, benim yeniden doğduğum gündü.
Gözlerimizin içine bakıyor, baktıkça birbirimize gülümsüyorduk.
Sanki konserde yüzlerce insan değil de sadece biz vardık. Ve şuan söylenen şarkı bize özeldi. Karan ile dans ederken ona bakıp sadece gülümsedim.
Gülüşlerimiz hiç sönmesin sevgilim
Her şey öyle büyülü güzellikteydi ki bu an hiç bozulmasın diledim defalarca. Biliyordum, ölüm gelecekti birimize ansızın. Ölüm gelse de anılar hiç gitmesin...
(...)
O anlık ettiğim duanın, beni üzeceğini hiç tahmin etmemiştim.
"Ölüm gelse de anılar hiç gitmesin..."
Şimdi ise bu anılardan kaçıyordum.
Hayatın hilesine mi örnekti bu?
Ağlamak da yararsızdı artık. Bu küçük şehirde, kocaman anılar bırakmıştım. Ağlasam geri gelir miydi o günler? Yoksa bu küçük şehirde kaybolmuş muydu?
Cevapları kaybolmuş bir sürü sorum vardı. Her bir soru eklendikçe bu kayıp sayısı da artıyordu. Aradım yıllardır cevabını fakat benim tek cevap kaynağım Karan'dı.
Onun gidişiyle sorularım yetim kalmıştı.
?
Eve vardığımda taksiciye ücretini ödeyip inmiştim.
Birkaç saat sonra uçağımız kalkacaktı. Ve biz yeni hayatımızdaki ilk günümüze adım atmış olacaktık.
Şuan saat 11.00'e geliyordu. Uçak tam olarak 14.30'de kalkacaktı.
Kendime çeki düzen verip kapıyı çaldım.
Deniz, avukat arkadaşlarıyla buluşacağı için dışarıdaydı. Hayriye Teyze günlerdir ağlıyordu. 'Bir başıma ben ne yaparım?' diye ağıtlar yakıyordu bir aydır.
Her ne kadar gelmesi için ısrar etsek de 'Ne işim var benim Şırnak'ta?' diyordu.
Annem ise 'Siz onu düşünmeyin. Ben sahip çıkarım komşuma.' diyordu.
Tuhaf kadındı doğrusu Hayriye Teyze. Her ne kadar oğlundan ayrı kalacak olsa da benim için seviniyordu.
'Maral kızım yalnız kalmasın oğlum. Kaç yıllık dostsunuz. Beni boşver. Güzel kızım üzülmesin yeter.' dediğini duymuştum geçen hafta. Deniz ile özel konuşurken kulak misafiri olmuştum yanlışlıkla.
O an bir kez daha anlamıştım, ne güzel insanlarla dost olmuşum ben.
Kapıyı çalmanın ardından annem beni biraz bekleterek açmıştı.
"Maral kızım, hoş geldin anam. Geç hadi."
"Anneciğim ne erken açtın kapıyı."
"Ne yapayım Maral. Süpürge çalışır, baban çamaşır makinesiyle uğraşır. Hangi birinize yeteyim ben!"
Sitemli sitemli söylemesine gözlerimi devirdim. Ama haklıydı bir yerde de.
"Tamam tamam sakin Gülden Sultan." diyerek sanki teslim olmuş gibi ellerimi havaya kaldırdım.
Annem söylene söylene mutfağa koştu. Ben ise giydiğim siyah converseleri zar zor çıkararak.
Merdivenlerden yukarı çıkarak "BABAAA!" diye bağırdım.
"Noldu kızım? Bağırmasan bir de keşke."
Yanına vardığımda sarılıp yanaklarını iki yana sıktım. "Ben Deniz değilim kızım. Git onun yanaklarını sık."
"Tontiş babam benim."
"Ne isteyeceksin yine söyle."
"Ben seni tek bir şey isteyeceğim zaman mı böyle sevgi dolu geliyorum?"
Babam gözlerini devirerek "Kendini bilmez misin kızım?"
Vay aq bu kadar mı çıkar dolu insandım lan ben!
"Neyse babacığım, bir şey istemeyeceğim ben. Sevesim gelmiş sizi."
"Tamam, şimdi eğer izin verirsen çamaşır makinesi ile uğraşacağım."
Ellerimle çamaşır makinesini işaret ettim, "Yapacağından emin misin? Hem yetkili servisini arasanıza."
Ki babam yapamıyordu, kendisine fazla güvenmişti.
"Yetkiliyi aradık, bir dünya para istiyorlar kızım. Ben yaptırmak yerine yenisini alırım daha hesaplı gelir. Hem kendim yaparım ben."
"Peki o halde. Ben gidiyorum o zaman."
"Tamam kızım hadi görüşürüz."
Ben de 'Görüşürüz.' deyip odama doğru gittim.
Odaya vardığımda valizler çoktan hazırlanmış bir şekilde duruyordu.
İçim bir an huzursuz olmuştu. Her şeyden, herkesi terk edip gitmek...
Ne bileyim bir an kötü olmuştum. Çok özleyecektim onları. Annemin kokusunu arayacaktım geceleri mesela.
Alışmıştım bir düzene. Ama şimdi her şey darmadağındı.
Karan'ın gitmesiyle bozulmuştu bu güzelliğin büyüsü.
Ama artık çok geçti. Tayin çoktan istemiştim. Ve hafta başı görevde olacaktım.
Pişman olmak için çok geçti.
Yatağıma uzandım. Kafamın altına bir yastık koyup yatmaya karar verdim.
Yorgundum, hem de çok.
Gözlerimi kapattığımda kendimi tekrar Karan ile bir yerdeydik...
(...)
"Sevgilim, şurdaki elbiseye baksana."
Karan ile Avm geziyorduk bu sefer. Nişan için elbise bakacaktık.
El ele tutuşmuş mağaza mağaza dolaşıyorduk.
"Çok güzel sevgilim. Denemek ister misin?"
Elbise, bordo renginde dizlerimin altına gelen zarif kadife bir elbiseydi. Çok ama çok güzeldi.
"Olur da, fazla abartı değil mi? Kendi halimizde bir nişan sadece."
"Eflin'im bu günler sadece bir kez yaşanır. İstediğini giy. O gün senin günün."
Gülümsedim, "Deneyeyim ben o zaman."
"Koş hadi."
Karan ile mağazaya girip elbisenin bana uyan bedenini istemiştim.
Fiziğim güzel olduğu için zorlanmazdım elbise beden konusunda.
Oradaki mağazadan sorumlu olan kadın elbiseyi elime vermiş, bana çok yakışacağını söylüyordu.
Haklıydı evet, beyazımsı bir ten rengim olduğu için koyu renkler oldukça hoş duruyordu. Saçlarım geceye kaçan bir siyah renkti. Gözlerimle güzel bir uyumu vardı saçlarımın.
Fazla vakit kaybetmeyip elbiseyi denemek için kabine girdim.
"Karan giydim ben."
"Tamam Eflin. Çık da bakalım."
Ayaklarıma kabinde bulunan siyah stilettoları geçirip çıktım kabinden.
"Karan bir şey söylemeyecek misin?"
Karan'ın gözleri fal taşı gibi açmış, beni süzüyordu.
"Dilim lâl oldu Eflin'im. Çok, çok güzel ve zarif olmuşsun. Sana çok yakışmış. Hemen bunu alalım biz."
"Eyvallah reis." dedikten sonra kadına döndüm.
"Hanımefendi nasıl olmuşum?"
Hemcinslerinizin iltifat etmesi kadar güzel bir şey yoktu. En tarafsız eleştiriyi hemcinsinizden alırsınız.
"Beyfendi doğru söylüyor vallahi. Çok güzel oldunuz."
Gülümsedim, aynaya bakarak "Parası da güzeldir şimdi bunun."
"Eh yani." dedi kadın bana karşılık.
"Eflin, bunu almalıyız. Parası falan dokunmaz alalım bence."
"Karan tamam diyorsa tamamdır. Alıyoruz bunu."
Ödeyecek olan Karan'dı sonuçta.
"Elbise 1000 tl Eflin Hanım."
"OHA!" Karan ile aynı anda çıkmıştı ağzımızdaki bu nida.
"Demiştim ben size."
"Sorun değil, paylaşırız fiyatı."
(...)
"MARALLL!!" Deniz'in neşeli sesiyle açmıştım gözlerimi.
"Ya abi, bırak beni uyuyacağım."
"Şırnak uçağını kaçırmak istiyorsan bana uyar."
"NE?"
"Dedim ben. Hadi kalk saat 12 oldu."
"Oh, bir an kaçırdım sandım." derin bir nefes verdim sözüm bitince.
"Valizleri taksiye bindirdim ben. Sıra senin aşağı inmen."
"Tamam tamam." diyerek saçlarımı topladım.
Üstüm iyi olduğu için dert edinmemiştim.
Aşağı aceleyle inip ağlayan Hayriye Teyze, annemin ve babamın dolan gözleriyle karşılaştım.
"Gel buraya annem." ağlamaklı olan anneme sarıldım.
Onları geçtim, ben de ağlayacaktım az kalsın.
"Kuzum, kurbanım sana."
"Annem, ben sizi ziyarete geleceğim hiç merak etmeyin."
Annemden ayrılıp babama sarıldım.
"Seninle gurur duyuyoruz kızım. Sen onurlu, şanlı bir Türk askerisin. İyi ki bizimlesin."
"Beni utandırıyorsunuz baba."
Babamdan da ayrılıp Hayriye Teyze'ye sarıldım.
"Yolunuz açık olsun kızım. Arayın bizi."
"Ararız Hayriye Teyzem."
Hepsinin elini tek tek öpüp ayakkabılarımı giymeye başladım.
Deniz de vedalaşıyordu tek tek.
"Oğlum, Deniz'im. Kendine dikkat et annem. Aynı baban gibisin. Ahmet'im de senin gibiydi. Gülüşünüz, bakışınız, güzel yüreğiniz hepsi aynı."
Deniz acı bir tebessüm etti, ne zaman babasından bahsetse annesi, mutlu olurdu.
Öyle güzel bir adama benzemekten çok gurur duyuyordu.
Deniz, annemgille de vedalaştıktan sonra kapıdan çıktık.
"Hakkınızı helal edin." dedik Deniz ile. Şırnak'tı bu. Tehlikeliydi.
"Helal olsun yavrularım." dediler hepsi bir ağızdan.
? Şırnak, 4 Gün Sonra.
"DENİZ ACELE ET HADİ GEÇ KALIYORUZ!"
Deniz ile Şırnak'ta 4.günümüzdü.
Çok şükür ki sağsalim varmıştık.
Lojmana yerleşmiş, eksikleri tamamlamıştık.
"Son bir zeytin daha."
Ben kendi odamdan giyinirken bir yandan da Deniz'e bağırıyordum.
Çünkü yemesi bitmiyordu. Sürekli yiyordu.
"MARAL SEN DE DAHA GİYİNİYORSUN?"
"AYNI ŞEY Mİ LAN?"
Kesinlikle anlaşamıyorduk.
Giyinip aceleyle odadan çıktım.
"Hem daha sabahın altısı, bir şeycik olmaz."
Pişkin pişkin konuşan Deniz'e baktım.
"Abi askerim ben değil mi? Hani erken kalkmak lazım?"
"Ayol ben niye o zaman erkenden kalktım?"
"Ne bileyim lan ben?"
"Ben sekizde falan anca çıkarım Maral. Sana görüşürüz."
"Ne?"
"Duydun işte."
"Oğlum olmaz öyle, bari benimle karargaha gel."
"Iyi geleyim o halde."
Deniz ile bir şekilde evden çıkmış arabaya binmiştik.
Sabah erken olduğu için kısa sürede varmıştık askeriyeye.
"Maral beni alırlar mı?"
"Bilmem herhalde. Zaten az bir şey durur, bürona gidersin."
"Doğru söylüyorsun."
Askeri kimliğimle girmiştik askeriyeye.
Çok tuhaf hissediyordum kendimi. Acaba yeni tim ile anlaşır mıydık?
Deniz, ayakta uyuyan bir insan olduğu için sabah sabah hiç konuşmuyordu.
Arabayı da ben sürmüştüm!
"Deniz uyan!"
Binaya girdiğimizde uyur gezeri uyandırıp bir yere oturtmuştum.
Kendim de kantinde oturmuş çay içiyordum.
?
Gelmiş olduğumu bilen albay beni çağırmıştı odasına.
Bir askerden albayın odasını öğrenip odasına doğru yürüdüm.
Kapının önüne gelince derin bir nefes aldım. Kendime çeki düzen verip kapıyı çaldım.
"Gir!"
"Üsteğmen Eflin Maral Kavin İstanbul, Emret Komutanım!" diyerek asker selamı verdim.
Beni süzen albay "Rahat ol Üsteğmen Kavin."
Rahat ola geçtim, "Geç otur şöyle."
Oturmamıştım ilk başta.
"Emrediyorum asker."
'Emrediyorum.' demesiyle oturmuştum.
"İstanbul'dan geliyorsun değil mi?"
"Evet Albayım."
"Dosyanı inceledim, bayağı başarılı bir subay kadınsın üsteğmenim."
"Sağ olun Albayım."
"Artık yeni görev yerin burası Üsteğmenim. Göktürk Timi'ne yeni üsteğmen olarak görev alacaksın. Seni kapıdaki asker götürür tim odasına. Git de bir tanış."
"Emredersiniz Komutanım!" diyerek ayaklanmış dışarı çıkmıştım.
Albay sert mizaca sahipti. Doğal olarak her bir komutan böyle olmalıydı.
Asıl huyunu sivildeyken öğrenecektim.
?
Kapıdaki askerden albayın adını İbrahim olduğunu öğrenmiştim.
O askere, Deniz'e sahip olmasını söyleyerek timin odasına doğru ilerledik.
Varınca asker gidip ben de derin bir nefes almıştım.
"Umarım Anka Timi bana iyi gelirsiniz."