Saat dörttü. Mardin’in taş duvarları soğumuş, yıldızlar dağılmıştı gökyüzüne. Ama Solîn Avîn’in odasında hiçbir şey yerli yerinde değildi. Kına gecesinin bindallısı sandığa konmuştu. Ayakkabılar yorgundu. Gül yaprakları saçlarının ucunda hâlâ bir anı gibi tutunuyordu. Ama Solîn’in elinde bir kağıt vardı… Rûbar’ın susarak yazdığı o veda. Şîlan, gece geç vakit gelip uzatmıştı: > “Sana bıraktı. Ama dedi ki… ‘sesli değil, yüreğiyle okusun.’” İşte şimdi Solîn, bir mum ışığında o mektubu açtı. Parmak uçları titriyordu. Sanki bir kağıt değil, kalbinin en kırık yerini aralıyordu. Ve okudu: > “Solîn Avîn… Sana hiçbir zaman ‘gel’ diyemedim. Şimdi ‘git’ de diyemem. Ama sen yürürken bir yola, ben kalacağım olduğun yerde. Çünkü bazı aşklar kavuşmaz, sadece yaşanır. Ve

