Gün, taş duvarların arasına sızmıştı ama Solîn’in odasında hâlâ gece vardı. Başında hafifçe çözülmüş duvak, üzerinde ince beyaz bir sabahlık… ayna karşısında saçlarını çözmeye çalışıyordu. Ama saçından çok, düşüncelerini açamıyordu. Tam o sırada kapı yavaşça tıklandı. Solîn irkildi. “Evet?” demeye bile mecali yoktu. Kapı aralandı. İçeriye, elleri nasırlı ama yüreği pamuk gibi bir kadın girdi. Şêrin Abla. Kırklı yaşlarının eşiğinde… Bir ömrü bu konağın taşlarında, bir vicdanı gelinlerin suskunluğunda yoğrulmuştu. Gözleri Solîn’i bir kere süzdü. Ama yargılamadı. Yalnızca iç çekti, ve dudaklarında küçük, yumuşak bir gülümsemeyle konuştu: > “Günaydın gelin hanım… Uyanabildiysen tabii…” Solîn başını eğdi. Sesi çıkmadı. Şêrin bir adım daha yaklaştı. Yavaşça yere iliş

