bc

"KALP VE KURŞUN"

book_age12+
933
TAKİP ET
9.2K
OKU
adventure
family
HE
kickass heroine
brave
mafia
blue collar
bxg
witty
soldier
city
highschool
secrets
war
musclebear
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

"KALP VE KURŞUN " Tutku, Tehlike ve Sonsuz Aşkın Hikâyesi

Gökyüzü barut kokarken, kalpler ise sessizce aşkın dilini konuşur…

Yüzbaşı Mete Karahan, vatanı için savaşan, sert ve kararlı bir askerdir. Ancak hayatı, kaçakçılarla girdiği çatışmanın ortasında, masum bir anaokulu öğretmeni olan Elif Aslan ile kesiştiğinde her şey değişir. Tesadüf gibi görünen bu karşılaşma, ikisini de geri dönülmez bir yola sürükler. Mete’nin korumaya yemin ettiği Elif, sadece bir görev değildir artık; kalbinin en derin yerine kazınan, savaşsız kazanılamayacak bir aşktır.

Elif, gökyüzü gibi özgür, su gibi berraktır ama bir o kadar da inatçı… Hayatında ne silahları ne de emirleri tanımıştır. Fakat tehlike peşini bırakmaz ve bu tehlikenin gölgesinde, Mete ile adım adım birbirlerine yaklaşırlar. Bir yanda kaçakçıların amansız takibi, diğer yanda aşkın inkar edilemez çekimi… Göbekli Tepe’nin tarihi dokusundan Balıklıgöl’ün mistik atmosferine uzanan bu hikâyede, aksiyon ve romantizm iç içe geçerken, Mete’nin koruma içgüdüsü yerini gitgide kıskançlığa, kıskançlık ise kaçınılmaz bir aşka bırakacaktır.

Kurşunlar hedefini bulmadan, kalpler çoktan birbirine kilitlenmiştir. Ama bu aşkın bedeli ne olacak? KALP mi? galip gelecek, yoksa KURŞUNMU mu?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
BÖLÜM: 1 "GÜMRÜK HANINDA'Kİ İLK BULUŞMA"
Bölüm 1: "KESİŞEN KADERLER" Benim adım Elif Aslan, sabah her zamanki gibi Karaköprü'deki Narçiçeği anaokuluna gitmek için evden çıktım. Küçük öğrencilerimle geçireceğim yeni bir gün beni bekliyordu. Okul yolunun üzerindeki küçük kuyumcunun önünden geçerken içeride sıra dışı bir hareketlilik fark ettim. İçgüdüsel olarak yavaşladım, çünkü içerideki insanların telaşlı tavırları dikkatimi çekmişti. O sırada bir adam hızla içeri daldı, elinde silah vardı. Benim içimi bir ürperti kapladı. Birkaç saniye içinde içeriden bağırışlar yükseldi. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Tam geri dönüp uzaklaşmayı düşündüğüm anda, bir başka silahlı adam kapıdan çıktı ve onunla göz göze geldim. "Sen! Gel buraya!" diye bağırdı adam. Birden bacakları kilitlendi. Kaçmam gerektiğini biliyordum, ama korku beni hareketsiz bırakmıştı. Adam kolumdan tutup beni içeri çekti. Şimdi içerideki beş kişiyle birlikte benide rehin alınmıştı. O sırada başka bir yerde… Mete Karahan'ın Anlatımıyla Özel Kuvvetler timinden Özel harekât, Özel keşif komutanı Yüzbaşı Mete Karahan, ekibimle birlikte şehirde gizli bir operasyon yürütüyordum. Terör ve altın kaçakçılığı şüphesi taşıyan bir grubun peşindeydik. Polis telsizinden gelen acil anons, bir kuyumcu soygununun çatışmaya döndüğünü bildiriyordu. Şüphelilerin ağır silahlı olabileceği söyleniyordu. Ben, her zamanki gibi soğukkanlıydım. Ancak telsizden gelen şu cümle dikkatimi çekti: “İçeride rehineler var.” Bu, sıradan bir soygun olmaktan çıkmıştı. Benim zihnim hemen harekete geçti. "Eğer soyguncular paniğe kapılırsa, o rehinelerden sağ çıkamayabilir," diye düşündüm. Hiç vakit kaybetmeden, en yakın ekiple olay yerine yöneldim. Binaya yaklaştığımda içeriden gelen silah sesleri duyuluyordu. Keskin nişancılar yerleşirken, Ben ve Ateşkuşu ekibim sessizce arka kapıdan girmeye hazırlandık. İçeride… Elifin Anlatımıyla Ben, nefes almaya bile korkarak bekliyordum. Soyguncuların ne yapacağı belli değildi. Bir tanesi telaşla bağırıyordu: "Polis buradaysa, biz buradan canlı çıkamayız! Bir rehine öldürmeliyiz!" Kalbim hızlandı. Tam o sırada, içeride büyük bir patlama sesi yankılandı. Kapılar kırıldı, maskeli adamlar içeri daldı. Yıldırım hızındaki bu müdahaleyle ben ve diğer rehineler yere kapandık. Silah sesleri birkaç saniye içinde kesildi. Gözlerimi açtığımda başucumda sert bakışlı, siyah üniformalı bir adam gördüm. Gözleri kararlı sertti ve benim boynundaki amber kehribar rengindeydi kamuflajın için sadece gözleri görünüyordu.. "İyi misin?" dedi derin bir sesle bana. O an, amber bal rengi gözlere hayranlıkla baktım. Korkudan titreyen sesimle ancak fısıldayabildim: "Evet… Sanırım." O an, hayatımı kurtaran adamın kim olduğunu bilmiyordum. Ama bilmediğim başka bir şey daha vardı: Bu an, kaderimizin yollarını kesiştirdiği ilki ama sonu olmayacaktı… "FARKLI DÜNYALAR" Olaydan sonra hâlâ yaşadığı şokun etkisindeydim. Polisler ifademi alırken, kurtarıcımın kim olduğunu merak ettim. Beni rehin alan adamlar etkisiz hâle getirilmişti ama asıl aklımda kalan, bizi o cehennemden çıkaran bal rengi gözlere ait olan adamdı. Yüzbaşı Mete Karahan… Ben her zamanki gibi görevime odaklanmıştım. Benim için bu sadece bir operasyondu, ama genç kadının gözlerindeki korkuyu gördüğümde içimde bir şeylerin kıpırdadığını hissetmiştim. Genellikle kurtardığım insanlarla ilgilenmezdim; onların güvenliğe kavuştuğunu bilmek yeterliydi. Ama bu kez farklıydı. Elif’in yüzü aklımdan çıkmıyordu. Onu birdaha görmek istedim hem sonra Timimle göreve yazılmıştık Suriye'ye gidecektik Timim Ateşkuşu ile nasılsa geçici bir his dağları mağaraları patlatır in'lerine girip tepelerine çöker gerekirse onlarıda imha eder unuturum dağların ve operasyonların adamıyım kaybolur bu his diye düşündüm. ""Şanlıurfa Karaköprü'deki NARÇİÇEĞİANAOKULU"" --- Narçiçeği Anaokulu, Karaköprü’nün nar bahçeleriyle çevrili sakin ve huzurlu bir köşesinde, doğanın kalbinde yer alıyordu. Sabahları okulun önünden geçerken buram buram toprak ve taze nar yapraklarının kokusu insanın içine işlerdi. Okul binası, nar çiçeğinin adeta birebir yansımasıydı; dış cephesi açık somon rengindeydi, yer yer beyaz taş dokunuşlarla süslenmişti. Binanın giriş kapısının hemen üzerinde el emeğiyle yapılmış minik seramik nar figürleri sıralanmıştı, çocukların dikkatini çekmesi için rengârenk boyanmışlardı. Okulun önündeki o park ... Ah o park… Elif’in en sevdiği yerdi. Nar ağaçlarının gölgesinde salıncaklar, küçük kaydıraklar, el yapımı kuş evleri ve renkli çiçeklerle bezenmiş bir yürüyüş yolu vardı. Sabahları çocukların neşeli çığlıkları, kuş sesleriyle birleşerek adeta bir senfoniye dönüşürdü. Bahçedeki taş duvarların üzeri sarmaşıklarla çevrilmiş, küçük ellerin boyadığı seramik karolarla süslenmişti. Her çocuk, okula başladığında kendi küçük karo desenini yapar, duvara eklenirdi—bir gelenekti bu. Elif’in rehberliğinde down öğrencisi İsmail’in yaptığı nar figürü girişte, en baş köşede yerini koruyordu. Sınıflar ise sıcacık ve huzurluydu. Büyük pencerelerden içeriye süzülen güneş ışığı, pastel tonlarda boyanmış duvarlara yumuşak bir parlaklık veriyordu. Her sınıfın kapısında çocukların isimlerinin yer aldığı minik tahtalar vardı. Sıralar, sandalyeler minik bedenlere göre tasarlanmış, öğretmen masası ise fazla gösterişten uzak, sade ama sevgi dolu detaylarla süslenmişti—Elif’in masasının köşesinde, İsmail’in yaptığı kartondan bir kalp duruyordu. Duvarlarda çocukların yaptığı resimler, el işi çalışmaları ve kocaman tebessümlerle çekilmiş fotoğraflar yer alıyordu. Okulun içi çocukların dünyası gibiydi; masalların içinde yaşıyor gibiydiler. Koridorlar boyunca yürürken her adımda sevgi hissedilirdi. Müdire Hanım’ Gonca gül hocanın sıcak gülümsemesi, Elif’in sırt çantasındaki kurdele, mutfakta Günay'ın yaptığı siğara böreği kaçak çay küncülü tırnaklı ekmek çarşı fırınında pişmiş isot kokusu, güzel bir kahvaltı hepsi bir bütünün parçalarıydı. Okul sadece bir eğitim kurumu değildi, küçük yüreklerin ilk yuvasıydı. Elif her sabah bu kapıdan içeri adım attığında, kalbi hafiflerdi. Çünkü biliyordu ki burada her şey sevgiyle yapılıyor, her çocuk sevgi ile büyüyordu. METE" Birkaç gün sonra Narçiçeği Anaokulu'na gitti. Elif, öğrencilerini evlerine gönderdikten sonra yarınki etkinliklerin planını hazırlarken pencere kenarından dışarı baktığında , bahçe kapısının önünde bir askeri cip durdu . Merakla baktığında, içinden tanıdık bir siluetin indiğini gördü. Mete!… Elif, kalbi hızlanarak bahçe kapısına yöneldi.Yaramaz kaz ondan önce mete'ye ulaşmıştı bile bir sağdan bir soldan gaga'layıp bir yandan'da kahkaha atıyordu. Mete bu duruma şaşırdı sadece "Elife kahkaha atan kaz! diyebildi. Elif kaz'a eli ile kiş kiş yaptı, Kaz uzaklaşarak eşinin yanına paytak paytak kahkaha atarak gitti. Mete ciddi ama hafif çekingen bir ifadeyle ona baktı. "Her şey yolunda mı?" diye sordu... Elif gülümsedi. "Evet, teşekkür ederim. Hayatımı kurtardınız." Mete hafif gülümsedi. "Ben sadece görevimi yaptım." üstelik sende benimkini şu kahkaha atan kaz'dan ! kurtardın.. O kaz nasıl kahkaha atıyor kanat çırparak hemde keyfi çok yerinde inşallah kamera kayıtta değildir.😅 Elif içten bir kahkaha attı."Senin benim hayatımı kurtardığın kadar önemli olmassada evet kurtardım galiba 😅 Peki, görevden bağımsız olarak Aşağı çarşıda Gümrük hanın'da menengüç kahvesi hemde Urfa fıstıklı içmeye ne dersiniz?" Bir hayat kurtarma teşekkür kahvesi olsun benim davetlimsin." ☺️ Mete, böyle bir teklifi beklemiyordu. Ama garip bir şekilde, hayır demek de istemiyordu. Başını hafifçe eğip bir tebessüm etti. "Bunu reddedersem, nezaketsizlik olur değil mi?" "Kesinlikle," dedi Elif gülerek. Mete o halde hadi okulda işin bittiyse gidelim Gümrük hanı'na ;) --- "ŞANLIURFA GÜMRÜK HANI" – "Taşın, Suyun ve Sessizliğin Konuştuğu Yer" Şanlıurfa’nın kalbinde, çarşının göbeğinde yer alan Gümrük Hanı, iki katlı taş bir yapıydı. Yüzlerce yıl öncesinden bugüne dimdik ayakta kalmıştı; vakur, sabırlı ve her misafirine kucak açan bir bilge gibi. Dış cephesi geniş kemerli geçitlerle çevriliydi; kalın taş duvarları, yazın kavurucu sıcağını içeri sızdırmaz, kışın da sıcak bir sığınak gibi olurdu. Hanın içine adım attığın anda zaman başka bir hızda akardı. Ortadaki geniş avlu, göğe açık bir iç bahçeydi. Bu avlunun içinden ince bir nehir gibi kıvrılan bir su yolu geçiyordu; Balıklıgöl’den gelen bu su, hanın kalbinden sessizce akıyor, üzerindeki küçük taş köprülerle geçmişe selam veriyordu. Nehrin iki yanında, iri gövdeli nar ve dut ağaçları gölgeler serpiyor, dallarından süzülen güneş ışığı taş zeminde titreyerek dans ediyordu. Su yolunun etrafında eski Urfa evlerinden esinlenilerek yapılmış ahşap tahtlar ve alçak masa takımları dizilmişti. Tahtların üzerinde renk renk minderler, işlemeli yastıklar ve her biri ayrı desenli kilimler vardı. Masalarda közde kahve cezveleri, bakır şekerlikler ve minik nar figürlü sürahiler… Her şey ince ince düşünülmüştü, her detay geçmişin zarafetini taşırdı. Hanın alt katında kebap lokantaları ve otantik kafeler yer alıyordu. Bir köşeden taze çekilmiş kahve kokusu yükselirken, diğer yandan taş fırında pişen lahmacunun ve Urfa kebabının kokusu insanın burnunda dolaşırdı. Lokantaların önünde bakır tabaklarda sunulan isot turşuları, nar ekşili salatalar ve közde közlenmiş patlıcanlar göz doldururdu. Üst katlara geniş taş merdivenlerle çıkılırdı. Yukarı çıktıkça taş duvarların soğukluğu tenine değse de içerideki dükkanlar sıcacık birer hayat yuvası gibiydi. Bu üst katta, özellikle Kürt ve Arap terziler vardı. Dükkanlarının önünde rengârenk fistan kumaşları ipek gibi sarkıyor, içeriden makas sesleri ve dikiş makinelerinin tıkırtısı duyuluyordu. Her biri el emeğiyle işlenmiş geleneksel kıyafetler; altın sarısı, zümrüt yeşili, gece mavisi… Fistanlar Urfa kadınının zarafetini yansıtır, kumaşın her dokusu bin yıllık kültürün izini taşırdı. Biraz ilerde tesbihçilerin dükkânları vardı. Camekânların içinde dizilmiş yüzlerce tesbih, her biri ayrı bir hikâye anlatırdı. Kehribardan oltu taşına, akikten mercana… Tesbih ustaları elleriyle her taşın enerjisini tanır, sanki taşla konuşur gibi işlerdi. Dükkanların içi loştu ama vitrinlerdeki taşlar ışığı bir başka yansıtır, göz kamaştırırdı. Sessizlik içinde yürüyen tesbih taneleri, huzurun sesiydi adeta. ---

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Sessiz Çığlık

read
10.6K
bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
27.6K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
29.2K
bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
34.9K
bc

İNFAZ

read
4.9K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
14.8K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.5K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook