BUNLARI YAŞATMAM!

1148 Kelimeler
  Yurdun eski taş basamaklarından bahçeye inerken yine fark ediyorum ki burası da güzel yüzünü yavaş yavaş kaybediyor.İlk günkü sıcak yüzü ağır ağır yerini ruhsuz hale bırakıyor.Sanki gittiğim her yere felaketimi taşıyorum.Burası da nasibini almadan olmayacak görünüyor.Binanın üzerine çöken karanlık her geçen gün artıyor ve sanki burada yaşayanlar da usul usul çirkinleşiyor.Eski sakin havası uçup gidiyor.Daha iki adım atmıştım ki kızların bağırıp çağıran seslerini duyuyorum.Onlar da ilk geldiğimdeki gibi değiller.Sanki içlerine şeytan girmiş gibi isyankar ve tutarsızlar.Gün geçmiyor ki sorun yaşamayalım.Tarifi imkansız bir cesarete sahipler artık.Ne kadar kurallar hatırlatılsa da bildiklerini okumaktan geri durmuyorlar.Sanırım her birinin sayısız yüzü var artık.Karşısındaki kişiye göre sık sık değiştiriyorlar.Aleni bir kaos yaşanıyor.En çok sevdikleri şey görevlileri birbirine düşürmek.Hafiften kaynamaya başlamış bir cadı kazanının içindeyim.Ve en kötüsü ne yaparsak yapalım onları durduramıyoruz...Araların da gizli bir anlaşma varmış gibi her nöbetimde aklıma gelmeyen bir sürü olay yaşıyorum.Bu ruh halimi epey bozuyor.İstemeye istemeye yurda gidiyorum ve her kapıdan girişimde tek bir soru oluyor aklımda: Acaba bugün hangisi ne yapacak?Uyanık olmak da çözüm değil.Öyle bir formata girmişlerdi ki gözümün içine baka baka ayak üstü kırk entrika çevirmekten çekinceleri yok.İlginçtir ki bazıları öylesine  de kötü! Ve en ufak bir utanmaları da kalmamış.Amaca giden her yol mübahtır düsturuyla adeta canımızı okuyorlar.Ağlamaklı bir gerçek var ortada! Gelirken amacım,biraz da olsa bütçemi rahatlatmaktı ama, değişen hiçbir şey olmadı.Çünkü elime geçen gerçekten çok yetersizdi.Üstelik yaşadığım zorluk ve stres de yanıma kâr kalan yanı.İlk dönemin sonunda gidişattan sıkıldığım için ayrılmayı düşündüm ama, devam etmek zorundayım.Bir kere olaya bulaşmış durumdayım.Ve şuna inanıyorum ki hayatımda aldığım en yanlış kararlardan biri.Bunu,ancak şimdi kendime itiraf edebiliyorum.İnsanlar nedense dost bellediklerine kolay kolay toz konduramıyor...    Zaman içindeki bu değişim, yurt görevlilerinde de kendini göstermeye başlayınca endişem zirve yapıyor.Aslında oradan koşa koşa kaçmanın tam zamanı ama,bir yıllık verilmiş bir karar ve ben sonuna kadar gitmek zorundayım.İlk karmaşa alt kademede yaşanıyor.Herkes kendi hakkının yendiğini, diğerlerinden çok çalıştığını düşünüyor.Devamı daha da kötü sürekli birbirlerini takip etmeye başlıyorlar.Kim neyi, ne kadar yapıyor? Aslı bende de muamma.Ama sürekli devam eden bir didişme sürüyor.Düşman gibiler... İkinci basamak bizdik,görevli belletmenler.Herkes ilk zamanın disiplinini bir yana bırakmış kafasına göre takılıyor.Nereden biliyorum? Çünkü kuralcı olduğum için hep vaktinde bulunduğum bu mekana olması gerekenden geç geldiklerini görüyorum.Gelseler bile o küçük odaya kapanıp saatlerce telefonuyla uğraşıp tatile gelmiş gibi davranıyorlar sadece.Maksat vakit geçirip bir an önce gitmek.Ya da sürekli şikayet ediyorlar.Hafta sonu nöbet çekilmiyormuş falan...Gönülsüz ve sadece para için yapılan işin hayrı da bu kadar oluyor.Bu yüzden kızlara yüksek sesle konuşmaya başlamıştım bir süredir.Çünkü onlar bu gevşemenin çok iyi farkındalar.Cesaretlerini arttıran bir gelişme.Bilmiyorum aklıma sık sık gelen sıkıntı, bizi zor durumda bırakacak bir olayın yaşanması,hem de dışarıya taşan.Bu durumda yakalarına yapışılacak ilk kişiler biz belletmenlerdik.Yani arada harcanacak olanlar...Düşündüğümde kendi kendime sinirden gülüyorum.Ayda aldığım birkaç yüz lira buna değer mi? Pişmanlık geç geldiğinde daha çok can yakıyor.Maddi durumumda bırakın iyileşmeyi hiçbir şey değişmedi hatta daha kötü oldu diyebilirim Neden mi?Yıllardır en zor geçirdiğim bu kışın farkındayım.İki işte çalışmama rağmen evimizi ısıtacak bir şey kullanamıyoruz.Çünkü çocukların okul masrafları ısınmamıza izin vermiyor.Ev soğuk,okul soğuk,yurt oldukça sorunlu.Ve peşimdeki musibet rahat yüzü göstermiyor bana...    Üçüncü ve en tepedeki basamak idare.O da bu değişimden payına düşeni alıyor.Düzeni sağlamak adına bize yükleniyor.Oysa kızların ya da çalışanların durumundan haberdarlar.Onların yapamadığını bizden beklemek bana mantıklı gelmiyor.İlk icraat aşçının üzerinde yapılıyor.Görevinden alınıp temizlik kademesine veriliyor.Kusuru maaşını vaktinde alamamak ve bunu söylemekAslında çok önemli bir detay unutuluyor.Yurdun açılması için fellik fellik aşçı aranıp bulunmazken bu kadın sayesinde yurt işler hale gelmişti.İnsanlar tez unutuyor.Yine benzer bir ayrıntı daha mevcut.Belletmen öğretmen ihtiyacını karşılamak için yeterli sayıya zor ulaşan mekan biz işe başladıktan sonra epey değişmişti.İstersen ya da istemezsen modunda duyarsız.Çünkü bir kere başlamıştık ve çalışmak zorundayız.Anlıyorum ki ilk başta iyilik diye düşündüğüm bu iş aslında tepedekilerin işlerini yürütüp esas payı almaları için piyon görevini kabullenmek.Saflığıma da kızıyorum.Taptaze bir kullanılmşlık duygusu sarıyor her yanımı.Aslında saflık da değil,bazı insanları dost ya da arkadaş etmekle ilgili bir şartlanma.Yapmaz,o benim arkadaşım düşüncesi...Aptal insan kalmadı ki günümüzde! Sadece yılların dostluğuna yakıştıramamak benimkisi...Tolere etmek, ilişkiyi korumaya çalışmak...    Soğuk bir Ocak ayı gününde bu hal daha da belirginleşti.Evdeki sıkıntıyı utana sıkıla anlattığım arkadaşımın duyarsız tepkisi ile.Dönem tatili yaklaştığından çalışacağımız gün azalmıştı.Çarşamba ve pazar günleri benim olduğundan hesabıma gör beş nöbet beklerken adalet diye iki tane verilmişti.Bu adalet denen şeyi de bugüne dek hiç anlamadım.Kime göre,neye göre? Kişinin sadece kendisine mi? Oysa çocuklarım olmasa umrumda bile değil.Değil orada çalışmak,önünden bile geçmem! Ben kışı soğukta da geçirebilirim fakat çocuklarım?!Bu tersliklerin en kötü sonucu kişide yetersizlik duygusu yaşatmak.İki işte tabiri caizse köpek gibi çalışıyorum da soğuk günlerde onları ısıtamıyorum!..İlginçtir ki tek şikayet kelimesi duymadım onlardan.Çocuklar bazen yetişkin geçinen insanlardan daha anlayışlı...    Bir de hariçten bir baskım var ki gülmeyi de ağlamayı da beğenemiyorum.Sıkıntılarımı bilen arkadaşımın beni evlendirmeye uğraştığı zengin doktor.Bazen öyle daralıyorum ki telefonlarına cevap vermediğim oluyor.Çünkü neler diyeceğini biliyorum: ''-Güzel kadınsın,bırak kendini yıpratmayı.Gel evlen,rahat et! Adam evde alacak sana,rahat yaşa!'' vesair,vesair gibisinden şeyler.Ama anlayamadığı bir şey var.Kalbimi çarptırmayan bir adamla sırf parası var diye evlenemem ki!..Hem sonra karşılıksız hiçbir şeyin yapılmadığı bu dünyada ödeyeceğim bedel ne olacaktı?!..Benim adıma olmayacak bir işti kısacası.Aklımdan bunca şey o kadar sürede nasıl geçti şaşırıyorum.Öylesine alışmışım ki durum muhasebesine! Belletmen odasını kapısında bekleyen kız öğrenciyi geç fark ediyorum.Telaşla: ''-Hocam çabuk gelin! Güneş sinir krizi geçiriyor!'' diyor ve geldiği gibi telaşla gidiyor.Al işte! Yurda adım attım, başladık yine! Ağzımı bozduracaklar ki hiç sevmem! Ama şimdi tam sırası!Ulan ben bunca sorun içinde sinir krizi geçirmiyorum size ne oluyor?! Daha yaşınız kaç?Hayatta ne gördünüz ki? Şansımı seveyim!'' Çok iyi de biliyorum ki bu sinir krizi falan değil,sadece ilgi görme isteği.Artık tanımıştım bu çocukları.Çoğu başarısız ilk evlilikten sonra kurtulmak amacıyla yapılan ikinci evlilik kurbanları desem yalan olmaz.Evden bir şekilde uzaklaştırılmış,ikincinin selameti için bunun gerekliliğine inanılmış... Kısacası vakitsiz kaderlerine terk edilmiş çocuklar...    İkinci kata çıkıyorum, sağdaki ilk odadan geliyor sesler.Hızla giriyorum.Güneş kendinden geçmiş gibi ağlıyor,gözleri kan çanağı.Yanında iki tanesi bileklerini ovuyor, sözüm ona sakinleştirecekler.En arkada iki tanesi de bu gösteriyi zevkle izliyor.Dehşet içindeyim bunlar birbirlerinin acılarından mutlu oluyorlar.İlk hıncımı onlardan alıyorum: ''-Çıkın dışarı! Bıktım sizden!''Korktuklarını hiç sanmıyorum,salına salına gittiler çünkü dışarı.Yanındakilere dönüyorum; ''-Hiçbir şeyi yoktu az önce,birden ne oldu?'' Biri: ''-Annesini aradı telefonla ama, görüşemedi...'' Ne diyeceğimi bilemiyorum çünkü ben çocuklarıma hiç böyle davranmadım ki!Birkaç saniye öyle kaldım ve birden hiç aklımda olmayan bir şeyi yaptım: ''-Güneş sarıl bana!Kalk sarıl bana!''Çünkü onun bir anne kucağı istediğini o kadar güçlü hissetmiştim ki...Güneş bir an boş boş baktı yüzüme,tekrarladım: ''-Sarıl bana!'' İstese de yapamıyor.İş başa düşüyor,zorla kaldırıyorum yerinden ve ona tüm sevgimle sarılıyorum.Bağlar gevşiyor.Güneş de sımsıkı sarılınca tüylerim diken diken oluyor.Bu nasıl bir anne hasreti!..Omzumda usul usul ağlıyor bir süre ama,artık sakin.Alıp bahçeye çıkarıyorum,kendine gelsin diye.Ama çocuğun sık sık tekrarladığı tek kelimeyi yeni duyuyorum: ''-Utanıyorum...Utanıyorum..''Bu kelime beni tam anlamıyla geriyor ve kendimi tutamıyorum: ''-Ah güzel çocuğum bu dünyada utanmayı bilen bir sen mi kaldın?Sakın! Senin utanacak bir şeyin yok.Dik durmalısın.Senden önce utanmayı hatırlaması gereken çok insan var.Sen daha tertemizsin...'' Ne kadar bahçede kaldık belli değil ama konuştukça duruldu,bana hak veriyor gibi ama,yine de annesine laf söylenmesine dayanamıyor.Ah benim güzel çocuğum!..Evlilik ve böyle sonuç...Asla! Bunları asla çocuklarıma yaşatmam.Gerekirse daha çok çalışırım fakat bunları çocuklarıma yaşatmam!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE