Yaman, karşısında duran ay parçası kıza bakarken içinin titrediğini hissetti. Bu duygular Yaman’a yabancıydı. Hayatında ilk defa gördüğü bu kız, onun bütün duygularını altüst etmişti. Az önce ölecek diye ödü kopmuştu. Kıza kendi verdiği isimle, “Çakır Gözlü” dediği kız gözlerini açıp kapatınca Yaman derin bir nefes almış, gökyüzüne bakıp dua etmişti. Çünkü ona bir şey olsaydı, kendisi de yaşamayacak gibi hissetmişti.
Yaman, jinda’yı tanımadan kalbine almıştı. O artık onun Çakır Gözlüsüydü. İçinden,
“Böyle söyleyeceğim ona,” diye geçirmişti ama şimdi bunun zamanı değildi. Şimdi onu bir an önce hastaneye yetiştirmesi gerekiyordu. “Eğer ciğerlerine su dolduysa bu onun için çok kötü olur,” diye düşündü. Ormanın ortasındaydı, Atı hemen yanındaydı ama şimdi kızı bu asi ata bindirip bindirmemek arasında kalmış, kararsızlığa düşmüştü.
Kendi kendine söylenip duruyordu:
“Amına koyayım, her iki türlü de kızı öldüreceğim. Ata binerse ne yapacağı belli değil, burada kalırsa bu sefer yine uyanıp uyanmayacağı da belli değil.”
Başka çaresi yoktu. En azından yola kadar atla gitmesi gerekiyordu. Jinda'yı, atın üzerine bıraktıktan sonra kendisi de bindi. Tekrar jinda’yı, zor da olsa çevirerek kucağına aldı. Şans eseri at bayağı uysallaşmıştı.. Yaman Jinda’yı kendine doğru çevirdiği için kızın başı göğsüne düştü. Altında pantolon vardı. Ata binmeden önce hızla gömleğini giymişti ama gömleğin önü açıkta kalmıştı. Jinda’nın başı Yaman’ın çıplak göğsüne değiyordu. Bu temas Yaman’ın içinde başka duygulara yer açıyor içinde bir şeylerin kıpırdadığını hissediyordu, Yaman bu hissettiği şey karşısında kendine kızmadan edemiyordu.
Bir süre sonra yola vardıklarında bir arabaya denk geldiler.
“Çok şükür,” dedi içinden. Sonra Çakır gözü dediği kıza bakıp konuştu..
“Bugün şanslı günündesin bak, ikinci defa şans yüzüne gülüyor.”
Kız hâlâ baygındı ama gelen sesleri duyuyordu. Ne olduğunu tam olarak anlamasa da bilinci tamamen kapalı değildi. Gelen araba yabancıydı, başka bir yerden geliyordu. Mardin’e gelmiş herhangi bir turistti. Yaman buna da şükretti. Yerli olsaydı kızı onların dilinden kurtaramazdı. Çünkü üstü başı gerçekten dile düşecek kadar berbattı..
Hemen arabaya binip hızla hastaneye gittiler. Yaman, doktorlara kızı teslim ettikten sonra kapının önünde çaresizce beklemeye başladı. Doktorlar onu muayene ederken Yaman hızla danışmaya gidip telefon etmek için ricada bulundu. Hemşire, Yaman’ın yakışıklılığını görünce hiç tereddüt etmeden kendi cep telefonunu uzattı.
“İsterseniz buradan arayabilirsiniz,” dedi.
Yaman, kadının niyetini umursamadan telefonu alıp Fırat’ı aradı. Fırat telefonu açar açmaz bağırdı:
“Neredesin oğlum? Sabahtandır seni arıyorum yoksun. Atın da yol kenarında bulunmuş. Başına bir şey geldi diye perişan olduk.”
Yaman, Fırat’ın sesindeki endişeyi duyunca sakin ama sert bir tonla konuştu:
“Tamam, bir sakin ol. Şu an hastanedeyim. Ama merak etme bana verdiğin o asi atın üzerinden düşmedim Fırat efendi ”
Yaman atın asî olduğunu biner binmez fark etmişti.. Fırat'ın onunla eğlenmek istediğini düşünerek sesini çıkarmadan ata binmiş! Bir süre kontrolünü kaydetse de, sonunda onu kendi kontrolü altına almıştı..
Fırat Yaman'ın iması ile şok olmuştu.. Ama anlamamış gibi yaparak şaşkınlıkla sordu:
“Hayırdır oğlum, ne hastanesi?”
“Kimseye söz etme,” dedi Yaman. “Sana anlatacaklarımı sadece sen bil. Derede bir kız buldum. Kız onu kovalayan adamlardan kaçarken kendini nehre attı. Zar zor çıkardım. Çok su yutmuştu, bilinci yerinde değildi. Yola kadar atla gidip ordan bir arabaya bindik. Kızı hastaneye getirdim. Telefonumda dere kenarında kaldı.. Şimdi bana bir araba ve yedek kıyafet getir.”
Fırat derin bir nefes aldı.
“Yaman, kızı kurtarmışsın. Sana araba göndereceğim ama hastanede daha fazla bekleme, çabuk gelmen gerekiyor.. Orada durman iyi değil...”
Yaman şaşkınlıkla sordu:
“Hayrola, bir şey mi oldu? Sesin beni merak etmekten daha fazla endişeli çıkıyor ”
“Oldu ya, olmaz mı? Çelebi Aşiretinin adamlarıyla bizim oğlanlar kavga etmiş. Bizimkilerden biri çekebilirin yeğenini vurmuş. Çabuk gelmen gerek.”
Yaman sinirle dişlerini sıktı.
“Ulan amına koyduklarım,. Olay çıkartmak için beni mi beklediniz. Hadi beni beklediniz bula bula bugünümü buldunuz!”
“Fırat buraya bir adam gönder,” dedi. Tekrar.. Yaman bu duruma oldukça öfkelenmişti...
“Danışmana ismimi bırakacağım. Burada yatan kızın kim olduğunu bana öğrenecekler. Dedi Yaman ve ekledi,.. Bak "bu çok önemli Fırat,” dedi
Fırat’ın bu sözler karşısında sinirle güldü.
“Ulan anasını satayım, aşiret birbirine girmiş. Sen bir kızın derdine mi düştün?”
“Bana bak Fırat,” diye çıkıştı Yaman. “Geçmişini siktirtme bana. Yanına gelirsem sen de kendi derdine düşersin. Çok fazla uzatma da sana dediğimi yap.. Hemen arabayı gönder. Ve bu kızın kim olduğunu öğren. dedikten sonra telefonu Fırat'ın yüzüne kapattı.
Yaman ağır adımlarla yeniden kızın kaldığı odanın kapısına doğru yürüdü. Doktor, jinda’nın gayet iyi olduğunu, su yuttuğu için bir süre baygın kalacağını söyledi. Nefes almakta zorlandığı için oksijen makinesine bağlanmıştı. Kendine gelene kadar nefesine destek verilecekti.
Yaman içeri girerken kalbinin nasıl çarptığını hissetti. Hayatında ilk defa bir kıza bu şekilde bakıyordu. Onun hayatında varsa yoksa başarı vardı. Daha önce hiçbir kızla sevgili olmamıştı. Bu duyguları hiç yaşamamış, hiçbir kıza karşı istek ve arzu hissetmemişti. Elbette onu baştan çıkarmaya çalışan kadınlar olmuştu ama Yaman, başkasının dokunduğu kadına asla dokunmak istememişti.
İlk birlikteliğini onunla yapmak isteyenleri de her defasında geri çevirmiş, bu sorumluluğu alamayacağını söylemişti. Çünkü onun yetiştiği yerde bir kızın ilkini almak, onu sonsuza kadar kendi himayesi altına almakla aynı şeydi. Bunu kimseye yapamazdı. Yaman Böyle bir şey yapacak bir adam değildi.
Kadınlarla çok anlaşamazdı. Anlaştığı tek kadın annesi,ve kız kardeşleri ve babaannesiydi. Babaannesi yaman'ı gözünden sakınır sevmeye kıyamazdı torununu, Ona sonsuz bir bağla bağlıydı. Yaman, şoreşwan ailesinin en büyük oğluydu Ağalığı Fırat’a devredeceği zaman ona küsmüş, günlerce konuşmamış, hatta hastalanıp yataklara düşmüştü. Ama Yaman ne yapıp edip onun gönlünü almış, en iyi doktorlarla iyileşmesini sağlamıştı.
“Zamanı gelince gerekirse ağalığı geri alırım,” diyerek babaannesini ikna etmişti.
Yaman sedyede yatan kızın kapkara kaşlarına ve kirpiklerine bakarken içindeki duyguları tarif edemedi. Acelesi vardı. Ama gidemiyordu. Uzaktan kıza bakıp dere kenarında dudaklarına üflediği an geldi aklına. Atın üzerinde kucağında iken ki hissettiği şeyleri.. Ama böylesi sapıklık olur diyerek.. Hemen kendini toparladı.
“Sen sadece insanlık görevini yaptın,” dedi kendi kendine. Daha sonra göreceksin yüz yüze konuşurken içimdekileri sorgularım.
Doktorla konuşup sıkı sıkı tembihledi. Adamları kapıda bekleyecek, kızın kim olduğunu öğreneceklerdi. Yaman hızla hastaneden ayrıldı. Bu işi çözmeden İstanbul'a gidemezdi büyük ihtimal bu yüzden öfke ile arabaya binip konağa Doğru yol aldı
Bu sırada jinda yavaş yavaş kendine geliyordu. Elini atıp oksijen maskesini ağzından çıkardı.. Hayal meyal dere kenarında birinin ona seslendiğini hatırlıyordu. Güçlü kolların onu suyun altından nasıl çekip çıkardığını yarım yamalak anımsıyordu. Bir ara gözlerini açıp kapkara bakışlarla karşılaştığını da hatırladı. Ama bölük pörçüktü herşey.. Sadece o gece gibi bakışlar kalmıştı aklında.
Gözlerini tamamen açtığında hastanede olduğunu anladı. İşte o an, o kara bakışlı adamın onu kurtardığını ve buraya getirdiğini de tahmin etti. Onu kurtaran adamı düşündükçe kalbi hızlandı. Monitörden sesler yükselmeye başladı. Hemşireler sesi duyup hızla yanına geldiler.
“Hanfendi, iyi misiniz?” diye sordular.
Jinda sadece başını salladı. O kadar su yutmuştu ki boğazı ağrıyordu.. Konuşmaya takati yoktu..
“Tamam, lütfen heyecan yapmayın,” dedi hemşire. “Bir boğulma tehlikesi geçirmişsiniz. Sizi kurtaran beyefendi az önce buradaydı ama işi çıktığı için gitmek zorunda kaldı. Size kendi bilgilerini bıraktı. Sanırım aşiret ağasıydı.. Neyse siz kendinize gelince, Ben bilgileri size ileteceğim ”
Hemşire doktora haber vermek için çıktığında jinda gözlerini iyice açtı. Ağzında acı bir tat vardı, yavaşça doğrulup sedyede oturur hale geldi. Kolundaki iğneleri çekip çıkarttı. Burada kalırsa ailesi olanları öğrenecek ve çok üzülecekti.
Gitmesi gerekiyordu. Ama o kadar halsizdi ki ne yapacağını bilemedi. Kapıya doğru yürüdüğünde resepsiyonda onu soran iki adamı gördü. Hemşire onu Bir Ağanın kurtardığını söylemişti. Burada kalırsa bütün Mardin olanları duyacaktı, bunu biliyordu. Yaman'ın adamları onun odasına gelirken. Jinda de çoktan hastaneden çıkmıştı..
Başına gelenleri düşündükçe gözleri dolmaya başladı. Hızlı Hastaneden çıkarken bir yandan da yaşadıkları teker teker gözünün önünden geçiyordu... Bir daha asla tek başına ormana gitmeyecekti. Gerçi daha önce defalarca gitmişti ilk defa boşuna böyle bir şey geliyordu. Ablası öldüğünden beri tek sığındığı yer bugün altında yattığı o koca ağaç'tı.. Artık orayı da görmeyecek olmanın üzüntüsünü yaşıyordu jinda..
Kalbi deli gibi atarken. Hızla arka tarafa yöneldi hastaneden çıkıp. Bir taksiye bindi. Ama aklı hâlâ o kara bakışlı adamdaydı…