2.Bölüm

1560 Kelimeler
Elena, sonunda öğlen uykusuna yatırabildiği çocuğun üzerini örtüp odadan çıktı. Leo'nun Dünden beri sayıkladığı tek isim vardı o yan komşuları Felixti. Henüz Elena'nın tanışmadığı ama Leo'nun hayran olduğu kişi.Gece yatmadan önce, dalana kadar Elena'ya adamın gemilerinin olduğunu ve harika resim çizdiğini anlatmıştı. Sabah gözünü açar açmaz soluğu yan taraftaki evde almak istese de Leo, Elena ona izin vermemişti. Şimdi öğlen uykusuna dalmadan önce Elenadan söz almaya çalıştı. Uyandığında kahya Johnla beraber yan komşularına, gitmesine izin vereceğine dair. Ona hayır demek zor olsa da, Leo'yu yanından pek ayırmak istemiyordu o yüzden belki daha sonra beraber gidebileceklerini söylemişti. Mutfağa geçmeden önce koridordaki boy aynasından kendine baktı Elena. Soluk yanakları artık sağlıklı bir kırmızılığa kavuşmuş.Kristal mavisi gözleri ise artık donuk değil tam tersine ışıl ışıldı. Tek sorunu elbiseleriydi hala o adamın aldığı elbiseleri giymek zorundaydı. Parasını harcamak istemediği için de uzunca bir süre bu dar, açık elbiseleri kamufle ederek giymeye devam edecekti. Vücudunu ikinci bir deri gibi saran elbiselerin göğüs kısmı da oldukça açık ve cüretkardı.Kıyafetleri ancak üzerine şal alarak giyebiliyordu. Mutfağa girip Sophie yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordu. " Güzel kızım banyo yap ve dinlen dünden beri çok yoruldun " dedi kadın. "Aslında banyo yapmayı bende istiyorum ama geçen gün Leo ile dolaşırken biraz ileride ormanın girişinde harika bir göl gördük oraya gidip biraz ferahlamak istiyorum "dedi. Elena "Yüzmeyi biliyor musun?" dedi Sophie, şüpheyle karışık korkuyla Elena yüzmeyi çok iyi bildiğini söyledikten sonra, mutfaktan çıktı ve Leo ile keşfettikleri o eşsiz güzellikteki göle doğru gitmeye başladı. Genç kadına yüzmeyi Frida öğretmişti. Bir gün o şeytan dükten kurtulmayı başardıklarında kaçması için yüzmesi gerekirse diye. Ormanın girişindeki o harika yer göründüğü andan itibaren Elena hayranlıkla, berrak suya doğru resmen hipnotize olmuş gibi gitti. Su öylesine berrak öylesine duruydu ki. Üzerinde pırlantalar varmış gibi, güneş her suya vurduğunda göz alıcı bir şekilde parlıyordu. Ayakkabılarını çıkardı, şalını da katlayıp ayakkabılarının üzerine koydu daha sonra zorda olsa pembe elbisesini üzerinden çıkardı. Elbisesinin dar korsesi vücudundan ayrılınca rahatladığını hissetti şimdi sadece incecik kısa beyaz içliğiyle kalmıştı. Etrafta kimsenin olmadığına emindi o yüzden ince içliğini de çıkarıp diğer eşyaların üzerine koydu. Ve çıplak bir şekilde serin suya kendini bıraktı. *** Felix gelen mektubu kenara atıp, bahçeye bir hışımla çıktı ahırda duran simsiyah atı Fırtına'nın üzerine atlayıp yola koyuldu. Her zaman gittiği kiraz bahçelerinin arasından geçip İskoçya ile İngiltere sınırı arasındaki en güzel vadi ve altındaki o nefis göle girip biraz da olsa rahatlamak istiyordu. Bütün vücudu öfke ile kavruluyordu o korsan bozuntusu herifi elime bir geçirirsem doğduğu güne pişman edeceğim diye sesli bir şekilde küfür savurdu. Öfkesi o kadar yoğundu ki bir an önce kendisine ait o cennete benzeri, buz gibi göle girmez ise öfkesini yansıtacak başka bir şey bulacaktı. Göle iyice yaklaşmıştı atını bağlayıp ağaçların arasından geçmeye başladı. Biraz yukarıya tırmandı eşyalarını taşın üstünde bırakıp kendini buradan aşağı suya bırakmayı çok seviyordu. Taşın üzerinde çıktı gömleğine uzanmıştı ki suyun içindeki hareketliliği fark etti ve olduğu yerde adeta dondu. Biri Felix'in cennetine giriyordu. Büyük kayanın üzerine biraz daha çıkıp bu cesaret sahibi kişiyi görmek için dikildi, gölün aşağı kısmında olan kişiyi görünce nefesi kesildi. İpek gibi duran Sarı saçları neredeyse Beline kadar uzanan uzun boylu bir melek onun cennetine ziyarete gelmişti. Kendini tutamayıp aşağı indi Felix, göle yaklaştıkça sudaki kızdan yayıldığına emin olduğu leylak kokusu burnuna geldi. Artık neredeyse göle giren kızı görebiliyordu. Sarı saçları suyun üzerine yayılmış, zarif omuzları suyun dışındaydı. Felix derin bir iç çekti ve kızın yüzünü görebilmek için delice bir arzu duydu. İşte tam o anda ömründe gördüğü en güzel şey yüzünü ona döndü. Uzakta da olsa kızın yüzünü çok net bir şekilde görebiliyordu. Mavi gözleri öylesine güzeldi ki.O gözlere yakından bakmanın nasıl bir his olacağını merak etti Felix. Kırmızı dolgun dudaklarından süzülen su damlalarını hayranlıkla izledi. Aman Tanrım çok güzeldi. Kızın bir masaldan fırlamış, gibi gölden çıkışını izlemek istese de buna ne kalbi dayanabilirdi nede vücudunun diğer bölgeleri çünkü kızın çıplak bir şekilde göle girdiğini fark etmişti. Kahretsin! Hangi akla hizmet çıplak bir şekilde göle girerdi ki bir kız ya başka bir adam buradan geçmiş olsaydı, ne kadar düşük bir ihtimal de olsa bu düşünce Felix'in canını oldukça sıktı. Tam arkasını dönüp tekrar kıza bakacaktı ki tiz bir çığlık sesi duydu. *** Elena sudan çıkıp kısa ince içliğini giymişti ki. Ona doğru gelen siyah kocaman köpeği gördüğü andan itibaren korkuyla çığlık attı. "Sakın koşmaya kalkma "dedi ağaçların arasından çıkan adam. Elena, ikinci kez korkuyla sıçradı. Şimdi karşısındaki ona hırlayan köpekten mi yoksa bir gölün dibinde yarı çıplak bir şekilde bir adamın karşısında kalmaktan mı daha çok korksun karar veremiyordu. "Korktuğunu ona belli etme ve sakın kıpırdama" dedi. Adam ve yavaş adımlarla köpekle arasına geçti. Adamın geniş sırtı şimdi bütün görüş alanını kapatmıştı. Köpeğin biraz önceki hırlama sesi de kesilmişti. Her ne yapıyorsa işe yaramış olacaktı ki köpek geri çekilip ormanın derinliklerine doğru koşmaya başladı. Adamın geniş sırtı yerine, şimdi kaslı göğsü bütün görüş alanını kaplamışı. Biraz başını kaldırınca adamın keskin ve erkeksi suratını gördü. Londra da gördüğü peruklu, pudralı erkeklere hiç benzemiyordu. Neredeyse omuzlarına kadar gelen kahverengi saçları, haylaz pırıltıların olduğu aydınlık siyah gözleri ve birkaç günlük kirli sakalıyla oldukça yakışıklı bir erkekti. Adamın vücudundan yayılan limon ve kadife çiçeği kokusu bütün benliğini sarmıştı ve konuşamıyordu. Korkmuştu ve titrediğini hissediyordu adamın dolgun dudaklarının hareket ettiğinin farkındaydı ama ne dediğini anlamıyordu. Bir anda yer altından kayıyormuş gibi hissetti yere düşmeyi beklerken güçlü kolların onu sardığını hisseti. Sonrası karanlıktı. *** Elena kendine geldiğinden beri titrediğinin farkındaydı. Lanet olası elbisenin sırtındaki bağcıkları bağlayamıyordu bir türlü. En sonunda yenilgiyle kollarını iki yanına düşürdü. Derin bir nefes aldı ve bir kez daha denedi ama yok imkanı yok sırtını kapatamıyordu. Genç bir kadına yakışmayacak şekilde homurdandı. "Yardıma ihtiyacın varmış gibi hissediyorum" Adamın eğlenen ses tonu Elenada ağlama isteği uyandırıyordu. "Hisseleriniz kuvvetli değil maalesef Lordum" dedi Elena "Hislerim oldukça kuvvetlidir "dedi ve yüzünü Elenaya döndü . Adamın Siyah gözleri şuanda koyu lacivert renginde gözüküyordu. Acaba o kadife kahvesi saçlara dokunmak, elini adamın kaliteli ceketinin altına götürmek nasıl olur diye merak etmeye başladı. Başını sağ sola salladı hiddetle. Neler düşünüyordu böyle. Birden içinde bulunduğu gerçekliği hatırlayıp dehşetle irkildi. "Lütfen tekrar arkanızı dönün lordum" dedi. Elena Karşındaki adamı tanımıyordu ve bu ıssız yerde adamın önünde yarı çıplak vaziyetteydi. "Asıl sen arkanı dön ve elbisen için sana yardımcı olabileyim" Elena itiraz edecek gibi olsa da hemen vazgeçti çünkü adamın yardımına maalesef ki ihtiyacı vardı. Pembe elbisesinin önünden sıkı sıkıya tutarak arkasını adama döndü. *** Kızın bembeyaz ve porselen gibi teni bütün güzelliğiyle gözler önüne serildi. Karşısındaki kız öylesine büyüleyiciydi ki, kollarına bayıldığı andan itibaren onu sımsıkı sarıp, bırakmak istememişti. Havasız kalan ciğerlerine keskin bir hava çekti. Titreyen parmaklarıyla kızın bağcıklarını bağlamaya başladı. Kızın sıcacık teni, soğuk parmaklarıyla harika bir tezat içerisindeydi. Kendi nasırlı esmer ellerine karşın onun süt beyazı teni, içindeki yangınları büyütüyordu. Zorda olsa işini layıkıyla bitirdi ve kızın saçlarından gelen o yaz esintili leylak kokusunu içine çekti. Genç kadının güzel yüzü ona döndü. "Hadi seni eve bırakalım" dedi. Felix, Kız telaşla başını iki yana salladı. Pembe elbisesi vücuduna yapışmış harika göğüs şişkinliği oldukça iştah açıcı bir şekilde gözler önündeydi. Biraz ileride duran vizon rengi şalını alıp kıza uzattı. Kristal mavisi gözlerinin çevrelediği uzun kıvrık kirpikleri nazlı bir edayla kapandı. Elindeki şalı aldı omuzlarına sarıp yürümeye başladı.Felixte hızla yürüyen kızın arkasından onu takip etmeye başladı. Ağacın yanında duran atı Fırtınayı görünce genç kız büyülenmiş bir halde atının yanına gitti.O huysuz kendinden başka kimsenin ona yaklaşmasına izin vermeyen atı, kızın dokunuşu altında uysal bir şekilde duruyordu. "Bu sizin atınız mı? "dedi kız ve parıltılı açık mavi gözlerini Felixe çevirdi. Daha önce böylesine duru ve göz kamaştırıcı bir güzellik görmemişti Felix. Kendi hakim olamayarak, "Adın nedir" diye sordu kıza. Kızın güneşten dolayı kızarmış yanakları ve ışıl ışıl gözleriyle ona bakıyordu. "Elena " dedi yumuşacık ses tonuyla. "Elena, hadi gel seni evine bırakalım dedi Felix. " Evim yakın, kendim gidebilirim" dedi ve atını son kez okşadıktan sonra arkasını dönüp yürümeye başladı. *** Elena o güzel asil hayvanın yanından geçip gidişini izledi. Fakat atın üzerinde yakışıklı ve kibirli sahibi yoktu. Biraz daha adımlarını yavaşlatıp arkasından gelen adamı dinledi. "Lütfen beni takip etmeyi bırakın " "Evime gidiyorum" dedi adam yanağındaki gamzeyi ortaya çıkaran keyifli bir gülümsemeyle. Soğuk İngiliz erkeklerine hiç benzemiyordu. Adamın güneşi kıskandıracak derecede aydınlık bir gülümsemesi vardı. Ah ne zamandır böyle arsız düşüncelere sahip biri olmuştu. Kendi düşüncelerine kızarak eve doğru hızla yürümeye başladı. *** Felix önünde yürüyen kızın uzun boyuna ve harika kalçalarıyla salınarak yürümesine büyülenerek baktı böyle yürümek yasaklanmalıydı. Güzel yüzü öfkeli bir şekilde ona döndüğünde gülmemek için kendini zor tutmuştu Felix. Karmakarışık ve ıslak saçları, kıvılcımlar çıkaran mavi gözleri daha önce çokta öfkelenmeyen biri olduğunu gösteriyordu. Belki de nasıl sinirlenecegini bille bilmeyen biriydi. Acaba nerede oturuyordu diye düşündü. Kasabada oturuyor olamazdı. Böylesine bir güzellik bu şekilde yürüyerek kasabada dolaşsa mutlaka Felix'in haberi olurdu. O yüzden kesinlikle kasabadan değildi, hem konuşma tarzına ve elbisesine bakılırsa zevkli ve varlıklı biri olduğu anlaşılıyordu. İçinde derin bir merak duygusu uyandı bu kız kimdi. Kendi evine doğru iyice yaklaştığını fark eden Felix. Sıkıntılı bir nefes aldı. Elena evine girene kadar onu takip etmeye kararlıydı ki . Kız Jewel'in evine doğru yönelince o an anladı. Elena yeni yan komsuydu. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle telaşla yürüyen kıza baktı. *** Elena Eve yaklaşmıştı ki ona doğru koşan Leo'yu gördü. Kollarını açarak küçük çocuğun ona sarılmasını bekledi Elena, fakat Leo onu geçip arkasındaki adamın yanına gitti. "Hediyeyi çok beğendim, çok teşekkür ederim Bay Felix" dedi Leo, hayranlıkla. Ne! O adam yan komşuları Bay Felix Ramsey miydi?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE