bc

KOTA

book_age18+
0
TAKİP ET
1K
OKU
fated
boss
bxg
kicking
city
musclebear
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Gerçekler sade ve kısadır.Yalanlar ise detay ister.Simge, çok fakir bir aileden geliyordu. Hayatta kalmayı değil, susmayı öğrenmişti. Çünkü yoksulluk, insanı kelimelerden çok ayrıntılarla konuşmaya zorlar. Bir bakış, bir sessizlik, eksik bir lokma… Onun dili buydu.Fark web’e girdiğinde kimliğini değil, bildiklerini taşıdı yanında.Ve bir gece, Türkiye’nin en güçlü şirketlerinden birinin CEO’suna yalnızca tek bir cümle gönderdi.“Bildiğimi biliyorsun.”Melih Çatanak için bu cümle, hayatında ilk kez açıklayamadığı bir korkunun kapısını araladı. Gücün, paranın ve kontrolün alıştığı dünyasında; kısa bir mesaj, uzun bir panik yarattı.Bir taraf susarak ilerlerken, diğer taraf açıklamaya mecbur kaldı.Bir taraf yoksulluğun öğrettiği dili konuşurken, diğer taraf zenginliğin sakladığı sırlarla yüzleşti.Kota doldukça, gerçekler açığa çıkmaya başladı.Ve bu oyunda mesele artık para değildi.Ne de tehdit.Aşk, korku ve güç aynı cümlede buluştuğunda, kim kazanırdı?KOTA, suskunluğun en yüksek ses olduğu bir hikâye.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
KOTA
Önsöz Bu kitap, yüksek sesle konuşanların değil, susmayı bilenlerin hikâyesidir. Hayat bize çoğu zaman gerçekleri kısa cümlelerle sunmaz. Aksine, onları ayrıntıların arasına saklar. Yoksulluk bunu erken öğretir. Az olan her şey dikkat ister; kelimeler de buna dahildir. Bu yüzden bazı insanlar az konuşur. Çünkü bilirler: Fazla söylenen her şey, bir gün sahibini ele verir. KOTA, bir mesajla başlayan bir hikâye değildir. Bir suskunlukla başlar. Bir taraf, bildiklerini saklamayı öğrenmiştir. Diğer taraf, sakladıklarını açıklamak zorunda kalır. Bu satırlarda güç, her zaman parayla ölçülmez. Kimi zaman güç; susabilmekte, bekleyebilmekte, doğru anı kollayabilmekte gizlidir. Kimi zaman ise korku, uzun cümlelere sığınır. Bu kitapta anlatılanlar bir dolandırıcılık hikâyesi değildir. Bir aşk hikâyesi de değildir yalnızca. Bu, iki farklı dünyanın aynı gerçeğe dokunduğu anda yaşanan kırılmanın hikâyesidir. Fakirliğin öğrettiği dil ile zenginliğin sakladığı sırlar arasındaki gerilimin… Okudukça fark edeceksiniz: Gerçekler sade kalır. Ama korku, kendini anlatmak ister. Ve bazen, en büyük değişimler tek bir cümleyle başlar. Gece, şehrin üzerine ağır ağır inmişti. Sokak lambalarının sarı ışığı, pencereden içeri sızıyor; Simge’nin odasında yarım bir aydınlık bırakıyordu. Oda küçüktü. Duvarlar yıllardır aynı renkti. Fazlalık yoktu. Hayatı boyunca biriktirebildiği şeyler, eşyadan çok sessizlik olmuştu. Bilgisayar ekranı açıktı. Siyah bir zemin, beyaz satırlar. Fark web, Simge için bilinmeyen bir dünya değildi. Orası, kimsenin nereden geldiğini sormadığı, kimsenin neden sustuğunu merak etmediği bir yerdi. Burada insanlar geçmişlerini anlatmaz, bildiklerini gösterirdi. Ekranda beliren dosya adı, sıradan değildi. Büyük bir şirket. Tanıdık bir soyadı. Simge acele etmedi. Tıklamadı. Bekledi. Gerçekler, kendilerini hemen ele vermezdi. Onlar sessizdi. Bağırmaz, süslenmez, açıklanmazdı. Sadece orada dururdu. Simge bunu küçük yaşta öğrenmişti. Fakirlik, insana çok şey öğretirdi ama en çok beklemeyi öğretirdi. Dosyayı açtığında kalbi hızlanmadı. İçinde ne olduğunu anlamak için satırları hızlıca taramadı. Gözleri durgundu. Çünkü onun için önemli olan bilgi değil, bilginin karşı tarafta yaratacağı histi. Bir süre sonra ekrandan uzaklaştı. Sandalyede geriye yaslandı. Odada saat tik takları yoktu. Zaman sessizdi. Simge klavyeye tekrar döndüğünde ne yazacağını zaten biliyordu. Mesaj kısa olmalıydı. Çok kısa. Ne tehdit. Ne para. Ne de açıklama. Sadece tek bir cümle. “Bildiğimi biliyorsun.” Gönder tuşuna bastığında dünyada hiçbir şey değişmedi. Ama İstanbul’un başka bir ucunda, yüksek tavanlı bir yatak odasında, Melih Çatanak uykusundan sıçrayarak uyandı. Telefonu eline aldı. Mesaj ekranda duruyordu. Kısaydı. Soğuktu. Açıklamasızdı. Melih, hayatı boyunca sayılarla, raporlarla, uzun cümlelerle konuşmuştu. Bu kadar az kelimenin bu kadar çok şey söyleyebilmesi, onu huzursuz etti. Cevap yazdı. Sildi. Tekrar yazdı. Uzundu. Çok uzundu. Parmakları duraksadı. Göndermedi. Çünkü fark etti: Gerçek savunma istemiyordu. Savunma, yalnızca korkunun ihtiyacıydı. Melih telefonu masaya bıraktığında odanın sessizliği ağırlaştı. İlk kez, kontrol edemediği bir şey vardı. Ve bu şey, bağırmıyor, tehdit etmiyor, hiçbir şey istemiyordu. Sadece biliyordu. Simge, cevabı okuduğunda dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Uzun mesajlar tanıdıktı. Onlar her zaman aynı anlama gelirdi. Korku, kendini anlatmaya çalışırdı. Bilgisayar ekranı hâlâ açıktı. Simge mesaj yazmadı. Yazmayacaktı da. Çünkü bu oyunda konuşan değil, susabilen kazanırdı. Gerçek kısa kalırdı. Korku ise uzadıkça uzardı. Ve o gece, ilk kez, iki insan aynı gerçeğin farklı uçlarında durdu. Biri gücüyle, diğeri yokluğuyla. Kota dolmaya başlamıştı. Gökdelenlerin aynalı camlarına vuran akşamüstü güneşi, plazanın otuz ikinci katındaki geniş ofisin içerisine çiğ ve soğuk bir ışık sızdırıyordu. İçerisi, modern mimarinin getirdiği o steril, kokusuz ve ruhsuz havayla doluydu. Geniş, füme rengi çalışma masasının arkasında, üzerine kusursuzca oturan İtalyan kesim takım elbisesiyle oturan adam, elindeki tablet ekranına odaklanmıştı. Sektörün zirvesindeki o adamların sahip olduğu o sarsılmaz kibir, her jestinden okunuyordu. Otuzlarının sonlarında, keskin çene hatlarına sahip, saçlarına hafif kır düşmüş bu adam, şirketin CEO’su Melih Çatanak’tı. Hayatını veriler, borsa grafikleri ve mutlak kontrol üzerine kurmuştu. Ancak tam o dakikalarda, sistemine sızan ve tüm algoritmasını altüst eden o görünmez elden henüz habersizdi. ​Birkaç kilometre ötede, şehrin arka sokaklarında, rutubet kokulu dar bir odada ise bambaşka bir dünya dönüyordu. Simge, gözlerini kırpmadan önündeki üç farklı ekrana bakıyordu. Üzerindeki solmuş, bol siyah kapüşonlu, salondaki şık döpiyesli ya da markalı kıyafetler giyen kadınların dünyasına ne kadar uzaksa; parmaklarının klavye üzerindeki o ölümcül dansı da bu dijital dünyaya o kadar yakındı. ​Çok fakir bir aileden gelen Simge, hayatta kalmayı henüz bir çocukken, sokakların o acımasız ve çıplak gerçekliğiyle öğrenmişti. Gerçekler onun dünyasında hiçbir zaman sade ya da pembe olmamıştı; çünkü fakirlik gerçeği, her gün masaya koyamadığın ekmeğin, ödeyemediğin faturanın hesabını, yani sürekli bir açıklamayı isterdi. Bu yüzden Simge, yaşıtları oyun oynarken detaylarla düşünmeyi, insanların açıklarını ve sistemlerin zayıf noktalarını görmeyi öğrenmişti. Zamanla, internetin yasal sınırlarının bittiği ve "dark web" denilen, deep web ile dark web arasındaki o tekinsiz gri alana sızmıştı. Orada bilginin, saklanan kirli kimliklerin ve insanoğlunun en büyük sırlarının aslında en büyük para birimi olduğunu keşfetmişti. ​Şimdi elinde, Melih Çatanak’a ait öyle bir dosya vardı ki; bu dosya sadece bir adamın parlak kariyerini değil, ardındaki tüm finansal imparatorluğu yerle bir edebilecek güçteydi. Özel harcama kayıtları, kamuoyundan gizlenen ortaklıklar... Simge derin bir nefes aldı. İnce parmakları klavyenin üzerinde gezinerek yeni bilgiler aramaya devam etti.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
30.3K
bc

Sessiz Çığlık

read
10.9K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
29.7K
bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
36.8K
bc

İNFAZ

read
4.9K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
15.3K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.6K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook