🔥Kesinikle kumral🔥

1035 Kelimeler
Alev'den... İstanbul’a geleli üç gün olmuştu. Kalbimdeki boşluk canımı yaksa da yeni bir başlangıç bana iyi gelmişti. Ahmet abi bana yardım etmiş, yeni bir hastanede ve yeni bir mahallede temiz bir sayfa açmama yardımcı olmuştu. Ahmet abi kim mi? Deliler gibi sevip âşık olduğum adamın abisi… Ama o adamı artık kalbimden söküp atmam gereken biriydi. Mardin’de göreve başladığım hastanenin kalp cerrahıydı; dünyaca ünlü bir doktordu. İsmini artık ağzıma bile almıyorum. Bunu kendime de onlara da saygısızlık olarak görüyorum. Çünkü çok sevdiği bir karısı ve bir oğlu vardı.. Hastanede çalıştığım arkadaşım İnci’den öğrendiğim kadarıyla, o kadını yıllarca sevmiş ve onun kendisini görmesini beklemişti. Ne büyük bir aşk… Benim birkaç yıllık duyguma karşılık onun on yıllık aşkı… Kesinlikle bu savaşı kazanamazdım. Zaten kazanmak da istemiyordum. Başkalarının yuvasını yıkarak hiçbir yere varılmayacağını çok iyi biliyordum. Beni gören herkes rahat bir kız diye isimlendirebilirdi.. Öyleydim de zaten, ama birbirini seven insanların arasına girecek kadar gözü dönmüş ahmaklardan değilim.. Babam Ordu’dan emekliydi, annem ev hanımıydı. İzmirli, küçük bir ailenin tek çocuğuydum. Bu yüzden babamın gözbebeği olarak biraz rahat, biraz da şımarık büyüdüğüm söylenebilirdi. Ama o şımarıklığı, Asaf ve Berfin’in arasını bozduğumu fark ettiğim an bırakmıştım. Evli olduğunu bilmediğim .. Sevdiğim adamın ilgisini çekmeye çalışırken, meğerse karısının bizi görmesine ve aralarının bozulmasına sebep olmuştum. Bunu fark ettiğim anda kendimi geri çekmiştim. Ve o rahatlığımdan Eser kalmamıştı.. Artık orada da yaşayamıyordum.. Her gün gözümün önünde onu görmek bana acı veriyordu.. Ama artık İstanbul’daydım. Eski Alev olmamın önünde hiçbir engel yoktu. Hastanede işe başlamama bir hafta vardı. Ahmet abi beni yerleştirdikten sonra gitmişti. Mahallede araba tamirciliği yapan bir arkadaşı varmış, beni ona emanet etmişti. Buna gerek olmadığını söylemiştim ama dinlememişti. “İyi çocuktur, hem de hemşerim. Bir sıkıntın olursa ona git,” demişti. Üç gündür evi toparlayıp düzenlemekten mahalleyi doğru düzgün gezememiştim. Bugün hem alışveriş yapacak hem de biraz dolaşacaktım. Kendimi yeni hayatıma alıştırmaya çalışıyordum. Daha doğrusu, buraya gelmekle doğru bir karar verdiğime kendimi inandırmaya çalışıyordum. Çünkü başka türlü aklımdakinden kurtulamazdım.. Hazırlanıp dışarı çıktım. Üzerimde efil efil bir elbise, ayaklarımda açık ve şık sandaletler vardı. 1/67 boylarında, yirmi yedi yaşında, sarışın ve mavi gözlü bir kızdım. Gözlerimi görenler genellikle lens sanıyordu ama değildi; babamdan kalma genetik bir mirastı o renk. Eskiden çok severdim ama sevdiğim adamın aşık olduğu kadının kara kaşlı kara gözlü olduğunu öğrenince keşke ben de öyle olsaydım demiştim Hayatımda ilk defa birini kıskanmıştım.. Ne kadar aptalım Oysa ki aşık olduğun kişinin kaşına gözüne bakmaz insan. Mardin'de bile taliplerim çıkmıştı ama ben hala kalbimdeki adamı unutamadığım için hepsini geri çevirdim.. Aralarında aşiret ağları bile vardı.. Mahallede dolaşırken “Hoş geldin” diyen teyzeler etrafımı sarıp yolumu kesince, markete ulaşmam neredeyse iki saat sürmüştü. Dönüşümün de aynı şekilde olacağını düşünüyordum. Burada herkes akşam olunca aşağı iniyor, çekirdek çitleyip sohbet ediyordu. İstanbul’da böyle bir mahalle bulmak gerçekten zordu. Ahmet abinin beni neden buraya getirdiğini şimdi daha iyi anlıyordum. Buranın samimiyeti ve sıcağı beni güvende tutacaktı.. Ilk başta ondan yardım istemesem de daha sonra babamın Ali abiden yardım istediğini duydum.. Ali abi de asaf'ın başka bir abisiydi.. Asker olduğu için babamı tanıyordu sanırım.. Araya Babam da girince mecbur kalmıştım. Marketten alışverişimi yapıp çıktım. Poşetleri iki elime almış, köşe başından dönecekken… Her şey bir anda oldu. Aniden bir araba çıktı karşıma. Refleksle kendimi geri çektim ama bacağıma çarpmasına engel olamadım. Yere düştüm. Dizimin altı kaldırıma sürtünmüş, ince bir çizik açılmıştı. Kan yavaş yavaş aşağı doğru süzülüyordu. Kısa etek giydiğim için bacağım tamamen ortadaydı. Canım acıyordu ama daha çok sinirim bozulmuştu. Bembeyaz bacaklarım yara içinde kalacaktı şimdi.. Evet benim derdim bacaklarımın görünüşüydü.. Başımı kaldırdım. Arabadan biri indi. Uzun boylu… ama boyu Öyle böyle değil, gerçekten uzundu. Kafamı kaldırdığımda batan güneş arkasında kalmış, gölgesi üzerime düşmüştü. Bir an yüzünü seçemedim. Sadece siluetini gördüm. Kumraldı… Belki biraz esmere çalıyordu. Adam hızlı adımlarla yanıma geldi ve tam karşıma çömeldi. “İyi misiniz?” dedi. O an başımı eğip bacağıma baktım. Sonra tekrar ona döndüm. Sesi o kadar Tok o kadar iç gıdıklatıcı çıkmıştı ki.. Bir an etkilensem de bacağımda iz kalacak olması daha çok umrumdaydı.. “Ne iyisi ya?” dedim öfkeyle. “Ehliyeti nereden aldın? Kasaptan mı?” Adamın kaşları çatıldı ama susuyordu. Bu da beni daha çok sinirlendirdi. “Küçücük sokakta böyle hızla dönülür mü? İnsan bir bakar! Kör müsün, dalgın mısın, sevdalı mısın neyin var senin?” Söylenmeye devam ediyordum. “Maganda gibi araba kullanıyorsun, sonra da ‘iyi misiniz’ diyorsun! Vallahi bravo!” Sonra bir an durdum. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Ve o an… Donakaldım. Adamın yüzü sertti, öfkeliydi. Kaşları çatık, bakışları keskin… Ama aynı zamanda… Aman Allah’ım… Bu kadar da yakışıklı olunmazdı. İçimden geçenleri susturamadım. Açık sözlüydüm, ne yapayım… kesinlikle kumral yakışıklısıydı.. “Yani… şey…” dedim, bakışlarımı kaçırmaya çalışarak. “Araba kullanmayı bilmiyorsun ama… tipin iyiymiş.” Adamın yüzündeki ifade bir an değişir gibi oldu belli belirsiz dudakları kenara kıvrıldı ama hemen toparladı. Hiçbir şey demeden beni kollarımdan tutup kaldırdı. “Hey! Ne yapıyorsun? Sakat kalmadım bacağım kanadı indir beni hemen ” dedim. Cevap vermedi. Bir anda kendimi onun kucağında buldum. “Bırak beni! Kendim gidebilirim! Çattık ya bu kadar yakışıklı ama sağır sanırım ” diye itiraz ettim. “Kes sesini,” dedi kısa ve net bir şekilde. Ses tonu sertti ama garip bir şekilde güven veriyordu. “Bir şeyim yok diyorum sana! Hem sen kim oluyorsun ki bana Kes sesini diyorsun.. Yok diyorsam yok ” “Var,” dedi. “Hastaneye gidiyoruz.” Gözlerimi devirdim. “Abartma ya, küçücük çizik!” Ama dinlemiyordu. Beni arabanın yanına götürdü, kapıyı açtı ve dikkatlice koltuğa oturttu. Kapıyı kapatmadan önce bir an bana baktı. Bakışı… tuhaftı. Sanki beni inceliyordu. Sanki… hoşuna gitmiştim belki de. Ben de ona bakıyordum. İçimden geçenleri yine tutamadım. “Bakmayı kes artık,” dedim. “Çarptın zaten, bir de gözlerinle mi nazar edeceksin?” Adam hafifçe dudak büktü. Sonra kapıyı kapattı, kendi tarafına geçti ve direksiyona oturdu. Motoru çalıştırırken sadece şunu söyledi: “Arabanın herhangi bir yerini denk gelip çizilmiş olabilir.… mesajı Nazar etmem merak etme.. hastaneye gideceğiz sadece.” Araba hareket etti. "Hayır arabanın bir yeri kesmedi kaldırım çizdi bacağımı.. Madem bindirdin arabaya o zaman Beni evime bırak hastaneye gerek yok.." dedim ama yine cevap vermeye tenezzül etmedi beyefendi.. O değil de ben adamın yakışıklılığına dalıp hiç tanımadığım bir adamın arabasında Buldum kendimi.. Bir an aklıma bu gelince ne yapacağımı bilemedim....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE