
Şehir geceleri susmazdı… sadece korkuyu daha net duyururdu. Karanlık çöktüğünde sokaklar boşalır, insanlar evlerine çekilirdi. Çünkü herkes bilirdi; o saatten sonra bu şehirde bu mahallede nefes almak bile izne bağlıydı.
Ve o izni veren tek bir adam vardı.
Ateş Karahan,
Adı bile tek başına bir tehditti. Soğuk bakışları, keskin çizgileri ve asla sarsılmayan duruşuyla… o, bu şehrin görünmeyen hükmüydü. Kuralları vardı ve o kuralların dışına çıkan herkes için tek bir son vardı: yok olmak.
O gece… bir hata yapıldı.
Alev, görmemesi gereken bir şeyi gördü.
Bir adamın yere yığılışını… ve tetiği çeken o adamı.
Kaçtı.
Nefesi kesilene kadar koştu. Kalbi göğsünü parçalayacak gibiydi. Ayakları titriyor, aklı tek bir şey söylüyordu: kurtul. Ama karanlık sokaklar bazen çıkış değil, kapan olurdu.
Ve o sokakta… kapan kapanmıştı.
Bir anda kolundan sertçe çekildi. Sırtı soğuk duvara çarptı. Daha ne olduğunu anlayamadan karşısında onu buldu. Göz göze geldiler.
Alev’in nefesi boğazında düğümlendi.
Ateş Karahan.
Alev'in yaşadığı mahallede tamirci sandığı o soğuk adam...
Ve adam ona yaklaştı. Fazla yaklaştı. Kaçacak yer bırakmayacak kadar. Bir eli duvara yaslandı, diğer eli hâlâ kızın bileğini sıkıyordu. Sertti… ama kontrolünü kaybetmiş gibi değil. Bilinçliydi. Hesaplıydı.
“Gördün…” dedi alçak, tehditkâr bir sesle.
Alev’in dudakları titredi ama geri adım atamadı. Gözlerini kaçırmadı. Korkuyordu… evet. Ama içinde başka bir şey daha vardı. Tanımlayamadığı bir direnç.
Ateş gözlerini kısmıştı. Onu inceliyordu. Kaçmasını, yalvarmasını bekliyordu belki… ama kız sadece nefes alıp veriyordu, gözleriyle ona meydan okur gibi.
Bu hoşuna gitmedi.
Ya da… fazlasıyla gitti.
“Elimde tek bir seçenek var,” dedi, sesi daha da düşerek. “Ya şimdi seni burada sustururum…”
Parmakları kızın çenesine dokundu. Başını hafifçe kaldırdı. Aralarındaki mesafe neredeyse yoktu artık.
“…ya da benimle gelirsin.”
Alev’in kalbi hızlandı. Korku, öfke, şaşkınlık… hepsi birbirine karışmıştı.
“Kuzenin savcı, değil mi?” diye fısıldadı Ateş. “Bu yüzden nefes almana izin vermem gerekecek...” ama bu bir bahaneydi. En başından ilgisini çeken bu kızın onu göresi işine gelişti belkide..
Sessizlik.
Sokak daraldı sanki. Hava ağırlaştı.
“Polîsê gitmeyi aklından bile geçirme,” dedi kesin bir tonla. “Çünkü edersen… sadece sen yanmazsın. Annen ve baban tek başına yaşıyor değil mi? ”
Sonra dudaklarında tehlikeli bir kıvrım oluştu.
“Benimle evleneceksin.”
Sözleri bir hüküm gibiydi. Tartışmaya kapalı. Kaçışı olmayan.
Alev’in gözleri büyüdü. Bu bir teklif değildi… bir esaretti.
Ateş biraz geri çekildi, ama bakışlarını ondan ayırmadı.
“Ya benim olursun…” dedi soğukça,
“…ya da bu gece son mutlu gecen olur.”
Ve o an, Alev anladı.
Bu bir karşılaşma değildi.
Bu, karanlığın onu seçtiği andı.

