"Saat on, Buğu..."
Kendi kendime mırıldanıp kafamı koltuğa yasladım. Önümdeki sehpanın üstündeki yemekleri çoktan unutmuştum. Ortamdaki balonlara bakmak artık keyif vermiyordu. Öyle ki Utku'ya bile takılamıyordum artık.
Hiçbir şey düşünemiyordum.
Doruk'dan başka. Neden hâlâ gelmediğinden başka. Gelmeyecek mi sorusundan başka...
Kucağıma birden çıkan köpeğimle istifimi bozmadan elimi sırtına attım. Onun tüylerinin üstünde elimi gezdirmeye başladığımda zil sesi kulaklarımı doldurmuştu.
Zil sesi... Doruk...
Havuç'u tutup koltuğa yerleştirdim. Hızla yerimden kalktım ve salonun çıkışına yürümeye başladım. Kapıyı açmak için yola devam edecekken aklıma gelen şeyle vestiyerin önünde durdum...
Vestiyere doğru dönüp birkaç adım attım. Üstümdeki mini kırmızı elbiseye, kırmızı bilekten bağlamalı topuklu ayakkabılara ve kırmızı rujuma baktım. Stresten yüzüm ısınmaya başladığında ellerimi saçlarıma getirdim. Dalgalandırdığım saçlarımı omuzlarımdan geriye doğru ittim.
İçime derin derin nefesler aldım.
Kapı bir daha çalınca Doruk'u daha fazla bekletmemek için bakışlarımı aynadan çekmiştim. Kocaman dikdörtgen kapıya ilerledim. Kolunu tuttum. İçimden üçten geriye saymaya başladım. Üç iki bir...
İçime aldığım son derin nefesle kapının kolunu indirip güler yüzle gelen kişiye baktım.
Utku'ya baktım.
Elindeki karton çantalara bakışlarım kayar gibi olsada orayı takmadım. Onun yerine az ileriye gidip bahçeyi incelemeye başlamıştım. Gözlerimle Doruk'u aramaya devam ederken konuşmuştu.
"Elimdekileri almayacak mısın, Buğu?"
Gülüşümün yüzümde donakaldığını biliyordum. Gülüşümün söndüğünü biliyordum. Hayal kırıklığına uğradığımı biliyordum...

Doğum günün kutlu olsun reis; _yarenaydin_
.
" Daha fazla içecek misin?"
Utku'yu takılmadan içki bardağını bir kez daha dudaklarıma götürdüm. Bardağı hiç düşünmeden kafama diklemiştim. O acı tat boğazlarımı bugün bilmem kaçıncı defa yaka yaka geçmişti...
"Neden böyle oluyor?"
"Ne neden böyle oluyor?"
Uzun süre sustum, ardından omzumu "boş ver" manasında salladım. Bardağımın içindeki içki bitince ayaklarımı sehpadan çektim. Yerimde doğrulup, yere koyduğumuz içki şişesini elime aldım. Bardağa dökmek gibi bir zahmete girecekken aklıma gelen şeyle duraksamıştım.
Sakince bardağı sehpaya yerleştirdim ve şişeyi ellerimle kavrayıp tekrar arkama yaslandım. Yanımda benimle aynı pozisyonda oturan bir adet Utku vardı.
Gelmemişti Doruk.
Az önce gözüm duvar saatine kaymıştı. Saat on biri geçmişti ve o hâlâ gelmemişti. Acaba bu geceyi mi unutmuştu?
Şişenin ağzını dudaklarıma dayadım. Gözlerimi çoktan kapatmıştım, başım koltuğa yaslıydı.
"Canın bu kadar acıyorsa uyumalısın Buğu."
Hâlimi kötü gördüğü için gitmemişti, demek çok isterdim. Ama öyle olmamıştı. Doruk gelmeyince Utku'yu içeriye davet etmiştim. Tek bir soru sormak için. Midemin ve aklımın almadığı, kalbimin ise cevabını ölümüne inkar ettiği soruyu sormak için.
O gün "Duştalar." derken ciddi miydi?
Utku'yu son bir senedir hiç şaka yaparken görmemiştim. Bana söylediği şeyi şaka olarak almam doğru muydu?
Çenemin titrediğini hissedince dudaklarımı araladım. Sesli bir soluk vererek çimden kendime sakin olmamı söylemiştim. İçki şişesi elimden alındığında gözlerimi açıp, başımı Utku'ya çevirmiştim.
Yaklaşık bir saat önce değiştirdiğim üstüme göz ucuyla baktı. Kendisi yan tarafımdan kalktığında ben de onu izlemeye başlamıştım. Üstüne giyindiği siyah eşofman, siyaf sweatshirt ve siyah kapşonlusu... Buraya gelirken şapka da takmıştı.
Amacanın mumları verip gitmek olduğunu anlayabiliyordum. Sadece yalnız kalmaya ve tek başıma delirmeye tahammülüm yoktu bu gece o kadar.
Gözlerim yanmaya başladığında, eş zamanlı olarak Utku koltuğa uzanmamı işaret etmişti. Başımı belli belirsiz olumsuz anlamda salladım. Saçlarımı at kuyruğu yapmıştım, makyajım dağılmıştı. Bu saatte yatamazdım, duş almam gerekirdi. Onu da Utku gidince yapardım anca.
"Buğu, hadi..."
Bana doğru eğilip koltuğa yatmam için kolumu tuttu. Beni tutan eline doğru yasladım kendimi.
"Durmuyor Utku..." gözlerimi yumdum. Konuşurken sesim titremişti ve gözlerim dolmuştu. Utku sessizliğini koruyup hareket etmezken konuşmaya devam ettim. "Bir sürü bardak içki içtim ama düşüncelerim durmuyor. Kafam çatlıyor ama durmuyor. Kendimi iyi hissetmiyorum ama..."
Boğazımdan ilk defa o kadar acı bir yumru geçmişti ki... Ben ilk defa bu kadar sızlayanına şahit olmuştum.
Utku elini kolumdan çektiğinde kafamı tekrar koltuğa yasladım. Ta ki o yanıma oturup diğer kolumu sararak beni kendine çekene kadar. Koltukta ona doğru oturur pozisyona geldim refleksle. O kafamı tutup yüzümü göğsüne yasladı, bense tepki vermedim.
Ağlamamı bekledi ama ağlamak istemedim.
Ağlarsam kabullenmiş olurdum.
Kabullenmemek için ağlamadım.
Gözlerimi açıp elimi göğsünün üstüne yerleştirdim. Ondan biraz uzaklaşınca kafamı kaldırıp yüzüne bakmıştım.
Koyu kahveleriyle gözlerime bakıyordu.
"Yatar mısın Utku?"
"Efendim?"
İkiletmemesi için gözlerine beklentiyle baktım. Beni daha iyi anlayabilmesi için yerimden kalktım. Koltuğun başlığına diğer koltuklardan yastık alıp koymuştum. Utku'ya elimle işaret ettim bu sefer yatmasını.
Sorgulamadı ve yattı.
Üstündeki kapşonlusuyla yatmıştı. Kesinlikle sabaha kadar yanacaktı. Bunu umursamadım. Dönen başımla koltuğa bir dizimi yasladım. Kendimi üzerine dikkatle bıraktığımda bedeninin kasıldığını hissetmiştim.
Nefes almayı bir süre bıraktı.
O sırt üstü koltuğa, ben yüz üstü göğsüne yattım. Aklıma aynı pozisyonda Doruk'la daha önce kaç kere yattığım gelirken burnumu Utku'nun kazağına gömmüştüm.
O nefesini serbest bıraktı, ben ise bir süre kokusunda boğulmaya çalıştım.
Boğulamayınca solumaya başlamıştım beni öldürmeyen şeyi. Solumaya başlamıştım aklımdaki şüphenin sahibini.

Neden bilmiyorum ama panomda ilk defa bir kurgum hakkında güncel olarak yazılar yazılıyor ve bu benim hoşuma gidiyor...
.
Buğu Şirin: Neden yüzüme bakmadığını söyler misin Doruk?
Buğu Şirin: Ne diye beni gördüğün her yerde sinirden çenen kasılıyor, ne yaptım?
Doruk Erzem: Bir şey yaptığın yok, Buğu.
Doruk Erzem: Sinirden bir yerimin de kasıldığı yok.
Doruk Erzem: Kafana göre takıl,
Doruk Erzem: Biraz birbirimizden uzak dursak iyi olacak.
Buğu Şirin | Yazıyor...
Doruk Erzem: Yalnız rica ediyorum bu ara zarfında gidip başka adamların üstünde yatma.
Buğu Şirin | Çevrim içi
Doruk Erzem: Bu rahatsız ediyor. | Görüldü.
Doruk Erzem: Sadece bir şeyi çok merak ediyorum.
Doruk Erzem: Sormadan edemeyeceğim.
Doruk Erzem: Neden Utku?
Buğu Şirin: Kendine gel, saçmalıyorsun!
Doruk Erzem: Ben mi saçmalıyorum?
Doruk Erzem: Elini kazağının içerisinden geçiren sen saçmalıyorsun ama ben saçmalıyorum öyle mi?!
Doruk Erzem: Benim sevgilim bir adamın üstünde yatıyor ve saçmalayan ben oluyorum öyle mi!?
Buğu Şirin: Benden hesap soracağına neden gelmediğini açıklasan keşke.
Buğu Şirin: Üste de çıkmaya çalışmasan.
Buğu Şirin: Bir kere ya, bir kere!
Buğu Şirin: Bir kere sonuçla değilde nedeniyle ilgilensen.
Doruk Erzem: Nedeniyle?
Doruk Erzem: Pekâlâ, nedeniyle ilgileneyim.
Doruk Erzem: Neden elin onun tenine değiyordu?
Doruk Erzem: Arkadaşça açıklamasını yapsana bana.
Doruk Erzem: Neden huzurluydun, Buğu?
Doruk Erzem: Hadi açıklamasını yap.
Doruk Erzem: Sevgilin ikiniz için önemli bir geceye gelmemişken sen ne diye huzurluydun?
Doruk Erzem: Açıkla!
.
Eray Dokuz, Aptal grubunu kurgu.
Eray Dokuz, Koray ve Doruk'u ekledi.
Eray Dokuz: Fotoğraf
Eray Dokuz: Fotoğraf
Eray Dokuz: Fotoğraf
Eray Dokuz: Fotoğraf
Eray Dokuz: Daha atayım mı gülüm?
Koray Merter: Buna yetmez herhâlde, at birkaç tane daha.
Eray Dokuz: Fotoğraf
Eray Dokuz: Fotoğraf
Eray Dokuz: Fotoğraf
Eray Dokuz: Fotoğraf
Eray Dokuz: Fotoğraf
Eray Dokuz: Fotoğraf
Doruk Erzem: Derdin ne, Eray?
Doruk Erzem: Bu fotoğrafları nereden buldun ve neden bulma ihtiyacı duydun?
Eray Dokuz: Nedenini mi açıklayacağım?
Eray Dokuz: Pekâlâ, başlıyoruz Koray.
Eray Dokuz:

Eray Dokuz: Geçen ayın üçünde yaptı, yerken kendimi Maldivler'de hissetmiştim.
Koray Merter:

Koray Merter: Sınavdan düşük aldığımda, moralim düzelsin diye yapmıştı.
Koray Merter: Saçma gelecek ama sabah kalktığımda "iyi ki düşük alacağım" demiştim.
Koray Merter: Çünkü hayatımda izlediğim en güzel diziyi de o gün izledim, en güzel yemeklerden birini de o gün yedim.
Koray Merter: Buğu, yanında biri ağlarken onunla ağlayabilir biri.
Koray Merter: Onunla ağlaya ağlaya kahkahalara boğulduğum anlardan sadece biriydi.
Eray Dokuz:

Eray Dokuz: Verona'da tatlı bir ev tutmuşum da balkonunda oturuyormuşum hissi verdi.
Eray Dokuz: Bunu o balkonda oturup dedikodu yaparken yemek...
Koray Merter:

Koray Merter: İlk tanıştığımız günlerde bir çocuğa gülümsedim diye yapmıştı.
Eray Dokuz:

Eray Dokuz | Yazıyor...
Doruk Erzem: Kesin şunu...
Eray Dokuz | Çevrim içi
Doruk Erzem: Anladım ben anlayacağımı.
Doruk Erzem: Sadece zaman verin.
.
Eda Seda: Ne yani,
Eda Seda: Şimdi biz birlikte tatile mi gidiyoruz?
Doruk Erzem: Birlikte?
Doruk Erzem: Kim dedi sana bunu?
Eda Seda: Eray dedi, "Doruk seni alacak, gideceksiniz." dedi.
Doruk Erzem: Sen de bunu yedin?
Doruk Erzem: Baksana, Eray'la iş birliği yaparken ne düşünmüştün?
Eda Seda: Piçliğini?
Eda Seda: Arsızlığını?
Eda Seda: Ben istediğimle grup yaparım ama sen kendi rızanla benimle birlikte olmuşken bana it muamelesi yapamazsın.
Eda Seda: Haddini bil.
Doruk Erzem: Haddimi bileyim öyle mi?
Doruk Erzem: Senin haddin miydi evi dağıtıp, deli numarası yapmak?
Eda Seda: Ben deli numarası yaptım... Peki soruyorum sana Doruk.
Eda Seda: Neden bir deliyle öpüştün?
Doruk Erzem: Sen de unutkanlık mı var?
Doruk Erzem: Yoksa sadece beynindeki bir diğer ses tarafından mı yönlendiriliyorsun?
Doruk Erzem: Sen beni öptün, ben seni ittim.
Doruk Erzem: Ben seni itince sen yerden bir cam parçası aldın ve bileğine dayadın.
Doruk Erzem: Tebrikler Eda güzel oyundu.
Doruk Erzem: Şimdi eğer aynı fotoğrafların baban tarafından görülmesini istemiyorsan o fotoğrafları ortadan kaldırırsın.
Eda Seda | Yazıyor...
Doruk Erzem: Ha dersen ki kaldırmıyorum.
Eda Seda | Çevrim içi
Doruk Erzem: O zaman çok sevgili babanla muhatap ol bu saatten sonra.
Doruk Erzem: Ve unutma, o fotoğraflarla hiçbir şey kanıtlayamazsın.
Doruk Erzem: Ne baban oynadığın oyunu öğrendikten sonra inanır sana ne Buğu.
Doruk Erzem: Telefonuma hastalıklı şekilde bir sürü fotoğrafını gönderdin.
Doruk Erzem: Tek kaybeden sen olursun.
Eda Seda: Kendine nasıl bu kadar güveniyorsun?
Eda Seda: Sanki başından beri iradene sahip çıkmışsın gibi davranıyorsun.
Eda Seda: Daha iki hafta önce dilin içimdeydi Doruk.
Doruk Erzem: İspatla.
Eda Seda:

Eda Seda: Emin ol ispatlayacağım.
ﻬ
Eda Buse'ydi değil mi bu kızın adı? Amaan boş verin. Eda işte.