İçimde sanki kocaman bir şato ve o şatonun içinde de binlerce oda vardı. Her odadan başka bir kadın çıkıyordu ve herbiri birbirinden arsız, birbirinden tutkulu ve gözükaraydı. Cenkay’ın karşısında gerçek bir kadın gibi davranarak onun beni deli gibi arzulamasını istiyordum, tıpkı benim de onu arzuladığım gibi… Dudaklarını arsızca ısıran dudaklarım, yavaş yavaş teninde aşağı inmeye başladı. Çenesinden boynuna indiğimde adem elmasıyla karşılaştım. Dudaklarımı oraya nazikçe bastırdım. Bunu yapmamla iç çekti. Cenkay, koskocaman heykel gibi adam, benim bu hareketimle derin bir iç çekti. Bu biraz garibime gittiği için kıkırdadım. Çenemden tutup, yüzümü yüzüne kaldırdı. ‘’Ne oldu küçük hanım?’’ dedi göz kırparak. Dudaklarında da alaycı bir tebessüm taşıyordu. Elimi erkekliğine götürüp, tam da

