"Hani Bella ve Edward'ın sevgili olarak ilk kez okula giriş yaptıkları sahne vardır ya. Yanlarından geçtikleri herkes, tüm okul ağızları beş karış açık onlara bakarken ikisi de bununla çok eğlenir. Aynen böyle bir sahne planladım bugün için." dedim sabahki ders için Edgar ile birlikte yola çıktığımız sırada. Ama karşılığında beklediğim sırıtık yüz ifadesini göremedim.
"Acaba kötü bir fikir mi?" diye sordu birkaç dakika sonra, gözünü yoldan ayırmadan.
"Hayır ya su koyverme hemen!" diye bağırdım. "Çok eğleneceğiz, düşündükçe daha da saçma geldi bana, iyice hoşuma gitti o yüzden."
"Saçma olduğunu düşünüyorsun yani?" diye sordu yüzünde günün ilk tebessümü oluşurken.
"Evet. Saçma fikirler her zaman güzeldir çünkü her neyle ilgili olursa olsun mutlaka eğlendirir insanı. Hatta bok yoluna gidiyor gibi bile hissetsen bırakmayacaksın peşini çünkü panik, durumu daha da eğlenceli kılar. Sen daha başlamadan rest bayrağını çekiyorsun kral, olmaz böyle." dedim pencereyi sonuna kadar açıp sabah sigaramı yakarken.
"Ben seni korumak için yapmıştım bu planı ama görüyorum ki senin tek derdin eğlenmek. O kadar mı sıkıcıyım anasını satayım?" diye sordu.
"Eh, biraz öylesin." diye cevabı yapıştırdım ben de. "Okulun daha ilk haftası bitmeden küstün bana on iki yaşındaki ergen manita tribi attın. Küs olmadığın günlerde de okul içinde o kadar durgunsun ki kafandan aşağı buzlu su dökesim geliyor arada. Sürekli küçük çetenin yanındasın zaten. Manitacılık oyununa girişirsek bana daha fazla vakit ayırmak zorunda kalacaksın o yüzden de istiyorum yani. Birlikte kütüphanenin anasını sikelim, arka bahçede yere çöp atan herkese harakiri yapalım, Raven'dan birini gördüğümüz yerde hişt dümbük sen de River'ın iti misin diye laf atalım falan istiyorum. Onlar sizinkilere atıyormuş ya sizin neyiniz eksik? Kevın da sana benziyorsa Nighthawk Kardeşlik evindekilere acıyorum anasını satayım böyle çete liderliği olmaz olsun. Hem neden hiç siz ilk ekşın yaratan taraf olmuyorsunuz günah mı olur?" dedim. Taramalı tüfek gibi saydırmış olmam Edgar'ı eğlendirmişe benziyordu.
"Bu ne enerji sabah sabah?" diye sordu elimdeki sigarayı alıp kalan son nefesi içine çekerken.
"Rol keseceğiz falan diye heyecanlı uyandım ama bir ölüyle rol kesmenin mümkün olmadığını unutmuşum canımın içi." dedim yeni bir sigara yakıp bu kez doğrudan onun eline verirken.
"Tamam tamam. Yan çiziyormuş gibi görünmek istemem. Nasıl istiyorsan öyle olsun. Neydi şu bahsettiğin film sahnesi?" diye sordu tüm ilgisiyle. Aslında gayet iyi biliyordu sahneyi ama o an bir kez daha benden dinlemek istemişti. Bu hem onu eğlendiriyor, hem de sabah sabah onun planı için bu kadar heyecanlı görünüyor oluşum içten içe mutlu ediyordu.
"Bak şimdi!" dedim oturuşumu düzeltirken. Bedenimle Edgar'a doğru döndüm ve ellerimi havaya kaldırarak anlatmaya başladım. Çünkü böyle anlarda beden dilimi de katmazsam konuyu eksik anlatıyormuşum gibi hissederdim hep. "Bella Edward'ın vampir olduğunu öğreniyor ve yine de onunla manita olmayı kabul ediyor. Sonra bunlar aynı arabayla okula geliyorlar. Edward şoför koltuğundan inip Bella'nın kapısını açıyor. Birlikte okul bahçesinde yürümeye başlıyorlar ama herkes, istisnasız tüm okul onlara bakıyor. Edward da Bella'nın omzuna kolunu atıp. "Nasıl olsa cehenneme gideceğim o yüzden tüm kuralları çiğniyorum." gibi bir şey söylüyor. İkisi de mal mal sırıtıyor sonra. Böyle işte... Biz de el ele yürüyelim. Güneş gözlüğün olsa iyi olurdu ama sonbaharın ortasındayız o yüzden sorun yok. Arabayı park ettikten ve indikten sonra kapımı açmayı unutmuyorsun ama!" diye sıkı sıkı tembih ettim Edgar'a. O da omuzları sarsılarak güldü ve başını hafifçe öne doğru eğerek onayladı beni.
Planım tıkır tıkır işlemiş, Edgar uzun parmaklarıyla ona göre küçük olan elimi sıkıca kavramış, otopark ve ardından kampüs boyunca hiç kimsenin suratına bakmadan havalı bir yürüyüşle yürümüştük. Edgar beni arka bahçeye yönlendirdiğinde nereye gittiğimizi anladım ama umursamadım. Bu işe giriştiğimize göre eninde sonunda Nighthawk'a takdim edilecektim çünkü. Çoğu beni tanıyordu ama artık müstakbel first lady konumuna yükselmiş olmam farklı bir boyuttu elbette.
"Anna ile konuştun değil mi? Haberi var dümenden?" diye sordum fısıldayarak. Kız bir anda bizi böyle görüp şok geçirsin istemiyordum.
"Konuştum ama kimsenin dümenden haberi yok, Kevın'ın bile. Herkes bizi gerçekten sevgili olduk sanıyor. Böylesi daha güvenli." dediğinde duraksadım. Edgar elimi bırakmadan bana doğru döndüğünde yüzümdeki ifade yüzünden gülümsedi.
"Lan Anna bizi gerçekten sevgili sanıyorsa kimi sikeceksin sen? Sakın rolden çıkamadım bahanesiyle akşam odama falan gelme tokatımın tadına bakarsın." diye dalga geçtiğimde yüksek perdeden bir kahkaha attı. Ardından nerede olduğunun farkına varıp kendini toparladı hızlıca. Ama duyan duymuştu tabii ki.
"Merak etme bulurum ben takılacak insan. Anna'dan biraz sıkışmıştım zaten iyi bir bahane oldu bu iş." dedi her zamanki umarsız tavrıyla.
"Şerefsiz... Şimdi anladım çevirmekte olduğumuz dümenin asıl sebebini. Sırf bunun içindi dimi her şey, yok seni korumak için bilmem ne diye kandırdın beni. Alçak adam." dedim gülerek.
"Sonunda uyandın Sun günaydın anasını satayım." diye karşılık verdiğinde bu kez kahkahayı basan ben olmuştum.
Kare ahşap masanın etrafındaki üç tahta bankta oturan Nighthawk bireylerini görene kadar içinde bulunduğum durumla çok iyi eğleniyordum ama bana doğru dönen gerçek gözleri gördüğümde, konuşmak zorunda olduğum insanların gözlerini... Sanki hücrelerinin içinden başlayan soğuk bir gerilim hattı saniyeler içinde tüm bedenime yayılıvermişti. Ama kendimi rahatlatmak için çaba göstermeyi hiç bırakmadım on iki adım boyunca. Patika yoldan Nighthawk masasına giden yol tam on iki adım sürüyor, bu kendime on iki rahatlatıcı cümle söylememe yetecek kadar çok vakit anlamına geliyordu.
Sonunda masaya ulaştığımızda yüzümde rahat bir gülümseme oluşturmuş, elimi kolumu nereye koyacağım telaşı yaşamamak için cebimden bir dal sigara çıkarıp dudaklarımın arasına yerleştirmiş ve parmaklarımı Edgar'ın parmaklarının arasından geçirip gerçek bir sevgili el tutuşması ambiyansı yaratmıştım bile.
"Günaydın." dedi Edgar yavaşça başını eğerek. Ardından ben de başımı eğdim sessiz bir merhaba demek için. Kenardaki boş olan kısma yan yana otururken elini bıraktım ve oturur oturmaz bacak bacak üstüne attıktan sonra koluna girdim boşta kalan elimle. Bu benim için en rahat oturma şekliydi. Bacaklarım titrerse belli olmayacak, sigarasız elimle ne yapsam diye düşünmek zorunda kalmayacaktım.
Orta bankta Kevın, hemen sağında uzun süreli kız arkadaşı olduğunu bildiğim esmer kız Veronica ve solunda da adını bilmediğim ama Moon evinin önünde bir çok kez gördüğüm elemanlardan biri olan sürekli kahverengi tonlarında giyinen kestane saçlı güzel kız vardı.
Raven'ın kızlarının sahip olduğu giyinme kuralını burada da açıkça görebiliyordum. Erkeklerin hepsinde deri ceket, ceketlerinin göğüs kısmında gümüş rengi çobanaldatan iğneliği, altlarında da siyah pantolon vardı. Kızlarsa biraz daha farklıydı. Krem rengi boğazlı kazak ve kahverengi, mini, kalem etek hepsinin ortak noktasıydı ama üstlerine giydikleri ceketler konusunda özgürlerdi sanırım. Çoğu omuzlarına siyah yahut kahverengi tonlarında deri ceket atmış olsa da bazıları farklı renklerde, mesela yağ yeşili, kiremit, pudra pembe gibi pastel renklerde farklı türlerden ceketler de giyiyordu.
Şimdi yakından bakınca Nighthawk kızlarının giyim tarzını daha orijinal ve güzel bulmuştum. Ravendakiler liseye gidiyor gibi giyiniyorlardı.
"Bana dress code'dan bahsetmemiştin." diye fısıldadım Edgar'ın kulağına doğru. Üstümdeki bol okul sweatshirtü ve bej rengi kargocu pantolonuyla ortamda sırıtan o yeni kız gibi hissetmiştim kendimi.
"Zamanla alışırsın." dedi Edgar gülümseyerek. "En fazla iki hafta içinde tam bir Nighthawk kızı olursun, o altyapıyı görüyorum sende."
Sağ çaprazımda oturan Anna başını yanındaki Kocaman Eric'in geniş omzuna yatırmış uyukluyordu. Sevgili olduğumuzu öğrenmek çokta umrunda olmamış gibi görünüyordu şimdilik ve bu beni içten içe rahatlatmıştı. Yarı yarıya eğlenmek için kabul ettiğim bir oyunun hiç kimseyi üzmesini istemezdim çünkü.
"Akşam Kardeşlik'in arka bahçesinde ateş yakacağız." dedi Kevın yüzüme bakarak. "Aramıza yeni biri katıldığında bunu bu şekilde kutlarız."
"Keşke denize kıyısı olan bir şehirde yaşasaydık." diye sesli düşündüğümde Edgar irileşmiş gözleriyle bana baktı. Yeni bir ortamda söylediğim ilk cümlenin bu oluşu beni içten içe kahkaha pınarlarına sokup sokup çıkarsa da bunu dışarıya karşı saklayıp ciddi bir duruş sergilemek zorunda kaldım çünkü insanlar kendileriyle taşak geçtiğimi sanıp benden nefret edebilirlerdi.
"Ateş deyince öyle düşündüm birden..." deyip düzeltmeye çalıştım durumu. "Yani deniz kenarında ateş yakmak güzeldir sonuçta, Worcester'a taşındığımdan beri hiç deniz görmedim de ben özlemişim sanırım, birden ağzımdan öyle bir şey çıkıverdi. Ama olsun eminim Kardeşlik'in arka bahçesi de bunun için çok uygun ve güzeldir."
"Sunflower sen hep böyle kafa mı açarsın canım?" duyduğum ses tonuyla sağıma doğru döndüğümde Edgar'ın diğer tarafında oturan ve adımı nereden bildiğini bilmediğim kahverengi saçlı buğday tenli çocuğu gördüm. Yüzü tanıdık geliyordu ama adını sanını bilmiyordum açıkçası. Bana bakarken alaycı alaycı gülüyordu ama yine de can sıkıcı görünmüyordu. Yüzünde sanki her zaman oracıkta duran iyi niyetli, sevimli bir ifade vardı. Sözleri üzerine tüm masa gülmeye başladığında ben de kendimi tutamayıp güldüm ve ardından derin bir iç çekip alnımda biriken teri siliyormuş gibi yaptım sahte bir yorgunlukla. Ortamdaki gergin havanın saniyeler içinde dağılmış olması içimi rahatlatmıştı.
"Kıpkırmızı oldun." dedi Kevın'ın yanında oturan kestane saçlı kız. "Takdim edilme gerginliğini anlıyorum ama sakin ol. Uzaktan nasıl görünüyor bilemem ama alt tarafı sürekli beraber takılan standart bir arkadaş grubuyuz. Ek olarak beraber takıldığımız anlarda işe yarar bir şeyler yapmaya çalışıyoruz sadece." diye devam etti yüzündeki kibar gülümsemeyle birlikte. "Ben Daphne bu arada."
"Ben de Sunflower. Çok memnun oldum açıkçası." dedim okkalı bir tebessümle birlikte. Bu şekilde teşekkür etmeye çalıştım ona.
"Ben de." dedi güzel kız artık tanıdık gelen dost canlısı tavrıyla.
Birkaç dakika sonra grup kendi arasında tam olarak anlayamadığım konular hakkında konuşmaya dalmıştı. İçlerinden sarışın bir çocuk kalkıp,
"Götüm dondu sınıfa gidiyorum ben." diyene kadar hararetli sohbetler devam etmiş, çocuk bunu söylediği an neden herkes üşüdüğünü fark etmiş gibi yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.
Bir süre sonra Edgar ile birlikte ayağa kalktığımızda Anna'nın bize doğru yürüdüğünü fark ettim. Koyu mavi saçlarını başının üstünde dağınık bir şekilde topuz yapmış, hala uyanamamış gibi görünen gözlerine bir çift yeşil lens takmıştı.
"Selam." dedi elini kaldırarak. O sırada Kevın, Edgar'a seslendi ve bir saniye sonra Anna ile baş başa kalmış bir konumda buldum kendimi. Gülümsemeye çalışırken içimdeki gerginliğinde başını okşuyor, bir şey yok diyordum. Sakin ol, sorun yok gibi görünüyor.
"Selam." dedim Anna ile birlikte yürümeye başladığım sırada. "Nasıl gidiyor?"
"Güzel. Senin?" diye sordu her zamanki samimiyetiyle.
"Güzel." dedim kısaca. "Şey... Bu durum..."
"Sorun yok Sunny, kasma." dedi uzun boylu kız yürümeyi bırakırken. Vücuduyla birlikte bana doğru dönüp doğrudan gözlerimin içine baktı.
"Yani açıkçası benim için biraz tuhaf. Tamam resmi bir şekilde çıkmıyordunuz ama sonuçta nereden baksan bir ilişki içindeydiniz Edgar'la. Ben bunu onunla da konuştum. Hatta başta aramızda bir şeyler olmasını seni düşünerek kabullenemedim bir süre." diye yalandan bir açıklama yaptım çünkü öbür türlü kendimi bok gibi hissedeceğimi biliyordum. Eh neyse ki yalancıyı sikmiyorlardı.
"Sunny sana bunu şimdi söylemem ne kadar doğru bilmiyorum ama aslında ben hep farkındaydım. Edgar ile öylesine takılıyorduk çünkü onun kalbinde başkası vardı. Yani... sen vardın. Ben bunu hep bana seni anlatışından, aynı ortamda olduğumuz anlarda sana olan bakışlarından anlıyordum. Bunun her zaman bilincinde olduğum için hayal kırıklığına uğramadım hatta şaşırmadım bile ilişkinizi duyduğumda. Eninde sonunda aranızdaki şeyin arkadaşlıktan daha büyük ve değerli bir şey olduğunu anlayacağınızı biliyordum çünkü içten içe." dedi yüzünde gördüğüm en hoşgörülü, samimi tebessümle.
Sözlerinin karşısında öylece kalakalmıştım. Zihnimin içinde dönen tüm düşünceler, bilinçaltımın en arka sırasına attığım bilinçlilikler ve korkular üste çıkmış, Anna'nın bile fark ettiği bu şeyi benim de fark ettiğimi, yalnızca rahatımı bozmaktan korktuğum için salağa yattığımı bağırıyorlardı. Beni suçluyorlardı. Bir tek sen körsün, aranızdaki şeyi herkes görürken sen körebe oynamayı tercih ediyorsun ki bu çok karaktersizce bir tavır diyorlardı. Zihnime hak verme korkusu da üstüme bindiğinde titremesinler diye iki elimi de sıkıca yumruk yapmak zorunda kaldım.
"Çok teşekkür ederim." dedim sonunda, sahip olduğum tüm oyunculuk becerisini kullanmaya çalışarak. "Bu kadar anlayışlı ve olgun bir insan olduğun için teşekkür ederim. Umarım yakın arkadaş olmayı başarabiliriz bu noktadan sonra."
"Tabii başarırız kızım." dedi ve göz kırptı. "Siz iki melankolik kitap kurdu sanatsal aşkınızı yaşayın. Denizde bir sürü balık var yeni bir tane tutmak için oltamı attım bile."
Bu rahat tavrına karşılık kendimi tutamayıp histerik bir kahkaha attığımda Anna da bana katıldı.
"Bu arada, akşam şölen ateşinden sonra Kardeşlik'in en üst katında kızlar olarak toplantı yapacağız. Kraliçe Arımız Daphne'nin konuşmak istediği bazı hususlar varmış. Muhtemelen daha çok sana yöneliktir. Kızlar olarak neler yaptığımızı anlatmak için. Bir de ayın başlarında olduğumuzdan klasik bu ay neler yapacağız toplantısıdır. Mutlaka katıl olur mu? Ben seni görürsem beraber çıkarız ama ortam kalabalık olacağından buluşamayacak olursak bile şölen ateşi söner sönmez gel çatı katına." dedi kolunu omzuma atıp yürümeye devam ederken.
"Tamamdır." diye cevap verdim rahatça ama kafam karışmıştı. Ne hakkında bir toplantı olabileceğini tahmin edemiyordum. Bu ay haftada iki kez Raven kızlarının saçını başını yolacağız falan gibi bir şey miydi acaba? Bu konu başlığı zihnimde canlandığı an içimden sessiz bir kahkaha attım.
Ayrıca Daphne... Demek Raven kızlarının lideri oydu. Zaten çok dost canlısı, kibar ve olgun göründüğünden bunu anlamam gerekirdi. Şimdiden tanıştığım herkesi sevmiş olmak içime soğuk su serpmişti. Belki de Edgar'ın dediği kadar vardır diye düşündüm. Belki de iki haftadan da daha kısa bir sürede gerçek bir Nighthawk kızı olmuş bir şekilde bulurdum kendimi...