8. Bölüm: "Moon Evi'nin Hikayesi"

2082 Kelimeler
Hafta sonu Khalid ve Lucas'ın ısrarı üzerine geldiğimiz karaoke bar da yarı sarhoş bir şekilde sağa ve sola sallanarak şarkı söylerken zihnimin hala mantıklı kalabilen kısmı bir an önce eve gitmeyi, rahat yatağıma uzanıp derin bir uykuya dalmayı istiyordu. Birkaç şarkıda Lola'ya arka vokal yapma vazifesini yerine getirdikten sonra yere sağlam adımlarla basmaya özen göstererek çantamın asılı olduğu sandalyeye kadar yürüdüm. Bu kez Edgar almıştı mikrafonu eline. Arka planda Harry'ye ait olduğundan emin olduğum bir name çalmaya başladığında oturduğum yerde doğrulup sahip olduğum tüm dikkati Edgar'a vermek için insanlık üstü bir çaba göstermem gerekmişti. Edgar şarkıya girdiği an yüzümde güller açtı. En sevdiğim şarkılardan birini seçmişti karaoke yapmak için. Şarkının sözlerinde New York'tan beri dua ediyorum, diyordu. Sanki ben yazmışım kadar tanıdık hissettiriyordu bu cümle. Karşımda dikilmiş bana doğru gülümseyerek şarkı söyleyen çocuk ise duama karşılık verilmiş hediyemdi. Sarhoşluk seviyesi arttıkça şarkı seçimleri değişti ve bir noktadan sonra Lucas ile Khalid Doja Cat söylerken olmayan kıçları ve yetenekleriyle dans etmeye falan çalıştılar. Normal şartlarda dünyanın en donuk insanı olan Khalid sarhoşken yüz seksen derecelik bir değişim yaşıyordu ve bu her seferinde patlatıyordu beni gülmekten. Khalid lise ikinci sınıfta taşınmıştı İngiltere'ye. Geçen sene de üniversiteden mezun olmuştu. Artık bir host ailenin yanında kalması normal bile değildi ama Bay Moon ile anlaşmış, odasında kiracı olarak kalmaya devam etmişti. Khalid göçmen bir ailenin ortanca çocuğu olarak, Fransa'da büyümüştü. Ten rengi ve inanışı yüzünden üstü kapalı da olsa gördüğü akran zorbalığına, ırkçılığa ve islamafobiye dayanamayıp taşınmıştı daha on altı yaşındayken, tıpkı ben gibi. Farklı sebepler yüzünden ülkesinden kaçan iki sessiz genç, hatta çocuktuk ilk tanıştığımızda. Benden üç yaş büyük olsa bile o sessizliği, saklamak için her şeyini verdiğin hüznü çok iyi bilirdim ben. Silinmeyecek kadar koyu bir kalemle yazılmıştı alınlarımıza. Hukuk okumuştu Khalid. Şimdilerde şehrin en iyi hukuk bürosunda avukat olarak çalışıyordu. Bir de kendisi kadar kötü çocukluklar yaşamış göçmen, mülteci çocuklar için internet üzerinden kurduğu yardım derneğiyle ilgileniyordu. Ona çok saygı duyuyordum. Haddim olmayarak gurur duyuyordum onunla. Lola'nın ailesi Londra'da yaşıyordu ve Lola da ilkokul ve ortaokul zamanları boyunca hayatının Londra'da geçeceğini sanıyordu ama Tanrı'nın onun için yaptığı plan daha farklı yollara çıkarmıştı Lola'yı. Lise birinci sınıftayken bir çocuğa aşık olmuş, toxic bir ilişkinin ne anlama geldiğini dahi bilmeden tam da öyle bir ilişkinin içine düşmüştü. Henüz on beş yaşındayken psikolojik şiddet ve cinsel anlamda psikolojik zorlamalar görmüştü aşık olduğunu sandığı davardan. Lola'yı sürekli küçük görerek, dalga geçerek manipüle etmiş, istediği her şeyi yapmaya zorlamıştı. Ama Lola o yaşında bunun zorlama bir seksüel ve duygusal ilişki olduğunun bile farkında değildi tabii ki. Sevgilisinin onu zorladığını değil, ona öğrettiğini sanıyordu. Benim güzel bebeğim... Şimdilerde yaşadığı o kötü dönem sayesinde çok güçlü, bilinçli ve olgun bir genç kadına dönüşmüştü. Ama keşke böyle birine dönüşmek için bu kadar büyük bedeller ödemek zorunda kalmasaydı. İlişkilerindeki şiddet zamanla psikolojikten fiziksele kaymaya başlamış, karşısındaki tek hücreli kendini güçlü sandıkça barbarlaşmıştı. Olanlar yüzünden kendini suçlayan ve bir yandan da erkek arkadaşından çok korkan Lola koca bir yaz tatili boyunca kendisini odasına kapatmış, ailesi de en sonunda kızlarının mental sağlığının tehlikeli sularda yüzdüğünü fark edip ona Worcester'da bir lise bulmuşlardı. Çünkü teyzesi burada yaşıyordu. Ama Lola despot teyzesinin yanında sadece bir buçuk ay dayanabilmiş, sonra kendine Moon evini bulup buraya taşınmıştı. Bu kararı her şeyi değiştiren büyük bir adım olmuştu. Lola tek başına yaşamaya başladığında kendini öğrenmiş, hayatı kendi kendine tanımaya, yürüdüğü yolun kenarlarındaki güzel ve çirkin ve zor ağaç çeşitlerini görmeye başlamıştı. Böylece sınıf birincisi olmasını ve ailesinin küçücük yaşından beri doktor olması için yaptıkları baskıları umursamayıp kendisinin ne istediğini aramıştı ve çok geçmeden bulmuştu da. Ani bir kararla yetenek sınavına girip kazanmış, resim bölümünde okumaya başlamıştı. Şimdilerde üçüncü sınıfların favori öğrencisiydi ve şimdiden altı resim sergisinde sergilenmişti tabloları. Meredith'e gelecek olursak o da aslında İngilizdi. Oxford yakınlarında bir kasabada geçmişti çocukluğu. Ama annesiyle hiç iyi anlaşamayan, evde sürekli kavga gürültü yaşandığı için mutsuz olan ve bunu ancak lise sondayken fark eden biriydi. Çok nahif olduğundan ailesinden bile zorbalık görmüş diye açıklayabilirim aslında... İyi ki sonra Lucas'ı bulmuş da güvenli hissetmenin ne demek olduğunu öğrenmişti. Meredith üniversiteye geçtiği yaz evden kaçmıştı. Şimdilerde üniversite üçüncü sınıfta olmasına rağmen ailesiyle hala pek konuşmuyordu. Sadece yaşadığından ve sağlıklı olduğundan haberdar olmalarını sağlıyordu, o kadar. Kahverenginin açık bir tonundaki kıvırcık saçları ve saçlarıyla uyumlu görünen simsiyah iki miskete benzeyen yusyuvarlak gözleri vardı. Korece mütercim tercümanlık okuyordu çünkü o kültüre takıntılıydı. Zaten Moon evini seçmesinin temel sebebi de buydu. Edgar ona ödevleri ve sınavları için yardımcı olur, bazen durup dururken karşılıklı Korece pratiği yapmaya başlarlardı. Lucas Worcester'da doğup büyümüş bir çocuktu ama ailesi iş için Almanya'ya taşınmak zorunda kaldıklarında onlarla gitmek istememişti. İngiltere'den başka bir ülkede nasıl yaşanır bilmiyorum derdi hep. Ailesi de bu kararına saygı duymuş, lise sondayken ona Moon evinden bir oda kiralamışlardı. Çünkü çocuklarının arkadaşlıkları sayesinde Moon ailesini tanıyorlardı zaten. Lucas ve Edgar ortaokuldan beri yakın arkadaşlardı. Hatta tahminimce Lucas da başlarda River ile ve bu yüzden Raven ile takılıyordu ama sonra Edgar'ın peşinden gidip Nighthawk'un tarafına geçmişti. Günün sonunda altı bahtsız bedevi olarak hayatımıza devam etmeye, iyi adımlar atmaya, sorumluluklarımızın hepsini aynı anda yerine getirmeye çalışıyorduk. Hepimiz çok küçük yaşımızdan beri yarı zamanlı işlerde çalışıyor, ailesi destek olanlar ailelerine fazla yük olmamaya, ailesiz olanlarsa kendi kendisinin ailesi olmaya çalışıyordu. Ama birbirimize yaslanmayı da öğreniyorduk yeni yeni. Eskisi kadar gururlu çocuklar değildik, olgunlaşıyorduk. Birlikten kuvvet doğacağını öğrenmiş, bundan utanmanın manasız olduğunu fark etmiştik hepimiz. Moon evi başlarda biraz zordu çünkü Nancy bizden rahatsızlık duyuyor ve ufacık ses çıkarsak gidip babasına ya da annesine şikayet ediyordu. O zamanlar anlayamamıştım ama sonradan, ondaki değişimi görünce anlamıştım bu tavrının temel sebebini. Okuldayken pek ortamı olmayan, mezun olduğunda da başını işinden kaldırmayan genç bir kadındı Nancy ve bizim arkadaş ortamımıza karşı gizli bir kıskançlık besliyordu içinde. Bu yüzden bize de zehir etmeye çalışıyordu günlerimizi. Ama sonra... Aşık oldu. Mutlu bir kadına dönüştü. Yani bunun bir erkekle alakası olduğunu, erkekler olmazsa mutsuz olacağımızı savunmuyordum, bu düşünceye en uzak kişi sayılırdım. Savunduğum şey aşktı. Nancy'yi aşk kurtarmıştı. Bu kadar güçlü bir şeyi hissedebilmek ona iyi gelmiş, günden güne daha çok parlamıştı gözleri. Jeremy ile evlenip Moon evinden taşındığında ailesi odasını bozmadı hiç. Daha geniş bir yatak aldılar sadece. Canları istediğinde birlikte gelip kalabilecekleri, onlara ait bir yer olsun diye. Ashley ise görüp görebileceğiniz en zeki çocuk olduğu için yaptığı bir fen projesi sayesinde Amerika'dan burs kazandı ve daha lise birinci sınıftayken Los Angeles'taki abileri Emmet'ın yanına taşındı. Böylece ev bize kaldı. Moon ailesinin evde kalan tek çocuğu Edgar da bizden sayılıyordu çünkü. Son iki senedir çok daha rahat bir ortam ve esnetilmiş kurallarla yaşıyorduk. Bay Moon gazetelerine ve borsa defterine dokunmadığınız müddetçe hiçbir şey demezdi zaten. Bayan Moon'a da haftada bir iki kez bulaşıklara ve yemeğe yardım ederek yalakalık yapmış, kendimizi sevdirmiştik. Artık kan bağı olmayan bir aile gibiydik o evin içinde. Zaten normal ailelerin normal çocukları da ebeveynlerine karşı maksimum bu kadar yakınlık hissediyordu bizim yaşlarımızdayken. "Aaa kar!" Duyduğum sesle birlikte arkama dönüp baktığımda Meredith'in sokaktaki çöpün kenarında bulduğu strafor parçalarını elinde ufalayıp kar sanmasını izledim birkaç saniye boyunca. "Niye bu kadar içtin ki?" diye söylendi Lucas, kızın elindeki köpükleri silkelemeye çalışırken. Lola ile aynı anda birbirimize dönüp ağzımızdan bir şey püskürüyormuş gibi güldük. "O kar değil dangalak!" diye bağırdı Lola sonra. "Daha Ekim ayındayız ne karı? Cam şeysi o." "Neysi?" diye sordu Edgar dalga geçerek. Lola koluna sağlam bir tane geçirip önüne döndü ve sarsak sarsak yürümeye devam etti. "Aç da kıçınla dalga geç Edgar Moon." diye bağırdığı sırada Khalid de onun yanına kadar ulaşmış, düşmesinden korktuğundan mıdır nedir, tam dibinde yürümeye başlamıştı. Eve ulaşmamız kaç saat sürmüştü bilmiyordum ama yolda üç kez Meredith'in saçma sanrıları yüzünden, iki kez de Lola ve benim kusma molası vermek zorunda kalmamız yüzünden beklediğimizi hatırlayacak kadar ayılmıştı kafam. Bahçe kapısına yaklaştığımızda herkes bir anda sessizleşti. Her halükarda Bayan Moon'u uyandırmama savaşı vermeyi başarıyorduk. Ayık ya da sarhoş olmak bir fark yaratmıyordu artık. Tek sıra halinde, parmaklarımızın üstünde yürüyerek üst kata çıkmayı başardığımızda fısıltı şeklindeki iyi geceler dileklerimiz eşliğinde odalarımıza dağıldık. Ertesi sabah akşamdan kalmalığımın vermiş olduğu huysuzluğa dayanarak öğleden sonra ikiye kadar yatağımdan kalkmadım. Sonrasında uzun uğraşlar sonucu kendimi ikna edip kalktığımdaysa hafif hafif başım döndüğü için çok yavaş hareket ettim. Uzun bir duş ve giyinme faslından sonra pazar günü olduğu için ve Bayan Moon pazar günleri yemek yapmadığı için ortak konuşma grubumuza mesaj atıp hamburger söylemeyi ve arka bahçedeki sobayı yakıp etrafında oturarak yemeyi teklif ettim. Beş dakika içinde herkesten onay geldiğinde hiç kimseye nasıl yiyeceksin diye sormadan siparişi verdim çünkü hepsini hamburgeri nasıl yediğini bilecek kadar tanıyordum maalesef. Yarım saat sonra arka bahçede toplanmış, üzerimize kalın hırkalar ve battaniyeler atmış bir biçimde oturup yemek yerken kimse pek fazla konuşmadı. Meredith başına fularını sıkıca sarmış, baş ağrısının bu şekilde geçeceğini umut etmişti. Lucas ve Edgar akşam Kardeşlik Evi'nde yapılacak toplantı hakkında birkaç şey konuştular ama kulağımı verip dinleyemedim. Lola Khalid'in omzuna yatarak hızlıca yemeğini yedi ve biraz da Khalid'in patateslerinden yedikten sonra gözlerini kapatıp oracıkta dinlenmeye çalıştı. Edgar yemeğini bitirdiğinde bir şey söylemek istiyormuş gibi baktı yüzüme. Ah... Doğru ya, yarından itibaren okulda sevgiliymiş gibi davranacaktık ve onlar oradan buradan duymadan önce arkadaşlarımızı bilgilendirmek zorundaydık. "Size söylemem gereken bir şey var." dedim ağzımdaki lokmayı yutar yutmaz. Lola dahil herkes dönüp yüzüme baktı çünkü çok ciddi bir giriş olmuştu bu. "Biz Edgar ile bir karar verdik. Yani onun içini rahatlatmak ve benim de bazı saçma dedikodulardan kurtulmam için. Yarından itibaren okulda sevgiliymişiz gibi takılacağız. Kulağınıza bununla ilgili bir şey gelirse şok olmayın diye söylüyorum." "Niye be?" diye bağırdı Lola, Edgar'a doğru. "Sen ne yoz bir adamsın anasını satayım! Erkekler kadınlara sadece sevgilileri olduğunu bilirlerse yanaşmazlar bilincindesin resmen, kusacağım şimdi şuraya. Bıktım ataerkil dünyadan da siz erkeklerden de." "Ben ne yaptım şimdi?" diye sordu Khalid masum masum kaşlarını çatarken. "Sus! Genelleme yapıyorum şu an niye şahsi algılıyorsun? Bölme beni. Edgar sen Sunny'yi çocuk mu sanıyorsun lan? Kendini koruyamaz mı o? Neymiş içi böyle rahat ediyormuş beyefendinin. Senin içine sıçarım! Abuk subuk rollere girip benim tepemin tasını attırmayın. Sunny sen bunu nasıl kabul edebilirsin ya, arkadaşlıktan kovmak üzereyim şu an seni, cidden çok sinirlendim." diye başladığı konuşması nereden baksan yarım saate yakın sürdü. Söz hakkı sonunda bana geldiğinde derin bir iç çektim. "Böyle olmasını istiyorum ama. Haklısın ama böyle daha rahat edeceğim için bir kerelik erkek egemen toplumun boktan normlarına okey veriyorum maalesef. Affet beni Lol." dedim dudaklarımı aşağı doğru büzerek. Lola ayağa kalktı. "Lan Edgar sen büyü mü yaptın bu kıza?" diye bağırdı hemen sonra. Edgar da ayağa kalkıp kibarca koluna girdi Lola'nın ve hızlı adımlarla verandaya çıkarıp evin içine soktu kendisiyle beraber. - Edgar'ın bakış açısından "Yeter canım kendini paralama artık." dedim, Lola'ya dik dik bakarken. "Hayır yani bir şeylerden haberin yokmuş, bizi yakından tanımıyormuş, Sun'a karşı ne durumda olduğumu bilmiyormuş gibi davranıyorsun. Tabii ki Sun'ı zayıf ya da küçük görmüyorum. Sadece River'ın pisliklerini ve gereksiz flört girişimlerini ondan uzak tutmamın en kestirme yolu bu." "Bence sandığın kadar zeki değilsin." dedi Lola, bana doğru bir adım yaklaşıp sesini kısık tutmaya çalışırken. "Asıl şimdi Sunny'yi onun gözünde daha cazip bir hale getireceksin. Sen River'a bu kadar kinliyken onun sana karşı hiçbir kini olmadığını mı sanıyorsun Edgar? Her şeyi bir kenara bırak bir dönem babasını elinden aldığın için bile hala kinlidir sana, küçücük çocuk bile düşünebilir bunu. Zamanında sahte Skyler davasını döndürmesinin en büyük sebebi bile buydu bence. Seni kendinden, dolaylı yoldan babasından uzaklaştırmak için ihanet yalanını uydurdu. Sen Harold sana karşı o kadar ilgiliyken bunun River'ın canını hiç sıkmadığını mı düşünüyorsun cidden? Şimdi sevgili olmasanız bile Sunny'nin senin için ne kadar değerli olduğunun farkında. Bir de sevgili olduğunuzu duyarsa ne olacak biliyor musun? Artık dost falan da değilsiniz. Ve sonunda senin zayıf bir yönün ortaya çıktı. Gerçekten sevdiğin bir kadın var ortada. Ki eminim üniversiteye başlamadan önce bile farkındaydı Sunny'nin varlığının. Hiçbir yerde görmese duymasa i********: fotoğraflarımızda görmüştür sizi kaç kez birlikte, dip dibe. Aptallık ediyorsun Edgar, yapma. Sunny'yi koruyayım derken onu açık hedef haline getiriyorsun farkında değilsin. Sonra diyelim Sunny de River'dan etkilenecek, onunla olmak isteyecek ki bu çok muhtemel. Yakışıklı çocuk, ağzı iyi laf yapıyor, senden daha kibar, daha nahif, daha cesur. Duyguları konusunda kapalı kutu değil. İlişkiler konusunda saçma sapan tabuları yok. Bir kızın aradığı her özelliğe sahip uzaktan bakıldığında. Ki eğer Sunny onu severse tıpkı senin geçmişte yaptığın gibi hatalarını görmezden gelecek, yaptığı pis işleri yapmaya devam ediyorsa onları bile affedecek belki kendi içinde. O zaman ne yapacaksın? Sakın bana gelip ağlama o zaman. Bak seni baştan uyarıyorum, sakın. Ya gerçek duygularını itiraf et önce kendine, sonra Sunny'ye. Ya da hiç girme bu boktan sahte sevgililik oyununa." Lola sözünü bitirir bitirmez büyük bir hışımla merdivenlere doğru yöneldiğinde arkasında zihni allak bullak olmuş, korkudan ne yapacağını şaşırmış bir aptal bırakmıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE