Ve işte o gün gelip çattı Pazar günü...
İçimde korku olsa da tuhaftır ki değişik bir heyecan da hissediyordum, tabiri caizse içimde kelebekler uçuşuyordu. Tuhaftı, gerçekten tuhaf.
Bizim ev ahalisi ise hummalı bir hazırlık içindeydi. Kız kardeşim Elif uzak olduğu için gelememişti ama Nazlı fırsatı kaçırmayarak bizim kasabaya bir buçuk saat uzaklıkta olan Kahramanmaraş merkezden koşa, koşa gelmişti. -Tamam, arabayla da gelmiş olabilir!- Onun heyecanı ise benimkini ikiye katlayacak nitelikte idi, sanki bana değil ona geliyor görücü. Kız kardeşi olan her insanın çok iyi bildiği iki şey vardır. 1: o kız kardeş her daim yalanı olan ablanın ( abla kardeşin de olabilir) yalanın ne olduğunu bilsin ya da bilmesin yalanına ortak olmaya mahkumdur! 2: nasıl bir duygu olursa olsun birinin yaşadığı, diğeri iki katını yaşar. Acı da olsa mutluluk da. Üç kız kardeşe sahip bir insan olarak dünya üzerinde ' İYİ Kİ' dediklerimin başında gelirler. İyi ki varlar mesela, iyi ki benim kardeşlerim.
Onlar kafa kafaya vermiş hummalı hazırlıklarını yaparken ben ayak, altında dolaşmamak için bahçeye çıkıp oturmuş, mahallemizin o muhteşem senfonisini dinliyordum. Bir yandan da aklımı meşgul eden düşüncelerle baş etmeye çalışıyordum.
" ya dedikleri gibi her işte bir Hayır varsa? Sinem oldukça cana yakın hatta fazlasıyla tatlı. Sevgi hanım da keza öyle. Hem bir kişi bile kötü dememiş haklarında. Belki de müstakbel damat adayı ile mutlu bir yuva kurabilirim?"
Mutlu bir yuva!
Aklımdan son geçirdiğim cümle ile dudaklarımda istem dışı bir gülümseme beliriverdi. Ve an itibari ile silinmesi bir oldu. Çünkü müstakbel damat adayı henüz beni görmemişti, belki de aslında kör olduğumu bilmiyordu, söylenmemişlerdi bile belki de ona? Yada gördüğün de beğenemeyecekti?
Pekala kafamın neden bu denli karıştığını anlayamıyorum, daha düne kadar damat adayı beni beğenmesin diye düşünmüyor muydum ben?
İçimde oluşan heyecan fırtınası ve fıtı fıtı uçuşan kelebekler o an da burkulup sancılı bir ağrıya yol açarken fazla ümitlenmemem gerektiğini kendime tekrar hatırlatıp düşüncelerden uzaklaşmaya çalıştım. Kör bir kız ile kim evlenmek isterdi ki? Ya da neden? Mutlaka vardı bu işin için de bir iş, kaderin anlıma yazdığı kara yazının değişmeyeceğinden ise neredeyse adım kadar emindim, hani bir söz var ya " yastık değişme ile kader değişmez." Benim kaderim de değişmeyecekti işte.
Gün akşamüzeri olup misafirlerin gelme vakti yaklaştığında Nazlı ev den sonra bu defa da beni hazırlamak için hummalı bir çalışmaya girişti. Önce duş aldırdıktan sonra gelirken kendisi beğenip aldığı elbiseyi giydirdi. Ges kol bir elbiseydi, rengi lacivertmiş göğsü V yaka bedenime tam oturan bir elbise. Etek boyu konusun da uzunca bir süre söylenip giymemek için ısrar etsem de sadece diz kapağımın altında olduğunu ve bunun sorun olmayacağını söyleyip annem den de destek alarak galip gelmişti. Ben ise hala çok abartmama konusunda ısrarcıydım, hani koca istiyorum gel beni al! Der gibi şıkır, şıkır görünmek istemiyordum açıkçası. Saçlarımı arkadan toplayıp dağınık topuz yaparken gözlerime de sürme sürmüştü. Ruj da ne kadar ısrar etse de bu konu da kesin ve katı davranıp kabul etmemiştim, böylece makyaj kısmını az hasarla atlatabilmiştim.
Ve artık Nazlının onayı ile ' Hazır ' olduğum da Annem gelip yanaklarımı avuçları arasına aldı. " Çok güzel oldun güzel kızım."deyip Yanaklarıma birer öpücük bırakırken o Nazlı da " E kim hazırladı onu? Hazırlayan güzel kardeşim! Ah! Çok zevkli bir kadınım ben ya!" diyerek kendine övgüler yağdırıyordu. ona annem ve ben " tamam sensin" dercesine sadece gülmekle yetindik. " hım, hım tabii kesin öyledir " deyip onaylamayı da ihmal etmemiştik tabii ki. Biz küçük ve içten kahkahalar ile gülerken Nazlı " Ah! Ali'm neredesin? Gel bak karına ne diyorlar! Benim kıymetimi bir sen bilirsin be Aşkım." Diyor eniştemi sevgi ile anarak isyan ediyordu.
Sonunda hepimiz güle oynaya hazırlandık, babam işten gelince annemin zoruyla o da güzel kıyafetler giydi, görücüyü geçtim eve misafir geliyordu. Pek bir kıymetliydi bizim buralar da misafir ve ona gösterilen hürmet. Bu yüzden annem ne derse yapmak zorundaydık bütün aile fertleri, yoksa gazabına uğramamız kaçınılmaz olurdu ki: bizler bunu kesinlikle istemeyecek kadar aklı başında insanlardık. Hele ki babam, Otuz küsür yıl geçirmiş adamcağız Halide sultan gibi bir hatun ile. Korkmasın da ne yapsın? Kısa bir yemek faslının ardından kardeşlerim ortalığı dağıtmasınlar diye diğer oda ya gönderildi ve eziyet gibi gelen bekleyiş başladı.
- Tik – tok –
Bekleyiş başladığından beri adeta beynimin içinde yankılanıyordu duvarda asılı duran saatin yelkovanının çıkardığı ses. Sonunda beynim de yankılanan yelkovan sesini kapı zili susturunca kelebekler içimde fıtı fıtı uçuşmaya başladı. Yine. Heyecandan elim ayağım titriyor yanaklarım ise alev, alev yanıyordu. Hem ağlarım hem giderim sözü benim için mi söylenmişti ne? Neyin heyecanıydı bu?
SAKİN OL NİSA!
İçimden sürekli bu üç sözü sayıklayarak babam önde bizler arkada kapıyı açmaya gittik.
Çok saçma! Neden kapıyı topu birlik açıyoruz ki?
Aklımdan geçen mantıklı soruyu onaylayıp mutfağa gitmek için dönmüştüm ki Nazlı koluma asılarak kısık sesle. " ne yapıyorsun abla? Gözünü seveyim saçmalama ya" deyip çekiştirdi. Ona cevap vermek için ağzımı açmıştım ki kapının açılma sesi ile dilimin ucuna kadar gelen kelimeleri zor da olsa yutmak zorunda kaldım.
Elim ayağım birbirine girerken Nazlının arkasına saklanıyordum.
" Neyim ben? Ergen falan mı? Gelmişsin yirmi altı yaşına, ergenlerdeki o muazzam heyecan kadar heyecan yapıyorsun! Kızım Nisa bi kendine gel! Nefes al! Dik dur! Sakin ol!
" Tamam, ilk defa beni istemeye geliyorlar. dur biraz! Henüz isteme falan yok orta da. İlk defa bana görücü geliyor, verdiğim tepki azıcık aşırıya kaçmış olabilir ama heyecanlanmam gayet normal!"
Kendim ile verdiğim iç savaşı sonlandırmamı sağlayan şey Nazlının koluma dürtmesi oldu. Babam ve annem gelenleri karşılıyor hoş geldin ediyordu. Nazlının " Hoş geldiniz " diyen mesafeli sesine bakılırsa önden girenler erkeklerdi. "Yüzümü ne yana çevirmeliyim? Kaç kişiler? Allah'ım! Göremiyorum ve görmediğim için belki de ilk defa bu kadar ezik hissediyorum."
Kimseye belli etmemeye çalışarak derin bir nefes aldım ve başımı kapıya doğru hafif meyilleyerek " Hoş geldiniz " dedim. Ardından Annem ve Nazlının Sevgi hanıma sarıldıklarını erkeklerin ise içeriye çoktan geçtiklerini anladım. Kötü hissediyorum kendimi, hem de çok kötü.
"Ah! Ben nefesimi ne zamandır tutuyorum?"
Sevgi hanım " selamün aleyküm kızım" diyerek elimi tutunca " Hoş geldiniz" deyip elini öperek alnıma koydum. O da bana sıkıca sarılıp yanaklarımdan öptükten sonra çekilince yine o neşeli ve sevimli sesi ile birlikte kendimi Sinemin kollarında buldum.
" Çok tatlı görünüyorsun, elbisene bayıldım." Diyor yanaklarımdan öpüyordu. Nazlının bu iltifat ile kendini daha iyi hissettiğine eminim. Bu sırada bende ki heyecan da bir nebze olsun durulmuştu, ona gülümseyerek teşekkür ettikten sonra hanımları da içeriye buyur ettik.
Ben direk mutfağa gidip kendimi sandalyelerden birine atarak Yüzümü avuçlarımla kavradım ve göremeyen gözlerimi ovuşturdum çünkü şu an onlar bile yanıyordu.
" Ah! Ne yapıyorsun şapşi? Akıtacaksın güzelim sürmeyi." Diyerek söylenen Nazlının sesi ile ellerimi gözlerimden çektim. Nazlı taşırdığım sürmeyi peçete yardımı ile tekrar düzenlerken bir yandan da yüzüme üflüyordu.
Hadi canım! O kadar mı belli?
" Sakin ol şampiyon!" diyerek küçük çaplı alaycı bir kahkaha atan Nazlıya öfkeli bir ses ile cevap verdim.
" Ben zaten sakinim."
" Eminim öylesindir(!)"
Sesinden hala alay akan Nazlıyı ikna etmek istercesine " Tabii öyleyim." Deyip huysuzca sızlandım.
" Evet, kesinlikle sakin görünüyorsun. Ellerinin titremesini, yüzünün domates gibi kızarmasını ve ne yapacağını şaşırmış biri gibi görünmeni saymazsak kesinlikle sakinsin."
" O kadar mı?" sonunda pes edip nefesimi dışarıya verdim. Ne anlamı vardı ki gizlemeye çalışmanın? Bildiğin şapşallık ediyordum ve bunu anlamak için müneccim falan olmaya gerek yoktu.
" Evvet bebeğim! O kadar." Diyerek kıkırdadı Nazlı, bu kız bazen gerçekten sinir bozucu olabiliyor!
" Ya sen niye geldin? Dursaydın ya Maraşta. Söz de destek çıkacaksın, köstek oluyorsun!" şapşallığımı bastırmak için üste çıkıp kızar gibi isyan ettim. Elimden başka bir şey gelmiyordu ki, Koyun can derdindeydi kasap et.- Burada koyun ben oluyorum elbette!-
" Bacım, deme öyle şu an seni en iyi ben anlarım. Ah, ah Ali'm beni istemeye geldiğinde kalp krizi geçiriyordum az daha hatırlasana..."
Aha yine başlamıştı aşk böceği Ali'm demeye. Bu muhabbetin sonu gelemezdi çok iyi biliyordum. Severek evlenmişlerdi bizimkiler. Sevgili eniştem düğünde görmüş bizim deli kızı ve görüş o görüş düşmüş aşkın ateşine. Sırf bizim kızı görmek için mahalle de tanımadığı insanların düğününe bile gelmiş. Sonunda kalbini kazanınca da hiç beklemeden istetmişti. Tabii Ali Nazlının aşkının ateşine düştüğü gibi bizimki de düşmüştü aynı ateşe. Düğünden döndüğünde saatlerce anlatmıştı kendisine bakan çocuğun nasıl yakışıklı olduğunu, nasıl tatlı güldüğünü, konuşmak istediğini ama yüz vermediğini, ne kadar tatlı, yakışıklı olursa olsun oynaşmadığını kendinin öyle kızlardan olmadığını. Vesaire, vesaire. O düğün sonunda sevmediğimiz komşularımızın düğünlerine bile gitmiştik olurda tekrar o yakışıklı çocuğu görür müyüz diye. Velhasıl aşkını anlatmaya başlarsa bizim görücüler boşuna gelmiş olurdu bunun bilincinde daha fazla konuşmasına müsaade etmeden sözünü kestim.
" Allah'ım iyi ki bir Ali'n var. Bıktık milletçe bıktık! Tamam, sus istemiyorum senden telkin falan." Dedim. Yine küçük bir kahkaha attıktan sonra özlem dolu bir iç çekti Nazlı. Altı üstü bir gündür uzaktı kocasından cidden özlemiş miydi yani?
" Kız! Öyle deme be. Seviyorum ben herifimi. Hem seni de göreceğiz zamanı gelsin Nisa, hanım. O zaman isterim senden bu dilleri." Çaktığı lafı duymazdan gelip umursamaz bir tavır ile söylendim.
" Hay sana da! Herifine de! Farkında mısın bilmem ama şu an içeride görücülerim var." Bu muhabbeti daha fazla uzatmanın sadece bana zararı olacağını anladığımda bir şeyleri hatırlatmak istedim zira belli ki unutmuştu bizim kız misafirleri.
" Hay aksi! Ah Ali yine aklımı başımdan aldı, abla sende sabahtan beri neden hatırlatmıyorsun? Dur kız ben bi içeriye bakıp da geleyim."
Kendi kendine dövünüp bütün suçu bana atan kız kardeşim bir telaş ile içeriye gidince ben de derin, derin nefesler alarak kendimi rahatlatma çabalarıma devam ettim. Yaklaşık on dakika kadar orada öylece oturup sadece nefes alıp verdim. Rahatladım mı peki? Kesinlikle hayır! Şimdi ne yapacaktım ben? Sahi görücü geldiğinde kızlar genel de ne yapıyorlardı? Bu işin bir okulu falan olmalıydı bence, eğer bütün kızlar benim gibi ise gerçekten vay hallerine!
Nazlı tekrar mutfağa gelip çay koyarken önce kahve mi versek diye de ikilem yaşıyordu. Sonunda önce çay verip sonrasında kahve yapmakta karar kılarak hala nefes alıp veren bana döndü.
" Sakinleştin mi biraz bacım?" diye sordu az önce ki alaycılıktan çok uzaktı sesi. " Evet canım, biraz daha iyiyim şimdi." Diye yalan söyledim. Oysa hiçbir değişim yoktu hala çok fena heyecanlı ve tuhaftım.
" Hımm çok güzel."
Bir dakika! Ya büyük bir sorun var, ya da Nazlı beni süründürmeye çalışıyor! Şu an çoktan damat adayı hakkında konuşmaya başlaması gerekiyordu. En azından dış görünüşünü bana anlatıyor olmalıydı. Ama Nazlı sanki içeride bana görücü gelen insanlar Daha kötüsü damat adayı yokmuş gibi sessiz sakin işini yapıyordu. İçimde sızlamalar baş gösterirken Nazlı soru sorunca ona yoğunlaştım.
" Ee bacım var mı sormak istediğin bir şey?" kaşlarımı çatıp derin ve sessiz bir " of" çektim. Kardeşimin ikinci seçenek olan süründürme işlemine başlamış olduğunu anlamıştım çünkü. Ama bu gün benim bu halimden faydalanmaya çalışan bu hadsize meydanı bırakacak da değildim. Her şeye rağmen ben Nisa idim. Onun ablası! Sesimin tıpkı onun ses tonunda çıkmasına özen göstererek adeta meydan okurcasına cevap verdim.
" Hayır. Ne olabilir ki?" kıkırdayan Nazlı ile kaşlarım biraz daha çatılırken onun sesi yine alay dolu çıkmaya başlamıştı.
" hımm, tamam o zaman."
' Kardeş değil ki bu! Düşman AlimAllah düşman.'
Ona eğlenme fırsatı vermeyip ben de merakımı bastırdım. Hem neyini merak ediyordum ki? Sanki istemeye gelmişlerdi beni. Altı üstü görücü gelmişti ki: damadın beğenmeme olasılığı oldukça yüksekti. Nazlının yaptığı delilik yüzünden mi? Nefes alıp vermenin işe yaramasından mı? Yoksa damat adayının beğenmeme olasılığının verdiği kırgınlıktan mı bilmiyorum heyecanım geçmişti. Oturduğum yerden kalkıp Nazlıya ikramlıklar için yardım ettim. Sessizlik içinde çay ve ikramlıkları hazırlarken, Nazlının suratında benim aksime kocaman bir sırıtış olduğuna emindim. Evli olmasa, ya da yarın gidecek olmasa şu an onunla büyük bir kavgaya tutuşurdum. Amma velakin misafirdi Hadi onu da geçtim abla olarak misafir falan demeye bilirdim de belki ama içeride görücüler vardı. Bu günlük şanslıydı yani.
" Hadi her şey hazır götürelim artık bacım."
Ne! Götürelim mi? Asla! Ben içeriye çay falan götürmem! Ya elim ayağım tekrar titremeye başlarsa? bir de kendimi rezil rüsva edemem. Sırf gıcıklığına yapıyor biliyorum. Bu nasıl bir kardeş ya?
" Ben götürmüyorum canım. Sen götürüyorsun." Diyerek kendimi tekrar sandalyeye attım. Huysuz çocukları andıracak bir tavır ile ellerimi göğsümde birleştirince Nazlı yine kahkaha attı.
" Kız bana değil sana görücü geldi. Oh valla bütün hizmeti ben yapayım sen de görücü ağırladım de öyle mi?"
Nazlının alaycı ses tonu artık katlanılmaz hale gelirken suratımı iyice asarak konuştum.
" Unuttun mu? Ben Körüm" Tamam biraz ağır olmuş olabilir belki ama kendi mi de daha açık nasıl ifade edebilirim ki? Nazlı hızlı bir şekilde eğilip ellerimden tutarken " Kurban olurum senin gibi köre, ablam bak bu iş şaka değil güzel gözlüm konuşmalara bakılırsa bu gece seni isteyecekler. Hem ben takılıyorum sana niye moralimi bozuyorsun ki?" diyordu. Nazlının sesi oldukça üzgün bir o kadar da şefkatli çıkmaya başlamıştı. Ailemdekilerin hiç biri beni incitecek bir kelime kullanmamışlardı bu güne kadar körlüğüm ile alakalı. Ve hiç biri hiçbir zaman sevgisini esirgememişti benden, yaptığım saçmalığı düzeltme amacı ile kocaman sırıtıp " Oh sana. Ömrümü yedin sabahtan beri. Azıcık şu çeneni tut diye söyledim." Dedim elimi çenesine götürerek. Kıyamazdım ki ben onlara, şu hayatta ki tek varlığı ailesi olan bir insan nasıl dayanırdı ki üzülmelerine?
" Ah! Abla var ya. Bunun hesabını fena ödeyeceksin! Sen dur şu çayları vereyim geliyorum." Nazlı rahatlamışlık dolu sesi ile konuşup ikramlıkları alarak içeriye gitti. Bu arada benim aklımı ise Sinem meşgul ediyordu, bir önce ki geldiklerinde yanıma gelmiş uzun uzadıya sohbet etmiştik ama bu defa kapı ağzı dışında görüşmemiştik. Neden gelmemişti acaba? Nazlı beni bu gece isteyeceklerini söylemişti. O nereden çıkmıştı ki şimdi?
Bir süre daha mutfakta kendimle baş başa kaldım, aklıma kötü şeyleri getirmemeye çalışıyordum ama iyi şeyleri getirmemek için de büyük uğraş veriyordum. Artık gerçekten sıkıcı bir hal alamaya başlamıştı Bu bekleyiş. Nedir yani? Ziyaretin kısası makbul demezler miydi? İçin birer bardak çay gidin işte daha neyi bekliyorsunuz? Ben aklımdan bunları geçirirken Nazlı çayları tazelemek için tekrar geldi. Kapıdan içeriye girer girmez kıkırdamaya başlayınca ne olduğunu merak edip sordum.
" Ne oluyor kız? Ne gülüyorsun?"
" Sevgili ablacığım birazdan müstakbel damat bey ile görüşeceksin, mutlu oldum, ondan gülüyorum."
Duyduğum şey ile ayağa fırlayıp sesimin yüksek çıkmasını engelleyemeyerek konuştum.
" Ne? Ne görüşmesi? Olmaz! Hayır!"
" Yavaş kız yavaş! Bir şey oldu sanacaklar. Ayrıca ne olmuyor? Nereye olmuyor? Şapşi evlenecek olan sizsiniz aile büyükleri değil. Bu yüzden baş başa kalıp konuşmanız, tanışmanız gerek."
" Saçmalık! Tanımadığım bir insanla ne konuşacağım ben?"
Nazlıya alabildiğine itiraz etmemin nedeni korkmuş, ürkmüş, şaşırmış ve yine heyecanlanmış olmamdı. Bu gün yeterince şey yaşamıştım bu kadarı kesinlikle fazlaydı. Bu yüzden olmazdı, olamazdı.
" Oldu canım! Anam babam seni verirse tanımadığın bir insan ile evlenmiş olacaksın? O zaman ne yapmayı planlıyorsun acaba? Kes sesini de beni bekle."
Kardeşimin mantıklı sözleri ile el mahkum sesimi kesip kaldım. Yine yerime oturup derin nefesler almaya başladım. Karnım ağrıyordu hem de çok fena ağrıyordu. Hastalanmıştım sanırım, ya da birazdan ölecektim. Nazlı gelince derdimi ona da söyledim.
" Nazlı benim karnım çok ağrıyor şu baş başa kalma işi yaş bak ben söyleyeyim." Ben canımın derdine düşmüş sızımsızım sızlayarak konuşurken o sanki komik bir şey söylemişim gibi gülmeye başladı. Sinirle " Ya ne gülüyorsun? Yemin ederim ağrıyor." Diyerek gerçek olanı iyice tasdik ledim. Nazlı ise gülüşüne hiç ara vermeden cevap verdi.
" Biz ona halk arasında heyecan diyoruz tatlım! Derin nefes almaya devam et. Geçer, geçer."
" Nazlı seni öldüreceğim!" deyip benimle alay etmeye devam eden kız kardeşimi tehdit ettim. Onun bana bir faydası olmayacağını, tehditimin ise kesinlikle boş olduğunu anladığımda, mecbur nefes alıp vermeye devam ettim, karın ağrısının geçmesini dileyerek. Ama karın ağrım gitgide şiddetlenirken ellerim titriyor, ayaklarım istem dışı sallanıp duruyordu. Kulağım ise sağır olmuştu sanırım değişik bir his yayıyordu vücuduma.
" Abla hadi sen odana geç, müstakbel damat adayı gelecek sen müsait olunca."
' ah biri beni öldürsün ne olur? Tanımadığım bir adamla baş başa kalacağım. Hem de kendi odamda bu nasıl bir iş Allah'ım?
Kaşlarımı çatıp yine olmaz dercesine başımı sallasam da nafile, Nazlı kolumdan tutup beni odama doğru sürüklemeye başlamıştı bile. Sonunda odaya ulaştığımızda beni orada öylece bırakıp müstakbel damat adayını çağırmaya gitti.
' Tamam, nefes al Nisa! Sakin ol sorun yok Nisa! Sadece tanışacaksın Nisa!... Ah! Şimdi öleceksin Nisa!"
Yaklaşık olarak iki dakika yirmi üç saniyedir beni kendi odamda kurbanlık koyun gibi beklemeye bırakıp giden kız kardeşim Nazlının ardından bu cümleleri tekrar edip duruyordum. Bu gün kedini mi neden hep koyun yerine koyduğum ise kesinlikle tartışılır bir konu! Bu gün ölmezsem bir daha ölmem, hatta ve hatta ölümsüz olurum falan diye düşünmeye bile başlamıştım. Yine o can sıkıcı bekleyiş.
Hayatım boyunca karanlık olan dünyamda bir şeyi bu kadar beklememiş bunca duyguyu bir arada yaşamamıştım. Kalbim gırtlağımda atıyordu sanki. sanki biri bedenime elektrik vermiş gibi hem bacaklarım hem de ellerim fena halde titriyordu. Yanaklarımın yanmasıysa cabası.
İki kez tıklatılan kapı sesi ve kapının açılma sesini işaret eden kulpunun aşağı doğru indirilmesi.
' Nefes al Nisa! Nefes almayı unutma Nisa!'
" Nisa?"
Nefes al diye telkin ettiğim bedenim beni dinlememiş ve nefesini tutmuştu. Bunu Nazlının sesini duyana kadar fark etmemiştim, o an tuttuğum o nefesi nasıl bıraktım ve bıraktığımda nasıl rahatladım anlatamam. Biraz daha geç kalsa nefes almayı unutan bedeni yüzünden boğularak can veren bir kadın olarak tarihe geçmem kaçınılmaz olurdu sanırım. Bu kadar çok rahatlamamın bir diğer sebebi ise müstakbel damat adayının gelmemiş olmasıydı. Tam ağzımı açıp Nazlıya soru soracaktım ki: konuşmasına devam etmesi ile olduğum yere mıhlanıp kaldım.
" Buyurun lütfen."
' Buyurun mu? Lütfen mi?"
Geldi mi yani? Kız kardeşimin haddinden fazla gösterdiği gereksiz nezakete bakılırsa gelmişti. Neyse ki yalnız değildik Nazlı da yanımızdaydı, kesin babam demiştir Nazlı da yanların da bulunsun diye Aslanım benim ya! Babamın bilemeden de olsa yaptığı kahramanlığa içten içe deli gibi sevinirken ben Nazlı konuşmasına devam etti.
" Abla? Oturmak ister misin canım?" sesinde ki imayı bir tek ben anlayabilirdim eminim. Hani şu kardeşler arasında olan şifreli konuşmalar var ya? Onlardan biriydi bu da. Nazlı koluma girerken müstakbel damat adayını nereye oturttuğunu bilemediğim için içimden bir güzel saydırıyordum benim biricik hain kardeşime. Nazlının dürtmesi ile durduğum pencere kenarından yürüyüp onun yönlendirmesiyle yatağıma oturdum. Demek ki damat adayı sandalyeye oturmuştu.
' yapma Nisa! Elin adamı yatağına oturacak değildi ya!"
Aklımdan geçirdiğim saçma sorunun cevabını yine aklım vermişti. Bu gün hayırlısı ile bir bitseydi ya artık! Nazlı yanıma oturup acelesi varmış gibi çıkan bir ses ile konuya girdi.
" Aziz bey, bu ablam Nisa, ablacığım bu bey de Aziz bey." Eminim el hareketleri ile şu an isminin Aziz olduğunu öğrendiğim müstakbel damat adayını bana takdim ediyordu. Bu kız evlendikten sonra unuttu galiba benim kör olduğumu. Ali enişte gerçekten de ne yaptıysa artık aklını başından almış belli ki, bir de bana şapşi diyor haspam.
Aklıma getirdiğim yine saçma şeyleri fark edip kendimi toparladım. Bu arada müstakbel damat adayının hiç konuşmadığını fark ettim.
' Hadi canım!'
Körler sağırlar birbirini ağırlar sözüyle mi yola çıkmışlardı yoksa? Kendimi tutamadım ve yüzüme yansıyan gülümsemeyi salıverdim. Nazlı bu, ne düşündüğümü anlamış gibi güldüğümü görünce böğrümü sert bir şekilde dürtüp " Neyse ben çıkayım da siz rahat, rahat konuşup tanışın." Dedi. Az önce yüzüme yansıyan gülümseme olduğu yerde ekşiyip dudaklarım çizgi halini alırken Nazlıya yapma diyorlardı. Nazlı ise çoktan yanımdan kalkıp kapıya ulaşmıştı, en azından kapıyı açık bırakır diye ümit ediyordum o da anın da suya düştü sevgili kardeşim çıkarken kapıyı kapatmıştı.
' Peki? Sağır ise bu nasıl tanışacağız? Hayır, yani işaret dili falan da bilmiyorum ki ben! ' derin bir nefes alıp yanaklarımı şişirerek bu defa sesli bir şekilde oflayıp dışarıya verdim. Heyecan falan kalmamıştı, bildiğin sıkılmaya bile başlamıştım hani.
Bir öksürük sesi sonrası " Merhaba Nisa hanım?" sözlerini duyunca - artık neye uğradığımı bilmediysem demek ki - tükürüğüm genzime kaçtı ve ben derin, derin öksürmeye başladım.
" İyimi siziniz?"
Yanıma gelip sırtıma vurmaya başlayınca müstakbel damat adayı yabancı Aziz, bey. Ben yer yarılsa da beni içine çekiverse keşke diye düşünüyordum. Adam konuşabiliyormuş! Ki: bu duyduğunu da açıkça belli ediyor. Nasıl bir akla hizmet etmeye başladım ki ben böyle? Neyse ki saçma sapan kelimeler kullanmamıştım. Yoksa kullanmış mıydım? Yok canım! Altı üstü oflamıştım yani birazcık sesliydi ama ondan da bir şey olmazdı ki canım.
" Şey, iyiyim teşekkür ederim." Dedim utana sıkıla ve eğildiğim yerden doğruldum. Öksürüğüm kesilirken burnuma dolan muazzam kokunun kaynağını bilmeden gözlerimi kapatıp içime çektim.
Sanki. Sanki içinde bin bir çeşit meyvenin bulunduğu suyu yeni verilmiş bir bahçe gibiydi, binlerce güzel meyve kokusuyla, doyulmaz ıslak toprak kokusunun iç içe geçmesi gibi. Kısacası tarifi olmayan bir koku, parfüm olmadığından emindim, sahte değildi çünkü. suni değil dokunulacak kadar gerçekti sanki ama bir insanın teni bu kadar güzel kokabilir miydi ki? Nasıl bir şeydi bu? Nasıl bir sihir? Nasıl bir büyü?
Başımı hafifçe sallayarak etkileyici misk kokudan kendimi kurtarıp toparlanmaya çalıştım. Sahte bir öksürük ile boğazımı temizleyip " Kusura bakmayın" dedim. Nazik bir şekilde " Önemli değil." Derken müstakbel damat adayı, onun da küçük odam da bulunan sandalyeye döndüğünü uzaklaşan kokusu ve sesinden anladım.
Sessizlik...
Ve yine sessizlik...
Ne o bir şey söylüyordu ne de ben. Sanıyorum yaklaşık altı dakikadır öylece sessizlik içinde oturduk. Gözlerim görmediği için gün için de ikinci kez ezik hissediyordum. Şu an ne yaptığını görebilmeyi ne çok isterdim. Belki de bana dil çıkarıyordur? Belki de dudak hareketleri ile küfür ediyordur? Belki de telefonuyla falan uğraşıp arkadaşlarına nasıl bir aciz olduğumu anlatıp gülüyordur? Belki de tam önümde durmuş saçma sapan hareketler yapıyor kendince eğleniyordur?
' Ayağa kalkıp elimi kolumu sallayarak onu yakalasam nasıl olur acaba? Sonra çığlık basar onu rezil eder üstüne bir de babamdan dayak yemesini zevkle dinlerdim. Ya uzaktan yapıyorsa o hareketleri? bir de kendimi rezil etmek var hani!' aklımda kurguladığım senaryo ile asabım iyice bozulunca sinirlerim de gerilmeye başladı. Tam ağzımı açıp çıkalım mı? Diye soracaktım ki " Sormak istediğiniz bir şey var mı Nisa hanım?" dedi. Neydi bu günlerde bunların sorunu? Her gelen aynı şeyi soruyordu bana. Sormak istediğim bir şey varmıymış! Tövbe estağfurullah.
Az önce öksürüğün verdiği panik ile fark etmemiştim ama kokusu kadar sesi de oldukça etkileyiciydi. Yumuşak fakat erkeksi!
' ah! Ne diyorum ben?'
" Hayır, yok eğer sizin varsa dinliyorum?" normal de ' Hayır yok' demek yerine bir sürü soru sormam gerekiyordu belki ama içimden bir şey sormak gelmiyordu. " Evet, aslında var." Benim söylediğim şeyden sonra damat adayından da aynı şeyi yapmasını bekliyordum ama o sormak istediği bir şey olduğunu söyleyerek beni şaşırtmıştı. Bir nefes alırken yabancı damat adayı, benim içimdeki kelebekler fıtı fıtı uçuşmaya başlamışlardı yine. Onlar da tuhaftı bu gün! Ne olurdu sanki benim de yok deyip çıkıp gitse?
" Konuya nasıl girmeliyim bilmiyorum, Annem sizi çok beğenmiş ve bildiğiniz gibi evlenmemizi diliyor." Yine bir nefes alıp sustu, konuşurken takındığı mesafe oldukça hoşuma gitmişti. Ben de dinlediğimi belli etmek istercesine başımı sallayıp devam etmesi için bekledim. Oysa bana bakıp bakmadığı bile meçhuldü.
" Öncelikle açıklama yapmak istiyorum, eğer siz de kabul eder,evliliğimiz gerçekleşirse nişan yapıldıktan iki ay sonra düğün yapmayı planlıyorum. Düğün sonrası -Biliyor musunuz bilmiyorum- benimle izmire gelmeniz gerekiyor, ben orada görev yapıyorum kurulu bir düzenim ve evim var. Eşya sıkıntısı yaşanır mı emin değilim evim baştan aşağı dayalı döşeli ve eşyalar henüz yeni sayılır. Ama isterseniz sizin zevkinize göre tekrar eşya alabiliriz."
Tek solukta her şeyi anlatan adamı neredeyse ağzım açık bir şekilde dinliyordum. Ne yani kör olduğumu biliyor, bunu bile, bile evlenmek mi istiyordu? İyi de Neden? Diksiyonuna bakılırsa herhangi bir kusuru yok gibiydi. Vücudunda bir sorun olsaydı eğer Nazlı mutlaka söylerdi. Konuşmasından ve öğretmen olmasından çıkardığım kadarıyla akli dengesinde bir sorun olmadığını da düşünürsek?
' Düşünemiyorum'
Sanırım Sevgi, hanım o kadar çok zorlamış ki oğlunu evlendirmeye adam gelin gelmeden çeyiz işlerini bile halletmiş. Peki, ben ne diyeceğim şimdi?
" Anladım."
Kısa bir şekilde anladım dedim onca şeyi söyleyen adama. Aslın da hiçbir şey anladığım yoktu kafam allak bullak olmuştu, bu yüzden ne diyeceğimi de bilmiyordum. Annem evlenmemi istiyor, kız kardeşlerim de öyle ve babam da. Peki, engelli bir kızın evlenmesi ne kadar doğru? Ne verebilirim ki ben ona? Belli bir zaman ona ihtiyacım olacak, her şeyim ile onun ilgilenmesi gerekecek, yemek yapamayacağım mesela temizlik, bulaşık, çamaşır hiç birini yapmam mümkün olmayacak alışıncaya kadar. Belki de alışmam uzun sürecek. O bunları biliyor mu?
' Hiç sanmıyorum!'
İçimde uçuşan kelebekler bir anda fırtınaya kapılıp kayboldular. Ve bir hüzün bulutu çöküverdi içime kapkara, gözlerimin gördüğü renk kadar siyah.
" Sizin sormak istediğiniz, yada eklemek istediğiniz bir şey var mı dır?"
Sesinden anladığım kadarıyla verdiğim kısa cevabım pek hoşuna gitmemişti belli ki sohbeti uzatmamı konuşmamı bekliyordu. Sesi az önceye nazaran sıkıntılı çıkıyordu sanki. Yabancı bir insana özellikle bir erkeğe, hele ki bu erkek müstakbel damat adayı iken aklımdan geçirdiğim o şeyleri söylemezdim ki, söyleyemezdim!
" Hayır, yok."
Yine kısa bir cevap verip geçiştirdim. Sebebi ne bilmiyorum ama kör bir insan ile evlenmeyi kabul etmiş olsa da onunla geçireceği zamanın getireceği zorluklardan bihaber olduğuna emindim.
" Peki, o halde teşekkür ederim." Başımı hafifçe aşağı eğerek rica ederim demek istedim. Sessizlik içinde ayak sesleri kulaklarıma dolarken yanımdan geçerek kapıya doğru ilerledi. Ve kokusu... kendimi gözlerimi kapatmış yine derin bir nefesle o kokuyu içime çekerken buldum, o tarifi olmayan koku. Kapı kolu aşağı doğru inip açılınca " görüşmek üzere Nisa hanım " diyerek çıktı.
Kendi odamda, kendi karanlığımla baş başa kalırken nereden geldiğini anlamadığım birkaç damla süzülüverdi yanaklarımdan.
' Hayır, kesinlikle bir yabancı için değil! Bu kadar aciz ve ezik hissettiğim için akıyorlardı onlar.'
Elimin tersiyle akan gözyaşlarımı silerken uzun ve gırtlağımı zorlayan bir nefes çektim derince içime. İçimi bir kasırga yerle bir etmişti sanki. Virandı şu an ve bütün varlıklar paramparça olmuş etrafa saçılmıştı. Sanırım sol böbreğim o kasırgada fena halde zedelenmiş olacak ki o tarafta bir yerler aşırı drece de acıyordu.
" Hişt, fıstık Naber?"
Nazlı oldukça neşeli bir giriş yapmış olsa da ağladığımı görmesiyle o neşesini kaybetmesi bir oldu. Ve büyük bir heyecan ve merakla sordu.
" Abla ne oldu? Bir şey mi yaptı sana? Niye ağlıyorsun? Abla sana diyorum ya konuşsana?"
Sesi sonlara doğru Agresifleşmeye başlayınca başımı çevirip görmeyen gözlerim ile gözlerine bakmaya çalıştım. Acı bir tebessüm yerleşirken dudaklarıma " Sakin ol, O bir şey yapmadı bana." Dedim.
"Niye ağlıyorsun o zaman güzel gözlüm?" diye sordu hissetmiş gibi kırgın bir şekilde. Sesi annem kadar şefkatliydi ellerimi onun yüzüne götürüp sağ yanağında bulunan tek gamzesine dokundum. " En kötüsü ne biliyor musun kardeşim?" ellerimin arasında duran başını hafifçe sallayıp ne olduğunu sordu. Ben de cevap verdim birkaç damla gözyaşından fazlası akarken. " İnsanlar canımı yakmıyor, yakamıyor konuşmadıkları sürece hiçbir şey bilmiyorum. Suretlerinde ne olduğunu görmüyorum öfke, kızgınlık, kırgınlık, nefret, sevinç, mutluluk en önemlisi de sevgi. Hiç birini görmüyorum. İşte en kötüsü bu. Canım yanıyor, çok canım yanıyor, niye böyleyim ben? Neden görmüyorum ki? Ne günah işledim? Nasıl bir vebalin karşılığı bu? Suçum ne? "
Nazlının gamzesinde duran parmağıma değen yaşlar onunda ağladığını ve yalnız olmadığımı göstermişti bana. O da biliyordu yıllarca birlikte yaşadığı ablasını çok iyi tanıyordu. Gırtlağıma oturan yumru git gide büyüyüp nefes almamı zorlaştırınca başımı usulca kardeşimin göğsüne yasladım. Sessiz hıçkırıklarımız neredeyse aynı ritim de dans ederken ağladık... ben kaderime, o kıyamadığı ablasının üzülmesine. Sessizliği bozan tek şey derin iç çekişler olmaya başlayınca Nazlı hızla başımı göğsünden uzaklaştırdı.
" Aa yeter ama ablam ya! Aşk olsun ne oldu sana? Ayşe ile Emine yıllarca seninle alay edip durdular bir kez bile ağladığını görmedim. Şimdi geçmiş karşıma salya sümük ağlıyorsun, ağladığının zararı yok beni de ağlatıyorsun. Hadi onu da geçtim yaptığım makyajı hiç ettin, kalk kız çabuk! Toparlan yoksa abla falan demeyeceğim döveceğim he."
Evet, Nazlı ile yaşadığımız duygusal anların burada sonuna gelmiştik. sözlerine gülümseyerek karşılık verdim hem de içten bir gülümsemeyle kendimi soktuğum Depresİf durumdan çıkarmam gerekiyordu saçmaladığımı kendime itiraf ederken Nazlıya da cevap verdim.
" Tamam kız, iyi ki bir sürme çektin gözlerime, neyse ki şöyle abartılı bol emekli bir makyaj yapmadın tekme tokat döverdin Allah esirgesin."
Kıkırdayan kız kardeşimle kendime geldim. İşte buydum ben, arkamda kocaman bir ailem vardı. Ve kolay, kolay pes etmeyen bir ben! Edemezdim. Ettirmezlerdi çünkü.
" Her neyse, şu duygusallığı bir kenara bırakalım da asıl meseleye gelelim. Nasıl geçti tanışma?"
' İşte başlıyoruz!'
" Nazlı'm Annemi çağırsan da o da dinlese?" sesinden anlayış akan kız kardeşim " Tamam hemen çağırıyorum." Deyip odadan çıktı. Çok geçmeden annemle birlikte geri döndüklerinde halimi gören annem yanıma oturup yüzümü avuçladı. İki gözüme de birer öpücük bırakarak konuştu. Her zaman temas ihtiyacı duyduğumu biliyorlardı konuşmadan önce bu yüzdendi sürekli bana dokunup her konuşmalarında hislerini belli etmek istercesine öpüp sevmeleri.
" Nisa'm güzel kızım ne oldu? Neden ağladın?" diyordu çatallanan sesine engel olamayarak. Ah annem neler düşünüyordur şimdi kim bilir?
" Önemli değil annem. Konu ağlamam değil şimdi." Diyerek asıl konuyu gün yüzüne getirdim. Ellerini yüzümden çekerken annem bu defa da ellerimi tutarak teması hiç koparmadan " Söyle kızım?" Dedi.
Derin bir nefes alıp tüm düşüncelerimi anlattım. Ne konuştuğumuzu, ne dediğini, ne hissettiğimi Nazlı sessizlik içinde dinlerken söylediklerimi Annem de ona eşlik ediyordu. Sonunda içimi kasıp kavuran her şeyi anlattığımda sustum.
" Annem, güzel kızım, ben bu düşündüklerini düşünmedim mi sanıyorsun? Hepsini Sevgi hanıma da ilk geldikleri gün anlattım, olması gerekenleri ve olacakları. O da oğlu ile konuşmuş ve anlatmış emin ol her şeyi bilip anlayarak geldiler bu gün buraya."
Annemin sözleri ile sevinsem mi yoksa üzülsem mi bilemeyerek başımı yere eğdim. Şimdi ne diyecektim ben? İçim bir nebze rahatlamıştı ama aklımda hala bir kurt vardı ve kemiriyordu beynimin en ücra köşelerini.
" Anne peki, herhangi bir kusuru var mı? Ne bileyim görünüşünde falan?" sorduğum soruya şaşırmıştı annem, engelli bir insan olarak başka engellileri küçümsediğimi falan düşünmüştü muhtemelen ama alakası yoktu. Kimseyi hor görmek değildi niyetim olamazdı da. Bilemiyorum o an ki kafa karışıklığından olsa gerek böyle bir soru sormak gelmişti içimden.
" Hayır kızım, yok neden?"
" annem aklım bir türlü almıyor, neden engelli biri ile evlenmek istiyor o zaman?"
Şefkatli elleri ile saçlarımı okşadıktan sonra Annem, yanağıma bir öpücük bıraktı ve ekledi. " Unutma güzel kızım, Dünya da iyi insanlar da var!"
Sözleri oldukça kapalı, alenen açık olan annemi anladığımı belli ederek başımı salladım. Kollarına alırken beni Nazlının sesi sarıp sarmaladı odayı.
" Kız abla? Ee ne diyorsun?"
Annem de onu destekler nitelikte aynı soruyu sorunca hiçbir şey söylemedim. Ne söyleyeceğimi, bilmiyordum. Bir süre sessizce bekledikten sonra o klasik cümleyi kurmayı akıl ettim.
" Siz bilirsiniz."
Bu bir nevi onay vermekti bizim buralarda. Normalde genç kızlar utandıkları için kullanırlardı bu cümleyi, açık, açık " Evet ben de istiyorum " diyemedikleri için. Oysa ben hiçbir şey bilmediğim, düşünemediğimden söylemiştim ne diyebilirdim ki? Görmediğim, düşünmediğim, hayal bile etmediğim bir şey için ne yorum yapabilirdim?..
HAYAL DÜNYAM SINIRSIZ. AMA KUSURSUZ DEĞİL. HATALARIM VARSA Kİ MUTLAKA VARDIR AFOLA.
BEĞENMENİZ DİLEĞİ İLE.
Hadi selametle :D :D