5.Bölüm

1299 Kelimeler
"Abi..." Efran hızlıca arkasına döndüğünde Tolga abim onun çenesine yumruk atarak geriye doğru savsakladı. Çığlık atıp onun koluna fokunurken, "İyi misin?" Endişeli bakışlarımı gördüğünde çenesini hafif tutup başını salladı. "Endişelenme." "Sen nasıl bir insansın lan?! Şerefsiz misin sen?!" "Bağırma..." Tolga abim yeniden harekete geçiyordu ki aralarına girdim. "Abi dur yapma!" "Kardeşin lan o senin! Kardeşine yan gözle bakacak kadar çıkamadın mı uçkuruna?!" "Yeşim benim kardeşim değil..." "Bak hala! Kardeşin lan o!" "Değil!" Efran birden yükseldi, Tolga abime nazaran daha iriydi saldırabilirdi ama yapmadı. Saygısından belki de benim için kendisini tuttuğunu biliyordum. Ateş saçan gözleri öfkeli sesi bunu çok güzel yansıtıyordu. "O benim sevdiğim kadın! Benim sevdiğim kadın Yeşim! O benim kardeşim değil!" Tolga abim sinirle arkasını dönüp yüzünü sıvazlarken gülüyordu sinirinden. Hızla Efran'a döndü. "Efran! Yanlış sudasın. Çıkmazsan akıntıya kapılıp boğulacaksın!" "Boğulmak pahasına o sudan çıkarım... abi." Tolga abim belki de ilk defa onun gözlerindeki kararlılığına şahit olmuştu. "Hata yapıyorsun..." Bana da baktı. "Sizi duydum! O gece dediniz hataydı dediniz-" "Ben demedim," Bana baktı. "Yeşim dedi." Yeniden abime döndü. "Bana göre hata değil." "Sen delirdin mi?!" Tolga abim yükseldi aniden. "Sen bir Mirali'sin. O da öyle. Tüm camia sizi abi kardeş biliyor!" Birden elimi tuttu. "Evet abi kardeş biliyor olabilirler ama üvey abi kardeş. Özmüşüz gibi konuşma. Ayrıca ben bu eli bir kez bıraktım bir daha da bırakmam." Bana baktı. "Bu kez sen istesen bile." Yutkundum. Tolga abim sinirlerine hakim olamayıp ellerini saçlarından geçirirken volta atıyordu. Bense elimi çeken oldum. "Üzgünüm ama... Tolga abim haklı, Efran." Tolga abim de durdu bize dönerek. Ona utanarak bakış atıp Efran'a baktım yeniden. "Biz olamayız. Boğulacağımız suya girmenin bir anlamı yok." Geri durdum. "Hem benim konuştuğum biri var." Efran acı içinde bakarken yüz ifadesi değişerek kaşlarını çattı, başını dikleştirdi. "Yalan söyleme." "Ne?" dedi Tolga abim. "Evet abi, bizim bir ilişkimiz yoktu zaten..." Efran araya girdi kolumu çekiştiriyordu. "Yeşim!" "Anlık bir hataydı. Gençlik hatası." Efran durdu o an. Kafamı çevirdiğimde gözlerindeki enkazı gördüm. "Benden intikam almak için yapıyorsan yapma. Bu kez yapma!" "Doğru... Efran. Sen senelerdir yoktun. Hem bizim bir ilişkimiz yoktu. Sadece o gece. O gece yaşandı bitti. Sonra zaten sen gittin." Efran başını iki yana salladı. "Yalan söylüyorsun canımı acıtmak için söylüyorsun bunları biliyorum." "Efran!" "Abi yalan söylüyor!" Tolga abim yeniden vuracaktı Efran onun yumruğunu havada tutup geriye itti. Hızla kalkıp inen göğsü bana döndü. Dokunsam ağlayacak gibiydi gözleri. "Yeşim'den uzak duracaksın Efran!" Gözlerini benden ayırmadı. "Durmayacağım!" Ardından yanımdan rüzgar gibi geçip gittiğinde koltuğa çöküp ağlamaya başladım. Abim yanıma geldi saçlarımı okşamaya başladığında ağlamam şiddetlenmişti. "Abi..." "Şışt abim..." "Özür dilerim..." "Dileme... Dileme Yeşim." Ve özür dilerim Efran. & Sabah kahvaltıya indiğimde annem Tolga abim vardı sadece. Omzundaki çantamı tutarken masaya bakış attım. "Günaydın." "Günaydın abim." "Günaydın." Annem fincanı ağzından çekti. "Oturmayacak mısın?" "Yok geç kalıyorum," abime bakış attım. "Beni bırakır mısın abi?" "Bırakırım tabii." Dünden sonra hiç bir şey olmamış gibi aynı şefkatle yaklaşması içimi ısıtmıştı. Canım Tolga abim. "Efran nerede Tolga? Saat kaç oldu inmedi aşağı?" "Erkenden şirkete geçti anne yapacak işleri varmış." Kalktı masadan. "Ben de Yeşim'i bıraktıktan sonra geçeceğim bir şey diyor musun?" "Yok." dedi annem düşünceli bakışıyla. "Ha Tolga," duraksadık anneme dönerek. "Bir Aras'a da bakar mısın... Benim telefonlarıma dönmüyor." Abimin yüzü düştü. "Tamam anne." Bahçeye çıktığımızda garajdaki araba kapı önüne getirilmişti abim arabaya binecekken kolundan tutup durdurdu. "Aras abim gelmeyecek mi artık?" "Bilmiyorum Yeşim ama Mina ile boşanacaklar." "Ne?" Başını salladı. "Evleri ayıracaklarmış öyle duydum." "Annem biliyor mu?" Sıkıntıyla iç çekti. "Henüz değil. Babamla konuşacağım önce." Sessizlik kapladı. "Hadi bin geç kalmayalım." Başımı sallarken keyifsizce kapıyı açtım. İçim sıkkındı. Tüm dertler sırayla değil yağmurla yağıyordu. En çok da onu düşünüyordum. Efran'ı. Amfideki blok ders bitince derin nefes almıştım. Beynimi hissetmiyordum ve kafeteryaya gidip zıkkımlanmak istiyordum zira açlıktan midem ağzıma yapışmıştı. Tableti toplayıp kucağıma alırken çantamı da omzuma astım. Amfinin merdivenlerinden inerken Korkut içeriye girdi. "Yeşim?" Bir iki basamak kala yavaşladım. "Korkut?" "Naber?" "İyidir sen?" "Ben de. Nereye gidiyordun?" "Kafeye," dedim basamakları bitirip. "Acımdan öleceğim de." Güldü. "E hadi beraber gidelim o zaman." Koridora çıktığımızda yürümeye başladık. "Ee psikolojisi öğrencisi geçen mesajıma cevap alamadım?" Ne sorgu sualdi bu şimdi? Hatalı olan sesin kaba olma da özür dile Yeşim. "Ya kusura bakma lütfen ben sana dönemedim. Evde işler biraz karıştı da." "Aile sorunları diyorsun." "Klasik işte," bakışlarımı kaçırdım. "Sonra da unuttum vermeyi." "Bir kahve ısmarlarsan affedebilirim?" Güldüm. "Olur." Ben tost çay o kahve karşılıklı otururken kafe sakindi. Öğle vaktini geçirdiğimiz için kalabalık azalmıştı. "E anlat bakalım psikoloji öğrencisi neşer olup bitiyor hayatında?" Ağzımdaki lokmayı yutmaya çalıştım. "Sen hep bana böyle mi sesleneceksin?" "Nasıl?" "Böyle işte. Psikoloji öğrencisi." Güldü. "Ne demeliyim? Mimarlık öğrencisi mi?" "Sinir bozucu." dedim tostumdan yeni ısırık alırken. Kahkaha attı. "Peki tamam. Daha dersin var mı?" "Var. Maalesef. Klinik psikoloji. Üstüne blok dersten çıktım." Gözlerimi baydım. "Dayanacak gücün kalmadı Korkut." "O kadar kötüysen girme." "Yok vizeler yaklaşıyor. Not tutmam lazım." "E Eda yok mu?" "Hasta o. Ayrıca stajı da halletmem lazım. Yani her türlü bu derse gidiş şart." "Nerede yapacaksın?" "Klinik üzerine yapacağım. Pervin Hoca'nın Londra'da ve İsviçre'de tanıdığı var. Referrans verirse birine gideceğim." "Ortalaman kaç?" "3.45" "Gayet iyi. Bence bunların programına da başvurabilirsin. Referranssız üstüne burslu gönderiyorlar." Telefonundan açıp sayfayı gösterdi. "Bak şartları bunlar." "CV, Motivation Letter, Honor Degree." Korkut'a baktım. "Karşılıyorum gerçekten?" "Üstüne her ay 1500 Euro." Baktı. "Gerçi senin ihtiyacın olmayacak ama nerede kalacağım nasıl yapacağım derdin olmayacak. Oryantasyon da düzenleyecekler." "Süpermiş. Son başvurma tarihi ne zamanmış?" "4 Nisan. Daha bir haftan var." "Bana atsana onu. Eve gidince bir bakayım." "Olur. Numaranı yaz istersen." Beraber numaralaşıp üstüne w******p'tan linki göndermişti. "Çok sağol Korkut ya. Prestijli bir yerde yaparsam var ya mükemmel olur." "Ne demek ve evet. CV'ne gururla yazarsın." Gülüştük. "Çıkışta ne yapıyorsun?" "Valla eve gidip kafayı vurup yatacağım. Akşam uyanırsam işte notlarıma çalışırım." "Hmm peki bu haftasonu?" "Bir planım yok neden?" "Duman'ın konseri var. Küçükçiftlik Park'ta." Durdum çayımı yudumlarken. "Bilet kalmış mıdır ki?" "Merak etme ben de fazlasıyla dolu." Bana biletleri gösterdiğinde gözlerim faltaşı gibi açıldı. "Satamayınca elimde kaldı." "İyi de sende ne arıyor bu kadarı?" "Bizimkiler ekti beni işte. Ben de sattım satabildiğimi. Elimde üç tane kaldı." Duraksadığımı görünce devam etti. "İstersen Eda da gelir. Hatta onun arkadaşı da varsa ona da ayarlarım." "Teşekkür ederim Korkut ama bir sormam lasım ona. Ben de... Bilmiyorum. Duman severim aslında ama-" "E gel işte. Eğleniriz vizelerden önce. Fena mı?" "Peki tamam." "Cumartesi saat beşte. Kapılar yedide açılıyor. Anca varırız zaten." "Olur." Sonrasında vedalaşıp ben derse girerken o da şirkete geçmişti bizim şirkette staj yapıyordu. Ben dersten çıkınca w******p'tan fotoğraf atmıştı. Korkut: Gülümserken dikkatimi çeken bir şey vardı. Efran da bana w******p'tan fotoğraf atmıştı. Efran Abim: Geliyorum beni bekle. Kaşlarım çatılırken görüldü bırakıp ekranı kapattım. Bu neydi şimdi? İlkokul çocuğu gibi beni okuldan mı alacaktı? Kampüsün çıkışına doğru yürürken onun çoktan geldiğini arabanın kaputuna yaslı durarak beni izlediğini gördüm. Ceketini giymişti ve güneş gözlükleriyle bana bakıyordu. Gözlüğünü indirip bana gülümsedi. "Hoş geldin demek yok mu?" Etrafı kolaçan ederek onun yanına vardığımda karşısında dikildim. "Ne işin var senin burada?" Gözlüğünü düzeltip doğruldu kaputtan. "Seni almaya geldim." Kapıya yaklaştı. "Bin." Kollarımı bağladım. "Gelmiyorum." "Yeşim... Beni getirtme. Gelirsem bindiririm." "Zorba mısın sen? Gelmeyeceğim." "Peki," dedi inanılmaz sakinlikle. "O halde o çok görüştüğün çocuğun stajını yakarım." Kollarım çözüldü. "Ne? Sen... Sen nereden biliyorsun Korkut'un bizim şirkette çalıştığını?!" Karşımda durarak gözlüklerini çıkardı. Bakışları sertti. "Ben seninle ilgili her şeyi bilirim Yeşim. Şimdi o çocuğun ağzını burnunu kırmamı istemiyorsan arabaya binersin." Sinirle sıktım ellerimi. "Öyle olsun," dedim yüzüne yaklaşıp. "Efran abi. Abicilik oyna sen." Yanından geçip arabaya bindiğimde bana ön camdan baktı. İkimiz de birbirimize sert bakışlar atıyorduk. Sinirle kemeri çekiştirip takarken o da binmişti. Çalıştırmadan bana döndüğünde yine bir şeyler söyleyeceğini hissettim. "Yeşim... Bana bir daha abi demeyeceksin!" Bakmadım bile. "Ve..." "Ve?" "Ben dün geceyi o gece gibi asla unutmayacağım." Duraksayıp ona dönerken bana bakan yoğun gözlerini fark ettiğimde hızla bakışlarımı kaçırdım. Ardından çeneme varan parmakları yeniden buluşturdu gözlerimizi. "Ve bir daha ne ellerini bırakmana ne de gözlerini kaçırmana izin vereceğim."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE