"Üzgünüm, geciktiniz küçük hanım :) Güzel kardeşine hoşça kal de."
Gözlerimden alevler fışkırıyordu sanki.
"Hayır! Hayııır!" diye çığlık attım.
Kulaklarımı dolduran silah sesi, kalbimin duracak gibi olmasına sebebiyet vermişti. Ayaklarım, koştuğum sokağın bastığım her taşında kayıyordu sanki.
Boğazım parçalanana kadar bağırdım.
"Hayııır, dur yalvarırım dur!!"
Az ilerimizde olan harabeydi sesin geldiği yer. Hışımla içeri attık kendimizi. İçeride bizi bekleyen bir tuzak var mı yok mu düşünmemiştik bile. Öylece girdiğimiz odada, tam videodaki yerde bir kız çocuğu vardı. Elleri, ayakları sımsıkı bağlanmış, videodan farklı bir şekilde kafasına büyük bir çuval geçirilmiş vaziyetteydi. Başından akan tüm kanlar vücudunun her yerine akmış, narin bedenini kırmızıya boyamıştı.
Dizlerinin dibine çöktüm acıyla.
Yalvarırım bu bir kabus olsun. Bu gördüklerim birer hayal ürünü olsun ben şizofreni olmaya razıyım, yalvarırım gerçek olmasın.
"Rüya..." diye fısıldadım sesimin çıktığı kadar. Öyle canım acıyordu ki. İçimi söküyorlar sanki. Ona nasıl kıymışlardı? Masum bir kız çocuğunun canına kast etmek bu kadar kolay mıydı? Bunu yapan bir polis olabilir miydi? O polis Bora olabilir miydi? Bu çok saçmaydı.
"Rüya, onu öldürdüler. Yetişemedik, kurtaramadık..."
Bağırmaya başladım. Ellerimi öyle sıkıyordum ki, kemiklerim kırılacaktı.
"Allah kahretsin! Neden yaptın, neden!!"
Tıpkı bir çocuk gibi ağlıyordum. Biraz arkamda duran Rüya'nın dizlerine kapandım.
"Rüya yalvarırım bana bir iyilik yap ve beni öldür, artık dayanamıyorum... Yalvarırım al canımı kurtar bu eziyetten!"
Elini ağzına kapatmış, ağlıyordu o da. Çöktü yanıma anında. Sımsıkı çekti kendine beni. Hıçkırıklarım odada yankılanırken, nefes almakta zorlanıyordum. Almak da istemiyordum. Bu nasıl acı? Bu nasıl bir his?
"Şş, geçecek kardeşim. Ne olur bırakma kendini..."
Olumsuzca kafa salladım. Bu geçmeyecekti.
"Sen güçlü bir kadınsın. Bunun da üstesinden geleceğiz tamam mı?" dedi titreyen sesiyle bana güç vermeye çalışırken.
"Güçlü olmanın hiçbir işi halledebildiğini görmedim. Lanet olsun, bu çok acı veriyor..."
Emin olduğum bir şey var ki; güçlü olmak ya da güçlü kalmaya çalışmak, acıdan başka bir şey getirmiyordu. Çenem titriyor, içimde fırtınalar kopuyordu. Şu ev başımıza yıkılsa bu kadar canım acımazdı sanırım.
Yaşarken sarılamadığım kardeşime sarılmak istedim o an. Usulca sıyrıldım Rüya'nın sığınağım olan kollarından. Kardeşime doğru ilerledim. Dudaklarımı birbirine bastırırken, kafasındaki kana bulanmış çuvalı kaldırdım titreyen ellerimle.
"Rüya! Rüya buraya bak!" dedim alelacele. Rüya hızla geldi yanıma.
"B-ben mi ayırt edemiyorum. Bu kız kardeşim değil, videodaki kızla aynı kişi değil. Bir şey söyle Rüya! Yanlış mı görüyorum ben delirdim mi, ha?"
Yutkundu Rüya. Kafa salladı olumsuzca.
"Hayır değil! Aynı kıyafetler, aynı saçlar ama yüz aynı değil. Allah'ım, aklımı yitireceğim! Neler dönüyor!"
Hızla kalktım ayağa. Güçlü bir serzenişte bulundum. Ne yapacağını bilemez haldeydim. Ellerimin tersiyle ıslak yüzümü sildim.
"Kardeşim nerede o zaman? Ne yani? Sırf bize oyun oynamak için başka bir kızı mı öldürdü adi herif! Bu insancıl değil!"
Tüm saçlarımı tek tek koparmak istedim.
"Naz şunu duydun mu? Sesler geliyor! Gel benimle, acele et!"
Tüm odaları hızla dolaştık. Boş bir odada elleri, ayakları ve ağzı bağlı bir şekilde ağlayan bir kız çocuğu bulduk sonunda. Ve o kız, benim kardeşim.
"Hayır!"
Hışımla çöktüm yanına. Ağzındaki bandı söküp attım.
"Abla!" diye haykırdı ağlayarak. O an dünya durdu sanki. Gözyaşlarımdan önümü göremez hale gelmiştim. Ellerim titriyor, ellerindeki düğümleri açmaya çalışıyordum. Sonunda başardığımda kocaman sarıldı bana.
"Çok, çok güzelsin."
Gülümsediğini hissettim ses tonundan.
"Beni bulacağını biliyordum..."
Tam şu an kalbim durabilirdi. Tonlarca ağırlık, yerini bir anda heyecanla çarpmaya bırakmıştı. Öz kardeşime sarılıyordum ve bu hayalini bile kuramadığım bir şeydi. İliklerime kadar hissetmiştim kardeşliğin varlığını. Tüm dünya şahit olsun ki, uğruna canımı vereceğim iki kardeşim vardı benim.
Saçlarını kokladım doyasıya. Her zerresine sarılmak, öpmek istedim. Şimdiye kadar neresi eksik kaldıysa orasını tamamlamak istedim. Hıçkırıklarım mutlulukla harmanlandı.
Ta ki karnından boşalan büyük, kırmızı sıvı dalgasını görene kadar.
Derin, açık bir yaraydı. Metal bir cisim ile tam karnının ortasına açılmış bir yara. Tam 1 yıl önce beni ölüm ve yaşam arasındaki çizgide bekleten yara. Nefesim daraldı, gözlerim karardı.
"B-bu nasıl oldu? K-kim yaptı? Acıyor mu? Yalvarırım bir şey söyle!"
Derin, titrek bir nefes aldı acıyla.
"Ölmeden önce bana bir ailem olduğunu hissettirdiğin için, sana minnettarım abla."
Gözyaşları süzülmeye başladı tane tane. Dizlerim üzerine yıkıldım.
"Hayır." dedim korkuyla.
"Hayır sen ölmeyeceksin! Buna izin vermem duyuyor musun beni?"
"Şş, abla..." dedi elini elimin üzerine koyarken. Acı dolu hıçkırıkları odada yankılanıyordu.
"Ben şu an dünyanın en mutlu kardeşiyim."
"Ambulans!" diye bağırdım acıyla. Rüya ağlıyor, afallamış görünüyordu.
"Arama, yetişemezler. Bu metal zehirliydi." dedi zar zor yutkunarak. Gülümsüyordu fakat acının en somut halini yüzünde görüyordum.
Elimi ağzıma kapattım.
"Kim?" diye sordum boğazımdaki acı tortuyu bastırmaya çalışarak. "Kim yaptı sana bunu?"
"O zehir yaklaşık olarak," öksürüklere boğuldu.
"Hayır, sus..." diye fısıldadım.
"15-20 dakika ömür tanıyor insana." diye devam etti. "Bir kaç dakikam kaldı yalnızca. Ve ben, sana sarılarak ölmek istiyorum."
Ellerimi yüzüne götürdüm titreyerek. Ona dokunmak, onu hissetmek istiyordum. Ah, öyle güzelsin ki... Sana nasıl kıyabildiler? Senin o güzel canını nasıl yakabildiler?
"Buna izin verir misin?" dedi yüzündeki ellerimi sımsıkı tutarken. Başımı salladım çaresizlikle. Titrek bir nefes verdi. Sarıldı sımsıkı, son sarılışı gibiydi. Öksürüklere boğuldu ve ardından kan kustu. Defalarca, defalarca kan kustu. O zehir, kardeşimi dakikalarca kıvrandırdı.
"Beni affetme." diye fısıldadım ona.
"Beni sakın affetme."