Boğazımın kuruluğundan olsa gerek öksürerek açtım gözlerimi. Çok geçmeden bir el yardımıyla başımı hafif kaldırarak uzatılan suyu içtim. Bir iki yudum sonrasında derin bir nefes verip uzandığım yerden toparlandım. Sırtımı arkamdaki yastığa yasladım.
"İyi misin? Çok korkuttun."
Oldukça telaşlı bakıyordu. Elini alnıma koyup kontrol etti ateşimi. Gözlerimi sımsıkı kapayıp açtım. Başımı salladım sonrasında.
"Evet, sanırım."
Dudaklarını birbirine bastırırken elimi sıvazladı.
"Neredeyiz?" diye sordum yabancı olduğum eve göz gezdirirken. Gözlerini kaçırdı.
"Rüya, kimin evi burası?"
"Bak, kızmadan önce dinlemelisin."
Sözlü olarak cevabını alamamıştım ama kapıdan içeri elinde koca bir tepsiyle giren Bora cevabı çok net veriyordu. Anlaşılan onun eviydi burası. Geniş, güzel yapılı bir evdi. Buraya neden getirdiği ise tartışılır bir konuydu.
"Burada asla durmayacağım."
Yerimden kalkmaya yeltendim. Bora elindeki tepsiyi masaya bırakıp yakınıma oturdu. Rüya ise kalkıp tepsidekileri masaya dizmeye başladı.
Kolumdan nazikçe tutup; "Bir şeyler yemeniz gerekiyor." dedi sakin çıkan ses tonuyla.
"Aç değiliz." dedim kolumu elinden kurtarırken. Yeniden tuttuğunda keskin bir bakış attım ona.
"Günlerdir tek lokma yememişsiniz. Düşüp bayılana kadar gittin, daha ne olsun istiyorsun?"
Bayılma sebebimin açlıktan olduğunu mu düşünüyorsun demek istesem de sustum.
"Başımızın çaresine bakarız."
"Eminim ki bakarsınız. Ama beni aç açına dinlemeni istemem."
"Seni hiçbir durumda dinlemeyeceğim."
"Naz, dinlemen gerek. Bana güvenmek zorundasın."
"Sana güvenmek mi? Gülünç." dedim göz devirirken.
"Sadece bir kez daha güven, lütfen. Daha önce güvendiğin gibi."
Gözlerimi keskince yüzüne değdirdim.
"Daha önce güvenmiştim evet. İnsanlar böyle hatalar yapabiliyor."
Ayağa kalktı, ellerini yüzünde gezdirdi sertçe. Tekrar karşıma oturdu ve nazikçe tekrarladı.
"Sana yardım etmeme izin ver."
"Yardıma ihtiyacım yok."
"Var."
"Bu senin neden umurunda?"
"Umurumda değil." diye yanıtladı gerçekten umursamazca.
Bu kez kalktım yerimden. Rüya durdurdu.
"Lütfen susup kahvaltı yapabilir miyiz?"
Kardeşimi öldüren, aynı metalle yıllar önce beni öldürmeye çalışan kişi ile aynıydı. Buna emindim. Ama bu Bora olabilir miydi? Buna asla imkan vermiyordum. Onu ne kadar iyi tanıdığım tartışılırdı elbette ama, her neyse. Ama kalbim de beynim de bütün her şeyi Bora'nın yapmasına ihtimal vermiyordu.
"Hadi." diye yineledi Rüya.
Ne kadar istemesem de uğraşmak istemeyip yerimden kalktım ve bıkkınca oturdum masaya.
"Gidelim mi artık?" dedim Rüya'dan cevap beklercesine bakarken. Suyunu içip bıraktı masaya. Kafa salladıktan sonra "Lavaboya gidip geliyorum." dedi ve masadan kalktı.
"Benimle aynı evde olmak seni neden bu kadar rahatsız ediyor?" dedi elindeki çatalı tabağında gezintiye çıkarırken.
"Seni öldürme isteğime karşı savaşıyorum çünkü." dedim ona iğrenir gibi bakarak.
"Gerçekten hakkını veriyorsun."
Tepkisizce dinledim söyleyeceklerini. Güldü ve "Afitap'ın." diye ekledi.
"Komik olan ne?" dedim masadan kalkarken.
"Şu duruma gelmiş olmam."
"Anlamadım?"
"Dinlemedin." diye düzeltti.
Göz devirdim.
"1 yıl önce karnımda o yarayı açan, dün aynı aletle kardeşimi öldüren biri var. Benimle neden uğraşıyor zerre bilgim yok. Seni tanımıyorum. Bu neden sen olmayasın? Sana nasıl güvenebilirim ki?"
"Biri seninle de, benimle de uğraşıyor öyleyse."
"Saçma. Seninle hiçbir bağlantımız yokken başladı tüm bunlar."
"Bir bağlantımız olduğunu kabul ediyorsun o halde."
"Konumuz bu mu?"
Göz devirdim yine. Konuyu değiştirdi.
"Saçlarından biraz vermeni istiyorum."
"Anlamadım?"
Bu bir soruydu.
"DNA testi yaptıracağım. Gerçekten kardeşin olduğunu nereden biliyorsun?"
Sessiz kalışım haklı oluşundandı.
"Sıkma canını. O konu araştırılıyor."
"Nasıl sıkmam Bora? Ege güya bize yardım ediyor, ama gecesinde delirip saldırıyor. Sonra gelip senin tehdit ettiğini söylüyor, seni suçluyor. Aklım almıyor bütün bunları."
Masadan bir tabak alıp mutfağa gitmek için çıktım odadan. Kardeşim aklımdan bir an olsun çıkmıyordu. Ben onu unutamazdım. Ölsem, unutamazdım... Gözlerim doluydu ve her yer buğuluydu o sebepten. Tabağın kırılma sesi kulaklarımı doldururken Bora ne zaman gelmişti ve ben ne zaman yere çökmüştüm bilmiyorum.
Elimi hışımla çekti kendine. Görünürde bir şey yoktu, minik bir kesikti yalnızca. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Küçük bir çocuk gibi, içimi çeke çeke ağladım.
"Şşş..."
Bora bir anne merhametiyle baktı bana, yüz ifadesinden ne kadar telaşlandığı okunuyordu. Kanayan elimi dudaklarına götürdü ve defalarca öptü.
"Ağlama, kahrolurum ağlama..." diye fısıldadı.
Ağlamam aksine şiddetleniyordu. İçimi böylesine yakan bir acı daha tanımamıştım. Bunca yıl ailesiz yaşamak koymamıştı bu kadar. Hiç tatmadığın bir duygunun eksikliğini nasıl hissedebilirdim ki? Fakat ben o yalvaran gözlerde ilk kez birinin bana gerçekten ihtiyacı olduğunu hissetmiştim. Abla olduğumu hissetmiştim.
Ben o hissi, kardeşimi kaybettim. Artık tüm ışıklar kapalı. Kimsenin açmaya gücü yetmez.
Güçlü, uzun kollarını sardı etrafıma. Saçlarımdan öptü defalarca, ben her busesinde bir kez daha hıçkırdım.
"Dayanamıyorum... Bu, bu çok ağır..." dedim güçlükle.
Geri çekildim usulca, gözyaşlarımı silecekken yüzümü avuçları içine aldı. Gözlerimin içine baktı yüzündeki buruklukla.
"Gözyaşların içime akıyor, yapma..."
Sesi titredi sanki. Onu ilk kez böyle görüyordum, onu çok kez görmemiştim. Yutkundum başımı yerden kaldırırken. Gözlerine bakmaya cesaret edebilmiştim. Saniyeler boyu ayıramadım gözlerinden gözlerimi. Gözleri bataklıktı sanki ve ne kadar kaçmaya çalışırsam o kadar içine çekiyordu beni. Hiç bu kadar uzun bakmamıştım ona.
Rüya'nın panikle yanıma koşturmasından sonra derin bir nefesle ayrıldım ondan.
"Naz! Ne oldu sana?"
Elimin tersiyle gözyaşlarımın ıslattığı, yol yaptığı yüzümü silip kalktım ayağa. Yutkundum buğulu gözlerimle Rüya'ya bakarken. Yüzüme düşen saçlarımı ittirip sarıldı bana.
"İyiyim, iyi olacağım. Bunun için elimden gelen her şeyi yapacağım. Kardeşim için."
"Seni seviyorum." diye fısıldadı kulağıma. Bir nebze olsun güç veriyordu. Usulca ayrıldım ve lavaboya adımladım. Kapıyı kapatıp arkasına yaslandım.Bir iki adım atıp ellerimi lavabonun iki yanına yasladım. Başımı kaldırdığımda o aynada göreceğimden ne kadar tedirgin olsam da, kaldırdım. Tam anlamıyla bir enkaz görüyordum ve bu enkazın altından sağ kurtulmuş olmam bile bir mucize gibi duruyordu.
Bozuk bir televizyon ekranı gibi her şey kesik kesik canlanıyordu önümde. En baştan sunuyordu bana her şeyi hayat.
* 1 yıl önce kahkahalarla girdiğim evimden kan revan çıktım.
Ellerimi karnıma bastırırken dudaklarımdan inilti kaçmasına engel olamadım.
* Cinayet işledim.
Kirli ellerime baktım.
* Uçurumun en sert yanından itildim.
Nefesim daraldığında duvardan destek aldım.
* Ateşler içinde bırakıldım.
Derin nefesler almaya çalıştım.
* Kız kardeşim öldürüldü.
Kendimi güçlükle dışarı attım.
Nefes nefese kalmıştım, gözlerim kararmıştı. Hızla yanıma gelen Rüya'ya elimi kaldırdım durması için.
"Bir şey göstermeliyim, ama sen iyi misin?"
Derin bir nefes aldım. Bir kabustan uyanır gibi baktım etrafıma.
"Naz, iyi misin?"
"E-evet, bir şey mi oldu?" dedim duvardan aldığım destekten ayrılırken. Elindeki telefonu uzattı. Titreyen ellerimi sakince uzattım telefona. Gözlerim mesajın üzerinde kaydığında yutkundum.
"Böyle olmasını istemezdim. Her şey çok güzel olabilirdi. Keşke beni biraz sevseydin..."
Telefon kayıp düştü ellerim arasından. Tekrar girdim arkamdaki kapıdan. Yüzümü soğuk su ile yıkadım kendime gelme ümidi ile. Doğrulup yüzüme baktım yine, göz altlarıma akan arta kalan rimel siyahlığını sildim. Birbirine karışan saçlarımı elimle düzeltip yeniden at kuyruğu haline getirdim.
"Madem öyle, her şey yeni başlıyor!"
Dudaklarımı ıslattım ve kararlılıkla gözlerimin içine baktım.
"Artık ben daha acımasız olacağım!"