Rüya ve Bora endişe ile yüzüme bakıyorlardı. İkisi de aynı anda "İyi misin?" diye sorunca sakin kalmaya zorlanarak aralarından geçtim.
"Naz, i-"
Sertçe döndüm arkama.
"Biri daha iyi misin diye soracak olursa fena yapacağım."
Sırtımı dönüp içeri geçerken de düz bir sesle ekledim.
"Afitap."
"Hı?" diye bir ses duydum.
Tek kaşımı kaldırıp onlara baktım, kendinden emin görünüyordum muhtemelen. Öyleydim de.
"Naz az önce öldü, artık Afitap'ı izleyeceğiz."
Anlam veremeyen bakışları üzerimde geziyordu ikisinin de. Bora'ya döndüm.
"Bana bir gömlek ya da bir tişört verir misin?"
Kafa sallayıp gitti. Rüya usulca yanıma yaklaşıp elini alnıma yerleştirdi. Telaşlıydı bakışları.
"Naz," yanlış söylediğini fark edince duraksadı ve devam etti. "Afitap, beni korkutuyorsun."
Derin bir nefes aldım. Gözlerimi kıstım.
"Her şey yeni başlıyor. Bir şeyleri yakıp yıkma gibi bir düşüncem var."
Aklında oluşan soru işareti yüzüne yansımıştı.
"Tek isteğim, yanımda olman."
İçeri giren Bora'ya yönelttim bakışlarımı ve ekledim.
"Yanımda olmanız."
Kot rengi çizgileri olan, ütülü gömleği uzattı. Tek başına yaşayan birine göre fazla düzenliydi kıyafetleri, evi gibi.
"Arkanı dön." dedim gömleğe bakarken. Hiç beklemeden döndüğünde üzerimde yıllanan askılıyı çıkardım ve gömleği geçirdim sırtıma. Yukarıdan iki düğmeyi açık bırakıp belini bağladım.
"Tamam." dedim saçlarımı yeniden at kuyruğu yaparken.
"Duş falan almak isterseniz birazdan evden çıkacağım. Bir kaç işim var, halledip dönerim."
Rüya kibarca teşekkür ederken ben sessiz kalmıştım.
"Konuşacak şeylerimiz var." dedim yüzüne bakmadan.
"Hemen döneceğim." dedi masanın üzerinde duran telefonunu alırken. Beklemeden çıktığında hemen Rüya'ya döndüm.
"Ben duş alayım, kapıları kilitle ve ben dönmeden bir şey yapma."
Ona da bir şey olacak düşüncesi içimi ürpertiyordu. Yanından kalkıp duşa attım kendimi. Banyoda temiz havlu ve kurutma makinesi hazırda bekliyordu. Bora bunu da düşünmüş olmalıydı. Kimdi Bora Aydın? İyi miydi, kötü mü? Ah, her neyse. Şimdi bir şey düşünmek yok. Nasıl olsa döndüğünde ona soracak çok sorum olacak.
Duştan çıkıp aynı kıyafetleri yüzümü buruşturarak giydim, değiştirecek kıyafetim bile yoktu. En azından Bora'nın verdiği gömlek tesellimdi ama resmen ortada kalmak deyimini tam anlamıyla yaşıyorduk. Güçlüklerle kurduğumuz o basit düzenimiz de alt üst olmuştu. Islak saçlarımı ellerimle karıştırırken içeri geldim.
"Rüya, para kazanmamız gerek. Nasıl bilmiyorum ama kısa zamanda, fazla miktarda olmalı."
"Aklıma bir şey geldi ama söylemeyeceğim." dedi dudaklarını birbirine bastırırken. Kendimi tutamayıp güldüm.
"Fena fikir değil aslında."
Kahkahalarla gülmeye başladık. Gülüşlerimiz bir anda yarıda kesildi.
"Her şey..." dedi Rüya inanamayarak. "Her şey onun yüzünden oldu."
"Bizi resmen öldürmek istedi. Defalarca. Gözümüzün içine baka baka, nasıl oyunlar oynadı. Ben, ben anlayamıyorum." dedim kaşlarımı çatarak. Ayağa fırladım.
"Neden ya, neden?!"
Ellerimi saçlarıma çıkardım, tüm gücümle çekiyordum. Delirmiş gibi ağlıyordum.
"Sadece aptalca duyulan hislere karşılık alamadığında bu denli kötü olur mu bir insan?"
Kabul edemiyordum. Rüya hışımla yanıma gelip ellerimden tuttu. Gözleri kızarmıştı, kendini sıktığı belliydi.
"İnan bana benim için de çok zor. Birlikte büyüdüğümüz adam nasıl böyle birine dönüşür... İçim sökülüyor sanki. Çok zor evet, ama topla kendini! "
Kafamı sağa sola salladım hızla, ağlıyordum.
"Az önce ne söylemiştin hatırla! Afitap'sın sen! Ah vah deme lüksümüz kalmadı artık görmüyor musun? Daha fazla canımız yanmadan bir şeyler yapmalıyız."
Usulca ellerimi indirdim saçlarımdan. Hissettiğim acı yerini yavaş yavaş kine bırakıyordu. İçim öyle nefretle dolmuştu ki, öyle karşı konulmaz bir öfke şahlanmıştı ki içimde, bununla başa çıkmanın tek yolu vardı.
Elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim. Titreyen çenemle ne kadar oluyorsa o kadar güçlü durmuştum.
"Gidiyoruz!"
"Beklemeliyiz, planlı hareket etmeliyiz."
"Sabredemiyorum Rüya! Delireceğim görmüyor musun?"
Masanın üzerindeki bardakları devirdim ellerimle. Büyük bir gürültü yükseldi, dizlerimin üzerine çöktüm. Ellerimi, tırnaklarım etimi delecek kadar çok sıkıyordum. Öfkeyle bağırdım.
"O sen olmamalıydın Ege! Bunu yapmamalıydın!"
Usulca başımı kaldırdım ona doğru.
"Ne yapacağımızı biliyorum."
Tek kaşını kaldırıp baktı bana. Yanıma yaklaştığında anlatmaya başladım.
"Bu çok tehlikeli."
"Denemeye değer."
"Kesinlikle. Ama bu çok tehlikeli olduğu gerçeğini değiştirmiyor."
"Biliyorum." dedim ifadesizce.
"Bora'yı bekleyelim. Onunla da paylaşalım bunu."
"Ona neden bu kadar güveniyorsun? Her şeyi onun planlamadığı nereden belli?"
"Söylediğine kendin bile inanmıyorsun."
Gözlerimi kaçırdım.
"Ona olan hislerini inkar ettiğin için, kabul etmek istemediğin için onun kötü biri olduğunu kendine inandırmaya çalışıyorsun."
"O geceyi anlat." diye yanıtladım.
"Hangi geceyi?"
"Beni bulduğun geceyi. Şu her defasında konunun karıştığı ve senin ısrarla cevaplamadığın."
Kapı çaldığında ürpermiştim ama gelen ses rahatlatmıştı.
"Benim, Bora."
Rüya kapıyı açmak için kalktığında gözlerimi devirdim.
"Hayır, bu kez kaçmak yok. Cevap istiyorum."
"Tamam." dedi dudaklarını birbirine bastırırken.
Bora ellerinde bir sürü torbayla gelmişti. Yorulduğu her halinden belliydi. Bir çırpıda koltuğun üzerine bıraktı. Torbalardan bir tanesini alıp içinden çıkardığı iki kutuyu ikimize uzattı.
Rüya kabul etmedi.
"Benim telefonum var zaten."
"Artık onu kullanmamalısın. Bunun içinde yeni hat var."
Rüya uzatmak istemeyip aldı ama ama ben kaşlarımı çattım.
"Ne gerek var buna?"
"Kızacağın bir durum değil. Birlikte hareket edeceksek haberleşebilmeliyiz değil mi?"
"Birlikte hareket edeceğimizi nereden çıkardın?"
Dudaklarını kıvırdı.
"Pekala."
"İnanmıyorum, bir sürü kıyafet var burada!"
Rüya torbaları karıştırırken kalktım ayağa. Arkadaki koltuğa oturdum ve göz devirip surat asmaya devam ettim.
"En azından bir süre idare edersiniz diye düşündüm."
"Ne sanıyorsun sen, sana muhtaç olduğumuzu falan mı?"
"Naz, saçmalama. Kötü bir niyetim yok. Evinizden uzaksınız ve zor durumdasınız. Aynı durumda ben olsam siz yapmaz mısınız?"
"Yapmam." diye yanıtladım sertçe.
"Eminim yapmazsın." diye ironi yaptı. Haklıydı, beni bu merhametim öldürecekti zaten.
"Rüya, bir şey anlatıyordun?" dedim hemen.
"Bora söyledi." dedi bir çırpıda.
"Ne?" dedim afallarken. "Nasıl yani?"
Bora, Rüya'ya bakıyordu konuyu anlamaya çalışarak.
"Naz'ı tepede bulduğum gece. Nasıl bulduğumu merak ediyor."
"Bora dinliyorum?" dedim tek kaşımı kaldırıp yüzüne dikkatle bakarken.
Gözlerini kaçırdı ama sonra bakışlarımdaki baskıya dayanamayıp cevapladı.
"Benim telefonumdan Rüya'yı aramıştın merak etmemesi için. Numara telefonumda olunca ben de seni kurtarması için onu aradım."
"Kendinden mi korudun beni? Senden kurtarması için mi çağırdın?" derken gözlerimi kıstım. Yine kızgınlığım yüzüme de sesime de yansıyordu.
"Naz. Her şey sandığın kadar kolay gelişmedi."
"Hadi ya, merak ettim şimdi. Nasıl gelişti?" dedim alayla.
"Ben o gece polis kimliğimle gelmedim sana. Ben o gece kendimden kaçıp sana sığındım. Sen, sana liman oldum sandın ama asıl nefes alan bendim seninle."
Susmadı.
"Ekip arkadaşlarım benim seni bulduğuma dair bir yerden haber almış. Mesleğimi göz göre göre yakmış olurdum plansız ilerleseydim. Mecburen seni teslim etmeyi bekliyormuş gibi yaptım. O esnada Rüya geldi ve seni kaçmaya ikna etti. Kelepçe meselesi ise, zaruri. Dikkat çekmemeliydik. Anahtarı cebindeydi zaten."
Kafamı sağa sola salladım inanmıyorcasına.
"İster inan, ister inanma." umursamazca omuz silkti.
"Hayır!" dedim bağırırken. Oturduğum yerden hışımla kalktım. Omuzlarından ittirdim sertçe.
"Yalan söylüyorsun! Rüya beni ikna etmeseydi ne olacaktı? Kaç yıl yememe sebep olacaktın? Beni kandırmayı kes artık!"
"Varsayım üzerinden gidersek anlaşamayız Naz."
Derin bir nefes aldım.
"O gece her saniyesiyle gerçekti."
Çaresizlik ve içtenlik vardı bakışlarında.
"Bütün yıldızlar," duraksadı ve fısıldadı. "Gerçekti."
Gözlerimi kırpıştırdım ona kanmamak için kafamı dağıtmak ister gibi. Oturup sertçe arkama yaslandım.
Rüya, "Bora'ya bu yüzden güveniyorum." diye fısıldadı yanıma otururken.
"Siz gittikten sonra bir süre izinizi kaybettim. O gece ise bir ihbar aldım. Kaçırılan kız çocuğunun orada olduğu tespit edilmiş."
Kafasını kaşıdı çekinerek.
"Ege'nin öldürdüğü kız çocuğu yani."
O güzel kız, gözlerimin önünden gitmiyordu.
"O esnada davanızı üstlendim. Seni, sizi ben arayacağım için ortalık bir süre sakin olacaktır."
"Ya sonra?" dedi Rüya.
"Bakacağız çaresine." dedi düşünceyle.
"Bana söyleyebilirdin." dedim kırgınlıkla. Sesim yine ağlamaklı çıkmıştı, nefret ediyordum bu huyumdan. "Her şeyin bir plana dayalı olduğunu söyleyebilirdin."
"Haklısın." dedi yere bakarken. Çocuksu bir hevesle başını kaldırdı sonra. "Her şeyi telafi edeceğim ama, söz."
Başımı sağa sola salladım, gözlerimi kapadım sımsıkı.
"Kalp kırıklığının telafisi olmaz."