18 Ağustos 2019
Seçimler, hayatımızın basamaklarıdır. Bir kule düşünün dört tarafı da basamaklarla çevrili olsun. Bu basamakların iki ortak noktası var. Birincisi aynı kuleye aitler; ikincisi aynı zirveye çıkıyorlar. Biz hayata gözlerimizi açtığımız anda önümüze dört basamak sunulur. Hangi basamakla başlayacağımız ailemiz tarafından seçilir. Ortalama her çocuk, beş yaşına kadar ilk basamakta bekler. Bu yaştan sonra çocuk eğitim almaya başlar. Birden kendini sosyal yaşamda bulan çocuk bocalar. O yaşa kadar çocuk için sosyal çevre, ailesinin yanı iken bu kavram aniden genişler. Artık sosyal çevre okul ve aile yanı olur. Yaşamı iki parçadan ibaret olan çocuğun önünde basamaklar belirir. Ya eğitime boyun eğecek ya da onu reddedecektir. İlkini seçerse çocuk için sorunsuz bir yaşam başlayacaktır. Çocuk doğru ve yanlış kavramını tanıyacaktır. Bu iki kavramla ilk tanışma çok önemlidir. Bu aşamada yapılacak bir hata çocuğun gelecek yaşamındaki minimum on yılının temeli bozuk bir bina gibi olmasına neden olur. Düzgün bir birey olabilmesi için de o binayı yıkıp yeniden yapması gerekecektir. Ki bunu yaparken etrafı epey dağıtacaktır. İlk tanışmada bir sorun yaşamazsa güzel geçecek bir çocukluk dönemine geçerek geleceğinin temeline sağlam bir demir çakmış olacaktır.
Eğer çocuk eğitimi reddederse hem ailesini hem de kendisini çok zorlayıcı bir yola sokacaktır. Çocuk şanslıysa aile desteğiyle bu yoldan bir şekilde geçer. Ama elinden tutacak bir ailesi yoksa tekrar karşısına basamaklar çıkar. Büyük ihtimalle çok yanlış bir tercih yapacaktır. Kule boyunca karşısına çıkabilecek en bozuk basamağı seçecektir. Sosyal çevresi sokak olacaktır. Sokakla erken tanışan çocuk düşe kalka aceleci seçimler yapmaya başlayacaktır. Bu süreçte en büyük destekçisi şeytan olacaktır.
Yaşı on beşi geçen çocuk çocukluğu reddedecektir. Bir yetişkinin bile yapamayacağı şeyleri yapmaya başlayan birey, "serseri" unvanını bilek gücüyle kazanacaktır. Hayatı bataklığa dönerken bazen çıkmaya çalışacak ama şeytanı insan kılığına girecek ve onu dibe çekmek için her şeyi yapacaktır.
Bir gün bir şekilde zirveye ulaştığında orada başka insanlarla karşılaşacaktır. İyi görünümlü düzgün insanları gördükçe avuçlarındaki kirden utanacaktır. İşte o an kaderini belirleyecek seçimi yapacaktır. Ya zirveyi terk edecek-ki bunun tek yolu intihardır- ya da zirvede tek olmak isteyecektir. Yalnızlığı seçerse insanları bir bir kuleden itecek bunu yaparken de insanları sömürecektir. Avuçlarındaki kir kanla temizlendiğinde Dünyadaki tüm ırklardan üstün olduğunu düşünecektir.
Ecmel kuledeki yalnız kadındı. Onun elini tutacak ailesi hiç olmamıştı. Onun arkasından iten şeytanı vardı. O zirvedeydi ama oraya gelebilmek için en acılı yolu seçmişti. Biraz da mecbur bırakılmıştı aslında. Bu yüzdendi insana karşı olan nefreti. Onların hoplaya zıplaya geldiği yere Ecmel sürünerek gelmişti. Bu yüzden Ecmel'in hastalıklı zihninde bir düşünce doğmuştu. "Kolay yolu seçenler hiçbir şeyi hak etmiyordu. Hak etmediğini elde eden de elindekileri kaybetmeliydi."
Elindeki dosyayı incelerken de bu düşünceyi savunmaktan kendini alamıyordu. Yirmi üç yaşındaki adam yasak ilişki sonucu dünyaya gelmişti. Babasının kim olduğu koca bir bilinmezlikten ibaret olan bu adam annesinin evliliğinin içine bir bomba gibi düşmüştü. Her şeyi yıkıp geçmişti. Yıllarca masum bir adamı baba diyerek sömürmüştü. Annesi olacak iğrenç kadın kendi mal varlığının tamamını kocasıyla ortak kurduğu işteki tüm hisselerini ona devretmişti. Bu sayede genç yaşında milyonluk mal varlığına sahip olmuştu.
Babalığını yapan adam ise şimdi intikam istiyordu. Yıllarca sömürülmüştü. Bir piçe babalık yaptığı gerçeğini kaldıramıyordu. İçinde öyle bir nefret peydahlanmıştı ki şeytanın bile hayretle izleyeceği oyunu hazırlarken bulmuştu kendisini.
Öyle ki karısının canını alması için bir cellat, oğlunun(!) parasını alması için de bir kadın tutmaya karar vermişti. Böylece hem aldatılan masum erkeği oynayacak hem de parasını geri alacaktı. Kimse de ondan şüphe duymayacaktı.
Ecmel dosyayı kapatıp patronun önüne attı.
"Cellat olurum ama fahişelik yapmam." O para için ilişki yaşamazdı. O para için canla uğraşırdı.
"Sana tercih hakkı vermedim." Dedi patron en sert sesiyle. Bu iş yüklü bir miktarda geri getiriyordu. Ekstra insan katarak payını küçültemezdi. Üstelik adam özellikle Ecmel'i istemişti. Patronun "yeraltı" olarak isimlendirdiği bunamış zengin adamların mafyacılık oynadığı camia da Ecmel, korkutucu aynı zamanda da hayret ettiren bir üne sahipti.
"Ecmel haklı, patron. Burası genelev değil. Üstelik görevimiz korkutmak. Biz ölüm doğurmak için eğitilmedik." Cahit öyle gerilmişti ki sıktığı yumruğunu duvara savursa duvar delinirdi. Ecmel aç ayı gibiydi kanın tadını alırsa asla durmazdı. Bu da Cahit'i çok korkutuyordu.
Patron dudaklarının arasındaki sigaradan derin bir nefes çekerek dumanını Cahit'e doğru üfledi. Ardından sigarayı küllüğe bıraktı.
"Ecmel tam olarak onun için eğitildi. Kendinizle aynı kefeye koymayın. Silah, onun oyuncağı ise siz, silahın oyuncağısınız."
Cahit kalan sabrının son zerresinin de tükenmek üzere olduğunu anlayınca ayağa kalkıp odayı terk etti. Arkasından çarpan kapının menteşesi çıkmıştı.
Patron Cahit'i görmezden gelip Ecmel'e döndü.
"Bu iş için özellikle seçildin. Hem sonunda büyük kazanacaksın."
"O adam parasını alsın diye ben piçiyle fingirdeşemem. Kadını da oğlunu da öldüreyim para ona kalsın."
"Bu mümkün değil. Oğula bir şey olursa para dağıtılacak. Vasiyet o şekilde düzenlenmiş."
Ecmel bir türlü gururuna yediremiyordu. Ağzından tek kelime çıkmayınca patron tekrar konuşmaya girdi.
"Sana kimse adamla yat demedi. Tek isteğimiz parayı ele geçirmen. Adama zarar vermedikçe nasıl yaptığının bir önemi yok. "
Ecmel patronun ciddiyetini anlayabilmek için bir süre yüzünü inceledi. İçinde tuhaf bir his vardı. Tekrar itiraz etmek istedi ama yapamadı.
"Pekâlâ. Kabul ediyorum. Ama Olurda yanlış yaparsan patron, üçünü de öldürür, cesetlerini ofisine asarım."
"Ben sözümün eriyimdir. Sen kafana takma. Nasıl yapacaksın peki, var mı bir planın?"
Ecmel ayağa kalkıp ofisin kapısına ilerledi. Bu işten olabildiğince zevk almaya çalışacaktı o yüzden sinsi bir planı vardı.
"Kadın için harika planlarım var. Oğlu içinse onu görünce karar vereceğim. Ama eminim ki şeytan ceket giyseydi, yapacaklarım karşısında önünü iliklerdi."
***
"Bunu kabul ettiğine inanamıyorum, Ecmel!" dedi Cahit. Ecmel onu sakinleştirebilmek için makarna yemeye getirmişti. Eline beyaz bez mendili alıp Cahit'in dudak çukuruna bulaşan salçayı sildi.
"Sana planımı anlattım. Hala neden mızmızlanıyorsun? Can sıkıcı olmaya başladı."
"Bir şeyler ters gidebilir! Sen bu ihtimali reddediyorsun."
"Benim işim ters gitmez."
Bıkkınlıkla derin bir nefes verip hesabı istedi. İnsan kalabalığıyla iç içe olması yetmiyormuş gibi Cahit'in evhamlarıyla uğraşıyordu. Garsonun getirdiği ince zümrüt yeşili kadife kutuya parayı koyup kalktı.
"Nereye gidiyorsun?" diye arkasından seslenen Cahit'e omuz üstünden kısa bir bakış attı ve "Ufak bir işim var." Diyerek restoranı terk etti. Gerisinde bıraktığı adamı önemsemedi. Adam da kadının gidişini umursamadı. İçindeki kıpırtıların nedeni olan kadının şuan başkasına gittiğini fark etmedi. Zaten içinde kıpırtı yarattığının da farkında değildi.
Kurbağanın, akrebe âşık olacağı kimin aklına gelirdi?
Akrepten başka...