24 Ağustos 2019
Ölüm çanları çalınalı altı gün olmuştu. Ecmel bu süre boyunca evine kapanmış bir kişiyle bile iletişime geçmemişti. Herkes ondan gelecek haberi bekliyordu, heyecan içinde. Ancak bir kişi o kadar sabırsızdı ki Ecmel'in kapısına gelme cesaretini göstermişti. Herkes biliyordu ki Ecmel ortamdan elini ayağını çekerse kesinlikle rahatsız edilmemeliydi. Çünkü ne kadar düz bir kadın olarak bilinse de o bulmacanın ta kendisiydi. Bu da onun hakkında bilinmeyenlerden bir tanesiydi. Hep bir şeyler planlar ve uygulamaya başlayacağı güne kadar sessizce beklerdi. Sessizliği bittiğinde bir şeyler olurdu ama kimse tam olarak ne olduğunu anlayamazdı.
Kapının önünde kuşkuyla zile bakan adam ani bir dürtüye kapılıp buraya kadar gelmişti. Şimdi ne yapacağını bilemiyordu. Terleyen avuç içlerini siyah kot pantolonuna silip gömleğinin yakasını düzeltti. Baştan aşağı siyah giyindiği için çok pişmandı. Ağaçların ardından kıvrılarak doğrudan sırtına vuran güneş hiç yardımcı olmuyordu. Daha fazla beklerse pişeceğini düşündüğü için zile bastı. Ancak herhangi bir kıpırtı veya ses gelmedi. Ormanda olmasından faydalanarak derince bir nefes çekti ve tekrar zile bastı. Sonuç alamadığı bu işlem sonrasında "Belki?" diyerek kapıyı itti. Kapı içeri doğru tiz bir gıcırtıyla açılınca endişe rüzgârı içinde esti. Sessiz adımlarla içeri girdi. Eli belindeki silahta dururken "Lütfen kullanmak zorunda kalmayayım." Diye mırıldandı. Derli toplu salonu görünce içindeki endişe dağılmaya başladı ancak yok olmaktan uzaktı. Bir yatak odası bir salon çok küçük sayılmayan bir mutfak ve oldukça büyük banyodan oluşan evin yatak odasına giden koridorda temkinli adımlarla ilerledi. Yatak odasının kapısını kapalı görünce güçlü parmakları naifçe kapı kolunu kavradı ve aşağı indirdi. Sonuçta Ecmel uyuyor olabilirdi ve onun uykusunu bölmek gelecek planları arasında yoktu. Eğer uyuduğunu görürse uyanana kadar bahçede bekleyecekti. Önce başını daha sonra bedenini eşikten içeri soktu. Toplu gördüğü yatak yutkunmasına sebep olmuştu. Panik vücuduna sarılırken kapısı açık olan giyinme odasına koşar adım yürü. Etrafını kolaçan ederken giysiden ve ayakkabıdan başka şey göremiyordu. Rengârenk eşyaların bulunduğu dolapların etrafında dolanırken dengesini kaybetti. Son anda rafa tutunması onu düşmekten kurtarmıştı. Doğrulurken onu düşürecek olan şeyi merak ettiğinden gözlerini yere dikip inceledi. Kalkık duran parkeyi görünce yere çöküp düzeltmeye çalıştı. Ancak elinin altındaki şey parke olmaktan çok uzaktı. Yerine sokmaya çalışmaktan vazgeçip iki eliyle kaldırdı. Karşısında gördüğü şeyi hiç beklemiyordu. Ağzı hayretle açılırken kaşları merakı yüzünden çatılmıştı.
İçinde durduğu odanın altında bir oda olmasını hiç beklemiyordu. Aşağı inen eski tahta merdivene ayak basarken hata yapıyor olabileceğinin farkında değildi. Yaklaşık on merdiven indikten sonra zemine ulaşmıştı sanki üstü tozlanmışçasına elleriyle üstündeki kıyafetleri sertçe sildi. Kapkaranlık odanın içinde küçük bir ışık görülüyordu. O ışığa doğru ilerleyip kapıyı açtı. Oda az önce olduğu yerin aksine temiz ve düzenliydi. Büyük sandık ve tahta sandalye dışında bomboş sayılırdı. Etrafı detaylıca incelerken içindeki merak zerre parçası kadar bile azalmamıştı. Onu saran, her yeri kurcalama dürtüsü sinir bozucu bir kaşıntı gibi midesini tırmalıyordu. Düşüncesizce hareket etti ve sandığın kapağını açtı. Eski püskü bir sandıktı ama oldukça iyi korunmuştu. Hatta üstündeki sarmaşığı andıran demir işlemelerde hiç pas yoktu. Sandığın kapağını duvara dayarken içinde büyük defter hariç hiçbir şeyin olmamasıyla bu sandığın bir çeyiz sandığı olmadığından emin olmuştu. Aklına gelen düşünceyle gülmeden duramadı. Eğer Ecmel'in herkesten gizlediği, uğruna özel odalar yaptırdığı bir çeyiz sandığı olsaydı ona şantaj yaparak birtakım şeyler elde edebilirdi.
Onu neşelendiren düşünce dumanını dağıtıp sandığın içinde duran büyük kalın deftere uzandı. Ona yaklaştıkça burnuna gelen koku yüzünü ekşitmesine neden oluyordu. Eli titrekçe defterin kapağına dokunduğunda ateşe dokunmuş gibi elini çekmek istemişti. Yüzeyin sahip olduğu pürüzlüğün verdiği his çok tuhaftı. Elini yüzeyde gezdirirken kaliteli bir deriye sahip olduğunu anlamıştı. Genel olarak krem rengini andırsa da yer yer renk koyulaşıyor ya da açılıyordu. Ancak çok göze batmıyordu. İnce işçilikle yapıldığı oldukça belliydi.
"Sen burada ne arıyorsun?"
Cahit kulağına dolan sert ve net sesle sıçrayıp arkasını döndü. Ecmel düz duran surat ifadesiyle ona bakıyordu. Ne hissettiği pek belli olmasa da gözlerindeki parıltı, ürkütücüydü.
"Senden haber alamayınca merak ettim. Eve geldiğimde kapı açıktı sonra..." Cahit durup soluklandı. Saatlerce yük taşımış gibi hissediyordu. Ecmel'in hala ona dümdüz baktığını görünce bir cevap beklediğini anlayarak elleriyle bulunduğu odanın kapısını gösterdi. "Kendimi burada buldum."
Ecmel hışımla yürüdü ve sandığı kapattı. Çıkan gürültü yüzünden Cahit kırıldığını düşünmüştü ama oldukça sağlam duruyordu. Bir kez daha içindeki meraka yenik düşüp "O neden öyle ağır kokuyor?" diye sordu. Ecmel omzunun üstünden kısa bir bakış atıp Cahit'e doğru yürüdü. Onu kolundan tutup merdivene sürüklerken oldukça sakin duruyordu. Oradan kısa sürede çıkınca hala Cahit'in bir cevap beklediğini fark etti. Cevapsız bırakmayı düşünse de vazgeçti. Çünkü Cahit yanlış anlayabilirdi. Ortalıkta yanlış bir şeyler söylerse Ecmel'i başına iş açardı.
"Rutubetten öyle kokuyor. Sen gelmeden önce temizlemekle meşguldüm." Cümlesini bitirirken yaptığı tonlama "İşimin içine ettin." der gibiydi.
Cahit "Anladım." Dese de o tertemiz odada rutubet olmasına şaşırmıştı. Yeraltında olması rutubeti biraz mantıklı kılıyordu ama... Cahit yine de inanamamıştı. O sırada bakışları Ecmel'in eline takılmıştı. Gördüğü koyu kan endişeyle Ecmel'in elini tutmasına neden olurken Ecmel kanın varlığından bihaberdi. Öyle ki ne olduğunu anlayamadığından elini hızla Cahit'in elinden kurtarmıştı.
"Ecmel! Elin çok kötü kesilmiş olmalı. Doktora gidelim, hemen."
Ecmel eline bakarken yüzünü ifadesiz tutmaya çalıştı. Bir yeri kesilmemişti. Kan ona ait değildi ve ona göre Cahit kesinlikle bunu anlamamalıydı.
"Önemli değil. Sandığı açarken avucumu kestim. Kanaması durdu zaten. Senin tıkırtını duyunca yıkayamadan aşağı indim."
Bunları derken avucunu sıkıca kapatıp boştaki eliyle sarmıştı. Söylediklerinin mantıklı şeyler olduğunu düşünüyordu bu yüzden Cahit'e belli etmeden dışarı bolca nefes verdi.
Cahit ise kuşkuyla bakmaya devam ediyordu.
"Yine de doktor görmeli. Sandık oldukça eski duruyor. Ve" Ecmel, Cahit cümlesini bitiremeden onu itti ve koltuğa oturmasını sağladı. Neye uğradığını şaşıran Cahit tekrar ağzını açmıştı ki Ecmel konuşmasına engel oldu.
"Cahit tüm aşılarım tam. Beni lafa tutma gidip pansuman yapmam lazım." Dedi ve banyoya ilerledi tam içeri girecekti bir şey unutmuş gibi dönüp işaret parmağını Cahit'e doğrultup çok ciddi bir kuraldan bahsede gibi konuştu.
"Hiçbir şeyi kurcalama. Hatta yerinden kıpırdama."
Banyoya girip kapıyı kilitledi. Elini musluğun altına sokarken bolca sabun sürmeyi ihmal etmemişti. İçinde büyüyen öfke fırtınasına rağmen büyük bir sakinlik gösteriyordu. Bir an içinden bir ses "Sık kafasına, göm ormana." Dese de o sesi susturabilmişti. Cahit çizmeyi aşmıştı. Evine gelip içeri gizlice sızması yetmiyormuş gibi birde gizli odayı bulmuştu. Defterin ne kadarını gördüğünü bilmiyordu. Sorması da Cahit'in daha çok meraklanıp şüphelenmesine neden olabilirdi. Bu yüzden hiç hakkında konuşamamış onu oradan çıkarmıştı. Zaten ileri gidip defterin içine bakmış olsaydı şuan içerde sessizce oturuyor olamazdı.
Elindeki kanın tamamen arındığına ikna olunca Banyo dolabından sargı bezi alıp eline sardı. Söylediği yalan yüzünden birkaç gün böyle idare etmesi gerekiyordu. Avucunu sıkıca saran kumaş rahatsız etse de umursamadı. Banyodan dışarı çıktığında Cahit'i koltukta görememesi dişlerini sıkmasına neden olmuştu.
"Ben sana ne dedim, Cahit!" Kurduğu cümle soru cümlesinden çokça uzaktı.
Giriş kapısını inceleyen Cahit elini ensesine atıp utançla bakışlarını kaçırdı.
"Ben sadece kapının neden kapanmadığını anlamaya çalışıyordum. Ve fark ettim ki kilit yuvası kırılmış. Bir tamirci çağırabilirim."
"Hiçbir şeye karışma Cahit. Ben hallederim. Sen sadece ellerine sahip çık. Yoksa..." Cümlesini kesen telefon sesiydi. Sıkıntıyla mutfağa yönelen Ecmel, bir şeyler içmeden sakin kalamayacağını anlamıştı. Raftan aldığı kadehe şarap doldururken gözünü Cahit'ten ayırmıyordu. Konuştuğu kişi herkimse onda ciddi duygu değişimlerine neden oluyordu.
Cahit içinde tezgâhta bulduğu bardağa meyve suyu doldurup içeri geçti. O sırada Cahit telefonu kapatıp dar kotunun arka cebine sıkıştırmıştı. Bardağı ona uzatırken baştan aşağı süzme vakti bulmuştu. Siyah kotunun üstüne saldığı kolları dirseklerine kadar kıvrık olan siyah gömlek ile serseri gibi görünüyordu. Ancak onu serserilikten uzak tutan oldukça bakımlı, çene hizasındaki saçlara ve özenle şekillendirilmiş, yüzünün yarısını kaplayan sakala sahipti. Geniş koltuğa oturup bacak bacak üstüne atarken şaraptan büyük bir yudum almıştı. Tanıdık tat damağına yayılırken gevşediğini hissediyordu.
"Hmm... Yirmi altı yaşındaki bir adam için ne kadar uygun bir içecek!" Yanına oturup iğneleyici bir tavırla konuşan adama kısa bir kahkaha atıp "Dua ette süt vermedim." Dedi.
Cahit gözlerini devirirken elindeki vişne suyunu bir dikişte bitirip bardağı orta sehpasına bıraktı.
"Az önce arayan patrondu. Çok önemli bir misafiri bu akşam geliyormuş. Onlarla yemek yememizi rica etti. Aslında daha çok emir gibiydi ya neyse."
Ecmel'in parmakları kadehi hiddetle sıkarken bakışlarını Cahit'e çevirdi.
"Emrivakiden nefret ediyorum."
"Herkes nefret ediyor, Ecmel. Ama üzgünüm gitmeye mecburuz."
Ecmel mecbur değildi. Yine de "Kaçta yemek?" diye sordu. Bu sıralar biraz sıradan olmak istiyordu. Üstünde çokça göz vardı. Şu anlık problem yoktu ama biraz tedbirli olsa hiç fena olmazdı.
"Saat sekizde." Pahalı saatine bakıp devam etti, cümlesine. "Üç saatimiz var. Biraz acele et. Trafik falan anca gideriz." Cahit gitmek için ayaklandığında Ecmel de ayağa kalkıp onu durdurdu.
"Gitme. Arabam arıza yaptı. Taksi falan uğraşamam. Beni de sen götürürsün."
Ecmel arabasının ne derece batık olduğunu son anda hatırlamıştı. Onu temizleyecek vakti yoktu. Zaten olası bir ihtimale karşı kimse görmesin diye ormanın içine, evinden oldukça uzağa park etmişti."
"Bu kılıkta gidemem oraya." Dedi sahip olduğu kıyafetler oldukça spordu. O lüks mekâna hiç uygun olmazdı. Ecmel ise karşılık olarak "Hallederiz." der gibi gülümsedikten sonra "Takip et!" dedi.
Cahit tek kelime etmeden Ecmel'in peşinden gitti. Az önce izinsizce girdiği giysi odasına geldiklerinde Ecmel en kenardaki dolabın kapağını açıp Cahit'e sundu. Cahit gördüğü erkek kıyafetleri karşısında çokça şaşırmıştı. Ecmel'in evi sürprizlerle doluydu. Her bedene uygun, takım elbiselerden pijamalara kadar her şey vardı.
"Bunlar kimin?"
Ecmel duyduğu soru yüzünden bir kez yutkundu. Her insanın bir beklediği vardı. Umut, karakter ayırt etmeden ruha işliyordu. Romantik, narin; vicdansız, sert olmak fark etmiyordu işte. Soğukkanlı katilin ruhuna sahip aynı zamanda bir o kadarda duygusuz Ecmel'in içinde bile umut vardı. Neden Bir adamın çıkıp gelmesini umut ediyordu bilmiyordu. Yıllar önce onu terk eden küçük çocuk şimdi kocaman bir adam olmalıydı. Nasıl görünüyordu, hangi mesleği yapıyordu, şimdi neredeydi, hayatında biri var mıydı, huyları nasıldı bilmiyordu. Sadece bekliyordu. Hatta ölmüş bir adamı bekliyor bile olabilirdi. Kim bilir?
"Bir arkadaşın. Kendine göre bir şeyler bulabilirsin."
"Teşekkür ederim."
Konuşmaları burada sonlanırken ikisi de gece için hazırlanmaya başladı.
***