6.BÖLÜM: CELLAT VE YAŞAM SANSI - PART 2

2914 Kelimeler
Yaşamak neydi? Sadece nefes almaktan ibaret olan süreç miydi, hani şu ölümle biten? Eğer öyleyse o şuan yaşamıyordu. Çünkü nefesi kesilmişti. Tek sorumlusu da karşısındaki kadındı. Bir kadına ne kadar uzun bakılabilirse o kadar uzun bakmak istiyordu. Baktıkça yaşam denen şey anlam kazanacak gibiydi. O an fark etti yaşamak sadece nefes almak değildi. Yaşamak bambaşka bir olaydı. Henüz tarif edemiyordu ama... Sanki kalbi bugüne kadar hiç atmamıştı. Sanki göğüs kafesinde çırpınan bir kuş vardı. O kuş nasıl sakinleşirdi bilmiyordu. Sakinleştiğinde ne olur bilmiyordu. Ecmel aynanın karşısına geçmiş dolgun dudaklarına kırmızı rujunu sürerken Cahit onun yansıması karşısında tabiri caizse donup kalmıştı. Ne kıpırdayabiliyordu ne de ağzını açık tek bir kelime telaffuz edebiliyordu. Karşısında duran kadının sadece yüzüne bakıyordu. Her gün gördüğü yüz çok farklı geliyordu gözüne. Onu ilk defa bu kadar güzel görüyordu. Ecmel ona dönüp başıyla kapıyı işaret ettiğinde hareket etmek yerine yutkundu. Ecmel simsiyah bir elbise giymişti. Dizinin bir karış üstünde biten oldukça dar bir elbiseydi. İp gibi ince askıları vardı. Askılar omuzundan sırtına süzülürken orada çapraz yapıp belinde sarmalanıyordu. Dümdüz bez parçası olan bu elbise Ecmel'in üzerinde cennetten gönderilmiş nadir bir kumaşa dönüşmüştü. Sivri yüksek topukları kırmızının en ateşli tonundaydı. O kadar parlaktı ki baksa yansımasını görebilirdi. Ecmel gelip Cahit'in kolundan sertçe çekti. "Cahit geç kalıyoruz. İnceleme işine sonra devam edersin." Sanki bir uykudan uyanmış gibi gözlerini kırpıştırdı Cahit. Evden çıkıp arabaya geldiklerinde ağzını açıp iltifat etmek istedi ama aklına gelenleri kadına yakıştıramadı. Rüya gibi geçen yolculuğun ardından yemeğin düzenlendiği mekâna geldiklerinde arabadan inip anahtarları valeye teslim etti. O sırada Ecmel arabadan inip Cahit'in yanına gelmişti. İçeri girdiklerinde tek düşündüğü şey bu güzellikteki kadının onun yanında yürüyor olmasıydı. Ne kadının elbisenin açıklığını ne de ona bakan adamları düşündü. Ecmel kendine güvenerek giymişti, gururla taşıyordu, cesurca yürüyordu. Yanındaki adam Cahit'ten başkası olsaydı kıskançlık krizine girip örtmeye saklamaya çalışırdı. Ama bu bir kadına yapılabilecek en büyük hakaretlerden biriydi. Cahit bunu biliyordu. O yüzden en az Ecmel kadar güven dolu cesur adımlarla yürüyordu. Kısa bir an da olsa o kadına ait olduğunu düşünmüştü. Ve o an içindeki kuş büyük bir coşkuyla kanat çırpmıştı. Patronun masasına geldiklerinde başıyla masadakilere selam verip Ecmel'in sandalyeye oturmasına yardımcı oldu. Ve bir erkeğin yapabileceği en zor şeyi yapıp hemen bitişiğinde gülücük saçan kadına karşı olan arzusunu bastırıp yanına oturdu. Ecmel ona kısa bir bakış attığında ilk defa gülümsedi. Arzusuna, duyduğu güçlü beğeniye kapılıp saçma sapan şeyler düşünmemeliydi. Saçma düşünce şuursuzca hareket etmeye neden olurdu. Eğer o şekilde davranırsa olmak istemediği tarzdan bir adam olurdu. Üst bacağında hissettiği sıcaklık ardından oraya saplanan tırnaklarla gerçek dünyaya döndü. "Saf saf bakınıyorsun. Ezik olduğunu düşünecekler." Ecmel'in buram buram uyarı kokan fısıltısıyla kendini toparlayıp ciddileşti. Ecmel elini Cahit'ten çekip masada oturanları incelemeye başladı. Patron her zamanki gibi başköşeye oturmuştu. Onun hemen yanında çakma mafyaların en dişlisi olan Servet oturuyordu. Kırklı yaşların ortasındaydı. Adam kan banyosunu yeraltı dünyasında moda yapmıştı. Bu yüzden diğerlerine oranla daha korkutucuydu. Onun karşısında minik veliahdı Tanerk oturuyordu. Henüz on beş yaşındaydı. Belinde taşıdığı silah yaşına çok ağırdı ama umursayan yoktu. Bir baba çocuğunu mahvetmişti ve herkes buna göz yummuştu. Servetin yanında ise yeraltı dünyasının dişi şeytanı olarak bilinen Feyza vardı. Bulunduğu konumu dişiliği sayesinde kazanmıştı. Düşmanlarını törpüyle alaşağı eden bir kadındı. Gerçek yaşı bilinmiyordu ancak göz yatağının kenarındaki kırışıkları otuz beşten büyük olduğunu ifşa ediyordu. Onun dışında kırmızı saçları yeşil gözleriyle alev gibi hatundu. Cahit'in tam karşısında oturuyordu. Ecmel'in karşısında bugüne kadar hiç görmediği bir kız vardı. Kumral saçlı mavi gözlü oyuncak bebeği andıran bir kız... Yaşı yirmiden fazla olamazdı. Bulunduğu ortam onu çok germiş olmalıydı ki yanındaki adamın koluna sıkıca sarılmıştı. Yanındaki adam... Ecmel ona bakınca donup kalmıştı. Kahverenginin en açık tonundaki biçimli kısa saçlara ve mavi gözlere sahipti ama o gözler bambaşka bir maviydi. O an aklında o mavi için bir sıfat belirdi. "Bebek mavisi." Dedi kimsenin duymayacağı bir sesle. Çok tanıdık gelen gözler onda soğuk duş etkisi bırakmıştı. Ecmel merakla patrona dönerken "Aramızda yeni yüzler var." Dedi. Patron elindeki viski bardağını masaya bırakıp oturduğu yerde dikleşti. "Sevgili dostlarım!" diyerek başladı cümlesine. Ecmel'in işittiği ses tonu patronda ilk kez şahit olduğu bir şeydi. Sesinde; özlem ve gurur vardı. "Uzun süredir sizlerle tanıştırmak istediğim çok değerli iki kişi vardı. Nihayet kalıcı olarak aramıza katılmaya karar verdiler. Bende bunun şerefine bu yemeği düzenledim. Umarım bu gece güzel şeylere vesile olur." Patronun son cümlesinde sesi sertleşmişti. Sanki olası bir tersliği önlemek ister gibiydi. Patron topluluğu kısa bir süzdükten sonra eliyle önce genci işaret etti. "Oğlum, biricik veliahtım Kamer!" Bu tanıtım masaya bomba gibi düşerken patron hızını kesmeden devam etti. "Ve güzeller güzeli gelinim Lilya." Masadakiler kendi aralarında fısıldaşmaya başlayınca patron uyarırcasına öksürdü. Bu yeni gelişen olay çabuk kabul edilecek bir şey değildi. Patronun yaptığı çok tehlikeli bir hareketti. Üstelik doğrudan veliahtım demişti. Yirmilik delikanlıya taht bırakılamazdı. Üstelik onun yerini Ecmel almak istiyordu. O gerçekte olmayan yeraltı dünyası ve bunak mafyaları için şahane fikirleri vardı. Bu veliaht onun yoluna taş koyacaktı. Bu yüzden Ecmel biraz sinirlenmişti. "Küçük bir çocuğu yeraltının başına geçirmek çok saçma! Çocuk parkına çevirdiniz iyice." Dedi Ecmel. Cümlesi bitince Tanerk, boğazına bir şey takılmış gibi öksürmeye başlamıştı. Servet ise ifadesizce durmaya çalışıyordu. Ancak sıktığı yumruğu oldukça sinirlendiğini gösteriyordu. Kamer denen çocuk suyundan bir yudum alıp "Eğer kastettiğiniz yaşımın küçüklüğü ise yirmi yaş çok küçük bir yaş değil. Zira babam tamamen tahtını bana devredene kadar yirmili yaşlarımın sonunda olacağım. Bana ithamda bulunmadan önce kim olduğumu güzelce düşünün. Canınız yansın istemem." dedi ve Ecmel'in kahkaha atmasına sebep oldu. Masadaki herkes bir anda gerilirken Ecmel çok komik bir şey varmışçasına gülüyordu. "Bana bak yer elması, kimin oğlu olursan ol gözümde çelimsiz bir çocuktan farkın yok. Ve şunu bil ki benimle asla bu şekilde konuşamazsın. Bu masadaki kimse benimle bu şekilde konuşamaz." Patron uyarır tonda "Ecmel!" demişti ama Ecmel'in konuşmasına engel olamamıştı. "Bu zamana kadar nasıl bir pohpohlanma ile karşı karşıya kaldın Ecmel bilemem ama artık o ilgiyi alamayacaksın. O dönem bitti." Kamer konuşmasını bitirdiğinde eliyle, kapıda duran korumaları masaya çağırdı. "Çıkarın bu kadını buradan." Bu sefer patron Kamer'i uyarmak istercesine yumruğuyla masaya vurmuştu. Oğlu, Ecmel'i tanımadığı için ona korkusuzca meydan okuyordu bunu takdir edebilirdi ama Ecmel bu masadakilerden çok farklı biriydi. O bir mafya veya kiralık katil değildi. O buradakilerin aksine insanlara zevk için zarar veren biriydi. O yeraltının bir üyesi değildi. O bir cellattı. İntikam duygusuyla yaşayan bir cellat... Adamlar başlarını eğip "Ama Kamer bey..." dediğinde Kamer hışımla ayağa kalkıp belinden silahını çıkarıp adamlara doğrulttu. "Emrime karşı gelemezsiniz!" Korumalar ürkekçe Ecmel'e yaklaştığında Cahit ayağa kalkıp korumaları durdurdu ve elini Ecmel'in omuzuna koydu. Ecmel belli etmese de çok sinirliydi. Cahit bu sinirin kötü şeyler doğurabileceğini bildiğinden onu sakinleştirmek için bir adım atmıştı. Kamer'in gözü Cahit'in eline kaydığında dalga geçer gibi gülümsedi ve namluyu Ecmel'e doğrulttu. "Sürtüğünü hemen dışarı çıkar yoksa o güzel vücudunda çirkin bir iz bırakacağım." Kamer'in kendini ispatlamak için yaptığı çocukça hareketler Ecmel'i güldürmekten ileri geçemiyordu. "Beni, çıkarmayı sen denemelisin. Çünkü kimi getirirsen getir benim aleyhime verdiğin emirlere uymayacak." Cahit, patrona dik dik bakarken bir şeyler yapmasını istiyor gibiydi. Patron bu isteği anlamış gibi iki elini masaya vurup ayağa kalktı. "Kamer, hemen o silahı yerine koy ve otur. Benim oturduğum masada benim yerime emir veremezsin. Ben daha ölmedim." Kamer göz ucuyla babasına baktı. Babasının, kadını koruması sinirine dokunmuştu. Bu korumanın tek bir anlamı olabileceğini düşündü. "Bu kadınla ilişkin var değil mi?" Masadaki herkes şok içinde Kamer'e bakarken patron sinirle soludu. "Haddini aştın Kamer! Bunun cezası olacak." Oğlu olarak tanıttığı adam onu küçük düşürüyordu. Elini kalbine koyarken yavaşça yerine oturdu. Tansiyon ilacını alması gerekiyordu. "Sana cici anne olmak için çok genç ve güzelim." Dedi Ecmel ardından devam etti. "Biraz daha devam edersen yirmi yaşında tahta oturacaksın." Kamer kaşlarını çatarken babasına döndü. Yaşlı adam eli kalbinde derin derin nefes alıyordu. Az önce Ecmel'i dışarı atmaları için emir verdiği adamlara, babasını işaret etti. "Hemen ilaçlarını verin!" Bu sefer adamlar Kamer'in emriyle hızla harekete geçti. Patronu koltuk altından tutup yemek odasından çıkardı. Patronun minik gelini Lilya, Kamer'in kolunu tutup oturmasını sağladı. Gözlerindeki yumuşama Ecmel'in hoşuna gitmişti. Zaaflarını açık eden insanlara bayılırdı. Kısa bir süre sonra patron masaya dönmüştü hemen ardından da yemek servisi yapılmıştı. Masadaki kimse konuşmuyor, sadece yemekleriyle ilgileniyordu. Sessizlik rahatsız ediciydi. Bundan rahatsız olan Cahit elindeki çatalı bırakıp Kamer'e döndü. "Düğün ne zaman?" "İki ay içinde yapmayı düşünüyoruz." Bu ses Lilya'ya aitti. Masaya oturduğundan beri ilk defa konuşmuştu. İncecik sesinde aksan vardı. Ecmel o an anladı yurt dışından geldiklerini. İlgiyle başını kaldırıp kendisine kıyasla bir kız çocuğuna benzeyen Lilya'ya baktı. "Evlenmek için çok erken değil mi?" Lilya başını eğip utançtan kızaran yanaklarını saklamaya çalıştı. Ecmel ve Feyza göz göze geldi. İki kadında aynı şeyi düşünüyordu. Feyza söylemeye cesaret edemezdi ama Ecmel tereddüt etmeden söylerdi. "Kaç aylık?" Lilya içtiği suyu zorla yutarken. Patron öksürmeye başlamıştı. Kamer ise surat ifadesini sabit tutmaya çalışıyordu anca kaşı seğirmeyi bırakmıyordu. "Neyden bahsettiğini anlayamadım." Lilya kurtlar sofrasında oturan minik bir kuzuydu. Bedeni, kurtlara karşı kendini savunamayacak kadar narindi. Yanındaki insanlar nitelikli katildi. Onlardan bir şey gizleyemezdi. Patron onu buraya getirerek çok büyük bir hata yapmıştı. Aslında patronun bebekten haberi olsa onu asla tanıştırmaya getirmezdi. Ama artık çok geçti. Kötü kurtlar taze etin kokusunu almıştı. "O ufak bedende bir bebek taşıdığın çok belli." Ecmel, Lilya'nın gözlerindeki duygu geçişini gördüğünde haklı olduğunu anladı. "Ah! Hayatım, bu dünyaya bir bebek getirmemelisin." Feyza'nın dediği şeyle Lilya boş bulundu ve "Neden?" diye sordu. Kız, müstakbel eşinin bulaştığı işi bilmiyordu. Bilse bir saniye durmazdı yanında. Ecmel bunu fark ettiğinde kusursuz bir hamle yaptı. "Çünkü minik kuş, evleneceğin adam yetimlerden organ çalıp kodamanlara satarak geçimini sağlayan insanların patronu olacak." Ecmel'in attığı pası Feyza yakaladı. "Yeraltı olarak bahsedilen şeyin ne olduğunu biliyor musun, hayatım?" Lilya merakla ince dudağını ısırıp açık sarı kaşlarını yukarı itti ve başını hayır dercesine salladı. Kamer ise en az küçük nişanlısı kadar şaşırmıştı. Bu da onun her şeyden habersiz olduğunun kanıtıydı. "Organ deposu." Cahit'in dudaklarından dökülen iki kelime zehir gibi yayılmıştı iki yeni yetmenin kanına. "Ben..." dedi Kamer ama devamını getiremedi. Çünkü Lilya öğürerek masadan kalkmış ağzını tutarak koşmaya başlamıştı. Hamileliğin etkisiyle iyice hassaslaşan midesi duyduklarını kaldıramamıştı. Kamer peşinden gitmek istese de patron masaya indirdiği yumrukla bunu engellemişti. "Bunu benden nasıl saklarsınız?" Patronun sesinde ne gurur ne de özlem kalmıştı. Diğer mafyalar, torun sahibi olacağını duyarsa onu düşürmek isterdi. "Baba, biz de yeni öğrendik?" Patron sinirle kahkaha attı. "Salak çocuk!" Ecmel omuz silkip "Ben demiştim." Dedi. Bunu sadece Cahit duymuştu. Uzun süredir konuşmayan Servet, "Bebekle beraber merhamet doğar." Dedi. "Bizim işimizde merhamete yer yoktur. Kamer bu tahta layık değil." Adam çok doğru bir noktaya değinmişti. Kamer işi yürütmeye çalışsa da annelik içgüdüsüyle dolup taşan Lidya asla izin vermezdi. Bu da işlerin sarsılmasına neden olurdu. "Doğunca satarsınız!" Tanerk'ten beklenmeyen bu cümle kesinlikle kurulmaması gereken bir cümleydi. Bu fikir yayılırsa diğer mafyalar tek ve en önemli kuralı yok etmek için bir devrim yapardı. Bir bebeğin ölüm emrini verirlerdi. Bunun Tanerk'i üzecek bir tarafı yoktu o yüzden çizgisini bozmadı ve fikrinin arkasında olduğunu belli edercesine gülümsedi. Çocuklar çok acımasız olabiliyordu. O yaştaki bir çocuk aile değerlerinin önemini bilmezdi. Hele ki ölümden doğan bir çocuk, hiç bilmezdi. Kamer ayağa fırlayıp titreyen elleriyle silahını çıkarttı ve Tanerk'in bir çocuk olduğunu unutarak ona doğrulttu. "Sen ağzından çıkanı duyuyor musun?" Tanerk korkusuzca Kamer'e bakarken silahını çıkardı ve Kamer'in arkasında şok olmuş bir şekilde duran Lilya'ya doğrulttu. Servet oğlunu korumak için hiç yapmayacağı bir şeyi yaptı. Patronun tek veliahdına silah çekti. Kamer kendini hedef alan silah karşısında ürperse de, Tanerk acımasızca Lilya'ya bakıyordu. Bir namluya hedef değilmiş gibi rahatça duruyordu. Sanki elindeki silahta tüy kadar hafifti. Patron veliahdını korumak için kullanılmamaktan paslanmış silahını çıkarıp Servet'in ensesine yasladı. Ve o an kimsenin beklemediği bir şey oldu. Feyza minik silahını patrona doğrulttu. Servet'e içten içe yanık olan kadın ona bir şey olmasına izin vermezdi. "Bu iş gittikçe eğlenceli oluyor." Dedi Ecmel şen sesiyle. "Ama benden başka kimse Patrona silah çekemez." Diğerlerinkinin aksine yıkım gücü daha fazla olan silahı ile Feyza'yı nişan aldı. Bu silah bir cellada yakışacak şekilde, ölüm için yapılmıştı. Feyza'nın adamları Ecmel'in sırtına silah doğrulturken Cahit, kendini o silahların önüne attı. O birini öldüremezdi ama biri için kalkan olabilirdi. O an bir silah patlarsa diğer silahlarda patlayacaktı. Ve o silahların amacı yok etmek olacaktı. "Adamlarına söyle, Cahit'ten uzak dursunlar." Ecmel'in sert sesi Feyza'nın geri adım atmasına yetmedi. "Patron, Servet'i bırakmadıkça ben ve adamlarım geri çekilmeyecek." "Servet, veliahdımı bırakmadıkça istediğin olamayacak, Feyza." İşler öyle çıkmazdaydı ki patron kurşunla olmasa bile kalp krizinden ölecekti, bu gece. "Çocuğun, oğlumu rahat bıraksın!" Servet de geri adım atmayacak gibiydi. "Benim için endişelenme baba. Kamer beni vurana kadar ben karısını ve bebeğini öldürmüş olacağım." Tanerk henüz oturmamış sesine rağmen bir ergen için oldukça korkutucuydu. Ve o an Kamer hayatının hatasını yaptı. Her adam gibi sevdiğini korumak istedi ama onu tehlikenin kucağına attığını fark etmedi. Tetiğe bastığında eli titredi. Kurşun doğruca masada duran kadehe saplanırken Tanerk güldü. "Iskaladın!" Tüm acemiliğine rağmen Kamer şanslıydı çünkü o masada Ecmel vardı. Tanerk tetiğe basmak üzereyken Ecmel, Tanerk'in silah tutan eline güçlü bir tekme attı. Salonda yayılan ses bileğin kırıldığına işaretti. Ondan sonrası ise peş peşe dizilmiş domino taşlarının yıkılması gibiydi. Servet, silahını Kamer'den çekip hiç düşünmeden ateş etti. Ecmel çevik bir hareketle Cahit'i tutup yere çöktüğünde, Servet Feyza'nın adamlarından birini tam göğsünden vurmuştu. Kalan iki adamdan biri Servet'e ateş ederken Feyza çığlık atarak kendi adamını vurdu ve düşürdü. İşler saçma sapan bir hal alırken intikam isteyen Servet, Kamer'e ateş etti. O sırada Lilya koşarak Kamer'in önüne atlayacakken Cahit masanın arkasına sığınmaktan vazgeçip Lilya'yı yakaladı ve yere yatırıp üstüne kapandı. Ecmel bunu fırsat bilerek Servet'i el bileğinden vurdu. Servet acıyla inlerken Tanerk silahına uzanmak istedi ama başaramadı bu yüzden işi Feyza devraldı ve Ecmel'in tam başına ateş etti. Ecmel son anda kendini çekerken kulağının yanından geçen merminin rüzgârıyla titredi. Kamer ne yapacağını bilemez bir şekilde bakınırken babasına ateş edecek adamı gördü. Feyza'nın ayakta kalan son adamını vurdu ancak yaptığı beceriksizce atış yüzünden kurşun adamın kolunu sıyırmıştı. O sırada patron Feyza'yı karın boşluğundan vurdu. Feyza'nın dağ gibi adamını Kamer'in kurşununun durdurmayacağını bildiğinden, Ecmel tek el ateş etme ile adamı göğsünden vurup yüz üstü düşmesini sağladı. Feyza, Servet ve Taner tamamen etkisiz hale gelince Ecmel masanın altından çıktı ve patronu alıp mutfağa doğru götürmeye başladı. Ön kapıdan çıkmazlardı çünkü orada korumalar birbirlerine girmiş haldeydi. Mutfaktan çıkış en güvenlisiydi. Ecmel'in ardından Cahit, Lilya'yı kolunun altına alıp peşlerinden gitti. Kamer jöle kıvamına gelen bacaklarıyla zorla koşmaya başladı. Adrenalin ve korkunun etkisiyle bayılacak hale gelmişti. Lilya ondan daha korkusuz çıkmış, içinde can taşımasına rağmen kurşuna kafa tutmuştu. Kamer daha sonra bu davranışı için onu güzelce azarlayacaktı. Kendilerini dışarıya attıklarında patronu Cahit'in arabasına bindirdi ardından şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı. Kamer ve Lilya da kısa sürede patronun yanına oturmuşlardı. Cahit'te ön koltuğa yerleştiğinde Ecmel tekerlekleri çığlık attırarak bir sürü konteynırın olduğu dar karanlık sokaktan çıktı. Anayola geçtiklerinde çatışan korumaları gördüler. Adamların görüntüsü dikiz aynasından kaybolurken Cahit "Enverler de orada yardım etmeliyiz!" dedi. "Sen kendine yardım et Cahit!" diyerek bağırdı Ecmel. Bu bağırmasının sebebi az önce silahını çekmekten korktuğu içindi. Küçücük Tanerk bile o silahı kullanabiliyordu. Cahit tam bir yüz karasıydı. Bu dünyaya nasıl bulaştığını çok merak ediyordu, Ecmel!" Lilya titreyen elleriyle Ecmel'in koltuğuna tutundu. "Onlara yardım edelim, Ecmel abla. Ölecekler yoksa!" dedi. Ecmel'in tam tahmin ettiği gibi Lilya annelik içgüdüsüyle hareket ediyordu. Öyle ki hiç tanımadığı adamları korumak istiyordu. Ecmel arabayı çevirirken sinirle Kamer'e bakıyordu. Şeritte ters yöne giderken diğer arabalar onlara çarpmamak için ya şeritten kaçıp dükkânlara giriyor ya da güçlü manevralarla yanlarından geçip gidiyordu. Az önce yemek yedikleri restorandın önünden geçtiklerinde gördüler ki Feyza ve Servet'in korumaları bir olmuş patronun korumalarına ateş ediyordu. Park halindeki arabalar kevgire dönmüştü. Ecmel gaza basarak arabayı düşman tarafın üstüne sürdü. Adamlar çatışmayı bırakıp kaçışırken Enver de adamlarını toparlayıp ortamdan kaçmaya başlamıştı. Ecmel ayağını hiç gazdan çekmemişti. Tam kurtulduk dedikleri anda arabanın farlarına denk gelen kurşunlar yüzünden arabanın hava yastıkları açılmıştı. Hava yastığı Ecmel'in yüzünü kapattığında direksiyon hâkimiyetini kaybeder gibi oldu. Araba dükkan içine dalacakken Ecmel son anda direksiyonu kırdı ve sokağa daldı. Duvara sürtündükleri için araba oldukça sarsılıyordu. Ecmel frene basıp güçlükle arabayı durduğunda kayan araba yüzünden kendini kapıya çarptı. "Senin arabanın hassasiyetini sikeyim!" diye bağıran Ecmel nerede ve kimin yanında olduğunu unutmuştu. İnsan içinde sık sık küfür eden biri değildi. Cahit burun kemiğini tutarken "Hava yastığı her zaman hayat kurtaramıyormuş." Diye mırıldandı. Patron kendini arabadan dışarı atarken Kamer ve Lilya da peşinden çıkmıştı. "Taksi çağır, Cahit!" dedikten sonra o da arabadan çıktı ve Lilya'nın yanına gitti. Kızın burnu kanıyordu. Ecmel, kızın çenesini tutup yüzünü inceledi. Davranışı hasar tespiti yapar gibiydi. "Birazdan taksi gelecek. Eve gitmeden hastaneye uğrayın." Dedi, kızın çenesini serbest bırakırken. Ne kız ne de Kamer umurundaydı. Ama içinde bir yer henüz fasulye tanesi kadar olan bebeği korumak istiyordu. Cellatlar, maske takardı; kurbanlarının gözlerine bakıp acımamak için. Cellatlar, sağırdı; kurbanlarının çığlıklarını duyup acımamak için. Eğer bir cellat maskesini çıkarır ve kurbanla göz göze gelirse merhamet ederdi. Eğer bir cellat kurbanın sesine kulak verirse vazgeçerdi. Merhamet eden, vazgeçen cellat kurban olurdu. Onun gözlerine kimse bakmaz, kimse çığlığını duymazdı. Ecmel'in maskesini düşürebilecek kuvvette olan tek bir şey vardı. Çocuklar... Bugüne kadar hiçbir çocuğa zarar vermemişti. İstese gözünü kırpmadan yapabileceğini biliyordu ama ona zevk verecek bir şey olmadığından yapmıyordu. Çünkü o kurbanlarının direnmesini seviyordu. Tam olarak bu sebeplerden, Ecmel maskesini açıp çocukla göz göze gelirdi ve ilerde hata yapıp karşısına çıkmamasını dilerdi.  Ecmel sadece ölümü hak edenleri seçerdi. Eğer bu hayatta bir yanlış yapmadıysanız Ecmel'den korkmanıza gerek yoktu. Ancak olurda bir şeylere sebep olup bunu saklamaya çalışırsanız, kendinizi Ecmel'e karşı açık hedef yapardınız. Ve siz daha anlamadan Azrail'in listesine dahil olurdunuz. Lilya'nın karnındaki bebeğin hala bir şansı vardı, Ecmel bu şansı ondan almayacaktı. Gelecekte ne olacağını bilmiyordu ama kontrol onun elindeydi. Olası bir durumda o şansı verdiği gibi geri alırdı. Sokağa giren taksiye üçünü de bindirirken Lilya'nın minnet dolu bakışlarıyla karşılaştı. "Teşekkür ederim." Diye fısıldayan kıza ifadesizce baktı. "Umarım hata yapmazsın."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE