Güzellik salonuna geleli iki saati geçmişti. İlk kırk dakika bekleme salonunda oturup sıranın ona gelmesini beklemişti. Beklerken de ikram edilen kahveyi içmişti. Oldukça sert olan filtre kahve, düşüncelerindeki dumanı dağıtmıştı.
Böyle yoğun bir gün için kafam fazla ayık... diye düşünmüştü. Ama öğlen saatlerinde bir güzellik salonunda içki isteme fikri de pek mantıklı gelmediğinden bu kafayla idare etmesi gerektiğini fark etmişti. Bu sıralar çok fazla alkol tüketiyordu. Karaciğerinin, eli kolu olsa kesinlikle Ecmel'in ağzını dikerdi.
Saçıyla uğraşan kadın sonunda işini bitirdiğinde Ecmel'in aynadaki yansımasına içten bir tebessüm yolladı.
"Tatlım yüzün çok güzel, sana yakışmayacak saç modeli yoktur eminim ama dalgalı saçla bir harika oldun." Kadın çıkardığı işten gurur duyuyordu.
"Elinize sağlık." dedi Ecmel, omuzunda duran iri dalgayı sırtına doğru salarken. Elinden geldiğince de tebessüm etmeye çalışmıştı. İnsan tepkileri konusunda bir uzmandı ama samimiyet işine gelince hala biraz tökezliyordu.
Beyaz renkli, yumurtaya benzeyen koltuktan koltuktan kalkıp kasaya ilerledi. Onun kalkmasıyla başka biri koltuğa oturmuştu bile. Burası çok yoğun bir mekandı. Kadınların gözdesi olduğu çok belliydi. Normalde bu tarz yerleri tercih etmezdi ama bugün özellikle gelmesinin bir sebebi vardı. Edindiği bilgiye göre Sümbül hanımın cemiyetteki en yakın arkadaşının bugün burada randevusu vardı. Çünkü yine edindiği başka bir bilgiye göre bu akşam bir yardım yemeğine gitmesi gerekiyordu. Ancak Sümbül hanımın gidip gitmeyeceği belli değildi son âna kadar da belli olmayacak gibiydi. Aile içindeki karışıklıklardan dolayı genelde davetleri geri çevirdiği biliyordu sadece. Bir ihtimal gelir diye oraya gidip beklemeyi düşünmüştü fakat mekan bilgisi edinememişti. Yardım için düzenlenen bir gecenin bu kadar saklı tutulmaya çalışılması insanı şüpheye düşünüyordu. Kasadaki ödeme işini hallettikten sonra asıl amacını yerine getirmek üzere harekete geçti. Sümbül hanımın arkadaşı -Aynur hanım- makyaj masasındaydı. Buraya ilk geldiğinde onu görememişti. Bir an için yanlış duyum aldığını sansada az önce VİP odasından çıkan Aynur hanımı görmek içine su serpmişti.
Derin bir nefes alıp verdikten sonra. Bir manken edasıyla yürüyerek Aynur hanıma sinsi bir yılan gibi yaklaştı.
"Aynur hanım!" Dedi şaşırmış bir yüz ifadesiyle. Dışarıdan bakanlar gerçekten şaşırdığını düşünürdü. Mimiklerini kullanmakta bir profesyoneldi. Aynur hanım başını, yasladığı koltuktan kaldırıp yarım tur döndü. Adını böyle çığıran kadının kim olduğunu çok merak etmişti. O bu tarz tepkilerle sıklıkla karşılaşmazdı çünkü.
"Sizi burada görmeyi hiç beklemiyordum!"
"Ben hep buraya gelirim tatlım ama seni daha önce hiç görmedim. Beni nerden tanıdığını sorabilir miyim?"
Ecmel mahçup gibi davranmaya çalışarak bir iki daha yaklaştı merakla onu tanımaya çalışan kadına. Ecmel çok gizli bir şey söyleyecekmiş gibi temkinli bakışlarla etrafını hızlıca süzdü ardından bakışlarını Aynur hanıma çevirdi.
" Ben sizi geçen ayki davette görmüştüm. Yoğun bir kalabalık olduğundan yanınıza gelmeye çekinmiştim içeri girince de bir daha sizi göremedim."
Öyle bir şey olduğu yoktu. Sadece her ay bir davet olduğunu biliyordu. Açık uçlu yaklaşımıyla bir sonuç elde edebileceğini düşünmüştü. Sonuçta bu kadınların davetlere gidip fotoğraf çekilmek dışında pek işleri yoktu.
Bu sefer şaşırma sırası Aynur hanımdaydı. Çünkü davetli listelerini hep incelerdi. Katılan herkesi tanırdı neredeyse. Tanımadığı kişileri de onun hep tanıdığı birileri tanırdı. Ama bu güzel kadını daha önce ne duymuş ne de görmüştü. Bir an aklına düşen şeyle koltuktan kalkıp Ecmel'e yaklaştı. Aralarında pek boy farkı yoktu ancak Ecmel giydiği yüksek topuklu ayakkabılar sayesinde aralarında bir kafa boyu mesafe açmayı başarmıştı.
"Yoksa sen o musun?" diye sordu aynur hanım.
Ecmel bu fevri yaklaşımı ve ilgiyi hiç beklemiyordu. Yüzüne takındığı haylaz tebessüm ile Aynı karşısındaki kadın gibi fısıldayarak konuştu. Anlaşılan birilerinin onları duymaması gerekiyordu.
"Kimden bahsettiğinizi anlayamadım, efendim."
"Aman canım, saklamana hiç gerek yok. Benden sır çıkmaz. Senin o olduğunu biliyorum."
Ecmel kimden bahsettiğini bilemiyordu. Bir isim bir eşkal kaçırsa ağzından hemen o karakter gibi davranırdı ama ortada bir belirsizlik oluşmaya başlamıştı.
"Benim 'o' olduğumu düşündüren nedir, Aynur hanımcığım?"
Biraz daha salağa yatmaya çalışırsa pot kırabilirdi artık olayı çözüp harekete geçmeliydi. Uzun süre ben kimimcilik oynayamazdı.
"Bak güzelim, ben davetlere gelenleri tanırım. Ancak seni hiç görmedim. Ama beni davette gördüğünü söyledin. Yani oraya gelip içeri girebilecek kadar elit bir kadınsın. İhtimallere bakıncada senin..." birden susup etrafına baktı Aynur hanım, duyulmak istemiyordu. Sesini birazcık daha alçaltarak devam etti.
"Gizli bağışçılardan olduğun çok belli."
Ecmel, büyük bir gülümsemeyle, sapsarı saçları ve mavi gözleri ile ışıltılar saçan, çok gizli bir olayı çözmüş gibi gururlanan kadına baktı. Ecmel, işin böyle kolay olacağını hiç düşünmemişti. Ecmel'in kafasındaki düşünceye göre kadının onu geçiştirmesi birazcıkta terslemesi gerekirdi. Çünkü yoldan geçen herkes 'Aa! Ben sizi davette gördüm.' yalanını söyleyip yaklaşmaya çalışabilirdi.
Bugün şanslı günün olabilir... dedi içindeki ses.
"Ne kadar zeki bir kadın olduğunuzu hep duymuştum. Şahit olmak ayrı güzelmiş." Artık gizli bir bağışçı gibi davranabilirdi. Elindeki şartlar gayet uygundu. Gizli bir karakter olmalı ve birazda bağış yapmalıydı. Hatta birazdan fazla yapmalıydı. Çünkü Aynur hanım böyle bir sevecenlikle herhangi bir bağışçıya yaklaşıyor olamazdı.
"Seninle karşılatığımıza çok sevindim. Bu akşam bize katılmak istersen terasta olacağız. Sümbül hanımın davetlisiyim dersen zorluk çıkarmazlar."
Ecmel duyduğu isimle daha da gülümsedi. İşler çorap söküğü gibi sökülüvermişti. Hiç çaba harcamasına gerek kalmamıştı. Bu akşam oraya gider, Sümbülle konuşur. Çıkışta takip eder ve işi çözerdi. Ertesi gün de oğluyla ilgilenirdi. Sonra da parasını alıp uçağa atlar ve bir süre yok olurdu.
"Orada olmak için sabırsızlanıyorum..."
Nazikçe tokalaştıktan sonra kuaför salonundan çıkıp park ettiği yerde onu bekleyen Ranger'ına doğru mutlu adımlar attı. Şoför tarafına dolanıp bebeği gibi olan arabasının rahat siyah deri koltuğuna oturdu.
Kontakta duran anahtarı çevirdiğinde arabasını durduğu yerden kaldırıp sarmasadan sürmeye başladı. Zaten bu arabanın içindeyken dağa tırmansan içinde oturanın saçı dağılmazdı.
Yan koltuğunda oturan adama baktığında mışıl mışıl uyumaya devam ettiğini gördü. Yemek yedikten sonra mayışan Cahit, beş dakikalığına gözlerini kapatmıştı ama herkes bilir ki o beş dakika asla beş dakika değildir.
Eve gitmek uzun süreceğinden en yakın alışveriş mağzasına gitmeye karar verdi genç kadın. Orada kendine uygun iyi bir elbise bulup hazırlanır patrona uğrayıp yapacağı "yüklü" bağış için para kopartıp davet yerine geçerdi. Ki zate işi çok erken bitse bile davete gidemezdi. Çünkü önce Aynur hanımın gitmesi gerekiyordu. Aynur hanım gidecekti ki onu takip eden Mirza da gittiği yeri Ecmel'e söyleyebilsin.
Ecmel gözünü yoldan ayırmadan Mirza'ya Aynur hanımın olduğu yeri ve hemen oraya gitmesi gerektiği söyleyen bir mesaj yolladı.
Mirza, Ecmel'in yakından tanıdığı bir adamdı. İşinde oldukça iyi bir Mimardı. Ve Ecmellerin uğraştığı saçma mafyatik işlerle uzaktan yakından alakası yoktu. Büroda görev yapan adamlardan hiçbiri Aynur hanımı sessizce takip edemezdi. Deneyimli adamların hepsi -Cahit hariç- aşırı iri adamlardı. Çoğu iki metreye yakın boya sahipti. Cüsseleri ile bir şeylere benzetilecek olursalar o şeyler kesinlikle Warcraft'taki orklar olurdu.
Daha normal boyutlarda olan adamlar ise henüz eğitimlerini tamamlamamıştı. Ve eğitimi bitmemiş adamı saha görevine çıkarmaları patron tarafından yazılmış kurallar kitabına aykırıydı. Şuandan beş-sene kadar önce Ecmel yeni yeni sahaya çıkıp ajanlık yapmaya başlamıştı ki gittikleri bir görevde yirmiden fazla kişi çok ciddi hasar almıştı, büyük kayıplar verilmişti. Ve bu kayıpların tamamı acemilerden oluşuyordu. Ecmel de deneyimli sayılmazdı ama hasar almamıştı çünkü onu koruyan bir sürü kişi vardı. Zaten Ecmel o gün anlamıştı ki bu adamlar söz konusu para ve mevki olunca kimseye merhamet etmeden, yollarına çıkan herkesi acımasızca katlediyorlardı. Kendilerine kurdukları dandik yeraltı dünyasını yönetmek için birbirlerinin kanını dökmekten hiç çekinmiyorlardı.
Onları yenmek için onlar gibi olması gerektiğini biliyordu. Bu yüzden ortada dönen tüm oyunlara Ecmel'de katılıyordu. Herkes mafyacılık oynamaya kendini öyle kaptırmıştı ki asıl oyun oynayanın Ecmel olduğunu kimse fark etmiyordu. Bir gün tüm oyunlar bitecekti. Ecmel kazdığı çukurları bir bir dolduracaktı.
O gün geldiğinde yeraltı dedikleri iğrenç dünya, mezarlık olacaktı.
"Ecmel." Uykudan yeni uyandığı için boğuk çıkan sesiyle dudaklarından dökülen ilk kelime Ecmel'in adı olmuştu. Yatırdığı koltuğu dik bir pozisyona getirirken uzun saçlarını parmakları işe tarayıp geri doğru savurdu. Gözleriyle etrafı inceleyip nerde olduklarını anlamaya çalıştı. Ancak hızla geride bıraktıkları ağaçlardan ve dümdüz akıp giden asfalt yoldan başka bir şey göremedi.
"Uykucu?"
"Nereye gidiyoruz?"
"Yeni yapılan alışveriş merkezine."
Cahit neresi olduğunu anladığını belirtircesini başını sallayıp arkasına yaslandı. Bahsettiği yer neredeyse şehrin dışındayı. Şehir merkezine yapılamayacak kadar büyüktü.
"İşin çabuk bitmiş."
Geçen o kısa süre Ecmel'e onlarca saat gibi gelmişti oysaki. Aynı anda çalışan bir sürü fön makinesi, gürültüyü bastırıp kendini duyurmaya çalışan kadın sesleri, Ecmel'in alışık olduğu şeyler değildi. Yetimhanede kaldığı dönemlerde yüksek sesle yaşamaya alışmak zorunda kalmıştı ancak alıştığı sesler çok daha farklı cinstendi. Ki kıyaslayınca o sesleri tüm o kadın seslerine tercih ederdi.
"On dakika daha dursaydım, aklımı kaçırırdım."
Cahit' in cevabı, dıştan bakılınca fark edilmeyecek kadar küçük bir tebessüm oldu. Ecmel gerçek anlamda yabani bir kadındı. İşi dışında çok kalabalık ortamları tercih etmezdi. Patronun yanında para kazanmaya başladığında şehirden çok uzakta bir odası bir mutfağı bir de tuvaleti olan küçücük bir kulübeye taşınmıştı. Patron bir daire tutmak istesede reddetmiş kendi başına yaşamak istediğini söylemişti.
Bir süre orada tek başına yaşadıktan sonra elindeki para artınca daha ferah bir alana daha büyük daha güzel bir ev yaptırdı. Uzun süredir de orada yaşıyordu. Çok büyük bir ev değildi ama konumu o kadar ferahtı ki büyük bir evin veremeyeceği huzuru veriyordu.
Cahit ne kadar beğensede tek başına yaşamak isteyeceği bir yer değildi. Şuan yaşadığı stüdyo daire onun için cennet gibiydi. Şehirin içinde olması da canının sıkılmasını önlüyordu. En yakın pizzacıya on dakika mesafede olamadıkça yaşadığı hayata harika diyemezdi.
Şu an hayatı harikaydı.
Uzun yol sonunda bitince alışveriş merkezinin açık otolarkına yanaştılar. Böyle devasa bir arabayı kapalı otoparka sokmak bir canavarı kafese kapatmaya benzerdi. Ecmel çıkışa oldukça yakın bir yere park ettikten sonra arabadan inip gösterişli giriş kapısına ilerlediler. Şehirden çok uzak olan bir alılveriş merkezi için oldukça kalabalıktı. Ecmel bir an için keşke eve gitseydim diye düşündü. Ama o engebeli yolları aşmaktansa buraya gelmek daha mantıklıydı.
Kapıdaki üst aramasını görünce bir an eli beline gitti. Neyseki silahını arabada bırakmıştı. Cahitin beline baktığında onunkininde üstünde olmadığını gördü. Rahat bir nefes alırken güvenlikten kolaylıkla geçtiler. Silahları üstlerinde olsaydı bir sürü evrak işiyle uğraşmak zorunda kalırlardı. Neyseki böyle bir şey olmamıştı.
"Şimdi ne yapıyoruz?" Cahit'e başıyla ilerlerindeki büyük mağzayı işaret etti. Gösterdiği mağzanın vitrininde birbirinden şık elbiseler vardı.
"Bana göre bir elbise bulmamız lazım."
Cahit bir şey demeden Gösterdiği mağzaya doğru ilerledi. Bu sırada randevunun olacağı mekanı kafasında hayal etmeye çalışıyordu. Ve anladığına göre oldukça şık bir mekanda buluşacaktılar.
Cahit biraz sinir yapmış gibiydi. Ama hiç fark etmedi. Ecmel de dikkat etmedi.
İçeri girdiklerinde güler yüzlü bir kadın onları karşıladı. Kumral saçlarını sıkı bir topuz yapmıştı. Dizlerinin az üstünde biten bir kalem etek giyiyordu. Lacivertin çok hoş bir tonunda saten gömlek vardı. İmajı öyle güçlüydü ki herkese her şeyi satabilirim diyordu. Ecmel kadını beğeniyle süzmeyi bırakıp "Bir davete gitmem gerekiyor. Çok şık olmalıyım." dedi.
Bu sefer süzme sırası görevli kadındaydı. Karşısındaki kadını inceleyip zihninde giydirmeye başladı. Uzun bacaklar, ince bel... Zarif bir boyun, ideal ölçüde güçlü omuzlar...
Gördükleri karşısında memnun olmuş bir ifadeyle kabinleri işaret etti.
"Siz şöyle geçin ve bir içecek alın. Sizin için harika kıyafetlerimiz var."
Ecmel kadına itaat edip saten perdeleri olan kabinlere doğru yöneldi. Bir evin oturma odası gibiydi gittiği yer. Güzel ve geniş koltuklar, yuvarlak orta sehpa vardı. Sehpanın üzerinde hoş çiçeklerin olduğu bir vazo bile vardı. Cahit'te uslu bir çocuk gibi Ecmel'i takip edip koltuklara oturdu.
Bir süre oturup getirilen içecekleri içtiler. İkiside ağzını açıp tek kelime etmedi. Cahit bir ara nereye gideceğini sorar gibi oldu ama sonra gereksiz bir soru olduğunu düşündüğünden vazgeçti.
Neyseki görevli kadın kucağında bir sürü elbisiyle çıkıp gelmişti.
Ecmel elbiselerin çokluğunu görünce "Eyvah..." diye mırıldandı. O ultra şık kıyafetleri denemek vakit alacaktı.
Kadın kıyafetleri birbir askıya asıp içlerinden birini kucağına aldı ve Ecmel'e döndü.
"İlk olarak bunu denemenizi çok isterim." Sesinin tınısı hoş bir melodi gibiydi.
Ecmel şampanya kadehine konan oldukça alkolsüz olan adeta çilekli sodayı andıran son derece şekerli içeceğini bir seferdi içip ayağa kalktı. Elindeki kadehi bakmadan Cahit'e uzatıp görevliye ilerledi. Elbiseye kısa bir göz atıp görevliyle beraber kabinden çok odaya benzeyen kabine girdiler.
Cahit eline tutuşturulan kadehi sehpaya bırakıp koltuğun sırtına yaslandı. Bacağını diğer bacağının üstüne atıp bir kolunu koltuğun sırtına koydu. Bir süre burada oturcak gibiydi. Neyseki sabırlı bir adamdı. Ecmel'i saatlerce bekleyebilirdi.
Çok geçmeden kabinin saten perdesi aralandı. İlk önce yüzünde geniş bir gülümsemeyle görevli kadın çıktı. Hemen ardından ağır adımlarla Ecmel içerinden çıktı. Tamamı aynayla kaplı duvarın karşına geçip kendini süzdü.
Üzerindeki beyaz bir elbiseydi. Çok temiz bir beyaz değildi. Yanlarında siyah şeritleri vardı. Yakası straplezdi. Göğsünden beline kadar elbise vücudunu ikinci bir deri gibi sarıyordu. Kalçalarının kıvrımını ortaya çıkaran elbise yere doğru uzadıkça genişliyordu. Sol bacağını açığa çıkaran bir yırtmacı vardı. Ve başlangıcı dizinden çok yukardaydı.
Beğenmişti ama... Sanki uymayan bir şey vardı. O davet için çok fazlaydı bu elbisenin dikkat çekme ihtimali yüksekti. Elbisenin uzun kuyruğunu savurup Cahit'e döndü.
"Olmadı sanki..." dedi.
Cahit, Ecmel'in olmamış dediği elbiseyi inceledi. Her detayını kafasına çizmek ister gibi bakıyordu adeta.
"Sana olmuş ama ortama olmaz gibi." dedi Cahit. Bu elbiseyle oturup rahatça yemek yiyemeyeceğini, o adamın karşısında rahat olamayacağını düşündü.
Ecmel yorumuna cevap vermeden kabine girdi.
Bu sefer giydiği kadifemsi kumaşı olan uzun kollu oldukça derin göğüs ve bacak dekoltesi olan siyah bir elbiseydi. Diğeri gibi dapdardı. Belinde ince gümüş bir kemeri vardı.
Aynaya bakmadan Cahit'in karşısına geçti. Düz bir ifadeyle doğrudan gözlerine baktı.
Cahit oturduğu yerde doğrulup önüne gelen saçını geri attı. Hızlıca süzüp başını iki yana salladı.
"Saçlarına uymamış gibi."
Ecmel tepki vermeden kabine döndü. Perdeyi çekmeden önce Cahit'in "Klimalar çalışmıyor mu?" diye sorduğunu duymuştu.
İçersinin sıcaklığı oldukça idealdi hatta serin bile denebilirdi.
Ecmel birkaç kıyafet daha denemiş ancak hala içine sinen bir şey bulamamıştı. Bir süre sonra daha fazla oturamayacağını fark eden Cahit kalkıp mağzayı gezmişti. Ecmel'in sinirlenmeye başladığını duyduğunda biraz gerilmişti. O kadar elbiseyi kim denese öfkelenirdi. Ki Ecmel için öfke eşiği çok düşüktü.
"Bu size çok yakıştı. Saç modelinize de uygun, güzel bir ayakkabı ve hafif bir makyajla o ortama kolayca karışabilirsiniz."
Görevli kadının kendine güveni bitmek üzere gibiydi. Getirdikleri güzel parçalardı ancak bu ikisi bir türlü sevememişti.
Ecmel birden kabinden çıkıp kasaya doğru adımladı. Cahit ne olduğunu anlayamamıştı. Üzerinde buraya gelirken giydikleri vardı. Görevli kadında kucağında bir elbiseyle koşar adım Ecmel'in peşinden gitmişti. Kısa bir süre içinde Ecmel ödemeyi tamamlayıp eline verilen büyük çantayı aldı. Cahit de tek kelime etmeden, saçlarını savurarak hışımla yürüyen güzel kadını takip etti.