8.BÖLÜM: SANRILAR VE SANCILAR

2086 Kelimeler
27 Ağustos/ 12.00 Yeni güne uyanmak farklı bir romana başlamak gibiydi onun için. Romanlardaki karakterler aynıydı ama olaylar, duygular, beklentiler bambaşkaydı. Nereden ne çıkacağı hiç belli olmuyordu. Her sabah gözünü açtığında "Bugün, dünden daha iyi olmalı." diyordu ancak her yeni gün dününden daha çılgın oluyordu. Alışmaya çalışıyordu ama bünyesi reddediyordu. Bu sabah uyandığında da vücudundaki her kas beyaz bayrak çekmişti. Sanki yatakta değil mezarda uyumuştu. Tuhaf bir uyuşukluk vardı üzerinde. Anlaşılan kasları Ecmel'e zorluk çıkarmak için çabalamaya başlamıştı. Üstün körü yaptığı kahvaltıdan sonra da midesinin yer değiştirmeye çalıştığını sanmıştı. Acı veya ağrı yoktu değişik bir rahatsızlık hissediyordu. Sanki peynir yerine çamur yemişti. Yakın zamanda ya hotele taşınmalıydı ya da kendi halinde bir yardımcı bulmalıydı. Çünkü kendine bakacak niteliği kendinde göremiyordu. Kıyafet almaktan da bıkmıştı. Normal insanlar gibi çamaşır yıkamadığı için giydiklerini atmak zorunda kalıyordu. Bu sonuçlara bakınca da kazandığı onca paraya rağmen neden hala zengin statüsüne ulaşamadığı çok net belli oluyordu. Güne başlangıcını değerlendirdiğinde tek güzel şey yıkamadan yeni gelen gıcır gıcır arabasıydı. Ancak o da çok uzun sürmemişti. Çünkü Enver'den gelen "acil" olan ama aslında hiç acil olmayan telefon ile aceleyle evden çıkıp arabasına binmişti. Hızla evden uzaklaşırken de çamurdan geçmişti. Şimdi ise bir adet stajyer ve Cahit ile patronun odasında azar yiyordu. Azar konusu ise trafikteki kural ihlalleriydi. Stajyer konudan bağımsızdı ama patron ona da acımamıştı. Patron beşinci sigarasını yakarken önündeki kağıtları birilerine yedirmek istiyordu. Elindeki fotoğrafı Ecmel'e doğru fırlatırken "Bunun için ehliyetini sonsuza dek kaybettin!" diye bağırdı. Cahit yere düşen fotoğrafı eline alıp endişeyle incelerken Ecmel'e göstermeyi de ihmal etmemişti. "Tam olarak hangisini kaybettim?" dedi ardından gururla devam etti. "Bütün ehliyetlerim bu şahesere feda olsun." Geçen gece otobandaki silahlı çatışma esnasında trafik kamerasına yakalanmıştı. Ortaya çıkan fotoğrafı şaheser yapan kısım camdan çıkıp ateş ettiği anda çekilmiş olmasıydı. "Benim gözlerim kapalı çıkmış!" Bu isyan Cahit'ten gelmişti. Patron kravatını gevşetirken öfkeyle soludu. "Bu ödediğim kaçıncı ceza sizin haberiniz var mı?" önündeki kağıtları dosya içine doldururken, "Şuan yan odada üç avukat sizi aklamak için çabalıyor. Bu kağıtların iki misli kadar da onlarda var." dedi. İki günde kaybettiği paranın haddi hesabı yoktu. kaybetmeye de devam ediyordu. Karşısında pişkince sırıtan iki serseri yıpranmış sinirlerini daha çok yıpratıyordu. "Gidin bana para kazanın aksi takdirde sizi satmak zorunda kalırım." Öyle bir şeyi yapamayacağını herkes biliyordu ama biraz blöften kimse ölmezdi. Gülmemek için kendini zor tutan üçlü kısa bir baş selamı verip odayı hızla terk etti. "Şimdi ne yapacağız?" bu soru stajyerden gelmişti. Ecmel, sesini ilk defa duyduğu kızı baştan aşağı süzdü. Ortalama bir boya sahip, balık etli ve esmer güzeliydi. Kıvırcık siyah saçlarının doğal olduğu belliydi, kusursuz denebilecek kadar iyi görünüyordu. Ecmel beğendiğini belli edercesine gülümseyip "Güzel olmasaydın seni , ilk gördüğüm çukura atardım." dedi. Stajyer biraz ürksede duruşunu bozmadı. Bu yönü de Ecmel'in hoşuna gitmişti. Ama şimdilik ondan kurtulmalıydı. Önemli bir işe gidiyordu ve peşinde dolaşan bir acemiyle uğraşacak vakti yoktu. O yüzden Cahit'in elinde duran fotoğrafı alıp stajyere uzattı. "Bu şahesere yakışacak bir çerçeve bul. Bu senin ilk görevin. Başaramazsan güzelliğin bile seni kurtaramaz."  "Akşamüstü elinizde bir dünya harikası olacak." Ecmel, buram buram özgüven kokan stajyerine göz kırptıktan sonra ayakta uyuklayan Cahit'i alarak büroyu terk etti. Yapılacaklar listesinin üçüncü sırasına stajyerle tanışmayı eklemişti. O kızı mafya işlerinden uzak tutacaktı. Leşçi patrona yedirmeyecekti. Bütün bu insanların bu pis işlere nasıl bulaştığını anlamıyordu ama sorgulamıyordu da. Çünkü çalışanların hiçbiri zorla tutulmuyordu. Hepsi özgür iradeleri ile başvuru yapıp kazanıyordu. Neden stajyer aldıklarını da anlamış değildi. Sonuçta avukat görünümlü silahlı koruma çalıştıran sahte bir büro işletiyorlardı.  Büronun bulunduğu kaldırımın az ilerisine park ettiği arabasına doğru hızlı adımlar attı. Elindeki uzaktan kumanda ile de kilidini açtı. Ondan daha önde yürüyen Cahit ön yolcu koltuğuna oturup kapıyı kapattı. Kısa süre içinde Ecmel'de arabaya binip çalıştırmış büroyu arkalarında bırakmıştı. "Bugün bir şekilde Sümbül denen kadınla yakınlık kurmamız lazım." Ecmel, patronun çok önemli gördüğü bu yeni davayı bir an önce kapatmak istiyordu. Böylece güzel bir tatile çıkıp kazandığı paraları orda burada ezebilirdi.  Büyük bir kumsalda oturmuş kokteylini yudumlarken kafa dinlediğini hayal edince gülümsemeden edemedi. Belki yeni insanlarla tanışır biraz da eğlenirdi. Ama kesinlikle tanıdık bir yüz görmek istemiyordu. "Sana sormadan biraz araştırma yaptım." dedi Cahit. Uçurum üstünde kırık bir köprüde yürüyormuşçasına temkinliydi sözleri. "İşime karışılmasını sevmediğimi biliyorsun." Ecmel'in sesi sertti. Cahit ilk defa bir davaya burnunu soruyordu. Genelde sadece olayı anlatır, ulaşımı sağlardı. Şimdi gelipte araştırma yaptım demesi şüpheli bir davranıştı. Her zaman işin içinde bir erkek olurdu ama Cahit asla üstünde durmaz yorum yapmazdı. "Amacım işine karışmak değil. Sadece dosyaya baktığımda olaylar çok sığ gözüktü. Gizlenen şeyler var gibiydi." Biraz durup Ecmel'in tepksini inceledi. Bir duvar kadar ifadesizdi. "Fetih ve Sümbül kaçarak evlenmişler. Evlendikleri gecenin ertesi günü Fetih ortadan kaybolmuş. Beş sene kadar hiç haber alamamışlar. Sonra bir gün çıkıp gelmiş. Geldiğinde de oğlu olduğunu öğrenmiş." Altlarındaki araba daha da hızlanırken Ecmel arabaları sollamaya başlamıştı. Ancak dikkati Cahit'in anlattıklarındaydı. "Salak adam da bir gecede karısının hamile kaldığına inanıp çocuğu kabullenmiş mi?" "Hayır. İşin ilginç tarafı da burada başlıyor. Babalık testi yaptırıyorlar ve sonuçlar çocuğun onun olduğunu gösteriyor." Ecmel vites küçültüp dar bir sokağa girdiğinde hayretle dudaklarından bir küfür yuvarladı. "Siktir!" "Ben demiştim ilginç diye. Sonra adam oğlu sandığı için olabilecek en harika şekilde babalık yapmaya başlıyor. Ta ki geçen seneye kadar... Bir gün adam iş yerindeyken bir kadın geliyor. Kadın babalık testini yapan kişiymiş. Öğrenmiş ki asistanı numuneleri değiştirip sonuçları saptırmış. Sonrasında vicdanı rahat etmeyince asıl sonuçları kapıp gelmiş." Cahit soluklanmak için cümlesini bitirince Ecmel heyecanla devamını getirdi. "Adam da yirmi sene sonra çocuğun ondan olmadığını öğrenmiş." "Aynen öyle. Üstelik sonuçlara göre çocuk, Fetih'in kırk seneden fazladır korumalığını yapan adamınmış." "Yok artık!" "Sümbül, Fetih'in tepkisinden korktuğu için böyle bir oyun oynamak zorunda kalmış." "Kadına bir anlık saygı duyasım geldi. Böyle büyük bir yalanı organize edip nasıl altından kalkmış. Acilen bu dişi şeytanla tanışalım." Ecmel arabayı park edip kontağı kapattı. Arabadan inmek üzereyken bileğinde baskı hissedince başını Cahit'e çevirdi. "Ecmel, sana bunları anlattım çünkü bu hikayedeki tek kötü Sümbül tek masum da Fetih değil. Onların ikisi de birbirinden daha kötü değil. Unutma kadının da adamın da ayrı ayrı haklı olduğu noktalar var. Ve en önemlisi tek masum var o da oğulları." Ecmel bileğini Cahit'ten kurtarıp arabadan indi. Ancak kapıyı kapatmadan önce Cahit'in endişeli yüzüne baktı. Cahit, Ecmel'in hata yapmasından yanlış kararlar vermesinden oldukça endişeleniyordu. Olurda bir gün bu kadın yaptıklarından pişmanlık duyarsa onun üstüne binecek yükten onu nasıl çekip kurtaracağını bilemiyordu. "Adaletimden şüphe duyma. Asla suçun hesabını bir kişiye kesmem. Bizde her şey alman usulü." Ne eksik ne de fazlasıydı. En hakikatli hakimden daha hakimdi. Ancak tanrı biliyordu bu kadının cezaları oldukça kanlıydı. Ama merhameti de cennet bahçesinde yetişmiş bir ağacın meyvesi kadar eşsiz ve ilahiydi. Kapıyı sertçe kapatıp Cahit'in inmesi için bekledi ardından arabanın kapılarını kilitledi. Cahit uzun bacaklarının sağladığı avantaj ile büyük adımlarla arabanın etrafından dolanıp Ecmel'in yanına ulaştı. Beraber yürümeye başladıklarında. Kafasında demek istediklerini toplamaya çalışıyordu. Ecmel'in ona kızmasını istemiyordu. O kadının kalbini kırmak imkansızdı ama sinir etmek propana çakmak tutmak kadar kolaydı. Zaten en büyük yangınlar hep küçük kıvılcımlardan çıkardı. "Bana kedi gibi bakmayı kes, Cahit." Ecmel'in sesi oldukça yumuşaktı. Bundan güç alan Cahit çapkın bir sırıtışla kolunu Ecmel'in sırtına sardı. "Nasıl bakarsam hoşuna gider?" "Kolunu çekmezsen hoşuma gittiğini görebileceğin kadar uzun yaşamana izin vermem." Şimdı gülme sırası Ecmel'deydi. Bu adama asla zarar vermezdi. Ancak bundan Cahit'in haberi yoktu. Ve uzunca bir zaman da öğrenmeyecekti. Eğer Ecmel'in ona karşı hassasiyet gösterdiğini bilseydi ona karşı bir şeyler hissetmeye başlardı. Daha doğrusu bu gerçeğin farkına varıp Ecmel'e itiraf ederdi. Ve asla zarar vermem diyen Ecmel'in sözünü çiğnemesine neden olurdu. Çünkü Ecmel onun güzel kalbini hiç acımadan kırardı. Bunu onun iyiliği için yapıyor olsa bile sonuçlar iç açıcı olmazdı. Cahit tertemiz bir adamdı. Çocuk kadar merhametliydi en önemlisi yakışıklı olduğu kadar da centilmendi. Bu devirde böyle adama rastlamak şanstı az daha abartmak gerekirse mucize bile denebilirdi. Ecmel derin bir nefes aldı. Sanki aklına gelen şey birazda ağır geldi. "Aynı anda iki adamı isteyemem." dedi kendi içinden. "Bu o çok savunduğum adaletime ters düşer." Düşmez. Bu seni insan yapar. Bu seni duygu sahibi yapar. Bu senin hissetmeni sağlar. Ecmel, her zamanki gibi bordoya boyadığı dolgun dudaklarını birbirine bastırdı. Sanki ağzından kaçmak üzere olan çığlıklar vardı. Belki birazda çığlıkların arasına küfür karışırdı. Kafasında konuşan ses onu çıldırtıyordu. Hiç susmuyordu. İyi bir şey yapsa kötü şeyler yapması gerektiğini, kötü şeyler yaptığında da tam tersini söylüyordu. Aksi bir yansıma gibiydi. Sonunda iki katlı bir güzellik salonunun önünde durdular. Işıltılı bir tabelası. Devasa camları vardı. Sadece giriş katın içi gözüküyordu. Üst katlardaki camlarda karartma vardı. Gündüz olmasına rağmen dev bir avize güneş gibi ışık saçıyordu. "Neden geldik buraya? Senin kuaförün hep evine gelirdi." Cahit'in kaşları merakla çatılmıştı. Bir an zihninde bir balon belirdi. Balonun içindeki görüntüde Ecmel, Fetih'in oğluyla başbaşa yemek yiyordu. Masada mum bile vardı. En önemlisi Ecmel gülüyordu. Az önce merakla çatılan kaşlarına öfke sıçradı. "O adamla randevun var değil mi? O yüzden geldik buraya." Ecmel, yan dönüp Cahit'in gözlerinin içine baktı. Bir anlık dürtüyle, elini gür  sakallarına uzattı. Yasak elmaya uzanıyor gibi hissetmişti ama durmadı. Amacı daha fazlası değildi. Az önce Cahit ona sarıldı diye tehdit etmemiş gibi birbirlerine dokunmalarında hiç sakınca yokmuş gibi ona çatık kaşlarla bakan adamın yüzünü avucunun içine aldı. Cahit zeki adamdır. Bunun altında art niyet aramaz diye düşündü. Ama o yapınca sen art niyet ararsın. dedi aynı can sıkıcı ses. Onun masum dokunuşlarında sakınca görürsün. Ama bu hikayedeki sakınca sensin. Onun kadat temiz dokunamazsın. Karşısındaki adamın gözlerinin içine bakmaya devam ederken içinden kafasındaki sese kapa çeneni diye söylendi. Ben çenemi kapatırsam sen kendinle çelişmeye devam edersin, salak kadın. Ben asla çelişkiye düşmem aptal. Dedi. Ecmel kendi benliğyle kavga etmeye devam ederken elini Cahit'in yüzünden çekmedi. Cahit'in çatık kaşları düzelmeye başlamıştı. Ancak Ecmel düşüncesiyle boğuştuğundan bunu fark etmemiş sanki ona dokunduğunu unutmuştu. Kafana buyruk davranamazsın. Onu üç adım itip ona beş adım yaklaşamazsın. Dedi iç sesi.  Böyle devam edersen umut verirsin. Sen umut vermezsin çünkü bir gün geri alamayacağını bilirsin. Ecmel kötü bir kabustan uyanmışçasına sıçradı. Elini çekip arkasına sakladı. "Yaptıklarımı yanlış anlamayı kes!" Bunu iç sesine söylemek istemişti ama kelimeler dudaklarından kaçıvermişti. Şimdi karşısında allak bullak olmuş bir adam vardı. Karşısındaki başka biri olsa asla umursamazdı, Ecmel. Gidebildiği yere kadar gider. Biraz sevgilicilik oynar. Sonra hiç olmamış gibi devam ederdi. Ama söz konusu Cahit'ti. Böyle bir adamla, oynayan onu terk eden kötü kadın olmayacaktı. Tamam kötü kadındı ama terk eden olmayacaktı. Daha küçücük bir kızken yemin etmişti Ecmel. "Bir daha, iyi olan hiçbir şeye elimi sürmeyeceğim. Kendimle, onu kirletmeyeceğim." Geçmiş tokat gibi yüzüne bir kez daha çarptığında Cahit'ten uzaklaşıp güzellik salonuna doğru adım attı. Oluşmak üzere olan zerre büyüklüğündeki umudu yok edecek o cümleyi kurup Cahit'e sırtını döndü. Cahit, onu böyle biri olarak bilirse hiç başlamadan biter diye düşündü. Varsın dedi beni flörttöz, duygusuz kadın olarak bilsin. Canı acımayacaksa her sıfatı gururla sırtlanırım. Sen zaten tam olarak öyle bir kadınsın. Hatta daha da fazlasısın. Sadece kendini düşünen kana susamış bir sürtüksün. Böyle geldin böyle gideceksin. Ecmel ellerini yumruk haline getirmiş halde otomatik kapıdan geçti o sırada kafasındaki sese öyle öfkeliydi ki hoş geldiniz diyen kadını bile duymamıştı. İç sesi onunla dalga geçer gibi gülüyordu. Dişlerini sıkarak fısıldadı. Sen kötülüksün, sen bir insanın başına gelen en dehşet verici şeysin. Öyleyim... dedi benliği. Çünkü ben, senim. *** Üzücü anlar saniyeler sürsede saatlerdir oluyormuş gibi acı verebilirdi insana. Bir kelime, bir bıçaktan daha keskin olabilirdi. Bir cümle, bir kurşun yarasından daha can alıcı olabilirdi. İnsanlar sürekli ruhsal sancılar yaşardı. Ama en acıtanları sebebini bilmedikleri olurdu her zaman. Cahit neden o basamakta durmaya devam ettiğini neden o önemsiz cümlenin içini sızlattığını bilmiyordu.  Ecmel her zamanki Ecmel'di. Çok sıradan bir şey istemişti. "Buradan ayrılma beni randevuma sen götüreceksin." demişti. Cahit hep öyle yapardı. Ecmel hep biriyle buluşurdu. İş için olmasa bile onu oraya Cahit götürürdü. Bir şey olursa da gidip alırdı. Hep yaptığı şey neden bu kadar gocundurmuştu anlam veremiyordu. Sıkışan midesine elini yasladı. Henüz yemek yememişti. Karnının burkulmasının nedenini açlık olduğunu düşündü. "Açlıktan kafam çalışmayı bıraktı galiba." diye mırıldandı. Ecmel'in arabasına yürürken telefonunu çıkarmış lezzetli bir şeyler sipariş etmek için yakındaki dükkanlara bakmaya başlamıştı bile. O an kaderlerini yazmaya çalışan kalem durdu. Çünkü fark etti ki hangi yağmurun altında kalırlarsa kalsınlar, hangi köşede çarpışırlarsa çarpışsınlar Cahit'in kafasına dank etmeyecekti. Çünkü tüketen aşklar asla romantik başlamazdı. Bu aşk için kaos lazımdı. Göz yaşı, birazcık kalp kırığı. Belki de üçüncü bir kişi... Onlar birbiriyle iyi geçinen bir kadın  ve  bir erkekti. Ama kalemi tutan asla bununla yetinmeyecekti. Çünkü hiçbir şey olduğu gibi kalamazdı. Dünya döner, mevsimler değişir, güneş batardı. Tüm bunlar olurken insanlar bencilleşir, sever, kaybeder hatta ölürdü. Bir yaşam bitmeden bir yaşam başlayamazdı. Bir kalp yeşermeden, solamazdı. Bu adam, ölmeden aşık olmazdı. Bu kadın aşık olsa da öldürmeden duramazdı. En kötüsü de kimse sonuçları yaşamadan göremezdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE