Mahalle

1263 Kelimeler
Bahar Kahve telvelerine bakıyorum, ben birşey göremiyorum. Emine bütün hayvanları saydı. Hayvanat Bahçesine dönüşmüş içim galiba. Ya da bizim bakkal bize bozuk mal sattı. İçinde hayvan boku var. - Al kedi işte. Kaderin kediyle geliyor dedi Emine. - Miyav diye mi geliyor? dedim. - Yok, kedi havladı mı? Tamam dedi sinirle. - Ya bırak Allah'ını seversen. Hastaneye gitmem lazım zaten dedim. - Bak, kuş diyorum, kısmet diyorum. Kedi diyorum diye hala konuşuyordu. Aynı gün doğmuştuk, aynı okula gittik, sıra arkadaşı ve kardeş olmuştuk ama hiç benzemiyorduk. Bunun aklı fikri kahve, fal, yıldız haritası, şimdi de ne oloji, birşey birşey. Aklı hep buralarda. Yakında ben büyücüyüm derse hiç şaşırmam. - Benim de işim var diyorum. Sor bakalım kahveye, babaannem ne zaman çıkacak, şu kirayı nasıl ödeyeceğim. İki işte çalışmaktan ellerim nasır tuttu, bu ne zaman düzelecek diyorum diye aynı tonda söyledim. - Allah kerim kanka dedi. - Fal haram değil mi? dedim. - Falcıya gitmek haram, ben ayağına geldim dedi. Kafasına vurdum. Aynı zamanda gülüyordum. - Ayy dün ne oldu? Sana anlatmadım. Can bana mesaj attı dedi. - Karşı komşunuz, ohaa dedim. Enes abi Canı öldürecekti. Enes abi, Eminenin abisiydi. Adam sabıkalı ve çok odun gibi bir adamdı. Bizden iki yaş büyüktü. Yirmi beş olmuş hala evde oturuyordu bir de. - Ben de mesajları Berke attım. Bakalım ne olacak? dedi. Korkudan gözlerim büyüdü. - Ne bok yedin? Ya abin duyarsa seni öldürür dedim. - Nereden duyacak? Berk bir kızla geziyormuş. Duydum ben dedi. Berk, Eminenin bir ayrı bir barışık saçma sapan sevgilisiydi. Dışarıdan kavga sesleri gelince ikimiz de sıçradık. - Ne oluyor? dedim. Emine hemen ayağa kalkıp pencereden baktı. - Ohaa Berk bu dedi. Kapıya doğru koştu. - Dur dedim. Abisi evdeydi. Berk niye gelmiş ki? İkimiz de dışarı koştuk. Can ve Berk kavga ediyordu. Enes abi ayırmaya çalışıyordu. - Euzu billahi ... billahi .. - Mine şeytanir ... diye devam ettim ama unuttum. - Korkudan ben de unuttum dedim. - Yok benim ki ... öleceğim ya. Bu dünyada cenneti görmedim. Bari besmele ile gideyim dedim diye söylendi. Kafasına vurdum. Berk resmen Canı evire çevire dövüyordu. Enes Abi çat diye ikisini ayırdı. - Eve kaçalım dedim. - Sanki bulamaz abim dedi. - Bulursa öldürür, bulmazsa sağ kalırsın dedim. - Hakkını helal et dedi. - Ne? dedim. Koşarak kavgaya gidiyordu. - Durr dedim arkasından giderek. Enes Abi beni görünce eliyle dur yaptı. Emineye hiç bakmıyordu. - Çıkın gidin mahalleden. Burası ahlâklı bir yer. Terbiyesizler, bak şimdi polisi ararım diye bağırdı Emine. Enes Abi sinirle baktı. - Affına sığınıyorum abi. Başın belaya girecek diye korkuyorum dedi Enes abinin yanına giderek. Berke kaş göz yapıyordu. Cana da ayrı kaş göz yapıyordu. Ben şok olmuştum. Helal olsun sana tüm haklar. - İçeri girin siz, ben hallederim dedi Enes Abi. - Abi sende gel. Bahar babannesinin yanına gidecek. Eşyaları ağır. Otobüse kadar taşı dedi Emine. Kıpkırmızı oldum. - Eee evet, gelsen iyi olur Enes Abi dedim. - Tamam, geliyorum dedi. Can ve Berk gittiler. - Kız kavgasına benziyordu dedi Enes Abi imayla. - Olur mu öyle şey Enes Abi. İkisi de tekin insanlara benzemiyordu zaten dedim. - Aynen öyle, dikkatli olmak lazım dedi Emineye bakarak. - Haklısın abiciğim. Valla, mahallede kavga mı olur? Salaklar dedi Emine. Kolunu tutup çektim. Boş yapma der gibi bakıyordum. Eşyaları toplarken bir güzel sövdüm Emineye. Başına bela alıyordu. Enes Abi cidden adam öldürürdü. Çok tuhaf biriydi. Emine akıllanmıyordu ama. - Staj için başvuru yapacağım. Akşam bana yardım edecek misin? dedi. - Geç gelirim, bekle istersen dedim. - Ahh, orada zengin bir koca bulup bu sidikli mahalleden kurtulsam dedi. - Haaa o çubukları iki kere çarp, kahveye batır, ay hilal şeklindeyken dışarıda bırak, olur dedim. Gözleri büyüdü. - Ne, nasıl, olur mu? dedi. - Sana çarpmaktan elim ağrıdı. Bak tokat geliyor dedim. Yüzü düştü. Tek derdi zengin koca. Allah versin inşallah. Enes abi beni otobüs durağına bıraktı. Ağzında birşeyler söylüyordu ama ben anlamıyordum. Sonra hastaneye doğru yol aldım. Bu hayatta ki tek ailemdi babaannem.Ondan başka kimsem yoktu. Ona birşey olursa dayanamazdım. Ailemi küçük yaşta kaybettim ve benim için yaşlı haliyle çalıştı babaannem. Onun için herşeyi yapardım. İki değil on işte de çalışırım. Yeter ki iyileşsin. Dar sokakların kendine özgü kalabalığından çıkıp hastanenin soğuk, klor kokulu koridorlarına adımımı attığımda içimdeki tüm heyecan yerini ağır bir şüpheye bıraktı. Hastanenin floresan ışıkları, duvarlara yapışmış solmuş afişler, hemşirelerin hızlı adımları… her şey olduğundan daha kasvetli görünüyordu bugün. Çantamı omzumda sıkıca tutuyor, bir an önce babaanneme kavuşup derin bir nefes almak istiyordum. O olmadan ev, yuva gibi değildi. Beni kapıda karşılayan hemşirenin yüzündeki ifade, kalbimin daha hızlı çarpmasına neden oldu? - Bahar Hanım, doktorunuz sizinle görüşmek istiyor dedi. Kafamı salladım. İçim buz gibi olmuştu. Kendime gelmeye çalıştım. İçime bir kurt düşmüştü. Doktorun odasına doğru yürürken, adımlarımın sesi koridorda yankılanıyordu. Sanki o uzun koridor hiç bitmeyecekmiş, her adımımda içindeki kötü his büyüyormuş gibiydi. Ellerim titredi, avuç içlerim terledi; ne olduğunu bilmeden, sanki yüreğim gerçeği ondan önce sezmişti. Kapıyı tıklayıp içeri girdiğimde, doktorun yüzündeki ciddi ifade her şeyi özetliyordu aslında. Masanın üzerindeki dosya kapalıydı ama o kapak, sanki hayatımın üzerine kapanan bir kapı gibiydi. Birşey vardı, hissediyordum. Doktor, gözlüklerinin üzerinden beni dikkatle süzdü, sesi sakin ama ağırdı. - Bahar… lütfen otur dedi. Bacaklarımın gücünü kaybetmiş gibi sandalyeye çöktüm. Yutkundum ve doktora baktım. - Babaannem nasıl? Yoğun bakımda değil mi? Çıkacaktı bugün… dedim. Doktor bir an nefes aldı, sanki söyleyeceği cümle boğazında takılı kalmış gibi. - Bahar… üzgünüm. Durumu düşündüğümüzden daha kötü. Kalbi… artık dayanacak güçte değil dedi. Hayır, hayır, hayır. İçimden bir şeyler koptu. Odada oksijen kalmadı sanki. Hala doktorun gözüne bakıyordum. Bunu kaldıramam ben. Gözlerim büyüdü, nefesim boğazıma düğümlendi. - Ne… ne demek bu? Yoğun bakıma alınmıştı ama… düzeliyordu. Öyle dediniz dedim. Doktor başını hafifçe salladı. - Dün gece ani bir ritim bozukluğu geçirdi. Müdahale ettik, hayatta. Ama bu hâli uzun sürmez. Bahar… babaannenin acil kalp nakline ihtiyacı var dedi. Sözcükler tek tek vurup içden geçiyor, her biri yüreğime saplanan birer bıçak gibi acı veriyordu. Yutkunamıyordum bile. - Kalp… nakli mi? dedim. Hala konuşamıyordum tam olarak. Böyle bir şeyi ben ... nasıl ... nasıl hallederim?? Sesim ince, titrek, neredeyse çocukça çıkmıştı. Artık yirmi üç yaşında bir kız değil, ailesi ölen o küçük kız olmuştum yine. - Doktor bey… bizim kimsemiz yok. Ailede sadece ikimiz varız. Onu kaybedemem. Ne olur bir şey yapın… dedim. Kendi kalbimi de verebilirim. Babaannemin ölmesine dayanamam. Gözlerimden yaşlar hızla dökülmeye başladı. Avucuma dökülene kadar fark etmedim bile. Ellerim dizlerime kenetlenmiş, çaresizce sıkıyordum. Bu dünyanın bütün yükü bir anda benim omuzlarıma çökmüş gibiydi. Doktor, halimi görünce sesini biraz daha yumuşattı. - Biliyorum… kolay değil. Ama şansımız var. Eğer istersen seni biriyle tanıştırabilirim dedi. Başımı kaldırdım, gözlerim kızarmıştı. Yüzümde ki yaşları sildim. - Kim dedim merakla. Doktor hafifçe gülümsedi, bana tuhaf bir şekilde bakıyordu. Ne olduğunu anlamadım. - Demet adlı bir kadın ... Nakil süreçleri, bağış bekleme listeleri, yardımcı olabileceği tüm bağlantılar… Hepsini bilir. Eğer biri sana yol gösterecekse, o kişidir dedi. Kalbim hızla attı. Bir umut muydu bu? O sırada kapı hafifçe aralandı. Siyah saçlı, zarif yüzlü, elinde dosyalar olan genç bir kadın içeri girdi. Kadın mankenler gibiydi. En az bir yetmiş beş, uzun ve mankenlere taş çıkaran yüzü ve fiziğiyle, herkesi kıskandıracak bir güzellik. Benim bile ağzım açık kaldı onu görünce. Manken miydi? Hayır işleri falan mı yapıyordu? - Bahar Hanım için gelmiştim dedi bana bakarak. Sesi sakindi; ama içinde bu fırtınada bana tutunabileceği bir sükûnet barındırıyordu. Gözyaşlarıyla ıslanmış yüzümü sildim. Bir yabancının nana umut olabileceğine inanmak zordu ama başka çaresim de yoktu. Kader bazen hiç tanımadığın bir kapıyı bir anda açar… Bahar’ın kapısı o an açılıyordu. Belki de baharı kendi elleriyle Demet getirecekti ama farkında bile değildi. Birine tuzak kurarken kimse kendisinin düşeceğini bilmez, hiç kimse...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE